25 Mart 2016 Cuma

Seri Filmler #vol2

Söylenecek pek bir şey yok ben de sizlerden pek farklı hissetmiyorum. Korkuyorum, endişeleniyorum, kızıyorum vs vs. Bir şekilde devam ediyor hayat, pek yaşadığımız söylenemez. Ben de daha çok sarılıyorum sanata. Öyle işte.

Yine izlemekte geç kaldığım bir seriden bahsedeceğim size. Birbirinden bağımsız ama bir şekilde bağımlı, Fransız bayrağının renklerini temsil eden üç film. Şimdiye kadar bilenler zaten anlamıştır. Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski'in Üç Renk üçlemesi seri filmlerin bugünkü konuğu. Mavi, Beyaz ve Kırmızı olarak devam eden serinin her biri de bir temayı işler. Şimdi sizi bol fotoğraflı gifli bir yayın bekliyor. Daha önceki seri filmler yayınımda Ethan Hawke ve Julie Delpy'li Before serisini tanıtmıştım, işe bak ki bu serinin ikinci filminde yine Julie Delpy var. (Kendi blogumda kendime fun fact yaptım çaktırmayın :))

Üç Renk : Mavi



Özgürlük temasının işlendiği bu film benim favorim olur. Ve bu filmin beni en etkileyen kısmı da sanırım kamera açılarıdır. Juliette Binoche'nin oyunculuğu ayakta alkışlatır. O kadar güzeldir ki tekrar tekrar izlemek istersiniz. Buram buram mavidir bu film, adının hakkını verir.


İşte bunun gibi enfes çekimler var ki kendine hayran bırakan.


Yaktın bizi hayin Juliette ama tiryakin de olduk hani. Bir Juliette Binoche kolay yetişmiyor gençler.


Bu sahneyi çekebilmek için kaç şeker eritti Kieslowski abimiz 5 saniyede eriyenini bulmak için, şimdi bir gifi çok görmeyelim ona. Onun dışında benim için de çok özel bir sahne. Her batırdığımda şekerimi içeceğime bilin ki unutmamışım hala bu sahneyi ilk gördüğüm zamanı, yeri...


Her filmde ortak olan sahnelerden ilki.


Bu ilk filmde ikinci filmin baş karakterini az da olsa görebilirsiniz.


Yine aynı şekilde burada da ikinci filmin başında boşanan çiftimizin mahkemeye geldikleri anı görebilirsiniz. 



Üç Renk : Beyaz




Benim sıralamamda son sıradadır. Film çoğunlukla Polonya'da geçer ve eşitlik temasını işler. Başrol oyuncusu özellikle son sahnede enfes bir oyunculuk çıkarır. Bu filmde de eşitlik teması işlenir. İlk sahnelerde ilk filmden Julie karakterinin yanlışlıkla girdiği mahkeme salonu bu çiftimizin boşandığı salondur, bu da hoştur :). Beyaz öyle yoğun değildir bu filmde ilki ya da ikincisi kadar.



İşte o sahnelerden ikincisi.


Bu filmde de yanlışlıkla Julie'nin çiftimizin davasına girmeye çalıştığı sahne.



Ve beyaz.


Üç Renk : Kırmızı



Sıralamamda ikinci sırada yer alır kendileri. Yine bolca kırmızı görürüz ama yine de ilki kadar değil sanırım. Bu film güzel kafa karıştırıyor bir yandan da çözüme ulaşıp bağlanıyor. Şöyle detaylı güzel uzun incelemek güzel olurdu ama haddimi de aşmak istemem. Belki yürek yediğim bir gün uzun uzun incelerim :).



 Yine saatlerce izleyebileceğim bir an. Hayran olmamak elde değil bu yönetmene.





Yargıcı da hep sırtından çekmişim, resmen adamı yok saymışım:).



Tabi ki hayır, buradan bakabilirsiniz. Kendisinden bolca alıntı yapabileceğimiz, filmde belki de en önemli karakterdir kendisi.


Ve en sonunda baş karakterimiz bu yaşlılarımıza yardım etmeyi aklına getirir :).

Bu filme torpil geçmedim :).  Zaten dediğim gibi Juliette Binoche varken bu filmi birinci yapmam çok zor :). Sadece size şu ayrıntıları göstermek istedim. İlk fotoğrafta gördüğünüz gibi saatinden çarşafına en küçük detaya kadar kırmızı. Adının hakkını verir bu filmler.

Şimdi bu filmde size kırmızı fon üzerinde üzgün karakterimizin üç formunu sırasıyla paylaşacağım.


 Çekilirken


Afişte


Ve son sahnede.

Üç filmde de mahkeme salonuna gideriz, bir yaşlı teyzemiz şişe atmaya çalışır, renkler filmin genel rengini oluşturur, Fotoğraflarda da görebilirsiniz. Müzikleri de yine çok güzeldir. Tabi örnekler çoğaltılabilir uzun uzun film incelenebilir ama ben spoiler vermeden sizlere kısaca filmleri tanıtmak istediğim için en azından bu yazımda o işlere girişmeyeceğim. Bir sonraki yazıya kadar kendinize çok iyi bakın, sanatla kalın :).

