5 Nisan 2016 Salı

Abur Cubur #25 Bölüm 1

Merhabalar, nasılsınız? Umarım şu güzel havalar gibi geçen muhteşem günleriniz olur. Bugün sanırım benim en sevdiğim liste olacak bir liste hazırladım. Tabi hepsi benim çocuklarım gibi ayırt yapamam amaashdgfhff :) (Kötü espri mode on:)). Şiirli şarkılar efenim. Evet, şiirli şarkılar. Şiirleri besteleyen ve bunu çok güzel şekilde icra eden şarkılı bir liste yaptım. Bir taşla iki kuş :). Şiir çok sevdiğim bir tür değil ama okuyorum. Tabi ki çok sevdiğim şairler, şiirler var ama kendimi bu konuda çok da bilgili saymam. Şiirlerin bestelenmesi deyince benim aklıma hemen Ezginin Günlüğü ve Yeni Türkü gelir nedense ama listemiz sadece onlardan oluşmuyor tabi ki :).

Listemize gelecek olursak, nostalji, hüzün, kalp kırıklığı hepsi var :). Ama o kadar güzel ki mutlaka şiirlere de bakın. Ben bu listeyi şimdiden o kadar sevdim ki ikincisini de hazır ettim, siz de sevdiyseniz beklemede kalın :).

1. Zuhal Olcay - Ayrılık Sevdaya Dahil


Zuhal Olcay çok severim. Bu şarkıyı da aynı şekilde ve öğrendim ki Atilla İlhan'ın şiirinden bestelenen bir şarkı. Ben de öyle sevdim ki dayanamayıp aynı adı taşıyan kitabı alıp okudum. Hüzünlü efendim bol hüzünlü sözler, satırlar. Uyarmadı demeyin :).



2. Mabel Matiz - Peruk Gibi Hüzünlü


Matiz severim, onun sayesinde tanıştığım Yalçın Tosun'u zaten severim. İkisine de ayrı ayrı yazılmış yazılarım var. Peki bu iki isim böyle bir şarkıda bir araya gelse sevmemem mümkün mü? İmkansız. Yalçın Tosun'un aynı adlı kitabında bölüm bölüm bu şiir vardır, okuyanlar denk gelmiştir. Tosun'u çok seven Matiz abimiz de besteler ve ortaya böyle güzel bir şarkı çıkar. Özellikle de bu kaydı seçtim, keyifli dinlemeler :).



3. Hüznü Arkan - Anıların Yüzünden


Nazım Hikmet'in Bor Oteli şiirinden bestelenmiştir. Arkan'ın ilk solo albümünde yer alır. Nazım Hikmet de en çok şiirleri bestelenen şairlerden özellikle Ezginin Günlüğü grubun da bestelenen şiirlerini dinleyebiliriz.



4. İrem candar - Göğe Bakalım


Turgut Uyar'ın o muhteşem şiirinden esinlenilmiştir. Ben bu yorumu çok seviyorum. Şiiri de aynı şekilde. O zaman göğe bakalım.




5. Nükhet Duru - Ben Yine Sana Vurgunum


Sabahattin Ali'nin en sevdiğim şiirini Nükhet Duru'nun güzel sesinden dinlemek çok güzel. Korhan Futacı coverını da tavsiye etmeden geçmeyelim :).



6. Yeni Türkü - Başka Türlü Bir Şey


"Başka türlü bir şey benim istediğim, ne ağaca benzer ne de buluta... rengi başka, tadı başka". Can Yücel'in yine güzel bir şiirinin efsane yorumu Yeni Türkü'den.



7. Ezginin günlüğü - Bekle Beni


Benim için yine çok özel bir şiir, çok güzel bir yorum. Konstantin Simonov'un savaştayken sevdiğine yazdığı bir şiirdir. Yine yorum yapamayacak kadar sevdiğim, yazılma hikayesinin beni çok etkilediği bir şiirden bestelenen şarkı. Tarifi yok. Mabel Matizin coverı da şurada. Kendinize iyi bakın sevgili okur, hayatınızdan şiirler, şarkılar eksik olmasın #şiirheryerde.


