24 Aralık 2016 Cumartesi

Ursula K. Le Guin ve Haruki Murakami

Merhabalar, nasılsınız? Ben kendimi kitaplara vermiş bulunmaktayım ve hazır böyle bir okuma açlığı varken şu aralar bende bunu değerlendirmeye çalışıyorum. Bildiğiniz gibi bazen bir iştahsızlık, elinin kitaba gitmeme durumu oluyor. O yüzden böyle anlar gelince de kaçırmamak lazım.  Tabi okudum okudum da dünyaları mı okudum, yok okumadım fakat kısa sürede birkaç kitap bitirdim. Bu süre zarfında bitirdiğim iki kitabı sizlere hazır tazeyken anlatmak isterim çünkü iki kitabın da yazarı uzun süredir okumak istediğim ama bir türlü okumadığım yazarlardandı. Yani yılın son ayında iki yeni yazar daha haneme eklemiş oldum. Eminim bu iki yazar da sizin sevdiğiniz ve okumaktan zevk aldığınız yazarlar. Kimden bahsediyorum; Ursula K. Le Guin ve Haruki Murakami’den tabi ki. İkisini de uzun süredir okumak istedim ama bu son D&R indirimine kadar elimde kitapları bile yoktu. Twitter’dan duyurdum bu tüm Türkçe kitaplardaki %30luk indirimi, sizler de gidip aldınız mı kitaplar? Ben dört kitap aldım ve ikisi bunlardı. İkisini de beğendim, ikisine de bayıldım ama gelin biraz detaylı olarak aşağıda inceleyelim.

Dünyaya Orman Denir – Ursula K. Le Guin




Yazar gibi yazar adı ya bu insanlara anneleri babaları önceden biliyormuş gibi böyle cool cool isimler koymuşlar ya, pes, hayret! Bir kere de kitap yorumuyla başla, alakasız şeylerle değil dediğinizi duyar gibiyim ama yapacak bir şey yok J. Yine kitaptan önce kapağından bahsedeyim, müthiş. Bayıldım. Metis Yayınlarından çıkmış ve ben zaten severim bu yayınevini her ne kadar indirim konusunda cimri olsalar da J. Yazarlarına güvenen yayınevlerinden biri, her zaman çok satan kitaplara sahip bunun etkisi de büyüktür mutlaka. Neyse efenim velhasıl yazarın dünyasına adım attık bu kitapla çıkmaya da niyetim yok. Arka kapak yazısı olsun, ilk bölümleri olsun ne güzel kitap ya diyerek başladım. Zaten daha önce yazarı çok okumak istememe ve bazı kitaplarını bilmeme rağmen kitapçıda arka kapak yazısına güvenerek bu kitabı aldım, pişman da olmadım. Kapağı ve verdiği mesajla çok güzel olan bir kitap. Kısa ve öz, olaylar hemen gelişiyor. Bilim kurgu türünde ki ben çok severim bu da iyi bir örnek. Bir de alıntılar var ki beni çok etkiledi zaten kitaptaki Athshe halkının değişimi beni derinden yine etkiledi. Bu insanoğlunun kendini diğer varlıklardan üstün görmesi, diğer varlıklarla birlikte değil de onlarla savaşarak yaşaması çok güzel anlatılmış. Hele ki sonundaki diyalog vurucuydu. Askerin Athshe halkına cinayeti unutabilir tekrardan eski yaşamınıza dönebilirsiniz, biz gidiyoruz derken Selver’in cevabı ibretlik. Ama öyle olmuyor işte bir kere o sözcük girdi mi hayatına değişim başlıyor ve eskiye dönemiyorsun. Yine kitapta sözcüklerden yola çıkılarak bir halkın tanımının yapılması güzeldi. Adı da zaten oradan geliyor. Bu halkta dünya ile orman kelimelerinin eş olmasından. Daha çok yorum yapmak istiyorum ama çok da bahsedip her şeyden tadını kaçırmak istemiyorum; o yüzden alıntıları paylaşayım.

“Sen geyikler, ağaçlar ve fiberotu için endişeleniyorsun, çok güzel, senin bileceğin iş. Fakat ben olayları önem derecelerine göre görmek isterim, yukarıdan aşağıya, ve yukarıda şimdiye kadar hep insan oldu.”

“Geyikler avlanılacaktı, çünkü onların burada olma nedeni buydu.”

“Kazanan tarafta oynamak gerektiğini, aksi taktirde kaybedeceğini görmüyordu. Ve kazanan her zaman İnsanoğlu’ydu. Fatih.”

“İlkel ırklar gelişmiş olanlara yer açmalı her zaman. Ya da, onlara benzemeli.”

“Çokluk içindedir yaşam ve yaşamın olduğu yerde umut vardır.”

“Fakat, öldürmek için sebepleriniz olduğunu düşünmemelisiniz. Cinayetin sebebi yoktur.”

“Belki ben öldükten sonra, insanlar ben doğmadan ve sizler gelmeden önceki gibi olurlar. Yine de böyle olacağını pek sanmıyorum.”


İmkansızın Şarkısı – Haruki Murakami




İşte bir diğer çok okumak istediğim bir yazar. Dünyaya Orman Denir kitabından sonra hemen bu kitaba başladım. İyi ki de başlamışım, iyi geldi. Biraz aşk, biraz umut depoladım J. İlk bölümlerde okurken korktum çok fazla şarkı adı film adı olacak diye ama beklediğim gibi olmadı. İyi ki olmadı çünkü biraz kitabı benim için itici yapabilirdi fakat bu kitapta ayarında dozundaydı. Kitapta da bahsedilmiş ben nedense okurken Gönülçelen bir diğer adıyla Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı okurken aldığım tadı aldım biraz. Ki bu kitapta favorilerim arasındadır. Bir de bana Wong Kar Wai filmlerini anımsattı daha sonra neden diye düşündüğümde Chungking Express geldi aklıma. İki kadın bir adam. Kadını unutamayan bir adam ve başka bir kadının adama aşkı. Belki de bu yüzden bir bağlantı yaptım, bilemedim. Biraz daha düşününce de belki hikayede zamanını doldurmuş bazı karakterlerin ya da sonunu etkilemeyecek karakterlerin sonunu arada bir paragrafta anlatıp normal hikaye akışına devam etmesi olabilir ki bu tekniğe bayılıyorum, çok güzel hele ki çarpıcı ise. Bir de betimlemelerde tekrara düşüldüğünü hissettim. Hatsumi ve Naoko karakterlerinin güzelliğinin tasviri ya da arkadaşlık ilişkileri bir de intiharların olması. Aslında intiharların olması tam tekrara girmeyebilir, betimleme tekrarı da olmuyor zaten ve hikayenin akışı ve anlatılışı bakımından sizi her zaman diyeyim bu hissi vermiyor yine yukarıdaki “teknik” ile anlatılan biri vardı ki beni çok etkiledi mesela. Bu detaylar dışında kitabı çok sevdim, öneriyorum. Sizin de yazara başlangıç kitabınız olabilir şahsen ben diğer kitaplarını daha çok okumak istiyorum artık. Biraz da korku var içimde aynı şeyleri okuyacağım, hepsi birbirine benzeyecek diye ama umudumuzu kaybetmeyelim öyle olsa bile belki severim J. Kendi kendimi strese sokup çıkarım karışmayın bana J.  Ha bir de sonu Wong Kar Wai etkisi verdi. Chunking Express desem daha doğru olur sanki. Ben bu kitapla o filmin karşılaştırmasını yapsam yaparmışım şu an fark ettim J. Kısa kısa o zamanın tarihine de göndermeler de yapılmış.

Normalde dikkat etmem ya da gözüme çarpmaz diyeyim ama bu kitapta yazım yanlışları, baskı hatalarına baya denk geldim, hoşuma gitmedi. Doğan kitap bir de bence bu kağıt için gereksiz bu kadar pahalı yapıyor kitapları. Tabi sebebi bu değildir ama olsun.

Kitabı neden sevdiğimi de birkaç cümlede açıklayayım; bir kere böyle topluma yabancılaşmış, toplumdan izole olmuş baş karakterlerin anlattığı hikayeleri daha önce de sevdiğimi söyledim liste bile yaptım, buyurun bakın J. Kitapta altını çizdiğim böyle afili, kapak fotoğraflarınızın altına yazacağınız sözlerin olması da beni çekti, her zaman işe yarar bir kitabı sevmemde J. Özellikle bir yer vardı ki karakterlerden Midori ve Watanabe'nin ilk konuşmaya başladığı bölüm  çok hoşuma gitti, samimi geldi. Gözümde canlandırıp, oynatabildim. Filmi yapılsa bu kitabın baya popüler olur, izlenir eminim. Bunların dışında, hikayeleri sevdim. Birden çok hikaye vardı kitapta ve hepsi de ilgi çekici. Yazar küçük oyunlarını oynayıp merak unsurlarını nerede ne zaman neyi söyleyeceğini bilerek ustalıkla yerleştirmiş. Güzel kitaptı, Gönülçelen ve Muhteşem Gatsby adı en çok geçen kitaplardı ve ben ikisini de severim. Karakterimiz de Fitzgerald hayranı. Yazar referansları kitapta bulabilirsiniz. Sizi çok sıkmadan aralara yerleştirilmiş. Bende fobi gibi oldu nedense çok önem vermeye başladım bu duruma J. Birkaç sevdiğim altını çizdiğim cümleleri de şurada paylaşayım. Sevdiklerinizin sizinle olması dileğiyle, hoşçakalın :).

"Eğer şu anda kendimi bırakacak olursam, paramparça olurum. Ben hep böyle yaşadım ve başka türlüsünü bilmiyorum. Eğer kendimi koyuverirsem, bir daha eskisi gibi olamam. Un ufak olurum ve sonunda da buharlaşırım."

"Ölüm yaşamın karşıtı olarak değil parçası olarak  vardır."

"Çağdaş edebiyata güvenim yok demiyorum. Ama değerli vaktimi de zamanın vaftiz etmediği eserleri okuyarak ziyan etmek istemem. Hayat yeterince kısa."