Not: Yine görsellerin hepsi bana aittir :).

8 Mart 2016 Salı

IFAnkara Bağımsız Filmler Festivali

Bu yayında sizlere If'te izleme fırsatı bulduğum filmleri kısaca anlatacağım ama daha önce de bahsettiğim gibi Ankara'da bariz bir ulaşım sorunu var ve buna rağmen 21.30 seansında olan filmler vardı. İstediğim birkaç filme bu yüzden gidemedim ve eminim birçok kişi bu yüzden gidemedi. Bunun dışında (reklam gibi olmasın) maximum kart dolayısı ile yarı fiyatına filmleri izledim bu güzeldi. Bir artı bir eksi gideceksek eğer bir diğer istediğim filmleri seçmeme engel olan şey aynı seansa denk gelen filmler olmasıydı. Bazı filmleri de böyle eleyince ve İstanbul'daki her filmin de buraya gelmediğini düşünürsek az seçenekten seçimler yaparak filmleri izledim. Ve son sayı yedi film oldu.

1. Just Jim - Craigh Roberts (2015)




İlk gün Ceset ve Just Jim birbirine yakın saatlerdeydi ben de birini seçmek zorunda kaldım. Ceset'in başka sinemada izleyebilmeyi umarak Just Jim'e bilet aldım. Çok merak ettiğim bir ilk filmdi Craig Roberts'ın ama mükemmeldi diyemem "sadece" güzeldi. Film çok yavaş başladı ve sürekli şekil değişirdi her bakımdan biraz dağınık buldum o yüzden. Onun dışında umut vaat eden bir filmdi. Şu kara komedi olayını biraz abartsaydı ve bazı yerlerde müzikle sahneleri alttan destekleseydi vesaire vesaire daha başarılı bir film olacağını düşünüyorum. Bunun dışında  James Dean'e ve Roberts'ın bir diğer oynadığı filmi Submarine'e göndermeler vardı ki ikisine de bayıldığım için hoşuma fazlasıyla gitti. Espriler zekice ve güzel yazılmıştı. Sonuç olarak konusu güzel ama anlatmakta biraz sıkıntılı bir film olduğunu düşünüyorum. İzlenmeli mi, izlenir :). O kadar yerdi yerdi şimdi izle diyor diyebilirsiniz ama bunlar dışında umut vaat eden güzel bir ilk filmdi :).

2. Call Me Marianna - Karolina Bielawska (2015)




Bana Marianna De mesajı, derdi apaçık güzel bir filmdi. Şarkıları da çok güzeldi. Son sahnesi fotoğraf gibiydi. Fırsat bulursanız izleyin :). Ve lütfen biraz empati.

3. Krisha - Trey Edward Shults (2015)




Ve gelelim festivalin üçüncü günü benim ikinci günüme. Yine iki film izledim. Bunlardan ilki Krisha oldu. Bana göre farklı bir şey anlatmıyor ama güzel anlatıyor. Öyle oyunculuklar ve çekim teknikleri vardı ki hayran olamamak, başrolle bir olmamak elde değil. Hele bir de Nina Simone Just in Time sahnesi vardı ki dillere destan. Hiç o şarkıyı o bakış açısıyla dinlememiştim :). Ne olduğunu söylemeyeceğim izleyince anlarsınız :). Bağımlılık sadece bizi değil çevremizi, en yakınlarımızı da etkiliyor.

Bu arada filmin sonunda yönetmenin isminin filmdeki bir karakterle aynı adla olması beni şüphelendirdi acaba otobiyografik özellikler taşıyor mu diye biraz araştırdım internetten. Ve 'Krisha' karakterini oynayan oyuncunun aslında yönetmenin teyzesi olduğunu, filmdeki teyzenin de gerçekte annesi olduğunu öğrendim :).  Filmdeki anneanne gerçekten anneannesi ve başka aile üyeleri de var. Genelde de hepsi kendi adıyla filmde oynuyor. Ama yönetmen bu bağımlılığı, biyolojik babasından etkilenerek yazdığını söylüyor.

4. Into the Forest - Patricia Rozema (2015)


Hiç sevmediğim Ellen Page ve herhalde ilk kez izlediğim Evan Rachel Wood'un başrolleri paylaştığı bu film beni ara ara yorsa da mesajı güzel bir filmdi ama eksiklikleri çok. Distopik bir dünya var ama çok üstünkörü anlatılmış. Bazı yerlerinde gerçekten zordu izlemesi ve bir "Yeter be!" dedirtiyor. İzlenilir mi izlenilir :).