Devamını Oku »

3 Nisan 2016 Pazar

Hikayeler #1

Merhabalar :). Uzun zamandır aklımda olan bir listeydi öykü kitapları listesi ama dünyanın en üşengeç insanı olmak, bu markayı korumak bilirsiniz ki öyle kolay olmuyor. O yüzden bugünlere kaldı. Bu listenin tek kalmasını istemediğim için orada vol1 yazısını görüyorsunuz. Benim sanırım en sevdiğim edebi tür öykü. Meşakkatli bir iştir, her yiğidin harcı da değildir öykü yazmak. Kısa deyip geçmemek lazım. Şimdilik yedi tane kitap önerisi yapacağım ama mutlaka devamı gelecektir. Hem yedi kitap benim beğendiğim öyküler için yetmez hem de yenilerini okudukça bu liste gelişecektir. Sizin de beğendikleriniz varsa yorum yapın, beraber okuyalım :). Ahh!! Tabi ki, fon müziksiz asla :).
(Bir güncelleme yaptım ve daha önce hazırladığım yol şarkıları listemi size fon müziği olarak koydum, keyif alın :))




1. Ömer Seyfettin - Yüksek Ökçeler


Ömer Seyfettin'in en sevdiğim kitabıdır herhalde. Bir kez okulda daha sonra kardeşimin eve okumak için getirip elinden alıp bir kez daha okumamla iki kez okudum kitabı. Getirin yine okurum. Aslında bu kitabı koyma sebebim iki öyküsüdür. Lokanta Esrarı ve Yüksek ökçeler Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını kanıtlayan bu öyküler nedense hep hoşuma gitmiştir :).

2. Yalçın Tosun - Anne, Baba ve Diğer Ölümlü Şeyler/ Peruk Gibi Hüzünlü


Zaten daha önce de Yalçın Tosun Sevmek adlı yazımda alıntılarıyla anlatmaya çalıştım. Son kitabı da dahil Tosun'un bütün kitaplarını, tarzını sevsem de bu iki kitabı ayrı seviyorum ama hepsi çok güzel alın okuyun :).

3. Ahmet Ümit - Aşk Köpekliktir


İlk Ahmet Ümit kitabım, polisiyeyi çok sevmeme rağmen yazarın bu kitabıyla başlamam da işin komik yanı. İyi ki başlamışım çünkü çok kısa bir sürede okudum. Akıcı ve çok güzeldi. Hala aklımda kalan, beni etkileyen öyküler vardı içinde. Ben baya olumsuz yorum da okudum kitap hakkında ama ben baya beğendim. 

4. Sevgi Soysal - Tante Rosa


Yani ne desem ne yazsam boş, çok ama çok güzeldi. Roman olarak geçiyor sanırım ama on dört kısa hikayenin birbirine bağlanmasıyla oluşan bir kitap o yüzden bu listede de olmasını istedim. Kısacık bir zamanda bitirdim elimden bırakamadım. Sanırım övmekten başka pek bir şey yazamayacağım o yüzden siz en iyisi alın okuyun.

5. Ahmet Büke - Çiğdem Külahı/ Kumrunun Gördüğü


Ahmet Büke çok ödüllü öykü yazarlarından :). Kendisinin "Rüzgarın Hatıraları" filminin senaryosunda da imzası var, oradan da hatırlayanınız olabilir izlediyseniz. İtiraf ediyorum kitaplarını D&R Can Yayınları kampanyası sırasında aldım :). Ama iyi ki almışım çünkü bu iki kitapta hemencecik bitti. Bir kitabı daha var elimde hala okumadığım o da sırasını bekliyor. Bu kitaplara gelecek olursak deniz tuzunun tadını alabileceğiniz çoğunlukla Ege'de geçen hikayeler. Şu an kitaplar yanımda olmadığı için hangisindeydi hatırlamıyorum ama bir hikayesi var ki tam kısa filmlik. Öyle ki hayallerimden biri o öyküyü kısa filme çekmek. Yani diyorum ki okuyun, okutturun mutlaka şans verin bu yazara :).

6. Yusuf Atılgan - Bütün Öyküleri


Aylak Adam'ın yazarı Yusuf Atılgan'dan bu öyküleri okumanızı tavsiye ediyorum. Eminim "Aylak Adam'ı" severler bu öyküleri de çok sevecektir. Zaten kısacık olan bu kitabı hemen tüketeceksiniz. 

7. Mine Söğüt - Deli Kadın Hikayeleri


Mine Söğüt benim çok çok sevdiğim bir yazar. "Beş Sevim Apartmanı"'da en sevdiğim kitabıdır. O roman diye geçiyor ama içinde (yanlış hatırlamıyorsam sayısı ondu) on kısa hikayeden oluşuyor da diyebiliriz. Bu kitabıda da çok güzel ve rahatsız edici :). Genel olarak kitaplarında rahatsız edicilik vardır ve kolay okunamayabilir. Bu arada madem burası şahsıma münhasır bir blog bir anımı da paylaşmak isterim :).