"Herkesle aynı şeyleri okuyunca, ister istemez herkes gibi düşünürsün. Bu, kaba ve zevksiz insanların dünyasıdır."

"Peki insanlar kalbini açınca ne oluyor?"

Devamını Oku »

23 Aralık 2016 Cuma

Sevgili Güllük #13





Bizim şehre kar yağdı, evde bir Christmas havası...



Devamını Oku »

22 Aralık 2016 Perşembe

Bir Film Bir Kitap

Merhaba arkadaşlar. Son zamanlarda izlediğim ve okuduğum sayılı yayınlardan ikisiyle bir derleme yaptım. Neden mi çünkü ikisinin de bir ortak noktası var aynı büyülü dünyada geçmesi. Tabi ki çok ortak noktaları var ama ikisinin de zaman farkı olsa dahi aynı evrende geçmesi durumu, bu evrenin benim en sevdiğim everenlerden biri olması bu iki yayına da bakmak kaçınılmaz kılıyor gözümde. Tahmin ettiğiniz üzere bu dünya Harry Potter dünyasına ait ve film Fantastik Cananakdjlfldkfl  ve Lanetli Çocuk. Benim bunları söyledikten sonra aklıma tek gelen Rowling paraya yine para demedi J. Neyse onun bize bahşettiği bu dünya bence paha biçilemez ama kitap ve filme de bir miktar ödeme yapmadık değil, sıkıntı yok J. Bu arada ben inceleme falan değil bildiğiniz Potter fanlığı yaptım aşağıda bol bol da spoiler verdim, izleyip okumayanlar pek bakmasın.

Fantastik Canavarlar Nelerdir ve Nerede Bulunurlar?





Daha uzun bir ad bulamadın mı Rowling ablacım ya, neyse böyle başlangıç olmaz ama başlığı yazarken yoruldum. Geri sarıp tekrardan başlayalım. Merhaba efenim nasılsınız? Son zamanlarda izlediğim bırakın sinemada genelde izlediğim sayılı filmlerden sonuncusu olur kendileri. Büyülü dünya hele ki Harry Potter dünyası beni benden alıyor. Sayısız kere izlemiş okumuş biri olarak bu dünyayla alakalı her şey beni çekiyor. Bu filmi de merakla bekliyordum. Kitabı bulmak mümkün değil sanırım şu aralar baskı durumundan dolayı zaten 43 sayfalık kitaptan beş film çıkartılması kesinleştirilmiş bir seri olarak düşünürsek ancak esinlenilmiş diyebiliriz. Filme gelirsek, özlemişim. Valla özlemişim. Bu büyülü dünyanın alternatifi farklı karakterler Hogwarts dışındaki büyücü olduğunun farkındalığıyla büyüyen insanların hayatı, günlük yaşamları ilgimi çekiyor. Bir nebze de olsa bu merak gideriliyor. Filmde mugglelarla içli dışlıyız ve her zaman olduğu gibi kilise büyü ve cadılara karşı. Amerika’dayız bu sefer farklı bir Sihir Bakanlığı başta ama yine bir katılık, en iyiyi ben bilirim havaları. Sonrasında pişmanlık.  Amerika değil de İngiltere’de keşke olsa ben de dedim.
Yönetmen kara büyülere maruz kalacası David Yates. Neden Rowlinggg nedennn diye oralara buralara uçuç tozu serpmeme sebep olan Harry Potter filmlerini mahveden yönetmen burada da yine iş başında. Dumbledore aşkına Potter filmlerine lanetler saça saça birazcık yönetmenlik öğrenmiş hakkını yemeyeyim, 3d kullanmayı da az biraz. Yalnızzz, filmin sonunda sinemada izlediğim ve hatırladığım en az iki filmde olan (Ghostbusters, Suicide Squad) gece sokak ortasında, koca binalar arasında kötüye karşı savaşan iyiler görmekten gına geldi. Mekan aynı ya da benzer, kötü karakter hayalet, büyücü, kötü ruh o bu fark etmez e bir de iyi takımımız varsa savaşacak açın meydanları. Yeni filmlerde denk gelip bir de bu filmde yeni (belki de değil) Hollywood klişesi olan bu sahne hoşuma gitti, Merlin’in sakalı diyemiyorum haliyle.

Bunun dışında, Dumbledore aşkına Colin Farell sen büyücü olmak için doğmuşsun da haberimiz yokmuş. Sen ne asa kıvıranmışsın yahu. Valla bayıldım. O asa tutuşları, hareketler, doğallık, oyunculuk 10 10 10. Ten - point goes to Colin. Bayıldım bayılmasına da spoiler vereceğim üzerinize afiyet ya ne güzel bir dünyadır ki Farrel’ın Depp’e dönüştüğü dünya. Tam üzüleceğim gönlümün asa sallayıcısı gitti diye, Johnny Depp geliyor bembeyaz saçlarıyla. Adama daha nasıl yükseltir çıtayı, nasıl çeşitler karakter çeşitlemesini bir de nasıl hepsini güzel giyer hayret. Ya daha dur iki üç dakika ya var ya yoktu deyin siz ama ben anlarım :P.Bir de Johnny Depp ya cebinden çıkartır böyle karakterleri. Grindelwald demişken ben Dumbldore’u bekliyorum deli gibi. Kim oynayacak geçmişlerini, arkadaşlıklarını hatta ve hatta kız kardeşinin ölümüne sebep olan o geceyi ayrıntılarıyla görebilecek miyiz, ki bu kadar seri yapılacaksa bence olası, merakla bekliyorum. Tabi bir de şekerlemelerin arkasına kazınmış o müthiş Dumbledore Grindelwald düellosu var ki, şimdiden heyecanlandırıyor insanı. Johnny Depp’e yaraşır, karşısına gelecek oyuncuyu merakla bekliyorum. Tahminleri alayım yorumlara.  Ya zaten biliniyor derseniz yazın da öğrenelim yahu. Johnny Depp demişken Grindelwald’ın son sözü “Biraz ölelim mi?” nasıl güzel bir sondu ya o. Offf ki ne off. Depp ölelim derse biz zaten seve seve gülüm deriz. Senden gelecek Avada Kedavralar bize büyücü düğünüdür. Bu kadar kötü espri yeter. Elitliğime dönecek olursam Grindelwald’ın ortaya çıkışından sonraki bu birkaç dakika bile paragraf yazdırıyorsa diğer filmlerde düşünemiyorum. Bu filmlerde Grindelwald Voldemort’u geçecek gibi. Scamander kahramanımızsa sanırım Grindelwald daha dominant olacak. Şikayetim yok hatta lütfen olsun. Tabi ki Dumbledore’u da başkarakter olarak bekliyorum. Söz konusu Potter dünyasıysa daldan dala atlıyorum kusuruma bakmayın J.

Rowling’in çantaları kalp ben. Hayatımda en çok istediğim şeylerden biri Hermonie’in her acciosunda her şeyi eline veren çantasıdır. Bir de yanınızda taşıyacağınız, kullanışlı, taşınılabilir, mugglesavar yeni bir çanta gördük bu filmle. Newt Scamander’in fantastik canavarlarını muhafaza edip, araştırıp, koruyup kolladığı dört mevsimi barındıran çantasını da oradaki hayvanat bahçesini de sevdim. Daha çok şaşırmak ve benimde olsun, aman ne de ilginçmiş diyebileceğim daha çok canavar isterdim ama bu da güzel. Scamander neden sürekli sol profilden bakıyor, aşık olduğu kız neden bu kadar soğuk bir oyuncu, ikiz kardeşin bu yeteneği nerden ötürü, her şeyi unutan muggle amcamız diğer filmde olacak mı, babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi? Kafamda deli sorular diğer filmleri bekliyorum.

Bunlar dışında komik bir filmdi, sıkılmadım, çok bir beklentim olmadığındandır eğlendim, beğendim, sevdim. Hatta biri izlemedim gel bir daha gidelim dese gider izlerim. Harry Potter döneminden önce ve farklı olacağını biliyordum o yüzden beklentilerim bu doğrultuda değildi. İlk film olduğundandır, çok fazla karakter olay oluyor gibiydi, takip ederken bir dakika yavaş gidin diyordum ama sonra tabi ki hepsi bağlandı ve tembel seyirciniz ben biraz rahatladım :P. Yani Hollywood filmi olmuş demek istemiyorum ama biraz olmuş. Hollywood’dan güzel filmler çıkmıyor değil ama aynı şeyleri de üst üste bu kadar benzer şekilde kullanmayalım yahu. Bunun dışında John Williams'ın muhteşem Potter bestesini duymak çok güzeldi. Nostaljik anlar yaşadım, gözlerim doldu. İzleyeli de zaman oldu kesin unuttuğum şeyler vardır da artık konuştukça hatırlarım. Yorumlarla kapatırız arayı. Biz geçelim asıl Harry Potter kitabına.

Harry Potter ve Lanetli Çocuk




Yani Rowlingcim Harry Potter’ı böyle ebeveyn olarak yaşatmak için Voldemort’u baba yapmak zorunda değildin. Tam bir Yeşilçam sineması. Bu nedir yahu. Hayır ben Albus’un Hogwarts yıllarını ve o değişme sürecini, Draco’nun dokunaklı ebeveynliğini, Scorpious’un tam teferruatlı hayatını, karakterini okumak isterdim. Yeniden Hogwarts koridorlarında dolaşmak ve derslere girmek isterdim. Hem de seve seve, bayıla bayıla. Tiyatro oyunlarını zaten çok nadirdir böyle okuyup sevdiğim, izlemek eminim daha farklıdır ama böyle bazı şeylerin içi çok boş kalmış. Bir de Rowling’in yazmadığı çok belli. Üstün körü olmuş, keşke Rowling ablacım baştan yazsaymış off çok güzel olurdu ya. Yalnız Voldemort’un işi gücü yok Bellatrixle çocuk yapacak yok artık daha neler. Hiç inandırıcı gelmedi bana. Bir de ne ara doğdu o çocuk Bellatrix ölmeden ne ara doğurdu kafamda yine deli sorular. Bir de birkaç yerde mantık hatası sezdim şu an hatırlamasam da belki de benim dikkatsizliğimdendir. Ona tekrar bakacağım, o zaman tartışalım Potter fanlar.  Snap'i tekrardan okumak ve onun o espritüelliği süperdi. Çok özlemişim onu da. Güldüm, güzel yerler vardı ama beğenmedim. Ben kitap isterdim oyun değil. Kitap olarak basılacaksa yeniden yazılsaydı keşke. Böyle olmamış. Yine Harry Potter der bağrıma basarım ama ısınamadım. Belki tiyatro oyununun kaydını izleme şansım olsa fikrim değişir, sanmıyorum ama böylesi biraz satış işi olmuş. Sırf adını duyup gelenler çoktur ki Harry Potter adı her şekilde satar. Neyse bu kitabı da filmden sonra çıkıp hemen aldım. Bu dünya gerçekten büyülü bir başladın mı bırakamıyorsun. Hep daha fazlası olsun derdi. Yine de uzun zaman sonra yeni şeyler okumak izlemek güzeldi. Ben çok sevindim ve zevk aldım. Umarım Harry Potter da alternatif büyücü dünyaları da yayınlanır.