5. Liza, the Fox-Fairy - Karoly Ujj Meszaros (2015)




Ve festivalin son günü üç filmle de kapanışı yaptım. Bu önceki filmlere nazaran son üç film baya renkli ve eğlenceliydi. Son günü güzel hazırlamışlar ben de yine güzel filmler seçmişim hani. Baya güldük, eğlendik. İlk film Liza, the Fox Fairy ye tek kelimeyle bayıldım. Her şeyiyle çok güzel bir filmdi. Zaten kara komedi izlemekten en keyif aldığım türlerden. Tekrar tekrar izlemelik bir film. Şarkıları ayrı bir güzeldi. Hala dinliyorum. İkonik sahneler, kıyafetler, dekorlar Wes Anderson filmlerini andırıyor yani Anderson severler bu filmi de seveceklerdir. Başrol çok iyiydi ve arada eleştirisini de yapmayı ihmal etmedi.

6. Tangerine - Sean Baker (2015)




İkinci film Tangerine'di. Yine bir diğer merak ettiğim "Serçeler" filmiyle çalışıyordu. 3 Iphone 5s ile çekilen bir film olması merakımı arttırdı ve bu filmi tercih ettim. Sürekli olarak kamerayla Sin Dee 'yi ve arkadaşı Alexandra'yı takip ediyoruz. Tabi bunun dışında Ermenistanlı taksici bir abimiz var o da bir diğer takip ettiğimiz kişi. Ve hepsinin hayatı en sonunda kesişir. Güzel bir filmdi. Müzikler yine çok güzeldi.

7. Grandma - Paul Weitz (2015)



Ve kapanışı Lily Tomlin'in başrolde olduğu Grandma ile yaptım. Yine eğlenceli bir filmdi. Grandma yani anneanne derken hiç kendi büyükanneniz gibi düşünmeyin. Dövme yaptıran, ağzından küfrün eksik olmadığı, geçinmesi zor bu anneannemiz; şair, akademisyen ve lezbiyen. Torununa yardım etmek isterken kendi geçmişiyle de yüzleşen anneanne bizi güldürürken hüzünlendirdi de.

Genel olarak yorum yapacak olursam güzel bir festivaldi keşke daha çok filme gitme şansım olsaydı, saat ve gün olarak bu kadar kısıtlı olmasaydı. Filmlerin hepsinin müzikleri ilginç bir şekilde çok güzeldi. Filmlerin hepsini beğendim ama favorilerim var az beğendiklerim var. İzleyin yani film izlemek güzel şey :). Hepsini öneriyor muyum bu listedeki, tabi ki evet. Siz de bu filmleri izlediyseniz ve festivale gittiyseniz, önerdiğiniz başka filmler varsa da yorum yapmayı unutmayın :).

7 Mart 2016 Pazartesi

Çekiliş Sonucu

Merhabalar biliyorsunuz ki çekilişimiz 5 Mart'ta sona erdi ve ben bugün kazananı açıklayacağım. Malumunuz  hafta sonu If Film Festivali vardı. Ben de kısa kısa sizler için notlar aldım, büyük ihtimal bir sonraki yayında paylaşacağım. Şimdi gelelim çekilişin kazananına. İnanın sizin kadar heyecanlandım ben de. Katılan herkese çok teşekkür ediyorum. Ve kazanamayanlar üzülmesin yakında yine bir kitap defter çekilişi yapmayı düşünüyorum ve aklımda bu sefer birkaç öykü kitabı var . Siz de bu blogda önerdiğim ve merak ettiğiniz kitapları çekilişte görmek isterseniz yorum olarak bırakabilirsiniz. Takipte kalın ;).

Çekiliş için arkadaşım Seren'den yardım istedim ve o kendisi bilgisayarından çekilişi yaptı.

Ve kazanan...





"prhn" oldu. Kendisini tebrik ediyorum.

24 saat içinde yorumlarda mail adresini belirtirse ben kendisine ulaşıp en yakın zamanda da hediyelerini göndereceğim.

Sıralamamız yukarıda ki gibidir. Geri dönüş olmazsa diğer talihlimize sıra geçer.

Kendinize iyi bakın :).



3 Mart 2016 Perşembe

Abur Cubur #22 (özledik)

Ahhh ahh siz de özlemediniz mi bu sesleri, müzikleri. Geçmişten gelen güzelliklerden oluşan bir müzik listesi var şu an karşınızda. O zamanların havasından mıdır suyundan mıdır başka bir hava var bu şarkılarda. Hadi hep beraber bu eski zamanlar alternatif sesleri beraber dinleyelim. Uyarmadı demeyin fazlaca nostalji, melankoli ve hüzün içerir. Sizin de bu da vardı dediğiniz varsa mutlaka yazın. Çekilişe çok az zaman kaldı son gün 5 Mart katılmayı unutmayın :) #çekiliş.


1. Cemali - Sever misin o zaman

Sadece bu şarkı değil, "Duymak İstiyorum", "Dön Bana", ve "Şimdi Hayallerdesin" gibi birçok hala akılda kalan şarkılarıyla onları unutmadık ve severek dinliyoruz.