Mine Söğüt'ün geçmiş yıllarda burada hem söyleşi hem de imza günü oldu ben de aldım elime kitabını gittim koşa koşa :). Güzel bir söyleşiydi ve "Deli Kadın Hikayeleri" kitabıyla alakalı söylediği sözler hala aklımdadır. Eksik veya yanlışım varsa şimdiden affetsin :). Biliyorsunuz ki bu kitapta yazarın eşinin resimleri yer alır her hikayede ve sanki hikayeler için çizilmiştir o resimler. Bununla alakalı şöyle bir şey söylemişti. Planlı olarak o resimler bu hikayeler için çizilmedi. Birbirimizden habersiz aynı zamanlarda; o resimleri çizdi, ben bu hikayeleri yazdım ve o kadar uyumlu oldu ki aslında dertlerimizin, düşüncelerimizin ne kadar aynı olduğunu anladık.

Evet sevgili okur, işin özü bu :). Umarım sizin de aynı dertleri, mutlulukları, heyecanları paylaştığınız insanlar karşınıza çıkar da böyle mutlu olursunuz hep deyip güzel bir mesajla da bu yazıyı bitiriyorum, kendinize iyi bakın ve sevgiyle kalın :).

Devamını Oku »

Abur Cubur #24

Gördün mü 24 olduk :). Mutlu günler :). Bugün sizler için güneşli şarkılar seçtim. Hepsi mutlu ve enerjik şarkılar değil ama eminim yine de seveceksiniz.

1. The Beatles - Here Comes the Sun






2. Breakdown Valentine - Silver Sunlight





3. Belle and Sebastian - Another Sunny Day






4. Parol Stelar - The Sun






5. Arctic Monkeys - When the Sun Goes Down





6.  Natasha Bedingfield - Pocketful of Sunshine





7. Billy Withers - Ain't no Sunshine 


Kapanışı başka şarkıyla yapamazdım çünkü "Ain't no sunshine when she's gone" :)


Devamını Oku »

30 Mart 2016 Çarşamba

Yandığı Kadar Sevmek

Şimdi sizleri kendileri hakkında hiçbir şey bilmediğim bir grubu tanıtmayı amaçlıyorum :). Kimlerdir, ne yaparlar, albümleri olacak mı o mu bu mu hiçbir bilgim yok. Cidden. Bir resimleri de yok :). E o zaman niye yazıyorsun derseniz şarkıları güzel yetmez mi? Yeter de artar bile :). Hem belki biraz talep artınca kendileri hakkında bir şeyler öğreniriz. Facebook gruplarında pek aktif gözükmüyorlar. Türlerinin akustik, indie ve alternatif olarak kaydetmişler. Ha bir de İzmirli bir grup olması gerek. Bu kadar işte bu kadar biliyorum, dahasını bilen buyrun yapsın katkısını :). Aydınlatıversin bizi de :). Elimizde olan tek şey işte bu güzel kayıtlar. Ben burada en sevdiklerimi sizinle paylaşacağım görünür olarak ama diğerlerini sevmiyorum demek değil tabi ki. En altta da şarkıların tümüne ulaşacağınız linkler bulunacaktır. Keyifli dinlemeler efenim, bana müsade :).

1. Elime Yüzüme Bulaştım (En samimi en sevdiğim şarkıları, girişe bakın "Offf bu nasıl bir gündür Allah'ım". Girişten zaten direkt şarkının içindesiniz)






2.  Ve "Bana Gelmez".






3. Birazda koyverelim gitsin :).





4. Bazılarını deyip neredeyse hepsini paylaştım şarkıların ama bu son. Beğendiyseniz hemen aşağıda ulaşabileceğiniz bağlantılar kendinize iyi bakın ve hayatınızın fon müziği hep sizinle olsun :).




https://www.facebook.com/Yand%C4%B1%C4%9F%C4%B1-kadar-115030035221820/?fref=ts

https://soundcloud.com/yandigikadar

Devamını Oku »

29 Mart 2016 Salı

Kadınlar

Yeter aşklı meşkli filmler önerdiğin biraz farklı tema yap bıktık dediğinizi varsayarak sizlere kadınların ana karakter olduğu, stereotipten öteye gidip kişiliği, karakteri olan kadınların olduğu filmleri içeren bir liste yaptım. Çünkü kadınlar var, yaşıyorlar, hissediyorlar, karar veriyorlar hatta işin ilgincine bakın böyle başrol olup film bile yapıyorlar. Bazıları var ki yönetmenlik falan yapıyor. Neyse bu kadar kinaye yeter. Kadın başrollerin olduğu bu güzel filmleri izlemeniz tavsiye olunur.