Devamını Oku »

14 Aralık 2016 Çarşamba

Yılbaşı Çekilişi #3 (Kapandı)

Merhabalar efendim, nasılsınız görüşmeyeli?  Biliyorum iki aydan fazla oldu ve Öneri Makinesi’ne ne oldu ne bitti çok merak ettiniz; yorumlar, mesajlar, mailler durmak bilmedi ama işte buradayım geldim (yalan tek bir yorum bile gelmedi J). Dönüşüm de her zamanki gibi muhteşem olsun istedim J. Çekilişle geldim. Yılbaşı yaklaşıyor ben de istedim ki benden size güzel hediyeler gitsin ben de elimde olan ve takas etmek istediğim kitaplardan birini sizlerle paylaşayım. Bu arada normal yayınlarımız da devam edecek bu sadece başlangıç. Takas demişken önerileriniz üzere ukitap’a üye oldum yavaştan kitap eklemeye başlayacağım. "Onerimakinesi" adıyla beni bulabilirsiniz, gelin takas yapalım. Film ve kitap yok denecek kadar azdı bu iki ayda ama bir müzik keşfi yapmışım, oradan buradan toplamışım ki güzel abur cuburları bekleyin, değecek.




Hediyelere gelirsek üç seçeneğiniz olacak efenim. Birini seçersiniz artık okuma zevkinize göre. Bir Noel baba yollayacağım 2017’de ne kadar kitap istediğiniz varsa hepsini getirecek, anlaştık. Bir de benim yapacağım Christmas ayracı var o da sürprüz olarak gelecek. Şu ana kadar yaptığım iki çekilişte de kendi yaptığım ayraçlardan yolladım, bu senenin son çekilişinde de elimde yılbaşı temalı decotapeler varken yollamadan olmaz. Ben hediyelere özellikle kitap hediyelerine bayılıyorum. Siz de seviyorsanız yapmanız gereken blogu takip etmiyorsanız etmek, ediyorsanız veya yeni ettiyseniz de aşağıda yorum olarak yazmak. Tabi ki güzel dilekler dileyip, ben de hediye göndermek istiyorum demek serbest :). Şansımı arttırmak istiyorum diyorsanız da şartlar aynı, herhangi bir sosyal medyada paylaştıktan sonra yorumlarınızda bu linki paylaşıp çekiliş sonuna kadar görünür kılmak. İşte bu kadar basit. Çekiliş tabi ki yeni yılda son buluyor. 2017'ye girdiğimiz an çekiliş bitiyor :). Hadi bakalım bekliyorum J. Görüşürüz gençlik.
Devamını Oku »

2 Ekim 2016 Pazar

Caramel – Nadine Labaki (2007)




Hikayemiz Lübnan/Beyrut’ta geçiyor. İsmi Karamel, adı gibi hayatın, kadın olmanın acı tatlı yanını gördüğümüz bir film. Bir kuaför salonunda çalışan üç kadının, oyuncu olmak isteyen samimi müşterilerinin ve terzi teyzelerinin hayatına odaklanmış. Başrol oyuncumuz Layale afeti devran, genç ve güzel. Neşeli, cıvıl cıvıl bir kadın ama o evli bir adama umutsuzca âşık. Onunla beraber çalışan arkadaşı Nisrine Müslüman bir gençle nişanlı ve yakında gerçekleşecek düğününün stresi ve baskısı altında. Rima, kuaförde çalışan kadınlardan hoşlanan genç bir kız. Sesi de öyle güzel ki yüreğinize dokunur. Bir de iki çocuk annesi, boşanmış, oyuncu olmak isteyen orta yaşlarındaki Jamale. Oyuncu seçmelerine gidiyor ve sık sık arkadaşlarının olduğu bu kuaföre geliyor, gençlik döneminin geride kaldığını kabul etmek istemiyor. Ve bir de teyzeleri terzi Rose. Yaşlı annesi Lili ile yaşıyor, Lili , yollardan kağıt toplamayı seviyor. Kızını kızdırmak ve müşterileri rahatsız etmek başlıca hobileri arasında :). Rose kendini unutmuş belki de kendinden vazgeçmiş bir kadın. Kendini annesinin bakımına vermiş ve geçinme derdine düşmüş. Aşk, süs, bakım onun için uzak ihtimal, lüks. Kendine layık görmüyor. Filmde mekan, kostümler ve müzik şahane. Filmin ahengi, rengi güzel. Bu küçük ayrıntılara bayılmamak elde değil, konusuna da. Filmde dram var ama dedik ya adı gibi acı tatlı bir film, karakterlerle ağlarken onlarla gülebiliyoruz. Kadın olmak zor çok zor fakat aynı zamanda eşsiz ve eğlenceli de. Filmde erkek karakterler yok denecek kadar az. Layale’in aşık olduğu adamı görmeyiz hatta sesini bile duymayız ama karısının dünyasına az çok hakim oluruz. Gördüğümüz erkeklerden ikisi dışında diğerleri konuşmaz bile doğru dürüst. O ikisi de aşıktır belki sevilen belki de sevildiğini bilmeden. Bu filmde kadınlar ön planda. Onların anlatacakları, dertleri, sıkıntıları baş rolde. Stereotip olmadan farklı karakterlere, inanışlara, görüşlere sahip kadınlar bu filmde. Hepsi biz, hepsi gerçek. Hepsi birbirinden farklı ama bir o kadar da bir.




             


Özgürlüğü de anlatır film. Rima’nın saçını yıkadığı güzel kadının saçınızı keselim sözü üzerine verdiği cevap keşkedir. Keşke kestirebilsem; önyargıları, bana olan bakışları, insanların düşüncelerini ve istediğimi yapabilsem bir kere. Bari bir kere kimsenin ne dediğini umursamadan kestirebilsem der işte o keşke. Ve “evdeki” herkes delirdiğimi düşünür diyor. Herkes kim, başından beri gözümüze çarpan altın halkanın sahibi mi? Bilemeyiz ama sonunda “keşke”’nin ”iyi ki”’ye biliriz dönüştüğünü. Filmin sonunda da yönetmen “Benim Beyrut’uma” der birbirinden farklı bu kadınların saygı ve sevgiyle beraber yaşamalarına referans vererek. Ve son sahne gelir. Anne kız sokaktan kağıt toplarlar renk çaprazlamasıyla ve muhteşem bir final müziğiyle. İstemsizce gözlerinizden yaşlar akar yavaş yavaş. Onlar bizsiz de hayatlarına devam eder, biz ise bu acı tatlı hayatların arasında ağzımızda karamel tadı gözyaşlarıyla süslenmiş yüzümüzdeki tebessümle bakarız ekrana.



 Fotoğraflar benim tarafımdan hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

1 Ekim 2016 Cumartesi

Hikayeler #3

Merhaba sevgili okuyucularım(sanırsın çok okunan köşe yazarı, girişe bak girişe). Bugün sizlere daha önce de haberini verdiğim bir liste paylaşacağım. Son zamanlarda okuduğum yazarlardan ve öykülerinden bahsetmeye devam edeceğim. Ben bu türü çok seviyorum, ne kadar varsa nerede bulursam alıp okuyorum. Hikaye okumak da dinlemek de harika bir şey. Sizin bloglarınızdaki hikayelerinizi de okumayı çok seviyorum. Eğer sizin de yazdığınız hikayeler varsa linkini yorumlarda paylaşırsanız seve seve okurum :). Bugün iki isimden bahsedeceğim çünkü ilkinden o kadar çok alıntı var ki üç kitap yapmak istemedim fazla uzun bir yazı olmasın diye. Listede yeni keşfettiğim isimler var her ne kadar birinden emin olamasam da nedenini yazacağım :). Yine önerdiğiniz isimler, kitaplar varsa paylaşın ben de inceleyeyim ve listemiz başlasın :).



