16 Eylül 2018 Pazar

Limonata Tadında Film Maratonu Bitiş

Yazın başında büyük umutlarla başladığım izleme listemden 30 filmi seçtiğim, son 3 yıl içinde çekilen filmleri izleme amaçlı koca bir yaz boyunca verilen süreyi kapsayan Limonata Tadında Film Maratonu'nu ben tabi ki bitiremedim. Bırakın bitirmeyi yanına yaklaşamadım.

Bu liste dışı 3 filmi tarihleri uyduğu için yazdım ki öncesinde böyle bir şeyin olabileceğini tahmin ettiğimden bu hakkımı saklı tuttum :). Maraton için 30 film seçtim ama bir defter dolusu izlenecek film listemin olduğu unutulmasın :).

Yavaş yavaş herkes sonucunu paylaşırken ben paylaşmasam mı çok dedim çünkü maratonuna katılanların yüz karası olarak bırakın 30 filmi üçte birini bitiremedim :/. Meydan okumalarda bana bir şeyler oluyor daha da yapamıyorum sanki :). Son dönemlerde daha çok dizi izlediğimden öncesinde de pek film izlemediğimden izlediğim filmlerin de meydan okumanın tarihlerine uymadığından maalesef sonucum 9 film oldu :(. Film sonu notlarımı yazdım diye yayınlıyorum yoksa rezillik :). Umudumu kaybetmiyor başka meydan okumalara diyorum (hala!?!). Engineering Vibes ve Thesaglams' a teşekkürlerimi sunarım bu güzel maraton için. Önemli olan katılmaktı dimi blogdaşlarım :).

1. Ahlat Ağacı - Nuri Bilge Ceylan (2018)



Yine muazzam bir film, çok güzeldi. Gözlerim doldu, güldüm de. Diyalog ve monologlar düşündürücü ve o kadar güzel yazılmış ki, Tiryaki kamerasıyla daha da etkileyici oluyor. Her ne kadar zaman zaman inkar etsek de eleştirsek de değişeceğiz asla benzemeyeceğiz desek de annemizin babamızın çocuklarıyız.

2. Oh Lucy - Atsuko Hirayanagi (2017)



Kısa filmini izlediğim keşke uzunu olsa dediğim filmin aslı uzunmuş :). Kısa filmdeki beklentimden çok daha farklı bir filmdi. Güzeldi. İstifçi içe kapanık ve yalnız Lucy bir gün İngilizce dersine başlaması ve yıllar sonra ilk kez başkası olma şansı deneyimi ile monoton hayatından çıkar. Daha güzel olabilir miydi bence evet ama yine de hoşuma gitti :).

3. Annihilation - Alex Garland (2018)



İzlerken neden abartıldığını anlamadığım film. Yani iyi, fena değil hatta güzel bile olabilir de pek sevmedim. Bir de o kadar çok gördüm ki her yerde bu filmi, filmin açıklamasını yazmak yerine neden açıklamadığımı yazmayı tercih ederim. Bıktırdılar :).

4. How To Talk to Girls At Parties - John Cameron Mitchell (2017)



Punk ruhuyla, müziğiyle çekilen filmleri severim. Bu filmin de bir tek punk şarkılarını sevdim zaten yoksa cık, geri kalanını beğenmedim. İnanması güç Hedwig and the Angry Inch'i çeken yönetmenin bu filmi çeken yönetmen olması :/. Siz Hedwig'i izleyin :).

5. Red Sparrow - Francis Lawrence (2018)



Gereksiz uzun (140 dk) ve pek beğenmedim. Lawrence'ın stili en çok hoşuma giden şey filmde bir de Lawrence'ı seviyorum ben galiba ya; iyi değil ama kötü de gelmiyor gözüme. Sizce de filmde en beğendiğim şeyin Lawrence'ın stili olması garip değil mi :/. Jencim, severim seni bilirsin ama  Phantom Thread'e laf atmakla olmuyormuş değil mi güzelim (Phantom Thread'e bayıldığımdan değil ama Red Sparrow'dan daha iyiydi).