1. Virgin Suicides 


 Bir kadın yönetmenden baş rollerde kadın olan güzel bir film.. Müzikleriyle mest eder. Zaten filmde plak yakma sahnesinde içiniz acır. Dün izlediğim Mustang filminde de çokça bu filmin izlerini gördüm özellikle filmin başlarında. Sizce de öyle mi?




2. Gloria - John Cassavettes (1980)


Uzun zamandan beri John Cassavettes izlemek istiyordum ve Gloria son zamanlarda izlediğim en güzel filmlerden biriydi. Filmin dönemin de etkisiyle yansıttığı hava, dekorasyon, kıyafetler, Beth Davis'in müthiş ihtişamı, küçük çocuğun iyi oyunculuğu. Her şeyiyle muhteşem bir film. İzlerken bana Leon'u anımsattı ve hemen araştırdım. Gerçekten Luc Besson bu filmden esinlenmiş. Bunun dışında da filmin birçok yeniden yapımı var. Hiçbirini izlemedim ama var :).  Ben Gloria'yı bayılarak izledim ve yönetmenin diğer filmlerine de baktım. Hatta Love Streams filmini izledim yine güzeldi. Sıra diğerlerinde.





3. Frida


Kitaptan uyarlama olan bu filmde Frida Kahlo'nun hayatını izliyoruz. Nasıl güçlü nasıl ilham alınası bir kadın. Beni çok etkileyen filmlerden biriydi. Acılara karşı duruşu, umudunu yitirmemesi ve her şeye rağmen sevdiği adama aşkı.  Kesinlikle herkes Frida'yı tanımalı ve izlemeli.




4. Frances Ha


Nasıl güzel bir filmdir o öyle. Siyah beyaz çok tatlı. Ben bayılarak izledim. Bir yerinde başrolümüzün yaptığı monolog var, çok güzel. Şarkıları keza öyle. Bir sahnesinde Godard'a selam çakıyor ki ben gibi Godard severlerin gözünden kaçmayacaktır. Bu arada okuduğum kitapta portre ressamlarından Frans Hals'den bahsediliyordu ve görünce aklıma bu film geldi. Bir alakası var mı bilmiyorum bu benzerliğin. Sizce?



5. Black Swan


Zamanında ne ünlüydü film. İzlemeyeni dövüyorlardı. O yüzden bu filmde olması gerektiğini düşündüm. Natalie Portman'ı pek sevmesem de film güzel.




6. Resident Evil 


Ahh gençliğimin serisi, nasıl severdim. Hala seviyorum. yapsınlar yeni film koşa koşa gider izlerim. Zombie filmlerini çok severim zaten. Gerçi zombie filmi olarak başarısız bulanlar çok ama ben seviyorum. Bir tane de olsa bu listede aksiyon filmde kadın başrol olması iyi oldu sanki :). Biliyorsunuz ki genelde bu tip filmlerde erkek kahraman olur o yüzden kadın kahraman olan nadir filmlerden biri bu listede :).




7. Vivre Sa Vie


Bu listede Godard olmazsa olmaz. Onun kadın başrolleri ünlüdür. Ve benim en sevdiğim başrolü Anna Karinadır. Bu Danimarkalı güzel başarıyla canlandırıyor rolünü. O iri iri gözleriyle bizlere baksın biz de hep izleyelim.




Tabi bu listeyi uzatabiliriz ama başka zamana :). Hatta şurada bir iki film daha var kadın başrol ama tekrar olsun istemedim bu listeye de yazıp siz buradan bakabilirsiniz. Şimdilik bu kadar, kendinize çokk iyi bakın :).

Devamını Oku »

27 Mart 2016 Pazar

Sevgili Güllük #5

Sonunda hasret sona erdi Sapan yeni şarkısını yayınladı. Sapanı hala dinlemediyseniz de size Sapan sevmek için beş neden. Buyyruunn.





Şu aralar en çok merakla beklediğim film ise çok sevdiğim Tim Burton'un son filmi Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları. Fragmanı bile heyecanlanmama yetti. Müziği, başrolde Eva Green'in olması ve tabi ki Tim Burton filmi olması hemen gelse de izlesek dedirtiyor. Tim Burton Sevmek yayınına buradan ulaşabilisiniz.