Esneyen Adam – Feryal Tilmaç


YKY’nin kitabevinde öykü bölümün keşfettiğim isimlerden biri. YKY gerçekten öykü yazarları bakımından bana çok güzel isimler keşfettiriyor. Yeni yazarları görmek ve okumak mümkün. Desteklemeleri ve yayınlamaları çok güzel. Genelde hepsini de beğeniyorum okuduklarımdan; Yalçın Tosun, Ömür İklim Demir burada da önerdiğim isimler. Feryal Tilmaç’a gelirsek bu kitap çok güzel başlayıp ortalarda zayıflayıp son öyküyle daha doğrusu kısa bir drama örneği var tekrar yükselen bir grafiğe sahip bir kitaptı bana göre. Yedi öykünün olduğu ince bir kitap. Genel olarak dikkatimi çeken öykülerde ve benim üst üste en azından aynı kitap içinde okumaktan hoşlanmadığım şey karakterlerin yazar olması ya da olmak istemesi durumu. Dört öyküde üst üste aynı tip karakter okumak benim için can sıkıcıydı. Aynı karakter dememin sebebi kısacık öykülerde sürekli başkarakterin yazı işleriyle alakalı olması durumu. Benim kişisel huysuzluğum da olabilir ama sürekli ya da üst üste yazar olmak isteyen, olan, hisseden ya da kalanları okumak bana hepsi aslında aynı karaktermiş hissini veriyor. Yekta Kopan’ın Aşk Mutfağında Yalnızlık Tarifleri öykü kitabını da sırf bu sebepten sevememiş olabilirim (içinde sevdiğim öyküler olmasına rağmen). Bu benim şahsi fikrim diyelim neyse onun dışında bir de çok fazla resim, film vesaire örneği vermesinden hoşlanmadım. Belki arada kullanılabilirdi ki ben severim öyle şeyleri ama ben çok olmasından ya da direkt olarak verilmesinden hoşlanmadım. Ruhi Mücerret’te de çok vardı bu olay belki de hoşlanmamın nedeni bu olabilir o kitaptan, fazlaca gözüme çarparsa bu alıntılar veya anlatım tarzıyla da alakalı olabilir sevmiyorum herhalde. Bu iki şeyden dolayı kitaba bayıldım diyemiyorum fakat kitabı sevdim aslında.

Bunların dışında, eleştirel bir yanı var yazarın, öykülerinde bunu hissetmek mümkün. Gerçekdışı hatta bilim kurgu öğeleri de görmek mümkün ki hikayeler güzelleşmiş. Son hikaye tek perdelik oyun diye geçiyor ama yazarın gözlem gücünün yüksek olmasından kaynaklı çok güzel bir yazı çıkmış ortaya. Sonu da sonsuz diye bitiyor zaten ki müthiş bir düşünce, okuyunca anlayacaksınız. Bir de bilerek yapılmış bu yazım hali çok hoşuma gitti; Ayselatun, hocanım … gibi. Okuyan Us’tan çıkan bir öykü kitabı var Tilmaç’ın, ben tanıtım yazısını çok beğendim ve onu da kesinlikle alıp okumak isterim.

“Düşünüyorum da beni en çok kasaba halkının yıkımı da aynı büyük heyecanla izlemesi yaraladı. Görünen oydu ki sanat, form, mükemmellik, aşkınlık, hakikat zaten sözü edilmeye değmez kavramlar, ağza alınmayan kelimelerdi.”

“Sanat ruhu yüceltmek için, daha iyi insanlar olabilmemiz için…”

“Ben üzülmedim sanki. Ama hayat bu. Şişelerin dibini bulduğumuzda gör sen. Mutlu bile oluruz.”

“Bu sefer de memnun musun diye soruyor. Sen hiç işinden memnun olan birini gördün mü Ayça?”

“Şimdi sana yazmaya karar verdiğime göre bütün bunları bir kenara bırakabilir, sadece seni düşünebilirim. Yaza yaza sen olabilirim, senle beni biz yapabilirim. Karışmasen.”

Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin… Seni düşünerek dinlediğim şarkılardan kaçıp geldi bu sözler. Buyursunlar!”

“Fazlasını anlamak hastalıktır dememiş miydi birisi?”

“Sevgiler, arkadaşlıklar, dostluklar değil de alıntılar mı biriktirmişim ne?”

“Korku tek dilini damağını mı kurutur adamın? Duyduğun sessiz dehşet ruhunu kurutuyor.”

“Bazen sevdiğiniz şeye gerçekten sahip olmanın tek yolu onları yok etmekten geçer.”

Kız – O.Henry


Kitabı tanıtmadan önce ben kitabın yapısından bahsetmek istiyorum :). Evet, baya bildiğiniz kitabın kapağı ve sayfalarından. Neden mi? Çünkü bayıldım. Böyle bir doku, sayfa ve kapak olamaz. O yumuşaklığı, esnekliği o elinizi değdirdiğinizde hissettirdikleri… Anlayamazsınız! Tamam, saçmaladım fakat gerçekten abartmıyorum ben böyle bir kitap okumadım. Harika yapılmış. Yayınevine böyle bir kitap çıkardıkları için teşekkür ediyorum zaten başka türlü incecik kitaba on beş lira istemelerinin açıklaması olamaz. Ama ben neyse ki D&R indiriminden 9.90’a almış bulunmaktayım. Bir de kapak tasarımı çok hoşuma gitti. Sonra inceledim tüm kitaplar öyleymiş, tarz meselesi anlayacağınız. Ben o üç rengin birleşimini çok sevmesem de kitapta hepsi doğru orantılıydı. Moda bloggerına döndüm kitapların stillerini inceliyorum, kendimi şaşırdım unuttum kültür sanat bloggerı olduğumu :). Ne oluyor anlamadım kitaptan kombin çıkardım hadi hayırlısı.

Kitaba geleyim artık o ilk kez okuduğumdan emin olamadığım ama sonradan kesinkes emin olduğum kitap bu kitaptı arkadaşlar. Ben kitap halinde değil ama içindeki en az üç öyküyü net biçimde okuduğumu hatırlıyorum. Zaten siz de okuduğunuzda eminim aşina gelecektir. Tarz olarak Maupassant’ı severler benim gibi bu öyküleri de sevecektir. Eğlenceli kısa öyküler ben sevdim kitabı. İçinde zayıf bulduğum, sevmediğim öyküler de var ama bu kitabı size kesinlikle öneririm çünkü çok güzel hikayeler var. Arka kapak yazısı beni çok etkiledi ayrıca, çevirmen Zeynep Avcı tarafından yazılan bu yazı kitabı almamda büyük etki. Alıntı paylaşmayacağım çünkü kitap o kadar güzeldi ki (bknz.üst paragraf) kıyamadım çizmeye :).



Devamını Oku »

29 Eylül 2016 Perşembe

Gençlik - Paolo Sorrentino (2015)


Merhaba arkadaşlar nasılsınız? Ben fena sayılmam. Buralarda çok anlaşılmasa da, en çok film izliyorum. Ne dizi, ne kitap ne de müzik bu yaz en çok film izledim. Hala izlenecek o kadar çok film var ki hem klasik hem tür hem de sevdiğim yönetmenlerin filmleri derken liste uzadıkça uzuyor bir de bunlara yeni gelen filmler eklenince off mu ohh mu bilemedim. Bomba gibi bir Filmekimi geliyor fırsatı olanlar koşsun koşsun gitsin, twitter’da sürekli paylaşıyorum haberlerini aşina olanlar vardır. Bu sene maalesef ve maalesef gidemeyeceğim ve aşırı derecede üzgünüm. Her sene bir iki film bile olsa giderdim ki bakınız 2015’te istediklerimden, zamanı uyanlardan ve gelen filmlerden denk gelen 3 filme gidebildim (ders ekmem bile gerekmişti :)) ama bu sene gidemeyeceğim, hele ki geçen dönem hiçbir film festivalini kaçırmazken. Neyse hayallerimi ve kırıklarımı bir kenara bırakırsak bu yazıyı yazmadan önce blogumuzda yeni sezona girerken sizlerle yeni kararımı da paylaşayım. Artık daha çok film incelemesi, tanıtımı tek tek yapmaya karar verdim. Büyük çoğunlukla üşengeçlikten blogda çok ama çok az inceleme var. Listelerimiz zaten var, onlar devam edecek ama o listeler koyacağımız filmlerin tek tek tıkları olsa güzel olmaz mı? Bence mis gibi olur şöyle merak edenlere detaylı, spoilerlı/sız incelemeler paylaşsam. Yani listelere devam ama liste dışı/içi fark etmez incelemelere yoğunlaşma olacak. Yazdan başlayarak birçok yeni bölüm oldu blogda ve devamı gelecek başka alanlarla da. Şimdilik bu kadar. Eski konseptlere de devam ediyorum, merakta kalmayın sadece yeni fikirler, yeni eklemeler daha çok kişiye hitap etmeyi düşünüyorum. Umarım hoşunuza gider. Yeni sezona başlayan tv kanalları gibi oldum :). Jeneriğim eksik ama ondan da eksik kalmıyorum ve müziksiz asla sloganıma devam ederek bu yazıyı okurken dinlemeniz için müthiş bir şarkı koyuyorum buraya. Bu arada sakın korkmayın sevgili okuyucularım, her yazıda böyle çenem düşmeyecek, sadece inceleme olacak eskisi gibi, gerek yok bu kadar laubaliliklere sonuçta ciddi bir kültür sanat blogu burası (?), kendimize gelelim :). Hadi o zaman başlayalım.




Gençlik - Bir Yaşlılık Hikayesi


Her şeyin bir zıddı vardır ve biri varlığını diğerine borçludur. İyi kötü olduğu için kendini gösterir, çalışkan tembelin yanında belli olur ve gençlik yaşlılık olduğu için. Biri diğerini var eder, tamamlar ve aslında zıddını da içinde barındırır. Filmin adı belki de bu yüzden gençlik çünkü gençliğin olmadığı yerde yaşlılığı anlatamazsın. Gençken her şey kolay, hata yapmak, sorumlulukları üstlenmemek, keyfince düşünmeden yaşamak, endişelenmek ve tabi ki yaşlılığı, geleceği, yaptıklarınızın sonucunu düşünmemek tabi bu durum ilerleyen yaşlarda değişiyor.



“ Düşüncesizlik baştan çıkarıcıdır”

Festivallerin en çok sevilen filmlerinden bir olmayı başaran Youth, gençlikte önemi olan şeylerin artık önemli olmadığı ve önemli olmayan dikkat edilmeyen şeylerin önemini, bu tezatlığı gösteren bir film. Fred, acı çeken bir adam. Eski bir müzisyen, orkestra şefi. Kraliçeye konser vermektense hayalinde ineklere şeflik yapmayı tercih ediyor. Arkadaşı yönetmen Mick, genç ekibiyle vasiyetini yani son filmini yazıyor. İkisinin çocuklarının evliliği adamın başka bir kadına aşık olmasıyla bitiyor. Kadın perişan, adam mutlu. Kadın şimdi acı çekiyor. Bu acı önemli. Bir de yeni filmi için hazırlanan genç oyuncumuzun geçmişte yaptığı düşüncesizlikleri var kendine göre.  Dünya çapında birçok filmde oynayıp da sadece yüzünün bile görünmediği robot filmiyle tanınması mesela. O da önemli. Ya bundan yirmi yıl sonra?