2. Beyaz Önlük  - Son Defa Sarıl Bana

Üç doktordan oluşan bu grubun bu şarkısı hala sevilerek dinleniliyor.




3. Umay Umay - Düşmedim daha

Şu aralar şiirleriyle ön planda olsa da böyle güzel şarkıları da olan bir kadın <3.



4. Nilüfer Örer - Mevsim bahar

Arabesk rock diye bir türün oluşma sebebi :).



5. Tüzmen - Son Rüya

Ahh ahhh şu doksanlar. Şu zaman makinesini bulun beni doksanlara bırakın :)


6. Reflex - Sen Hep Benimsin

Yine doksanlar, yine doksanlar,,,



7.  Düş Sokağı Sakinleri - Sevdan Bir Ateş

Ve son şarkı bu liste için ama doyamayanlar varsa bir listelik daha şarkı hazır. O yüzden şimdilik tadı damağınızda kalsın bir daha ki abur cubura kadar sizler de böyle bol nostalji kokan, alternatif şarkılar varsa burada paylaşın. Belki bir daha ki listede sizin önerdiğiniz şarkı olur. Kendinize iyi davranın :).


28 Şubat 2016 Pazar

Abur Cubur #21

Uzun zaman sonra Abur Cubur huzurunuzda :). Bayadır sizleri abur cubursuz bıraktım ama eminim bu listeyi seveceksiniz çünkü bu sefer tek vokal değil çoklu vokal ile müziğini icra eden, grubu sevseniz de içten içe favoriniz olan ve keşke hep o söylese dediğiniz gruplardan oluşan bir liste olacak. Sanırım yine indie ve türevleri ağırlıklı oldu ama yapacak bir şey yok arkadaşlar seviyorum :). O zaman başlayalım.

Bu arada çekiliş bu hafta sonlanacak katılmayı unutmayın :) Bu güzel hediyeleri kazanmak için çekilişe katıl.

1. Yine Türkiye'ye benim tanıttığım ama buralara gelseler ilk gidemeyecek olanın ben olduğu, en sevdiğim gruplardan biri ile açılışı yapıyorum. Bu grubumuzun temamızın da gereği olarak iki vocali var; Ed Droste ve Daniel Rossen. Benim favorim şarkıdan da anlaşılacağı üzere belli ama ikisini de çok seviyor muyum, seviyorum. Hangisini koysam karar veremedim ama sanırım onlarla ilk tanıştığım şarkı buydu o yüzden onu koyayım. Yoksa bitmez bu yazı :).



2.  Sanırım Chuck dizisi günlerimden kalma, yani orada duyup sevdiğim bir grup The New Pornographers. Şimdi burada da en güzel şarkılarından biri listemize giriyor.



3. Benim en sevdiğim indie gruplardan Belle&Sebastian zaten olmazsa olmaz. Çoklu vokali bırakın çok elemanlı bir gruplar zaten. O yüzden bir vokal yetmez demişler herhalde :) Üyeleri çok değişti, bir şeyler oldu ama güzel şarkıları baki kaldı efenim. Yine zor bir seçim olacak ama burada ben bir öneriyorum siz evde zaten bakarsınız :).



4. Sıradaki grubumuz Amerikalı ikili Mates of States. Şarkılarını beraber söyleyen çiftimiz "At least I have you" ile listemizde. Ayrıca beraber bir filmde de oynamışlar, merak etmedim değil. Siz de merak ettiyseniz The Rumperbutts. (Bir kere bile Vampir Günüklerini izlemiş değilim ama soundtrackleri harika oluyor :)).



5. Yine şarkılarını beraber söyleyen bir ikili ile devam ediyoruz. Bir dönem ülkemizi kasıp kavuran, sosyal paylaşım sitelerinde profilinde paylaşmayanın dövüldüğü bir şarkıları vardı. Ama ben "Dance me to the end of love" coverlarını paylaşmayacağım burada. Onun yerine yine çok sevilen şarkıları "Poison & Wine" listede.



6. Yavaş yavaş listemizin sonuna yaklaşıyoruz. Şimdi de bazen kız bazen erkek kardeşin söylediği hatta bazen beraber söylemeyi tercih eden bir grup geliyor. Angus & Julia Stone'dan "Big Jet Plane".



7. Ve geldik sonuna. Biliyorum hiç bitsin istemediniz, hep devam etsin. böyle gitsin istediniz ama her güzel şeyin bir ajskasjka. Ne saçmalıyorum ya bir daha ki abur cubura kadar sağlıcakla kalın, eski abur cuburları yenileri gelene kadar dinleyin, bir güzel tüketin efenim. Hadi bb :).


24 Şubat 2016 Çarşamba

İlk Aşk/Ergen Aşkları

Ne kadar ciddiyetsiz ne kadar anti elitist bir blogger oldum ben böyle o kadar da ciddi bir kültür sanat blogu derken :P :). Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu listede ergenlik ve ilk aşk temalı bir film listesi hazırladım. Yine Başka Aşk temalı bir liste daha var ona da bakmak için şuraya tıktık. Bu arada 5 martta bitecek bir çekilişim var, katılmak için de şuraya bir tıktık alayım :).