6. Isle of Dogs - Wes Anderson



Anderson tarzı diye bir şey varsa (ki var) o tarz bu stop-motion animasyon filmde de bangır bangır buradayım diyor. Ara ara sıkılmadım değil ama yine de iyi film. Olmasını ummadığımız bir dünyada köpeklerin dışlandığı ve evcil hayvan olarak kedilerin yerini aldığı Japonya'da, bir adaya terk edilen köpekler arasında sadık bir çocuğun köpeğini arama uğraşını izliyoruz.

7. Don't Think Twice - Mike Birbiglia (2016)



İlk başta keşke biraz daha inceleseydim de açsaydım dediğim sonrasında toparlayan ve düşecekken stabil kalan film. Fazlaca anlamadığım espri içeriyor, Amerikan esprisi dediklerinden sanırım. Doğaçlama tiyatro olunca akla Mahşer-i Cümbüş geliyor en azından izlerken benim geldi, hehe :). Amerikalı Mahşer-i Cümbüş oyuncularının Amerikan esprileriyle bezeli bir film.

8. Tereddüt - Yeşim Ustaoğlu (2016)



Güzel çok güzel bir dram. Ustaoğlu izlemeyenler yönetmenin filmografisine göz atsın, pişman olmazsınız. Toplumun farklı kesimlerinden iki kadının benzer hayatları.

9. Kelebekler - Tolga Karaçelik (2018)



Sinemada izleme şansına eriştiğim çok güzel bir Karaçelik kara komedisi ya da trajikomedisi mi desem bilemedim ama çok güldüm bir de duygulandım. O kötü efektler de olmasaydı iyi olurdu ama olsun. Çok iyi. Üç kardeşin köklerine dönüşü, yol hikayesi. Bir kere daha izlemek istiyorum.
Devamını Oku »

12 Eylül 2018 Çarşamba

Sevgili Güllük #7 (Moleskine Faciası)

Böyle şeyler hep benim mi başıma gelir gerçekten bilmiyorum ama o kadar internetten alışveriş yaptım böyle sorumsuz müşterisinden ve verilen siparişin nerede olduğundan bile haberi olmayan bir site görmedim.

Bahsettiğim sitenin linki aşağıdadır.

https://tr.moleskine.com/en/

Biraz sinirliyim içimi dökeyim zira kendilerine de söylediğim gibi Türkiye Moleskine sitesinden alışveriş yapan  ya da yapmayı düşünen kullanıcılarına bu acı tecrübemi paylaşacağıma söz verdim madem yazayım.

Uzun zamandır şöyle kağıt kalitesi yüksek (öyle çok anladığımdan değil sadece en az derecede sayfanın arkasında izi kalacak şekilde olması) bir defter bakınıyordum. Deftere o kadar para verilir mi ne gerek var diyen ben biraz daha kaliteli olsun diye en sonunda limitimi aşıp hem de yüzde elli indirimle kalitesine göre ne ucuz ne pahalı fiyatıyla Moleskine'nin sitesinden alışveriş yapmaya karar verdim. Kırtasiyede ya da online sitelere göre çok daha ucuz oluyordu ki fiyatları az çok görmüşsünüzdür.

Her şey iyi güzel de o siparişi vermez olaydım zira siparişi 23 Temmuz'da verdim hala ne ürünü ne de para iadesini aldım. Bakın o kadar yurtiçi yurtdışı alışveriş yaptım, böyle sorumsuzluk ve umursamazlık görmedim. Tabi bunu Türkiye sitesi için konuşuyorum onu belirteyim.

Şimdi o günden beri yaşananları kısaca bahsederek sizi de çok sıkmadan yazacağım. Olaylar şöyle gelişiyor ben ürünü 2-3 hafta almadıktan ve sipariş durumunda (ki hala öyle gözüküyor) "işlem görülüyor" bilgisiyle kutsanmışken (alıp alabildiğim tek bilgi) müşteri hizmetlerini ürünü hala almadığıma dair bilgilendirirken (evet haberleri yoktu) bugüne kadar yaşadığımız ve halen yaşamakta olduğumuz bu fantastik konuşmalardan birkaçını sübjektif bir özetle paylaşmak isterim.

- Ürün yok.
- Özür dileriz, hata veriyor. (bu birkaç konuşmada yaşandı tekrarlamayayım)

- Ürün yok, hala işleniyor görünüyor.
- Ben de bilmiyorum ama bu demek değil ki siparişiniz gelmiyor/yolda değil.
- ?!:?!?!'