“ Her biriniz gözlerimi açtınız. Sayenizde korku saçmalığıyla vaktimi harcamamız gerektiğini anladım.”

“Senin benim arzularımdan bahsetmek istiyorum. Saf, imkansız ve edepsizler fakat bunların önemi yok çünkü bizi insan kılan onlardır.”

Peki, önceden önemli olup da şimdi önemli olmayan neydi? Anlık heveslerdi. Fred ve Mick’in aynı kıza vurulmaları, günübirlik ilişkiler, çocuğunuza ayırmadığınız bir saat, ön yargılar. Peki önceden önemli olmayıp da şimdi önemli olan neydi? Gün içindeki ürin miktarı, küçük kaçamakların sonuçları, çocuk diye anlamaz sandığınız yavrularınızın her şeyi bilmesi daha doğrusu hissetmesi, popülerlik. Artık genç vücutlar asla ulaşılamayacak bir hayal, sigara içmek zararlı, saat artık geç, tuvalete gitmek önemli ama arkadaşının senin beraber olmak için feda edemeyeceğin kızla berber olup olmadığını hatırlayamaması bile önemli değil. Gençken yaptığın şeyler önemli ama önemsenmeyecek kadar da önemsiz çünkü hepsi düşüncesizliklerimizin, gençliğimizin, arzularımızın bir parçası, sonucu. Düşünmeden atılan adımlar ilerde canınızı sıkabilir, pişman olmanıza neden olabilir ama bizi insan yapan da bu değil mi? Her şeye rağmen devam etmek, yaptıklarımızın iyi veya kötü sonuçlarına katlanmak, hepsi önemli. Genç oyuncumuzun, robot olarak tanınmaktan dert yanarken yanına gelen küçük bir hayranı belki de yaptığı her şeyi, o memnun olmadığı robot olmayı bile haklı çıkarabilir, ona kendine farklı bir şekilde bakmasını sağlayabilir. Aslında o kadar rolde oynadığı halde kendisini bir robot olarak görenin yine insanın kendisi olduğunu gösterebilir. Geçmişte yaşadığın tüm düşüncesizlikleri kabullenmek önemli. Filmde bu çatışmaları fiziksel ve zihinsel olarak göstermek de önemli. 

Peki, gençlikte ve yaşlılıkta da değişmeyen ne? İkisinde de önemli olan ve hep aynı kalan ne? Bizi biz yapan, hatalara sebep olduğu kadar dengi olmayan mutluluklara da sebep olan o şey ne? Her olumsuzluğa, acıya, yaşadığın iyi kötü her şeye değen? Cevap basit. Cevap aşk. Sevgiliye olan aşk, çocuğuna duyduğun aşk, müziğe olan aşk, sanata olan aşk, yaptığın işe olan aşk, aşk aşk aşk. Sevmek önemli, sevilmek önemli. Aşk önemli. Hafızan seni olaylar konusunda aldatabilir, yanıltabilir, en ihtiyacın olduğu yerde seni yalnız bırakabilir ama hislerin asla.



“Tüm tükenmişliğe, zorluklara ve acılara rağmen o zamanlar birlikte olduğumuzu bilmiyorlar. Melanie! Her şeye rağmen birbirimizi basit bir şarkı olarak düşünmeyi sevdiğimizi bilmemeliler.”


 Fotoğraflar benim tarafımdan hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

27 Eylül 2016 Salı

Mimlendim #hayalmimi

Merhaba arkadaşlar, keyifler nasıl? Bugün yine bir mim ile karşınızdayım. Bu da ikinci mimim olur. Severek takip ettiğim Arrakis blogunun sahibi beni etiketledi sağ olsun, onun mimine buradan bakın çok güzel bir playlisti de var. Çekindiğim bir mimdi, fazla kişisel geldiği için ama ben onu kırmak istemedim her ne kadar kibar şekilde kırılmayacağını söylese de ben bir kere yapacağım dedim ve yapacağım :). Zaten bu mim ve challengeların çok iyi olduğunu düşünüyorum, yeni blogları tanımak, keşfetmek hatta sevmek için. Samimiyeti de arttırıyor sanki biraz, hoş ya güzel şeyler. Ben blogum yokken de özenirdim böyle şeylere. Yalnız size ilginç bir detaydan bahsetmek istiyorum :), biliyorsunuz ilk mimimi yine yakın zamanda yaptım fakat o kadar ilk mim olduğu ve benim acemi olduğum belli ki milleti mimlemeyi unutmuşum :). Hala aklıma geldikçe gülüyorum. Mimin kilit noktalarından birini unutmuşum heyecandan, cevaplayıp bırakmışım. Neyse bu sefer etiketlemeye çalışacağım sizi, beni kırmayacağınızı umuyorum deyip sizi zorluyormuşum J. Yok yok sonunda düşüneceğim bir şeyler.

1.       Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?

Amannn canım, hayal kurmanın yeri zamanı mı olurmuş. Yani istesen de olmaz, çok çok uyumadan önce kafanızda laf lafı açar ve birdenbire hayal kurarsınız ama yolda gördüğünüz bir tabela, bir şey aramak için baktığınız albümünüzde karşılaştığınız bir fotoğraf, izlediğiniz filmdeki bir sahne ve bilumum saçma veya anlamsız şey o an sizi bambaşka diyarlara, paralel evrenlere, geçmiş zamana, umulmadık yerlere götürebilir. Yani kısaca sevgili okuyucum, bence biraz da istem dışı oluşan hayal kurma eyleminin pek yeri ve zamanı yok ya da benim gibi kafası karışık biri için belki de öyledir :).

2.        En çok nelerin hayalini kurarsınız?

Yani dönem dönem değişen bir durum, o an ki isteğim, ihtiyacım veya hali ruhiyatım neyi isterse onu kurarım herhalde. Özel olarak bir örnek düşünemedim ama hayal kurmak güzeldir ya. Her şeyin özellikle çok istediğiniz şeylerin hayalini kurun bence. Ben mesela eskiden ve hala yani önceden beri şu kafadayım, en kötüsünü düşün kötü olursa üzülmez iyi olursa sevinirsin ama şöyle bir şey de var artık hayatımda sen hayalini kur, yapabiliyorsan yapmak için elinden geleni de yap. Olursa ne ala olmayacaksa da o an için mutlu olursun en azından. Hayal de parayla değil ya :). Yani öyle işte, hangi kafada olacağım da dengesiz ruh halime göre değişen bir durum. Bir öyle bir böyle. Canım ne çekerse :).

3.       Şimdiye dek çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?

Maalesef aranan kan bulunamadı. Nerede bende o şans. Ben biraz aslında baya şanssız bir insanımdır, bazen hiç olmaz bazen kapıya kadar gelir yine olmaz. O içe oturan öküz çoğunlukla zamanını bekler yanı başımda yeri geldiğinde hazır olmak için :). Pessimism mode on :). Yani olan oldu tabi ama olmayan daha çok olabilir. Bilemiyorum aslında. Belki de hayal ettiğim dışında benim için daha güzel şeyler de olmuş olabilir emin olamadım. Bir de zamanında şanssızlık dersin sonradan iyi çıkar, belli olmaz. Yine karıştı kafam. Bu saatten sonra cevapların mesuliyetini üstlenmiyorum, beni bırakın. Beni bırakın bu caddelerde.

4.       Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı? Sakıncası yoksa anlat çabuk nedir?

Hem de çok :), çünkü ya o uzaya gidilecek ya o uzaya gidilecek :).


Bol sevgiyle, arkadaşlıkla, güzellikle ve aşkla kalın. Bu mimi beğenen herkese benden bu mim gelsin, aşağıya da yorum bıraksın. Soran olursa Öneri Makinesi gönderdi dersiniz :) (Arrakis/Paul stayla).
Devamını Oku »

26 Eylül 2016 Pazartesi

Bilim Kurgu Filmleri

Selam arkadaşlar :). Sabah sabah sizlere bir paylaşım yapayım dedim, ben sinek yüzünden uyuyamaz ve vızıltısı hala kulağımı ağrıtmaya devam ederken siz mışıl mışıl uyuyorsunuzdur umarım :). Ben bu yazıyı yazdığımda bilim kurgu türü kuyusuna düşmüştüm diyebilirim. Hem o beş kitabın beraber olduğu Otostopçunun Galaksi Rehberi’ne başladım ve iki kitap bitti, tüm kitapları bitirdiğimde de hakkında bir yazı yazmak isterim (kısa bir ara verdim seriye ama bu yazıyı yayınlayana kadar tekrar başladım :)). Bir de baya bu türde film izlemeye başladım. Zaten bilim kurgu benim en sevdiğim türlerden. Bayılırım. Öyle ki izledikçe izleme isteği, okudukça okuma isteği oluyor. Tabi benim en çok ilgimi çeken filmler, kitaplar herhalde içinde zaman makinesi geçen hikayelerdir ama tabi ki o ekstra keyif için :). Madem bu kadar izliyorum neden şöyle havamızı bulacağımız kısa bir liste yapmayayım ki dedim. Böyle on filmlik uzun bir liste yapmak istemedim. Bu sefer beş film olsun ardından yine devam ederiz. Hepsini yeni izledim beni kınamayın :), ne de olsa geç olması hiç olmamasından iyidir. Hadi başlayalım.

Predestination – Michael/Peter Spierig (2014)




Bu filmin fragmanını izleyip merak ettiğimi hatırlıyorum ama gitmemişim ancak yeni izledim. Müthiş bir kurgu, çok güzel bir film. Hikaye içinde hikaye aslında tek hikaye. Daha fazla spoiler versem tadı kaçar izlemezsiniz. Filmi izlerken neredeyse tahmin ettiğim şeyler olmasına rağmen büyük resim çok güzel. İzledikten sonra da bir düşündürtüyor. Robert A. Heinlein’ın “All You Zombies” hikayesinden uyarlama. Bulursam kesinlikle okumak isterim. Ethan Hawke zaten başarılı bir oyuncu. Güzel seçimler, filmler yapıyor. Valla ne diyeyim karizmatik adam, aynen devam. Tabi sevgili Sarah Snook’u da es geçmek olmaz. Sesini kullanmasını bilen bir arkadaşımızmış, güzel olmuş. Zaten ona göre seçtiklerini düşünüyorum. Güzel film olmuş.