1. Submarine - Richard Ayoade (2010)


Bir numarada benim en çok sevdiğim filmlerden, kaç kere izlesem sıkılmayacağım, her şeyiyle ikon olan ve soundtrackiyle de gönülleri fetheden çok güzel bir film, bayılacaksınız. Ergen aşkı deyip geçmeyin güzel, bol alıntılı bir film. Facebook kapak fotoğraflarınızı şenlendirecek müthiş resim gibi sahneler görmek mümkün. Ve yine bolca alıntılar yapabileceksiniz.

Craig Roberts filmdeki başrol oyuncusu, yönetmenlik yapmaya başlamış ve filmi IF Bağımsız Film Festivali kapsamında Ankara'ya geliyor. Benim de merak ettiğim filmlerden biri. Filmin adı Just Jim ve fragmanı izlemek için tıktık. Hazır yeri gelmişken festival programını düzenleyenlere sesleniyorum, Ankara'nın ulaşım sisteminden bir haber olarak nasıl filmleri o saate koyarlar anlamış değilim. Bunun çok tatlı bir yazı olması gerekiyordu ama bu ulaşım çok dertli bir konu arkadaşlar neyse ben hemen başka bir filmle kapatayım konuyu :).




2. Moonrise Kingdom - Wes Anderson (2012)


Yine aynı şekilde birçok ikonik sahneleriyle akılda kalan Wes Andersen filmi. Sarı rengin yoğunlukta olduğu, takıntılı yönetmenimizin yine bol aktörlü filmlerinden biri.





3. Me Earl and the Dying Girl - Alfonso Gomez Rejon (2015)


Film Ekimi'nde istediğim filmlerden izleme fırsatı bulduğum nadir hatta belki de tek filmdir kendisi. Aslında böyle aşktan çok arkadaşlık teması derdim buna ama bence aşk da var :). Çok güzel bir filmdi. Başrol oyuncusu çok iyiydi. Bir de filmde böyle klasik filmlerin parodileri vardı ki ayriyeten onları gösterseler izlerim :). Kesinlikle izlemelisiniz. Benim bile yazarken tekrardan izleyesim geldi :).



4. The Perks of Being of a Wallflower - Stephen Chbosky (2012)


Filmin kitabını okumak isterdim öncesinde ama dayanamayıp izledim :). Güzel bir filmdi. Yukarıdaki filmlere göre daha az not verirdim ama kendi türü içerisinde başarılı olan bir film. İzleyin pişman olmazsınız.



5. Love, Rosie - Christian Ditter (2014)


Bu filmi benden beklemeyeceksiniz ve çok şaşıracaksınız ama itiraf ediyorum ben büyük bir Sam Claflin hayranıyım :). Onun vesilesiyle zaten bu filmi izledim. Açıkçası film beklentilerinizi hiçbir şekilde boşa çıkarmayan klasik iki çok yakın arkadaşın lise döneminden başlayan daha sonrasında aşka dönüşen hikayesi. Açık ve net bir şekilde film bu ama güzel bir soundtrack fazla abartmadan anlatılan hikayesiyle film kendini izlettiriyor. Film klişe uyarmadı da demeyin :).



6. Flipped - Rob Reiner (2010)


İşe size çok güzel, naif bir ilk aşk hikayesi. Sıkılmadan izleyeceğiniz çok tatlı bir film.



7. A Swedish Love Story - Roy Andersson (1970)


Şimdi 70'ler İskandinavya'sına gidiyoruz. Herkesin sarışın olduğu bir film düşünün :). Yine bir ilk aşk hikayesi ve diğer filmlerden daha farklı. Eğer daha önce oralardan bir film izlemediyseniz sıkıcı veya soğuk gelebilir ama seviyorsanız da bakmanızı öneririm.




8. 10 Things I Hate about You - Gil Junger (1999)


Ve bir klasik filmle kapanışı yapalım Heath Ledger'ı da anarak. Güzel bir film. Yine bir American High School'dayız ama sırf Heath Ledger'in şu performansı için bile izlenilebilir tabi Joseph Gordon Levitt'in mini mini bir hallerini de izlemek de mümkün. Ayrıca diğer örneklerine göre daha eğlenceli :).



14 Şubat 2016 Pazar

Kitaplık Kedisi Reading Challenge 2015 (1/4)

Ahhh ahh nasıl utanıyorum bu yayını paylaşırken bir bilseniz. Bu sene biliyorsunuz ki Reading Challenge'a katıldım ama bir türlü yorumlarımı paylaşamadım. Boşuna demiyorum dünyanın önde gelen üşengeç markasıyım diye. Sene oldu 2016 ben hala 2015 reading challenge paylaşıyorum. Bu yayın aylardır duruyor ama son düzenlemeleri yapıp bir türlü paylaşamadım. Devamını paylaşıp paylaşmam biraz da isteğe bağlı aslında. Ama sonuçta öneri öneridir ve yine beğendiklerimi paylaşma durumu olabilir. Bu arada şöyle bir çekilişimiz var katılmak için tıktık :).