Devamını Oku »

Coffee and Cigarettes - Jim Jarmusch (2003)



Merhabalar, filmin açılış müziğiyle bu yazıyı açtım, okurken dinlemeniz önerilir :). Son zamanlarda izlediğim eğlenceli bir filmi tanıtmak istiyorum. Jim Jarmusch'ın "Coffee and Cigarettes"ini belki duymuşsunuzdur. Siyah beyaz 2003 yapımı bu film adeta kahve ve sigara teması üzerine kurulmuş kısa öykülerden oluşuyor ve ortaya müthiş eğlenceli, orijinal diyaloglar çıkıyor. Bugüne kadar Jarmusch'un iki filmini izledim. Biri Johnny Depp'li Dead Man, o filmi izlemem ayrı bir olay zaten bunu izlemek için başka bir film daha izlemem gerekti falan filan, film fena değildi ama pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim. Johnny Depp'e rağmen çoğu zaman sıkıldım. Bunun dışında Only Lovers Left Alive filmini izledim. O da ilk Jarmusch filmim olur. Bu film güzeldi ama bunlardan hiçbirini buraya yazacak kadar beni etkilemedi sanırım. Bu filmi bu kadar beğenmemin ilk sebebi diyaloglar olabilir. Kendi adlarıyla oynayan ünlülerimizin bu halleri beni çok güldürdü. Tabi sevdiğim birçok oyuncunun veya sanatçının içinde olması da bir diğer güzellikti. Filmin adından da anlaşılacağı üzere bu sohbetlere sebep olan kahve ve sigaralar. Kahve ve sigara kabul edelim ki ayrılmaz bir ikili, içsek de içmesek de. Hele benim gibi kahve düşkünüyseniz bu da filmi izlemek için daha çok bahaneniniz olduğu anlamına geliyor. Söyleyecek fazla bir şey yok aslında film güzel. Zaten bir buçuk saatlik bir film  o yüzden nasıl bittiğini anlamayacaksınız bile. Keşke devamı olsa da diyebilirsiniz benim gibi.

Sizlere bu kısa kahve sohbetlerinden bazılarını paylaşayım. Eğer sizde Jim Jarmusch seviyorsanız yorumlarda sırada hangi filmini mutlaka izlemem gerektiğini söyleyebilirsiniz ben de severek izlerim. Kendinize iyi bakın :).


Renée French'in kahvesini yenilerken iki kez düşünün :)




Steve Buscemi kahvenizi getirse ve sizle sohbet etmek istese buyur eder miydiniz :? 


Sizce Iggy Pop ve Tom Waits neye gülüyorlar? 

Sigara içmeye birbirlerini ikna etme halleri var ki görülmeye değer :).


Hayır hayır hiçbir sorun yok :).


Cate Blanchett severlere, hem de iki tane :D


Sizce de Jack White fazla karizmatik değil mi :)?


Sanırım en çok güldüğüm bu İngiliz ikiliydi. Hem onlar akraba :D



Bill Murray sen bu hallere düşecek adam mıydın :).
Devamını Oku »

26 Mart 2016 Cumartesi

Abur Cubur #23 (İsveç'in Gülleri)

Bundan çooookk önceki yayınlarımdan birinde böyle bir liste düşündüğümü belirtmiştim bakınız. (Yalnız orada bahsettiğim sanatçıyı burada paylaşmamam :)) Şimdi de icraat zamanı. İsveç'ten çıkan kötü müzik olmuyor. Yeni birini keşfediyorum bir bakıyorum ki İsveçli. Hele bir aralar baya denk geliyordu. Bugün de sizlere şimdilik yedi tanesini seçtim. Eğer siz de bu da var diyorsanız yazın ve beraber bu listeyi çoğaltalım.


1. Lykke Li


Yani diyecek fazla bir şey yok. Hatun cool. Şarkıları güzel. Bir o kadar da orijinal. Sevmemek için neden ben bulamadım. En bilinen şarkısını değil ama en güzellerinden birini paylaşacağım. Gerisi size kalmış.



2. Robyn


Ah Robyn vah Robyn, hem kendi çalışmaları hem de Röyksopp'la yaptıkları işler ayrı ayrı o kadar başarılı ki ben hemen tüm şarkılarını dinlemenizi öneririm. Zira dans müziği onlardan soruluyor.



3. The Knife


The Knife zaten blogun gediklilerinden. Sanki iki yayında bir onlardan bahsediyormuşum hissine kapılıyorum :).