- Ürün hala yok, bilgilendirme de yok, ürün nerede?
- Bir hata var biz size mail yazacağız. (O mail gelmedi, ben sorup öğrendim)

- Ürün yok para iadesi istiyorum.
- Özür dileriz ama ürün Türkiye'de her an gelebilir.

- Ürün yok, iade yok.
- Ürün Türkiye'de görünüyor, kaybolma ihtimaline karşı iade yapılacak, araştırılıyor.
- ?

(En sonunda iade işlemi başlatılır)

- Paramı verin!
- Özür dileriz. Ürün Türkiye'de, 2016 (yılından bir tarih gönderir)
- ?!?!''. Şaka mı yapıyorsunuz, yılına baktınız mı?
- Özür dileriz, benim hatam.
- Eminim paralel evrende almışımdır ama günümüzde ürün de iade de yok. (paralel evren kısmını gerçekten yazdım)

- İade istiyorum.
- İade işlemi başlatıldı, finans departmanımızda.

- İade?
- Bakıyorum.
- İade?
- Finans departmanı

- İade yok bir hafta oldu.
- Finans departmanında, 7-14 gün içerisinde yatacak. Bekleyin (sanki söylediği sürede daha önce işlerini yapmışlar gibi, pehh)

- İade yok 15 gün oldu, ürün zaten yok.
- Finans departmanında, işleniyor.
- Biliyorum, iade yok, 15 gün oldu, süre aşıldı. Demek ki bir sorun var, düzeltin lütfen!
- Güncelleme için mail attım
- Gelmeyen postalardan sıkıldım, burada bekliyorum.
- En kısa zamanda gelecek, özür dileriz.
- Evet evet, buradayım ;)
- Özür dileriz sizi bu şekilde beklettiğimiz için.
- Ben iki aydır bekliyorum, sayenizde beklemeye alışmayı öğrendik, (bu hızınızla zaten) çalışma saati bitimine kadar buradayım.

Sonuç olarak evet hala bekliyorum, sitesindeyim şimdi. Kararlıyım bu sefer neler dönüyor öğreneceğim. Belki de benden kaynaklı sorun yani hiçbir bilgi yok, kimse bilmiyor, öğrenemiyor. Beni sürekli o departmanda diye bekletip hiçbir zaman gelmeyen maillerini beklemektense biraz da canlı bekleyeyim. Cidden sinirlendim. Orada beklerken de boş durmayıp buraya yazayım dedim. Belki bu sefer bir sonuç çıkar. Olur da çıkarsa zaten bilgilendiririm sizi de. Müşteri hizmetlerinin tek yaptığı özür dilemek ama o bile batıyor bana artık çünkü hiçbir şey yapılmıyor. Evet hepsi çok kibar arada yardımcı olan da oldu ama sonuç yok.

Bir de şunu not düşeyim, online alışverişlerde bu tarz şeyler normal, hep de anlayışla karşılamaya ve müşteri hizmetleriyle halletmeye çalışırım. Daha önce bir kez daha benim sabrımı sınayan bir durum oldu onu da sizle paylaştım ama o bunun yanında hiçbir şeymiş. Ürün nerede bilmiyorlar ben söyleyince sistemde hata olduğunu fark ediyorlar, geç de olsa nerede olduğunu öğreniyor bu sefer niye bana gelmediğini bilmiyorlar hadi onu da geçtim olur bunlar; bari o arada iadeyi yapın da beni her hafta en az 2 kere müşteri hizmetlerine yazmak durumunda bırakmayın, onu da yapmıyorlar. Müşteri hizmetleri çok kötü acilen geliştirmeleri lazım, finans departmanı ve yurt dışı kargo ile ilgilenenler dahil. Gerçekten sabır testi oldu ve olmaya devam ediyor benim için.