Sıralamayı benim listedeki sırayla paylaşacağım. Eğer benim listemin tümüne bakmak isterseniz o da burada :).


1.Bir biyografi ya da anı kitabı
Bir Dinozorun Anıları - Mina Urgan




Mina hocamızın bu güzel anılarını okumak büyük bir zevkti. Kesinlikle sıkılmayacağınız, müthiş samimi bir kitaptı. Gerçekten acısıyla, tatlısıyla güzel bir yaşam yaşamış. Birçok sanatçıyla ve yazarla dostluk kurmuş, gezmiş, okumuş ve neler neler. Anlatımı o kadar içten ki resmen akıp gidiyor.  Bu arada söylemeden edemeyeceğim, kitapta kızından, Zeynep Irgat, bahsederken ve tiyatrocu olduğunu söyleyince internette araştırırken gördüğüm oyuncu karşısında şaşkınlığa uğradım. Belki hatırlarsınız en bilinen rollerinden biri benim en sevdiğim dizilerden Bizimkiler dizisinde, Almanya'dan göç eden ailenin yanında çalışan Ayşe idi. Yok benim yaşım yetmez yaşlı seni der iseniz ise şimdi Kırgın Çiçekler adlı dizide de Hediye rolünde oynamaktadır. Yine saptım konudan, mazur görün artık :). Ben kitabı ve bu "dinozor"un anılarını okumaktan müthiş keyif aldım. Zaten ne kadar baskı yaptığını görünce siz de anlayacaksınız ki bu kitabı okuyanlar azımsanacak gibi değil. en yakın zamanda hocamızın diğer kitabı "Bir Dinozorun Gezileri" kitabını da okumayı düşünüyorum.

2.Kapağında "deniz" olan bir kitap

The Tempest - William Shakespeare



Ve geldik Shakespeare'e. Bu oyunun çevirisi "Fırtına" diye geçiyor bakmak isteyenlere. Yani nasıl desem ne etsem de daha az eleştiri ve kınama alırım bilmiyorum ama ben Shakespeare üstadımızı pek sevmiyorum :(. Yani kesinlikle çok önemli bir yazar ama ben hala pek ısınamadım. Kısaca Hamlet dışında okuduklarımdan çoğunu sevmedim ve bu kitabı da beğenmedim. Ama tabi ki soneleri çok güzeldir. Mutlaka alın okuyun :).

5.En az 20 yaşında olan bir kitap

Ekmek Arası - Charles Bukowski




Veee Bukowski. en merak ettiğim yazarlardan biriydi. Duruyordu kenarda ve nedense çekindim okumaya belki de beklentiler büyüktü diye ama bu liste sayesinde sonunda aldım kitabı başladım okumaya. Ama ne okumak sen 24 saat içinde bitiver ve tadı damağında kalsın. Ben fark ettim ki birinci tekil ağızdan anlatılan bu tür romanları seviyorum. Misal; Çavdar Tarlasında Çocuklar (favori kitaplarımdan), İçeriden Ölmek (yine bir diğer favori kitabım) kısaca şu tarzdaki kitapları severim. Hele bir de böyle asi, herkesin uygun gördüğü yaşamı yaşamayan, "diğerleri" veya "öteki"  dediğimiz kişilerse. Bu kitapta yazarın hayatından bol bol anı içeren, hatta çoğunlukla otobiyografik bir kitap. Ben severek okudum ve diğer kitapları da artık okumak istediklerim arasında.

6.Gitmek istediğiniz ülkede geçen bir kitap

Senin Köylerin- Cesare Pavese




Pavese yine merak ettiğim yazarlardan biriydi. Özellikle kendi yaşamına son verdiği için ve bazı duyduğum alıntılarından ötürü.  Bu kitap benim en çok gitmek istediğim,hatta bir dönem dilini öğrenmeye çalıştığım hala da öğrenmek istediğim ülkede geçiyor. Neden bilmem ama İtalya'nın adı bile beni mutlu ediyor. Ama bu sefer İtalya'da geçen bu öykü beni pek mutlu edemedi. Yaşanan olayların vahimliği, olaylara ses çıkarılmaması ve bunca olayın arasında önemli olan şeyin hasat olması düşündürücü ve biraz da tanıdık maalesef. Pavese'nin en çok okunan ve önerilen diğer kitapları da okuma listeme eklendi.