4. Tove Lo


High all the time to keep you of my mind diye diye, 2 senemi yedi yemeye de devam ediyor. Hala dinliyorum hala dinliyorum. Orijinali de güzel ama benim favorim Hippie Sabotage remixi. Tabi tek güzel şarkısı bu değil ama daha önce paylaşmama rağmen yine bu şarkıyı paylaşacağım. 2 senedir dinliyorum siz burada iki kere dinlemişsiniz çok mu :).



5. Icona Pop


Çok tatlı, eğlenceli şarkıları var ama ben yine tanındıkları şarkıları paylaşacağım. Haydi bakalım hep beraber "You're from the 70's but I'm the 90's b...".



6. The Cardigans



Bu grubu hatırlayanınız var mı :) Ben hala severek dinlerim.


7. Jay-Jay Johanson


Ve biraz melankolik kapatalım. Şimdiye kadar bu soğuk İskandinav havasından çıkabilecek en eğlenceli, sıcak şarkıları seçmişim ama sonuncusunda beklentileri karşılayacağım. Jay Jay Johanson'ın en sevdiğim şarkısı "Alone Again" ile bu listeyi kapatalım. Kendinize iyi bakın.

Devamını Oku »

25 Mart 2016 Cuma

Üç Renk Üçlemesi - Krzysztof Kieslowski (Seri Filmler #2)

Söylenecek pek bir şey yok ben de sizlerden pek farklı hissetmiyorum. Korkuyorum, endişeleniyorum, kızıyorum vs vs. Bir şekilde devam ediyor hayat, pek yaşadığımız söylenemez. Ben de daha çok sarılıyorum sanata. Öyle işte.

Yine izlemekte geç kaldığım bir seriden bahsedeceğim size. Birbirinden bağımsız ama bir şekilde bağımlı, Fransız bayrağının renklerini temsil eden üç film. Şimdiye kadar bilenler zaten anlamıştır. Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski'in Üç Renk üçlemesi seri filmlerin bugünkü konuğu. Mavi, Beyaz ve Kırmızı olarak devam eden serinin her biri de bir temayı işler. Şimdi sizi bol fotoğraflı gifli bir yayın bekliyor. Daha önceki seri filmler yayınımda Ethan Hawke ve Julie Delpy'li Before serisini tanıtmıştım, işe bak ki bu serinin ikinci filminde yine Julie Delpy var. (Kendi blogumda kendime fun fact yaptım çaktırmayın :))

Üç Renk : Mavi



Özgürlük temasının işlendiği bu film benim favorim olur. Ve bu filmin beni en etkileyen kısmı da sanırım kamera açılarıdır. Juliette Binoche'nin oyunculuğu ayakta alkışlatır. O kadar güzeldir ki tekrar tekrar izlemek istersiniz. Buram buram mavidir bu film, adının hakkını verir.


İşte bunun gibi enfes çekimler var ki kendine hayran bırakan.


Yaktın bizi hayin Juliette ama tiryakin de olduk hani. Bir Juliette Binoche kolay yetişmiyor gençler.


Bu sahneyi çekebilmek için kaç şeker eritti Kieslowski abimiz 5 saniyede eriyenini bulmak için, şimdi bir gifi çok görmeyelim ona. Onun dışında benim için de çok özel bir sahne. Her batırdığımda şekerimi içeceğime bilin ki unutmamışım hala bu sahneyi ilk gördüğüm zamanı, yeri...


Her filmde ortak olan sahnelerden ilki.


Bu ilk filmde ikinci filmin baş karakterini az da olsa görebilirsiniz.


Yine aynı şekilde burada da ikinci filmin başında boşanan çiftimizin mahkemeye geldikleri anı görebilirsiniz. 



Üç Renk : Beyaz




Benim sıralamamda son sıradadır. Film çoğunlukla Polonya'da geçer ve eşitlik temasını işler. Başrol oyuncusu özellikle son sahnede enfes bir oyunculuk çıkarır. Bu filmde de eşitlik teması işlenir. İlk sahnelerde ilk filmden Julie karakterinin yanlışlıkla girdiği mahkeme salonu bu çiftimizin boşandığı salondur, bu da hoştur :). Beyaz öyle yoğun değildir bu filmde ilki ya da ikincisi kadar.



İşte o sahnelerden ikincisi.


Bu filmde de yanlışlıkla Julie'nin çiftimizin davasına girmeye çalıştığı sahne.



Ve beyaz.


Üç Renk : Kırmızı



Sıralamamda ikinci sırada yer alır kendileri. Yine bolca kırmızı görürüz ama yine de ilki kadar değil sanırım. Bu film güzel kafa karıştırıyor bir yandan da çözüme ulaşıp bağlanıyor. Şöyle detaylı güzel uzun incelemek güzel olurdu ama haddimi de aşmak istemem. Belki yürek yediğim bir gün uzun uzun incelerim :).