Para iadesini de aldıktan sonra bu siteye girmeyeceğim olur da zaten girersem müstahak bana artık. Moleskine alırım belki ama bu siteden alacağımı hiç sanmıyorum. Bu benim yaşadığım kötü bir tecrübe maalesef. Yorumlara baktığımda kısa sürede ürünü alanlar da olmuş sorunsuz, bana mı denk geldi bilmiyorum ama bu da bir örnek olarak dursun burada. Ürün gelmemesi ya da uluslararası alışverişlerde sıkıntılar olur iki taraf kaynaklı da ama ben ürünün nerede olduğunu da neden hala gelmediğini bilmiyorum kötü olan onlar da bilmiyor. O zaman iade bekliyorsun sorunsuz bir şekilde o da olmayınca bende yandı devreler.

Sizin daha önce böyle bir tecrübeniz oldu mu, önerileriniz var mı? Yorumlarınızı bekliyorum. Sabırlı kalın :).

Güncelleme: İade kodunu aldım ama sadece kodunu.
Devamını Oku »

8 Eylül 2018 Cumartesi

İş/Okul Başlayacak Zaman Yok Diyenler İçin 8 Mini Dizi

Yeni okul iş dönemi başlıyor. Bununla beraber bizi heyecanlandıran yeni dizi haberleri geldiği gibi hala izlemek izlediğimiz birçok dizi var listemizde. Artık zamanımız biraz daha kısıtlı malum tatil bitti/bitiyor.

Bir de eğer siz de benim gibi her diziyi sömürüp bitirmeden gün ışığı görmüyor ve hayatla bağınızı kesiyorsanız tüm sezonunu ya da diziyi kısa bir sürede bitirmek için ideal olan bu mini dizilere göz atmanızı öneririm.

Geçen yaz da listesini yaptığım mini dizilerde bu yaz izlediklerim ve sizin için de seçtiklerim aşağıda. Her ne kadar dizilere bağlanmak yerine film izlemeyi tercih etsem de bu mini dizilere hayır diyemedim :). Türk internet dizilerinin özellikle mini dizilerin artmasıyla bu sefer listemizde ne mutlu ki bir Türk dizisi de var :). Herkesin kendine uygun bir dizi bulacağı bu listede severlerine hitap edecek her türde dizi bulmak mümkün. Diğer liste nerede diyenler varsa buyrun :). Ben onları çoktan bitirdim başka yok mu diyenleri ise aşağıya alalım :).

1. Şahsiyet (2018)



Alzheimer teşhisi konan Agah Beyoğlu'nun Türkiye'nin ilk seri katili olma hikayesi. Hakan Günday'ın senaryosunu yazdığı Onur Saylak'ın yönetmen koltuğunda oturduğu bu hem katil hem kurbanın hikayesinin iç içe anlatıldığı Haluk Bilginer önderliğinde oyunculuk şovunu ve muhteşem görüntü kalitesini izlediğimiz bu dizi de bölümlerin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Polisiye ve gerilim severler buraya :).

2. Stranger Things (2016-)



Kaybolan arkadaşlarını aramaya çıkan 4 afacanın, lise ergenlerinin ve ebeveylerin katkısıyla üç koldan aramasıyla başlayan bu macerada 80'lerde yaşanan garip olayları inceleyen bu dizimizde gerilim, komedi ve tabi ki fantastik severler bu diziden memnun kalacaktır :).

Detaylı yorumu için tıktık..

3. The End Of The Fucking World (2017-)



Kara komedi, suç, dram ve ergen dizilerini özellikle İngiliz melankolisi ile severler buraya. Bu harika mini diziye bayılacaksınız. Çizgi romandan uyarlanan hepi topu 160 dakikalık uzun bir film izler gibi tek seferde bitirebileceğiniz adının hakkını sonuna kadar veren bir mini dizi. Psikopat olduğunu düşünen James, genellikle konuştuktan sonra düşünen Alysaa ile tanışır ve bir yol dizisi ortaya çıkar. Benim çok sevdiğim bu iki ergenin yol hikayesinin soundtrackine de ayrıca not düşmek isterim çünkü uzun süre o şarkıları dinleyeceksiniz. Yeni öğrendik ki ikinci sezon onayını almış.

Detaylı yorumu için tıktık.

4. Olive Kitterige (2014)



Dram gibi dram, aile gibi aile, evlilik gibi evlilik :). Uzaktan davulun sesi hoş gelir misali uzun yıllardır evli kalan Kitterige ailesinin bu dramı etkileyici.  Dram severler bu 4 saatlik Olive Kitterege'ın hayatına bir göz atsın.