8.Arkadaşınızın çok sevdiği bir kitap

Grapon Kağıtları - Didem Madak




Biraz şanslıyım aslında. Seçtiğim kitapların çoğunu beğendim ve yazarların diğer kitaplarını da okumaya karar verdim. Didem Madak'ta onlardan biri. Ben çok şiir insanı değilim ancak bazı klasik ve oradan buradan duyduğum şairleri okurum. Mesela bir şarkının sözleri bir şiire aitse ve ben o şarkıyı seviyorsam merak eder ve alır okurum örneğini de diğer bir yazımda da göreceksiniz :). Bu kitabı da arkadaşımın önerisiyle okudum listenin gerektirdiği gibi ve iyi ki okumuşum çok sevdim. İçinde çok güzel sözler var. İnsanın hissettiklerini anlatıyor aslında hatta belki yaramız var ki ona dokunuyor ve gocunuyoruz. Aslında pek de yalnız değiliz ve bu dertleri yaşayan tek kişiler değiliz. Zaten edebiyatın, sanatın önemi burada ortaya çıkıyor.  Hem destekleyici hem üzücü. Diğer kitabı "Pulbiber Mahallesini"'de okumaya başladım ama bazı nedenlerden ötürü yarım kaldı ama tabi ki o da bitecek çünkü Didem Madak okumayı herkes gibi ben de çok seviyorum.

Bu arada yorum yazmayı, sizin düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın :)

13 Şubat 2016 Cumartesi

Nina Simone

Bu dünyadan Nina Simone geçti arkadaşlar. Şarkıları, piyanosu, kendine has tarzıyla bizi bizden aldı hala ve hala onu dinliyoruz ve dinleyeceğiz. Şarkıları böylesine hisseden ve karşı tarafa hissettiren nadir sanatçılardan. Onun ne sesi ne şarkıları eskiyecek. Zamansız, az biraz atarlı, bol şenlikli bir kadın. Söyleyecek fazla bir şey yok aslında, güzel kadın Nina Simone. Sizi onun güzel şarkılarından sadece yedi tanesiyle baş başa bırakıyorum.

1. Don't Let Me Be Misunderstood



2. Feelings



3. Feeling Good


4. Just in Time. (Efsane son sahnelerden birinde de duyabilirsiniz :).


5. Love or Leave Me


6. I put a spell on you


7.  You don't know what love is

#çekiliş (kapandı)


Merhabalar efenim :). Uzun zamandır bir şeyler paylaşmamıştım ama geçen gün twitter'dan da belirttiğim üzere Öneri Makinesi (evet Öneri Makinesinin Twitter'ı var ulaşmak için tıktık.) durdurulamıyor :).  Paylaştığım üç öneri yayınından sonra benim en sevdiğim bölüme geldik :). Tabi ki çekiliş bölümü. Bu çekilişe birinci yıl kutlamaları diyemem bir yılı aştık :), yılbaşı diyemem onu geçtik, sevgililer günü diyemem biliyorsunuz ki bu ciddi bir kültür sanat blogu :P (ayrıca hiçbir "-ler gününe" inanmadığımı da belirtmek isterim :)). Yani çekilişin adı, sebebi pek de önemli değil. Siz yine de istediğiniz bir şekilde ad verebilir, tema koyabilirsiniz :) (temalı blog kurup temasız çekiliş yaparak amacından sapan blogger). Ama sizce de hediye alıp vermek dünyanın en güzel şeylerinden biri değil mi <3. Ne gerek var sebebe, siteme, sonuçta hayat paylaşınca güzel :). Sonuç olarak uzun zamandan beri planladığım ancak bu zamana denk gelen bir çekiliş yapıp sağ salim sizlerden şanslı bir kişiye göndermek istiyorum. Bu ilk çekilişim ve umarım güzel bir şekilde atlatırım. Hatta bakarsınız o kadar güzel geçer ki yakın zamanda yine bir çekiliş ayarlarım :). Sizinle paylaşmak istediğim o kadar güzel şey var ki umarım her şey güzel olur ve devamı gelir. Ne gevezesin hediye kısmına gel dediğinizi duyar gibiyim. İşte hediyeler :).

Ankara kitap fuarından Aylak Adam standından aldığım, içinde Freud'un üzerinde düşünülesi, en güzel alıntılarını içeren bu kitabı ve kendi yaptığım bu kalp detaylı, iki yönlü, christmas temalı ayraçla beraber yollayacağım.

Bu vesileyle Aylak Adam yayınlarından bahsetmek isterim sizlere. Fuarda en güzel indirimi yapan ve standa gelenlerle canı gönülden ilgilenen, işini severek yaptıkları her hallerinden belli olan müthiş bir ekipler. Ben de onlara buradan ufacık destek olmak ve sizlerle bu kitabı paylaşmak istedim. Bence tek dikkat etmeleri gereken şey sanıyorum ki basımdan kaynaklı teknik sorunlar ama tabi ki halledilmeyecek şeyler değil :). Severek okuyoruz.