 Yine saatlerce izleyebileceğim bir an. Hayran olmamak elde değil bu yönetmene.





Yargıcı da hep sırtından çekmişim, resmen adamı yok saymışım:).



Tabi ki hayır, buradan bakabilirsiniz. Kendisinden bolca alıntı yapabileceğimiz, filmde belki de en önemli karakterdir kendisi.


Ve en sonunda baş karakterimiz bu yaşlılarımıza yardım etmeyi aklına getirir :).

Bu filme torpil geçmedim :).  Zaten dediğim gibi Juliette Binoche varken bu filmi birinci yapmam çok zor :). Sadece size şu ayrıntıları göstermek istedim. İlk fotoğrafta gördüğünüz gibi saatinden çarşafına en küçük detaya kadar kırmızı. Adının hakkını verir bu filmler.

Şimdi bu filmde size kırmızı fon üzerinde üzgün karakterimizin üç formunu sırasıyla paylaşacağım.


 Çekilirken


Afişte


Ve son sahnede.

Üç filmde de mahkeme salonuna gideriz, bir yaşlı teyzemiz şişe atmaya çalışır, renkler filmin genel rengini oluşturur, Fotoğraflarda da görebilirsiniz. Müzikleri de yine çok güzeldir. Tabi örnekler çoğaltılabilir uzun uzun film incelenebilir ama ben spoiler vermeden sizlere kısaca filmleri tanıtmak istediğim için en azından bu yazımda o işlere girişmeyeceğim. Bir sonraki yazıya kadar kendinize çok iyi bakın, sanatla kalın :).

Not: Yine görsellerin hepsi bana aittir :).
Devamını Oku »

8 Mart 2016 Salı

IFAnkara Bağımsız Filmler Festivali

Bu yayında sizlere If'te izleme fırsatı bulduğum filmleri kısaca anlatacağım ama daha önce de bahsettiğim gibi Ankara'da bariz bir ulaşım sorunu var ve buna rağmen 21.30 seansında olan filmler vardı. İstediğim birkaç filme bu yüzden gidemedim ve eminim birçok kişi bu yüzden gidemedi. Bunun dışında (reklam gibi olmasın) maximum kart dolayısı ile yarı fiyatına filmleri izledim bu güzeldi. Bir artı bir eksi gideceksek eğer bir diğer istediğim filmleri seçmeme engel olan şey aynı seansa denk gelen filmler olmasıydı. Bazı filmleri de böyle eleyince ve İstanbul'daki her filmin de buraya gelmediğini düşünürsek az seçenekten seçimler yaparak filmleri izledim. Ve son sayı yedi film oldu.

1. Just Jim - Craigh Roberts (2015)




İlk gün Ceset ve Just Jim birbirine yakın saatlerdeydi ben de birini seçmek zorunda kaldım. Ceset'in başka sinemada izleyebilmeyi umarak Just Jim'e bilet aldım. Çok merak ettiğim bir ilk filmdi Craig Roberts'ın ama mükemmeldi diyemem "sadece" güzeldi. Film çok yavaş başladı ve sürekli şekil değişirdi her bakımdan biraz dağınık buldum o yüzden. Onun dışında umut vaat eden bir filmdi. Şu kara komedi olayını biraz abartsaydı ve bazı yerlerde müzikle sahneleri alttan destekleseydi vesaire vesaire daha başarılı bir film olacağını düşünüyorum. Bunun dışında  James Dean'e ve Roberts'ın bir diğer oynadığı filmi Submarine'e göndermeler vardı ki ikisine de bayıldığım için hoşuma fazlasıyla gitti. Espriler zekice ve güzel yazılmıştı. Sonuç olarak konusu güzel ama anlatmakta biraz sıkıntılı bir film olduğunu düşünüyorum. İzlenmeli mi, izlenir :). O kadar yerdi yerdi şimdi izle diyor diyebilirsiniz ama bunlar dışında umut vaat eden güzel bir ilk filmdi :).

2. Call Me Marianna - Karolina Bielawska (2015)




Bana Marianna De mesajı, derdi apaçık güzel bir filmdi. Şarkıları da çok güzeldi. Son sahnesi fotoğraf gibiydi. Fırsat bulursanız izleyin :). Ve lütfen biraz empati.