5. Patrick Melrose (2018)



Dram ve Benedict Cumberbatch severler buraya zira bu dizide Cumberbatch'e doyacaksınız :). Uyuşturucu bağımlısı, alkolik Patrick Melrose'un çocukluğundan yetişkinliğine hayatını anlatan bu dizi yine 5 kitaplık bir serinin uyarlaması. Her bölüm adını kitapların isminden alıyor lakin sıralama biraz farklı. Cumberbatch'e sevilen oyuncular Jennifer Jason Leigh, Hugo Weaving gibi isimler de eşlik edince dizi etkisini arttırıyor.

6. Ordeal By Innocence (2018)



BBC yapımı Agatha Christie'nin aynı adlı romanından uyarlanan bu dizi yardımsever bir kadının evlat edindiği çocuğu tarafından öldürülmesinin ardından davetsiz bir tanığın ortaya çıkmasıyla aile bir kez daha geçmişe gider. 3 bölümlük bu dizi diğer listemizde de önerdiğimiz And There Were None severleri özellikle memnun edecek. Polisiye ve Christie severler buraya :).

7. Fleabag (2016)



Melikşah Altuntaş önerisiyle (kendisinin çok güzel öneriler yaptığı instagram sayfalarını ziyaret etmenizi öneririm) izlediğim 6 bölümlük alaycı, edepsiz, komik ve hüzünlü bu dizide genç bir kadının yaşamına yarım saatlik bölümlerle konuk oluyoruz. 2. sezonun 2019 yılında gelmesi bekleniyor ama tek sezonla kalsa bile güzel iş.

8. Barry (2018 -)



"Monoton hayatı" aniden kendini tiyatro sahnesinde bulmasıyla değişen Barry'nin hikayesi. LA'de herkes aktördür ama başka bir mesleğin yanında. Barry'nin para kazanma yöntemi ise garsonluk veya kasiyerlikten biraz daha farklı. Aksiyon, suç, komedi ve tabi ki tiyatro severler bu diziye bir göz atsınlar. Sekiz bölümden oluşan birinci sezonunun devamı yolda.
Devamını Oku »

1 Eylül 2018 Cumartesi

Sevgili Güllük #6 (Bir Sinema Severin Kartpostallarla Çıldırma Keyfi)

Instagram hesabımı takip edenler bilirler ki kartpostal, mektuplaşma şu aralar en zevk aldığım yaratıcılığımı destekleyen en büyük hobim. Daha önce şuradaki yazımda bu konulardan bahsettim uzun uzun şimdi anlatmaya gerek yok ama postcrossing bu maceraya atılmama sebep site. Bu siteden, mektup arkadaşlarımdan şimdiye kadar muhteşem kartlar aldım ve almaya devam ediyorum. Bir yılı aşkın süredir postcrossing üzerinden kart alıp gönderiyorum ve şimdiden duvarım kartpostallarla dolu. Bu duvar kısmına geçen kartpostallarda göz bebeklerimden biri, sinema sever olarak tabi ki film kartpostalları. Şimdi ben de size canım blogger Gürültü'nün (kendisinin harika bir blogu var, okumalara doyamıyorum ama tek kötü yanı az paylaşım yapması :() isteğini biraz geliştirerek bir sinema kartları yayını hazırlayayım dedim. İşin ilginç yanı aldığım sinema kartlarının ikisini canım Ezgi'nin yollamış olması :). Ezgi tatlısı dışında geçenlerde alıp çıldırmama sebep olan bir diğer kart ise canım Wong Kar Wai'nin bizi buhranlara sürükleyen en sevdiğim filmlerden biri, California Dreamin' diye günlerce dolaşmama sebep gereksiz yere triplere sokan soundtrackiyle; Tayland'dan gelen Chuncking Express kartı :).


Diğer kartlara gelirsek;

Ezgi nasıl hissetti ya da öğrendi bilmiyorum ama Jim Jarmusch'u çok severim. Tüm röportajlarını okuyup biraz daha tanıdıkça daha çok sevdiğim bir yönetmen oldu kendisi. Filmlerinin hepsini çok severim ama iki tanesi var ki ayrı severim; onlardan biri blogda defalarca başınızın etini izleyin diye yediğim siyah beyaz kısa filmlerden oluşan bir şaheser Coffee and Cigarettes bir diğeri ise muhteşem John Lurie soundtrackiyle Stranger Than Paradise'tır ki, fotoğrafı görüyorsunuz anlatmaya gerek yok <3. Bir kez daha teşekkürler can kız Ezgi <3.