Ama bu kadar mı hayır. Benim gibi defter aşıklarına ve okuduğu kitaplardan alıntılarını yazmayı sevenleri de unutmadım. Benim kendime de bayılarak aldığım, mor olmasıyla ayrıca beni mest eden, her sayfasının alt kısmında alıntılar olan dünyalar tatlısı metis defteri ve kayınvalidesinden geline mor bir kalem :). Bu kalemi hem renginden hem de rahatlığından dolayı seviyorum. Şu aralar en çok kullandığım kalemdir kendisi.



Ve gelelim şartlara :). Aslında -lar fazla oldu tek şartımız var bu güzel hediyeleri kazanmak için.

  • Şu sağ tarafta benim naçizane fikrim olan şarkı adlarıyla sizlere seslendiğim "gel gel gel güzelim gel" kısmından bu siteye görünür olarak katılıp bu yayının altında yorum yaparak belirtmeniz. 

İşte bu kadar tek şartım bu. Zaten takip ediyorsanız da yine bunu yorumlarda belirtmeniz gerekiyor tabi ki :). Yok ben bloga bayılıyorum, her sabah bir kez bakmazsam güne başlayamıyorum, aman hediyelerin de ne güzelmiş diyor ve bu tarz yorumlar yapıyorsanız da ben yok demem :). Ha bir de bana bu kadarı yetmez ben şansımı arttırmak istiyorum diyenlere de iki seçenek yazacağım ama tabi ki bunlar isteğe bağlı.

  • Eğer kendi blogunuzda paylaşıp yorumunuzda link verirseniz +1
  • Eğer Twitter'da da onerimakinesi 'ni etiketleyerek bu yayını paylaşıp yorumunuzda link verirseniz  +1 

Böylece şansınızı üçe katlayabilirsiniz :). Öneri Makinesinin bir tek Twitter adresi olduğundan o sosyal mecrayı çekilişe dahil etmeyi seçtim. Bunun dışında bu şartların hepsini ya da birkaçını yapanlar tek bir yorumda bahsederse sevinirim. Çekiliş hesapları veya türevleri dikkate alınmayacaktır. Bir de yurt dışına gönderme gibi bir olanağım da yok :(. Çekiliş bitmeden bu şartları yapıp silenler veya hesabı gizli olup görünmeyenler yine sayılmayacaktır. Çünkü çekilişin son gününe kadar verdiğiniz linkleri görebileyim ki çekilişe dahil olabilesiniz:).

Şimdi gelelim son gün ne zaman, ne kadar sürecek bu çekiliş diyenlere. Ben sabırsızlıkla hediyeleri hemen verip yollamak istiyorum aslında. Bekletmeyi de beklemeyi de sevmem ama bir şekilde çekiliş yapılacak kadar katılımcı olması da gerekiyor :). O yüzden kendi içimde ki bu çetin çatışmanın orta yolunu bulmaya çalıştım ve üç hafta hiç de fena değil gibi geldi.



Katılımın son günü 5 Mart 2016 23.59 (hehehe 59 dedim:)) Daha sonrasında da ben hepsini tek tek yazacağım (dünyanın önde gelen üşengeç markalarından ben bunu yapacağım, bana inanın) ve random.org dan çekilişi yapacağım. Sonuçlar için takipte kalmayı unutmayın :).

Bu ilk çekilişim, yeterince açıklayıcı olduğumu düşünüyorum ama yine de sorunuz olursa tabi ki cevaplayacağım.

Şimdilik benden bu kadar :). Sevgiyle kalın <3.

10 Şubat 2016 Çarşamba

Sevgili Güllük #4 (Karanlık Şarkılar)

The Last Shadow Puppets - Bad Habits




Rihanna - Bitch Better Have My Money






Sevgili Güllük #3 (Siyah Beyaz)

Les Quatre Cents Coups - François Truffaut (1959)





Bandé a Part - Jean-Luc Godard (1964)






Mouchette - Robert Bresson (1967)




Frances Ha - Noah Baumbach (2012)





#Ankara

Ankara, Ankara, bu sefer başka!

Tunalı'sı, Bahçeli'si, Kızılay'ı, Sıhhıye'si, Koru'su ama en çok Beytepe'si.

Birçokların ilki.

Karı, kışı, soğuğu, egosu, bitmeyen sıraları, tiyatrosu, festivalleri, metrosu, Aşti'si, avmleri, kapıları, heykelleri, ha bi de fıskiyeleri :).

4 yıl, az değil. İyisiyle, kötüsüyle, sevinciyle, üzüntüsüyle dört yıl. Bundan sonrası ne olur bilmem ama şimdiye kadar yaşattıklarınla hep iyi ki Ankara!

Herkes sevmez seni, boşver onları. Evet gri şehirsin, evet memur şehrisin ama sen böyle çok güzelsin.

İçim acır da gitmek istemem. Ağlayasım gelir.

Yani sen de biliyorsun ki bu sene, bu sefer bambaşka.

En güzel Ankara şarkılarıyla :).








                                         



Evet bu da var, hep hüzünlü değil Ankara, biraz da böyle :)