3. Krisha - Trey Edward Shults (2015)




Ve gelelim festivalin üçüncü günü benim ikinci günüme. Yine iki film izledim. Bunlardan ilki Krisha oldu. Bana göre farklı bir şey anlatmıyor ama güzel anlatıyor. Öyle oyunculuklar ve çekim teknikleri vardı ki hayran olamamak, başrolle bir olmamak elde değil. Hele bir de Nina Simone Just in Time sahnesi vardı ki dillere destan. Hiç o şarkıyı o bakış açısıyla dinlememiştim :). Ne olduğunu söylemeyeceğim izleyince anlarsınız :). Bağımlılık sadece bizi değil çevremizi, en yakınlarımızı da etkiliyor.

Bu arada filmin sonunda yönetmenin isminin filmdeki bir karakterle aynı adla olması beni şüphelendirdi acaba otobiyografik özellikler taşıyor mu diye biraz araştırdım internetten. Ve 'Krisha' karakterini oynayan oyuncunun aslında yönetmenin teyzesi olduğunu, filmdeki teyzenin de gerçekte annesi olduğunu öğrendim :).  Filmdeki anneanne gerçekten anneannesi ve başka aile üyeleri de var. Genelde de hepsi kendi adıyla filmde oynuyor. Ama yönetmen bu bağımlılığı, biyolojik babasından etkilenerek yazdığını söylüyor.

4. Into the Forest - Patricia Rozema (2015)


Hiç sevmediğim Ellen Page ve herhalde ilk kez izlediğim Evan Rachel Wood'un başrolleri paylaştığı bu film beni ara ara yorsa da mesajı güzel bir filmdi ama eksiklikleri çok. Distopik bir dünya var ama çok üstünkörü anlatılmış. Bazı yerlerinde gerçekten zordu izlemesi ve bir "Yeter be!" dedirtiyor. İzlenilir mi izlenilir :).

5. Liza, the Fox-Fairy - Karoly Ujj Meszaros (2015)




Ve festivalin son günü üç filmle de kapanışı yaptım. Bu önceki filmlere nazaran son üç film baya renkli ve eğlenceliydi. Son günü güzel hazırlamışlar ben de yine güzel filmler seçmişim hani. Baya güldük, eğlendik. İlk film Liza, the Fox Fairy ye tek kelimeyle bayıldım. Her şeyiyle çok güzel bir filmdi. Zaten kara komedi izlemekten en keyif aldığım türlerden. Tekrar tekrar izlemelik bir film. Şarkıları ayrı bir güzeldi. Hala dinliyorum. İkonik sahneler, kıyafetler, dekorlar Wes Anderson filmlerini andırıyor yani Anderson severler bu filmi de seveceklerdir. Başrol çok iyiydi ve arada eleştirisini de yapmayı ihmal etmedi.

6. Tangerine - Sean Baker (2015)




İkinci film Tangerine'di. Yine bir diğer merak ettiğim "Serçeler" filmiyle çalışıyordu. 3 Iphone 5s ile çekilen bir film olması merakımı arttırdı ve bu filmi tercih ettim. Sürekli olarak kamerayla Sin Dee 'yi ve arkadaşı Alexandra'yı takip ediyoruz. Tabi bunun dışında Ermenistanlı taksici bir abimiz var o da bir diğer takip ettiğimiz kişi. Ve hepsinin hayatı en sonunda kesişir. Güzel bir filmdi. Müzikler yine çok güzeldi.

7. Grandma - Paul Weitz (2015)



Ve kapanışı Lily Tomlin'in başrolde olduğu Grandma ile yaptım. Yine eğlenceli bir filmdi. Grandma yani anneanne derken hiç kendi büyükanneniz gibi düşünmeyin. Dövme yaptıran, ağzından küfrün eksik olmadığı, geçinmesi zor bu anneannemiz; şair, akademisyen ve lezbiyen. Torununa yardım etmek isterken kendi geçmişiyle de yüzleşen anneanne bizi güldürürken hüzünlendirdi de.

Genel olarak yorum yapacak olursam güzel bir festivaldi keşke daha çok filme gitme şansım olsaydı, saat ve gün olarak bu kadar kısıtlı olmasaydı. Filmlerin hepsinin müzikleri ilginç bir şekilde çok güzeldi. Filmlerin hepsini beğendim ama favorilerim var az beğendiklerim var. İzleyin yani film izlemek güzel şey :). Hepsini öneriyor muyum bu listedeki, tabi ki evet. Siz de bu filmleri izlediyseniz ve festivale gittiyseniz, önerdiğiniz başka filmler varsa da yorum yapmayı unutmayın :).
Devamını Oku »