-Hangisi önce gelir? Tavuk mu yumurta mı?
- Horoz

Gattaca – Andrew Niccol (1997)




Yine bir Ethan Hawke filmi. Madem başladık öyle devam edelim. Çok iyi filmlerde oynuyor demiştim zaten. Bir de ben bu adama çok üzülüyorum; bir ödül töreni vardı “Boyhood” da herkes aldı da bu gariban millete sarıldı. Çok gördüler bir ödülü :) Neyse biz onu seviyoruz böyle devam Ethancım, Chet Baker rolünle bence bu sene alıp yürüyeceksin. Filme geçersek, benim aşırı beğendiğim bir film. Uzak bir gelecekte geçse bile ayrımcılığın geçmediği bitmediği bir zaman, distopyaya da göz kırpan bir film. Aşırı güzel belki hakkında yazdığım inceleme yazısını burada da paylaşırım bir gün, harika bir film. Her şeye rağmen umudunu kaybetme, imkansız diye bir şey yoktur diyen bir film, mutlaka izleyin.

Twelve Monkeys – Terry Gilliam (1995)




Bir Burus Villis filmi. Brad Pitt’in de oyunculuğuyla göz doldurduğu,” noluyor lan!” dedirten film. Zamanda oynamalar, bir aksiyonlar, hastaneler, geçmiş, gelecek ve iç içe geçen hikayeler. Ben bu filmi Gattaca gibi baya geç izledim ama hiç izlememekten iyidir. Birkaç yerde çalan harika bir müziği var duydukça kulaklarınız şenlenir. Pitt’in karakterinin yaptığı o “delice” konuşmalarla yani eleştirilere de dikkat.

2001: A Space Oddysey - Stanley Kubrick (1968)




İzlemekte geç kalınan bir Kubrick filmi. Liste pişmanlıklar listesi gibi oldu, kusura bakmayın artık :). Görüntü kalitesi üst düzey olan bir uzay filmi. Kesinlikle kendinden sonra yapılan birçok filmi etkilemiş bir film. Açıkça görebilirsiniz. İlk aklıma gelenler Interstellar ve Ex Machina, bana çokça anımsattı belli ki etkilenilmiş veya esinlenilmiş. Tabi ki bu filmden onlar esinlenmiştir :).

Coherence – James Ward Brykit (2013)




Muhteşem bir film. Predestination gibi şok etkisi yaratıyor. Bilim kurgu olması için ekstra yapılan hiçbir şey yok. Sade bir bilimkurgu, her şey kafamızda. Gerçeği sorgulatan film bana, gerçek kime göre neye göre.  Bir kuyruklu yıldız geçiyor ve herkesin hayatı değişiyor. Değişiyor demek doğru mu bilmiyorum, filmin tadını da kaçırmak istemiyorum ama spoilerlı bir yazı yazmayı düşünüyorum, izleyenlerle bir güzel tartışalım konuşalım. Son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biri. Etkisinden çıkmak kolay değil. Filmdeki amatör ruh, ilk başlarda kamera kullanımıyla kendini hissettiriyor ama o kadar güzel konusu ve işlenişi var ki her şeyi unutturuyor. Müthiş. Nasıl bu kadar az duyulmuş hayret şey. Bir an bile kaybetmeden izleyeceğiniz sıradaki filmi bu yapın. Pişman olmazsınız :).

Benden bu kadar, kendinize iyi davranın ve güç sizinle olsun, hoşçakalın :).


Devamını Oku »

25 Eylül 2016 Pazar

Hikayeler #2

Merhabalar :). Mutlu huzurlu günlerimiz olsun umarım.  Bugün sizlere daha önce de paylaştığım bir bölümü yazdım. Buradan ulaşabilirsiniz. Orada da dediğim gibi yine paylaşacağımı söylemiştim çünkü öykü okumayı en sevdiğim türdür. Yeni yazarlar keşfetmeyi ve yeni hikayeler okumayı çok severim. Bu sefer daha az isimlerden oluşan bir liste yapmaya özen göstereceğim sizi çok sıkmadan daha çok kitaplardan bahsedebilmek için. Bunun dışında sevdiğim yazarları okumak dışında yeni yazarlar keşfetmek de çok güzel bir duygu. Bu türe özel ilgim olduğundan kitap evlerindeki bu bölümde görmediğim özellikle ödül almış o kadar yeni yazar görüyorum ki bir de yetmezmiş gibi sevince yazmak şart oluyor. Tabi eski dostlarımızın da hakkını yemeyelim onlarda bu bölümde çokça olacak ki bu listede de var. Üçüncüsünü de yazmaya başladım böyle kısa olacağı için yakın zamanda onu da paylaşırım. Ben okurken ve yazarken çok keyif alıyorum umarım siz de seviyorsunuzdur. Siz de yeni yazarlar ve kitaplar önerebilirsiniz, çok memnun olurum. Hadi başlayalım.



İzmir Postasının Adamları – Ahmet Büke


Ahmet Büke’nin ilk kitabı. Yine denizden çıkmış öyküler :). Çok güzeldi. Başlarda acemilik değil de böyle yazarın diğer kitaplarında olan o deniz kokusu eksik gibi geldi ama sonradan aldı yürüdü. Kesinlikle diğer kitaplarda ki o çeşitliliğin, deniz kokusunun ve ustalığın bu kitaptan sonra beklenilmesi muhtemelmiş. İlk bu kitabını da okusam yine diğer öykülerini alır okurdum. O güzelliği bu kitapta almanız mümkün. Yine etkileyici hikayeler mevcut. Resmen bir yazar doğuyor diyen bir ilk kitap :). Okumadığım az öykü kitabı kaldı sanırım onları da elime geçtikçe okur yazarım. Bu kitapta altını çizdiğim yerleri bulamadım herhalde kalem olmadığı için yanımda çizmedim. Üşengeçlik malum zaten :).

Bir Delinin Hatıra Defteri – Gogol


Bu kitabı alıp okumamın sebebi totem yapmak istemem :). Tabi ki Gogol en merak ettiğim yazarlardan biriydi ama ben bunun Genco Erkallı tiyatro oyununa çok gitmek istemiştim ve okursam giderim diye düşündüm :) (bknz: Hayvan Çiftliği, bilet bulamazken alıp okuyayım belki giderim deyip bilet bulup gittim J) ama olmadı :)) Neyse ki ben bu güzel hikayeleri okuyup yanıma kar kalarak bu işten sıyrıldım. Gerçekten boşuna büyük yazar dememişler. Ben çok beğendim içindeki hikayeleri ama en sevdiklerim aynı adlı hikaye ve Palto oldu. En yakın zamanda diğer kitaplarını da okumak isterim. Zaten elimde Ölü Canlar var. Umarım en yakın zamanda okurum. Ya ben kendimden iki tane daha istiyorum mümkünse. Biri kitap okusun, diğeri film izlesin. Ben de ortalıkta öyle günlük işlerde dolaşayım akşam birleşip kültürlü kültürlü uyuyalım. Buradan yetkililere sesleniyorum. Bir tane benlik az en az iki tane eşantiyon istiyoruz. Teşekkürler.


Muhtelif Evhamlar Kitabı – Ömür İklim Demir


Bu kitaptan bahsetmeden önce size bu kitabı bulma hikayemi anlatmak istiyorum çünkü hikayeleri çok seviyorum hele ki yeni şeyler keşfetme hikayeleriyse yaşamaya anlamaya ve dinlemeye de bayılıyorum çünkü hikaye bizim işimiz :). Yine bir gün YKY’de gezerken Ankara Kızılay’dakine gidenler bilir orta kısımda yeni çıkan ya da önerilenler olur. Onları incelerken Ömür İklim abimiz gözüme çarptı. Kitap kapağı olsun adı olsun resmen beni çekti ve elime alıp incelemeye daha sonra alınacaklar listesine ekledim nitekim ikinci gidişimde de aldım. Bu sefer kasanın hemen yanındaydı yani özellikle önerilen kısımda ya da öyle bir şey :). Kısa sürede ikinci baskısını yapan bu kitap eminim ki uzun süre çok satanlardan olacak.

Gelelim kitabımıza, kısaca söyleyeyim; ba-yıl-dım. Bir solukta okudum demek isterdim ama kutlamam gereken bir doğum günü vardı <3, iki solukta okudum. Zaten öyle ki ilk hikayeyi bir çırpıda okuduktan hatta okurken o kadar heyecanlandım ki çok iyi kitap çok iyi kitap diye bir daha heyecanlandım. Anlatımı o kadar güzel ki elimden bırakamadım. Mizahı, dili, akıcılığı dört dörtlük bir hikaye kitabı. Hele bir de birbirine bağlı hikayeler vardı ki arada tadından yenmiyor. Hüzünlendirdi ama kahkaha da attırdı. İşte öyle bir kitap, kesinkes şiddetle Ömer İklim beyefendiyi okuyun, okutturun arkadaşlar. Pişman olmayacak bir de dua alacaksınız :). Ömer İklim Bey siz de lütfen daha çok yazın.

“Malumunuz, ölüler yokluklarıyla var olur, anılarla yaşar.”

“Kibrit kutularının sırtındaki kelimeyim ben: Vasat.”

“’Birçok insan, mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur’ demiş Dostoyevski.”

“Bütün hatalarımı ve pişmanlıklarımı silecek, başıma gelen her şeyi, sanki ona varmak için yaşamışım gibi haklı gösterecek bir amaca ihtiyacım var.”