Sıradaki kartpostal bir illüstrasyon, filminden daha çok sevdiğim hem de :). Tarantino'ya bir türlü ısınamadım ama bu kart filminden daha güzel, kusura bakmayın fanlar :).



Bu bir tiyatro oyunu ama benim her sene en az bir kere seriyi hatim ettiğim, canım sıkıldıkça açıp filmlerini izlediğim çocukluğum, ilk sinema deneyimim Harry Potter :). Sinema hali olmasa da torpilli olarak girdi :). Bir başka Harry Potter hayranı mektup arkadaşımdan geldi bu kartpostal. HP sergisinden almış.



Son olarak yine canım Ezgi'nin bana yolladığı bu siyah beyaz kartı da paylaşmak istedim. Filmden olmadığını düşünüyorum ama Monroe var madem bu kart da bu listede olmalı dimi :).


Sizin bugüne kadar aldığınız en güzel kartpostal nasıldı ya da bu listede en sevdiğiniz hangisi?
Devamını Oku »

30 Ağustos 2018 Perşembe

Bir Yayınevi Beş Yazar/Kitap (Jaguar Kitap)

Merhabalar, uzun bir aradan sonra bir yayınevi beş yazar/kitap köşemize Jaguar Kitap ile devam ediyoruz. 2012 yılında yayın hayatına başlayan taptaze ama yayınları ile ilgimizi çokça çeken bir yayınevi Jaguar.

Mottosunu Stendhal'ın  "Mutlu azınlığa" sözlerinden alan yayınevinden ben de sizlere okuduğum beş güzel kitabını önereceğim :). Eklemem gereken önemli bir not şu ki yayınevinden okuduğum tüm kitaplar bunlar ve hepsini sevdim. Bu kitaplardan edindiğim ortak izlenim ise kitapların hepsinin akıcı olması ve basit bir dil ile yazılmasına rağmen anlattığından daha fazlasını çıkarabileceğimiz güzel romanlar olması. Tabi bir de içeriğiyle adıyla güzel bir uyum sağlayan kapakların hepsi çok başarılı. Umarız ki yayınevi birçok güzel yazarla kitaplığını geliştirir ve bizi ülkemizde yayınlanmamış yeni yazarlarla bolca tanıştırır :). O zaman hadi başlayalım :).


1. Kağıt Ev - Carlos Maria Dominguez


Orijinal adı La casa de papel olan (bir yerlerden tanıdık mı, bu sefer biraz farklı :)), Kağıt Ev uzun bir öykü aslında. Bir iki saatinizi alacak güzel çizimleriyle gönlünüzü hoş edecek okumayı, kitapları ve kitap almayı sevenleri ayrıca etkileyecek güzel bir kitap. Vefat eden arkadaşına gelen ilginç bir postayla, başka bir hikayenin peşine düşen bir adamın ağzından kitaplara dair nefis bir öykü okuyoruz. Kapağını ayrıca bayıldığımı söyleyerek bu güzel kitabı okumanızı öneririm :).

2. Hawthorn ile Child - Keith Ridgway


Bir İngiliz postmodern polisiyesi :). Okuduğum bölümden midir nedir, ders kitabı gibi okudum, hoşuma gitti :). Bildiğiniz detektiflik romanlarına asla benzemiyor, bir cinayetin peşinden sayfalarca koşmadık ama bazen kurban bazen evlat bazen suçlu gözünden bu kitaba da ismini veren dedektiflerimizi gördük ya da görmedik :). Farklı bir polisiye okumak isteyenlere :). Ayrıca yine kapağına bayıldığımı ve içeriğine çok güzel bir şekilde yakıştığını söylemeliyim.

3. Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın - Cuniciro Tanizaki


Japon edebiyatının önemli isimlerinden biri Tanizaki'den yalın ama çok güzel bir kısa roman. Adından da anlaşılacağı gibi; hikaye bir kedinin odağında, iki kadın bir adam arasında geçiyor. Çokça bahsedip kitabın tadını kaçırmak istemem lakin kedi sahibi olmak üzerinden kadın erkek ilişkileri, bağlılık, sevgi, kıskançlık gibi birçok temanın işlendiği elinize aldığınız gibi bitireceğiniz bu kitap Japon Edebiyatı'nı sevenler ya da bir yerden başlasam diyenler için okunulası hoş bir roman.



4. Hızlandıkça Azalıyorum - Kiersti Skomsvold 


Norveç'e gidiyoruz bu sefer. İskandinav soğukluğu hep aklımızda ama yine de Matea'ya ısınıyorum ve anlıyorum. Ölüme takıntılı bir kadın, eşi Epsilon ile mutlu hatta çok mutlu ve başka kimseye ihtiyacı yok. Ölüm ile bu kadar iç içeyken ister istemez yaşam ve ölüm hakkında da birçok sorgulamasına ortak oluyoruz. Naif bir hikaye. Kitabın adını çok sevdiğim ve blogda da yazdığım "İşe Yarar Bir Şey" filminde karakterin ağzından "Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil" sözlerinin ait olduğu kitap olarak öğrendim (Başak Köklükaya, ne de güzel oynar filmde, izlemediyseniz izleyin hemencecik :)). Yine kapağının ne kadar başarılı olduğunu belirtmeme gerek olmasa da ben belirtmek istiyorum, çok güzel :).

5. Yaşamak - Yu Hua 


Çinli yazar Yu Hua'nın ülkesinde uzun süre yasaklanan ama her yasaklanan kitap gibi artan bir okuyucu kitlesiyle yeniden dağıtımı yapılan ve sevilen bir kitap Yaşamak. Hikayeler anlatan bir adamın öküzüyle beraber tarlasını süren Fugui ile karşılaşması ve Fugui'nin hikayesini bu yabancıya anlatmasıyla Fugui'nin nasıl "yaşayarak" yaşlandığını basit ve sade bir anlatımla okuyoruz. Hikayesi ise hayat gibi hem mutlu hem hüzünlü; ama benden uyarı mendilleri hazırlayın :).
Devamını Oku »

9 Ağustos 2018 Perşembe

Mim: Yaz Abur Cuburu #2018

Merhaba :). Geçen sene yaptığımız (bakınız: Yaz Abur Cuburu) bu mim neden bir gelenek haline gelmesin? 2018 yazının ritmini de bu yıl bloglarda belirleyelim :). Bu yıl da yeni şarkılar keşfedip en çok dinlediğimiz şarkıları paylaşalım. İşte benim listem :).


1. Yazın çıkan çok sevdiğin sanatçıdan/gruptan bir şarkı


Albümde beni ilk yakalayan şarkı olabilir. Güzel :).

Arctic Monkeys - Four Out of Five 



2. Bu yaz en yeni keşfin


Eski bir albüm ama benim keşfim yeni oldu; The Organ - Grab That Gun albümü. Beni müthiş heyecanlandırdı bu keşif ve aşağıdaki şarkı da benim takılı plak gibi tekrar tekrar çaldığım bir şarkı. Morrissey'e adanmış bir şarkı olduğu söyleniyor (Steven, Morrissey'in ön adı; Smith efsanevi grubu The Smiths'ten) ki şarkıyı dinlerseniz "There is a light never goes out" hemen aklınıza düşecektir. Maalesef bu grup bu albümle kariyerlerini zirvede bırakmış, ilk ve tek albümleri :/. Kısacası şiddetle önerilir.

The Organ - Steven Smith


3. Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı


Ezhel'i çok seviyorum ve bu şarkıya eşlik etmeyi de çok seviyorum. Çıktığı günden beri sürekli dinledim.

Ezhel - Kazıdık Tırnaklarla



4. Bu yaz en çok duyduğun şarkı/albüm


Yıldız Tilbe seviyorum. "Yıldızlı Şarkılar" albümü de bu yaz her yerde en çok dinlediğimiz albüm olsa gerek. Bu şarkı da sanırım en çok çalan şarkılardan biri ki ilklerde o kesin :). Sevdim ben de, daha bıkmadım :). Yabancı versiyonu için de Drake - In My Feelings (Kiki do you love me?) diyorum dansıyla beraber :).