“Sevdiğin kadından nefret edecek hale gelince, çoraplar, gömlekler, kravatlar, danteller birer kurşun ağırlığa dönüşüp adamı dibe çekiyormuş. “

“’Nasıl hiçbir şey yahu?’ dedi çatallı sesiyle, ‘Herkesin bir şeyi vardır be. En azından derdi, tasası vardır’ dedikten sonra ….”

“Her yeni yıl, her doğum günü, her ayın biri ya da her pazartesi yeni bir insan olmak için uyanırdım. Hele güneşli bir günse, bütün dünyayı değiştirebileceğimi sanırdım.”

“Ne diyeyim, huzur tuhaf şey arkadaş, ancak kaybedecek bir şeyin kalmadığında gelip seni buluyor.”

“Hatta kimse seni tanımadığı için unutanın bile olmadı.”

“Duymuyorum seni anne, hayatla meşgulüm.”

Şimdilik bu kadar yakında sürprizlerle geleceğim J, kendinize iyi bakın, sanatla ve sevgiyle kalın.

Devamını Oku »

10 Eylül 2016 Cumartesi

Çekiliş #2 (Sonuç)

Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Başlıktan da anlaşılacağı üzere çekiliş sonucunu yayınlayacağım bugün. Umarım çok bekletmemişimdir sizleri. Katılan arkadaşların hepsine çok teşekkür ediyorum. Ama çok fazla söylememe rağmen çekilişe katılmanın tek şartı olan blog takibini yapmayan arkadaşlar oldu ve üzülerek söylüyorum çekilişe katılamadılar. Bir de bir yorumda daha önce de belirttiğim gibi çekiliş blogları olmadığı sürece dedim ama bunu asıl yayınımda yazmadığım için olsun olmasın herkes çekilişe katıldı. İki üç kez kontrol ettim, hata olmaması için ve direkt link verilmeyenlerde bile açıp baktım uzun uzun. Lafı gereksiz uzattım biliyorum o yüzden işte kazananımız.


1.Beyaz Atlı 
2.bonheur
3.Ayşenur Yılmaz

Çok fazla isim olmadığından dolayı eski usul çekiliş  yapmak istedim ve yine ben çekim işlemini yapmadım. On yaşındaki kuzenim ricam üzerine çekti ve beyaz atlı arkadaşımız nasıl şanslıysa iletişime geçmemesi halinde ikinci ve üçüncüyü çekmesini istedim ve o iki isim yine kendisi oldu 😄. Fazladan çekim yaptık bu yüzden, diğer arkadaşlarımızın da hala şansı devam ediyor yani. Katılan herkese tekrardan teşekkür ediyorum, sizler olmasaydınız bu çekiliş olmazdı. Önceki çekişime göre katılım da fazlaydı. Harikasınız.

Bu arada kağıtları çektirirken fotoğraf çekmeyi unuttum 😄. Sonradan çekilenin de anlamı olmayacağı için paylaşmadım, sizin kadar ben de heyecanlıydım yani. 

Kazananı tebrik ediyorum ve mail bilgilerini yirmi dört saat içinde yorumda belirtirse ben hemen kendisine ulaşacağım ama biliyorsunuz ki araya bayram tatili giriyor. Cuma günü eğer kargo açıksa bırakacağım değilse pazartesi bir aksilik olmazsa göndereceğim. Eğer kendisi cevap vermezse kazananlarımız belli. Herkese güzel tatiller diliyorum ve yeni çekilişler ya da küçük sürpriz fikirleri var aklımda. Takipte kalın, şipşak bir şeyler yapabilirim. Kendinize iyi bakın, hediyesiz kalmayın.

Devamını Oku »

4 Eylül 2016 Pazar

Yaz Okumaları #2

Günaydın arkadaşlar, nasılsınız? Fark ettim de son zamanlarımdaki tüm paylaşımlarımda merhaba demişim bugün farklı olsun dedim 😄. Umarım gününüz aydın olur efenim. Bugün sizlerle yaz aylarında okuduğum kitapları paylaşacağım. Bu bölümü 2014 yazında yapmışım en son, zamanda geriye gitmek gibi. Blogda mini mini birken yazmışım. Yazının üstünden bir yaz daha geçtikten sonra yine yazıyorum. Bu kitaplardan bazılarını D&R indiriminden, bazıları YKY kampanyasından ve bazıları da önceden elimde olan kitaplardı. Bu yaz pek verimli geçmedi sanırım her ne kadar okuduklarımın hepsini burada yazmasam da. Umarım okuma hızım artar. Bir de tabi herkes gibi benim de dileğim elimdeki kitapları bitirip yeni okunacak kitaplara yer açmak. Aslında yeni kitap çok almamaya çalışıyorum ancak indirimde görüp de merak ettiklerimi alıyorum. Zaten bu sene Can Yayınları indiriminden pek yararlanamadım çünkü gittiğim D&R da pek fazla seçenek yoktu bakasım bile gelmedi ama buna rağmen iki kitap aldım bir de 9.90 kampanyasından aldıklarım oldu. Bence bu standa bir göz atın baya güzel kitaplar vardı. Acımamışlar basmışlar indirimi, güzel olmuş :). Bu arada size bir şey danışmak istiyorum yardımcı olursanız çok sevinirim. Daha önce vikitaptan takas yaptınız mı? Memnun kaldınız mı? Başka takas siteleri var mı güvenilir, bunları yorumda belirtirseniz çok iyi olur çünkü elimdeki bazı kitapları okumak istediklerimle değiştirmek istiyorum. Tecrübeli arkadaşlar yorum yazarsa sevinirim. Hatta siz de Vikitap’a üye iseniz gelin arkadaş olalım, takas yapalım :). Hesabımı alt tarafta paylaşacağım diğer blog hesaplarıyla beraber. Özellikle Twitter’da çok eğlenceli anketler oluyor, güncel haberleri, indirimleri paylaşıyorum. Bir bakın pişman olmazsınız :). Küçük bir hatırlatmada da bulunayım, bugün çekilişin son günü arkadaşlar, hala katılabilirsiniz. Yeterince reklam yaptığıma göre gelin beraber aşağıdaki kitaplara bakalım.




1       New York Üçlemesi – Paul Auster





Paul Auster sevdiğim bir yazar. Daha önce Timbuktu, Şans Müziği, Görünmeyen kitaplarını okumuştum, Bir Yayınevi Beş Yazar Kitap Can Yayınları bölümünde de Şans Müziğini paylaştım. Bu kitapta yazarın en çok bilinen eserlerinden biri, benim de merak ettiklerimdendi. Adından da anlaşılacağı gibi içinde üç roman var. Ayrı basılıp sonradan birleştirilmiş sanırım. Daha iyi olmuş çünkü zaten çok uzun değiller. Art arda okumak da iyi oluyor. Hepsi birbiriyle ilişkili kitaplar. Akıcı bir kitap, ikinci öykü sanırım en az sevdiğimdi ama kötü değil. En sevdiğim Auster kitabı olmadı ama güzel kitaptı. Tavsiye ediyorum.


2.       Kara Kitap – Orhan Pamuk


Kupamla kitabımın renk uyumuna dikkat ederim :).


Sonunda Pamuk’un bir romanını okuduğum için mutluyum. Bu kitabı seçtim ilk kitap olarak. Postmodern akımının etkilerini; farklı bakış açılarını kullanmasından, yazarın olaya dâhil olmasından, orijinal bir metin olamayacağını bastıra bastıra söylemesinden karakterler vasıtasıyla ve bunun gibi örneklerle görebileceğiniz bir roman. Bir bölümde baş karakterimiz Galip’in eşi Rüya’yı aramasını okurken bir yandan da kuzeni Celal’in köşe yazılarını okuyoruz. Bu kısa köşe yazılarından beğendiklerim oldu sıkıldıklarım da. Genel olarak kitap aslında okuması çok da zor bir roman değil, ben uzun sürede okudum fakat daha sakin kafayla bir oturuşta uzun süre okuyabilirsiniz. Bu uzun cümleler bana sanki anlamamız zorlaştırılsın diye özellik oluşturulmuş gibi geldi ilk başta, tekrar okumam gerekti fakat sonra alışıyorsunuz. Sizin en beğendiğiniz Pamuk kitapları hangileri? Yorumlarda önerirseniz sevinirim :).

3.       Kökler, Yollar ve Yitik Benler – Susanna Tamaro


Tamaro özellikle Can Yayınları indiriminden sürekli aldığım yazarlardan biri. Aslında kitabı gördüğümde beni şaşırtmayacağını biliyordum ama güzel mor kapak beni benden aldı ve dayanamadım aldım. Bir iki saatinizi ayırıp hemencecik bitirebileceğiniz rahat bir kitap. Tamaro okurken sıkça rastlayabileceğiniz anlatım tarzı, temalar ve karakterler romana hakim. Güzel alıntılar var onları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunun dışında ortalama bir kitaptı. İlle okuyun demem ama okursanız da karışmam :). Niye sadece bu kitapta sevdiğim alıntıları paylaştım inanın ben de bilmiyorum çünkü diğer kitaplarda da altını çizdiğim yerler oldu :).

“Tabakta yemek bırakmanın neredeyse ölümcül bir günah olduğunu sizin sofranızda öğrendim; bu nedenle yenilginin her türlü izini silmeyi arzulayacak tavuk kanatlarının arasını, balıkların sert kılçıklarını öfkeyle didikliyordum ve boş yere kendimi arındırmaya çalışıyordum.”

“Yemeğini dalgınca yiyen bir insanın hayatını yaşamakla yetiniyordum.”

“Gençler Odysseus misali hep daha uzak kıyılara yelken açıyor, sonra da ya gittiklerinden daha bahtsız ve mutsuz dönüyor ya da hiç dönmüyordu.”

“Çocuksu düşünmenin lütfu kaderin alçaklıklarını bilmemektir.”

“Bizzat ben bir roman kahramanıyım, kendimi okuyamam.”

“Hayat sonsuz bir yazdan başka bir şey değildir.”

“Doğayı herkes sever, herkes anlar onu; doğa kör iyiliktir, yozlaşmamıştır, insanın ilk ve elbette olumlu ruhudur.”

4.       New York’a Mezar – Adonis


Adonis tahmin edebileceğiniz gibi takma bir ad. Gerçek adı Ali Ahmad Said Esber. Suriyeli bir yazar, daha sonra Lübnan vatandaşlığına geçiyor. Bu kitabı da beş lira kampanyasından aldım. Arka kapak yazısı kitabı merak etmeme yol açtı her ne kadar çeviri şiir okumaktan pek hazmetmesem de. İçinde şairin üç uzun şiiri dışında kitabın çevirmeni Özdemir İnce tarafından yazılmış iki ön yazı ve bir de söyleşi mevcut. Bu söyleşi Hürriyet gazetesinde ve CNN Türk’te yayınlanmış. Yazar hakkında baya açıklayıcı olmuş bu bölümler. Hatta şiirlerden daha çok ilgimi çekti diyebilirim.


Öneri Makinesi Sosyal Medya Hesapları

http://www.vikitap.com/profil/elroy-12587

https://www.tumblr.com/blog/mubblr

https://twitter.com/onerimakinesi
Devamını Oku »

2 Eylül 2016 Cuma

Sevgili Güllük #12 (Bergman'ın İmzası)








Not: Fotoğrafların hepsi benim tarafımdan hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

1 Eylül 2016 Perşembe

Sinema Güzeldir #2

Merhaba arkadaşlar, nasılsınız? Bugün yine sizlere sinemada izlediğim son üç filmi yazacağım, izleyeli baya oldu yani geç bir paylaşım, bana kızmayın :). İlkine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu arada bir duyuru yapmak istiyorum;  zaman su gibi akıp geçiyor, çekilişi başlatalı neredeyse bir ay oldu ama 4 Eylül’e kadar hala katılabilirsiniz. Çok güzel kitaplar ve defter var hala katılmadıysanız, duymadıysanız şuraya tıklatın. Önemli bir hatırlatmada da bulunmak istiyorum çünkü yorumlarda ortak bir sıkıntı olmuş çekilişe katılmanın tek zorunlu şartı blogu sağ taraftan takip etmek. Onun dışındakiler ek hak. Zorunlu şart yerine gelmeden diğerleri geçerli sayılmıyor, görünür olarak izlediğinizden emin olun lütfen. Ben de sizleri çekilişe hemencecik dahil edeyim. Zaten izliyor iseniz yorum yapmanız yeterli. Arkadaşlarınıza hediye etmek isteyebileceğiniz güzel kitaplar var, bir bakın derim. Bir yorumda çekiliş blogları olmadığı sürece katılım mümkün dedim ama fark ettim ki yayınımda belirtmemişim o yüzden yanlış anlaşılma olmasın eğer öyle bir durum varsa ama özellikle belirtmediğim için tüm katılımları sayıyorum, unutmadan söyleyeyim :). Şansınız bol olsun, sabrınız için de teşekkürler.

Gelelim filmlerimize.

Ghostbusters





Ya bu filmin müziği efsane diye başlamak istiyorum. İzlediğimden beri “nınınını nınınını nını nınınını nınınını nını, GHOSTBUSTERS” diye olur olmadık yerde sesli söylüyorum :). Bunun dışında bir ilki yaşadım. Koskoca sinemada TEK BAŞIMA film izledim :). Evet, baya bildiğiniz benim için reklamlar döndü, film oynatıldı, ara verildi ve ışıklar benim için yanıp söndü :). Daha önce neredeyse boş sinemalara, filmlere gittim ama hiç gerçek anlamda tek olmadım ya arkadaşlarım ya yakınlarım vardı. Ama ilk kez tam anlamıyla böyle bir tecrübe yaşadım, süperdi :). Gelelim filme artık :). Filmin orijinalini izlemedim izlediysem de çok küçüktüm hatırlamıyorum sadece müziği ve hayal meyal görüntüleri aklımda. O yüzden karşılaştırma yapamayacağım sadece bu karşıt cinsiyet fikri hoşuma gitti. Erkek sekreter (Chris Hemsworth yahu :)) ve kadın başkarakterler güzeldi. Her zaman olduğu gibi bir kötü adamımız ve dünyayı kurtaracak kahramanlara ihtiyacımız vardı. Bunlar klasik aksiyon, komedi filmlerinin zaten vazgeçilmezi. Peki bu filmi eğlenceli kılan neydi diye sorarsanız, mizahı derim. Mizah böyle filmleri her zaman kurtarır ve daha izlenilir kılar benim gözümde. Öyle ki fazla klişeye kaçmadan yapılan espriler beni güldürdü ve ilk yarıda baya eğlendim. Bunun dışında kadınların baş rolde olması her ne kadar az çok Hollywood tarzında olsa da iyiydi. Akademisyen ablamız bana sürekli Zooey Deschanel’i hatırlattı. Sizce de aşırı benzemiyorlar mı? Acaba ablası mı diye film arasında baktım ama değilmiş çünkü “yeni kızımızın” ablası da oyuncudur. Melissa McCartney’i en son yine bir komedi aksiyon filminde baş rolde izledim ve kendini 0 beden olmadan da kabul ettirip baş rolde oynamasının çok iyi olduğunu düşünüyorum. Aslında Kristen Wiig dışındaki hiçbiri bu beden ölçülerine uymuyordu sanırım ama hepsi çekici ve güzel hatunlardı. Bence oyunculukları da fena değildi. Baya eğlenmelik bir filmdi anlayacağınız. İkinci film olursa daha çok dereceleri artmış hayalet ve onların hikayelerini izlemek isterdim :).

Yüce Adalet





Sevgili Keune Reeves’in son filmi. Bir mahkeme filmi :). Beklentimin üstünde bir filmdi. Vauvv pes doğrusu dedirtmese de şaşırtmayı başardı. Filmin konusu ise özetle ünlü bir avukat olan babasını öldürmekle suçlanan bir oğlanın duruşması idi. Ana mekan mahkeme salonuydu ve zaman zaman geri dönüşler ve ileri görüşleri (flash forward) izledik. İzleyici duruşmada resmen jüri görevindeydi ta ki son sahneler kadar o zaman işler biraz değişti. Ama biz de her zamanki gibi kim haklı kim suçlu kendi içimizde o soruları sorduk tanıkları dinlerken. Renee Zelwegeer niye bilmiyorum bana biraz vasat geldi bu filmde. Ve yaşlanmak değil de çökmüş sanki. Keune Reeves zaten hala yakıyor, filmdeki performansı da iyiydi. Onun yardımcısı rolündeki avukat hanım kızımız da başarılıydı yalnız sonlara doğru daha çok aktif olabilirdi nasıl olurdu merak etmedim değil. Güzeldi bence bir bakın derim :).

Suicide Squad





Ben yönetmeni sevsem de Nolan’ın Batman serisini kendime göre bazı sebeplerden ötürü hala izlemedim :). Batman vs Superman’i zaten izlemedim ama anladığım kadarıyla daha doğrusu birbirlerine karşı olmalarından anlıyoruz ki iyi adamımız kötü olmuş en azından biri. Savaştıracak kötü adam kalmayınca iyi adamlar güç savaşına mı girdi, böyle bir şey yapalım mı dedi yapımcılar anlamadım ama önemli de değil. Başka sebepler olabilir olmayabilir saygı duyuyorum :). Bu filme gelirsek devam filmi gibi ama değil gibiydi de. Kendi başına bir film ama bir alakası da var gibiydi yukarıda bahsettiğim filmlerle. Ve iyi adamlar madem kötü oluyor kötü adamlar iyi olamaz mı olur mantığıyla toplama yaptılar bu filmde sanırım ve bir blogda okumuştum sanırım Joker mafya babası gibi olmuş diye evet öyle bir durum vardı sanki. Bir de Joker’in Joker olma sebebi asite düşmesi ve bunu saklaması ama maşallah burada asitten Harley Quinler, dövmeli jokerler çıkıyor hadi hayırlısı :). Ben Burton'ın ilk filminden öyle hatırlıyorum. Onun dışında ben Joker’e bayıldım. Çok doğru bir oyuncu seçimi olmuş keşke bu kadar çok karakter olmasaydı da Joker ve Harley Quinn ile alakalı bir film olsaydı. Zaten film Harley Quinn’in filmi gibiydi onda sıkıntı yok da çok fazla karakter ve onların hikayesinin olması durumu filmi çok yüzeysel kılan bir şeydi. Bunu demekteki kastım şu gerekli görülen karakterler anlatılırken diğer karakterlerin hikayelerinin özet geçilmesi. Bu biraz oldu bittiye getiriş acaba bu kadar çokluk gerekiyor muydu diye düşündürtüyor. Kötü adamların iyi adama dönüşmesi değil de kötü adamların bu iş için seçilmesi fikri bence daha cazipti ama sonuçta bir klasik süper kahraman hikayesi daha doğrusu anti kahraman hikayesi ama bence sonuyla da kanıtlıyor ki ikisi arasında pek bir fark yok bu film için. Joker ve Harley Quinn’de bu ikinci temaya daha yakınlar ki film bittikten sonra en çok onların konuşulması tarzları dışında bundan kaynaklı olabilir. Filmin eğlenceli yanları güzeldi. Şarkı seçimi müthişti. Jokerin silahlar arasına gülerek yatması ve üst çekim (hala izlemeyenleriniz varsa o sahne gelince beni hatırlayın J) çokk güzeldi. Bence harcanmış Joker bu filmde ya. Çok güzel işler çıkardı da sanırım devam filmine saklıyorlar. Neyse fena değildi bence bunu deme sebebimin de çoğunluğunu komedi unsurlarına borçluymuşum gibime geliyor ama sorun yok. Gülmeye ihtiyacımız var. Bu arada nolur ama nolur Cara Delevigne oyuncu olmasın, kampanya başlatalım bıraksın bu işleri. O kenafir gözleriyle kötü kadınken fena durmuyor da diğer haldeyken hiç olmamış ya valla bak. Bıraksın bu işleri yol yakınken.


Benden bu kadar. Siz neler izliyorsunuz bu aralar, iki yorum atın da şenlensin buralar. Kendinize iyi bakın, sanatla kalın :).

Devamını Oku »