Aleyna Tilki - Yalnız Çiçek




5. Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçemediğin şarkı


Yani yazı kışı yok aslında ben genelde eski şarkılar dinliyorum yenileri dinlesem de. Şu aralar Barış Manço'nun eski albümlerine takığım, onlardan bir tane paylaşayım. Az bilinenlerden :).

Barış Manço - Bahçede Hanımeli



6. Sence bu yazın en favori hiti


Ben yine geçen sene ki gibi Dua Lipa eşliğinde bir Calvin Harris şarkısı seçeceğim. Yazın en çok dinlediklerimden, eğlenceli hareketli güzel bir yaz şarkısı. Dua Lipa'ya zaten bayılıyorum, kendi albümünü de çokça dinledim.

Calvin Harris ft Dua Lipa - One Kiss



7. Senin bu yazını anlatan bir şarkı


Yani ne desem nasıl desem bilemedim ama bu şarkı olabilir gibi :).

"One day, maybe next week"

Blondie - One Way or Another





Mimliyorum tabi ki müzisyen bloggerımız Ezgi'yi, müzik gurusu Zihnin Arka Sokakları'nı, albüm yorumlarıyla Sibelynka'yı, müzik sevdalısı Momentos'u, her yayınında şarkı paylaşmayı unutmayan Dr. Coffee'yi, müzik ağacı Mariposa'yı, müzik aşığı Deeptone'u ve müziksever herkesi :).

Siz de arkadaşlarınızı mimlemeyi unutmayın, bloggerların "Top Ten"'ini belirleyelim :).
Devamını Oku »

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Altı Ahlak Hikayesi - Eric Rohmer (Seri Filmler #8)

Hiç Rohmer izlediniz mi? Ben izledim ve ondan sonra bulabildiğim tüm filmlerini izleyene kadar rahat edemedim. Onun o yazlık evleri, kadın erkek ilişkileri, anlatımı, mizahı ya da sorgulamaları beni peşinden sürükledi ve bırakamadım. Eric Rohmer'ın birçok serisi var ama filmlerine en kolay ulaşılan ve içinde kendisinin tanınmasını sağlayan filmlerinin olduğu seri "Six Moral Tales" yani "Altı Ahlak Hikayesi"'dir herhalde. Bu seride; protagonistlerin inandıkları değer yargıları, hep bir kadın tarafından sınanır. Peki bu kadınların, onların aklını çelmesinden dolayı mı yoksa inandıkları değerlere bağlılıklarının zayıflığından mı ya da başka bir neden mi? Bu ve bu gibi soruların cevapları filmlerde ve sizde saklı. 6 filmden oluşan bu seride her filmden kısa kısa bahsettim ve sevdiklerimi de sıraladım. Peki sizin favorileriniz hangileri?


The Bakery Girl of Monceau (1963)



Altı Ahlak Hikayesi'nin başlangıcı bu kısa siyah beyaz filmde evleneceği kadını bulan genç bir hukuk öğrencisi, onu ararken geçirdiği zamanda çapkınlık yapmayı ihmal etmez. Seriye güzel bir giriş ve aslında bizi neler beklediğine dair genel bir bilgi veriyor Rohmer burada protagonistin dış ses olarak anlatımıyla. Filmin en başındaki anlatıcının tasvirleri de sanki bir kitap okuyormuş hissi veriyor.

Suzanne's Career (1963)



Bertrand'ın Guillaume ile arkadaşlığı Suzanne'ın hayatlarına girmesiyle değişir ve bize Rohmer 54 dakikalık siyah beyaz bir seyirlik sunar. Yine kitap okuyormuş hissi veren anlatıcı, dış ses bu filmde de var.

My Night at Maud's (1969)



Pascal okuduysanız filmde eminim benden daha çok mana bulacaksınız lakin okumasanız bile birçok anlam bulacağınız bu filmde; Katolik (canımız Jean - Louis Trintignant) Jean- Louis; kızıyla beraber yalnız yaşayan Maud ile bir gece geçirir ve inandığı değerleri bir kez daha sorgular.

La Collectioneuse (1967)



Tatile arkadaşının yazlığına giden Adrien, yazlıkta sanatçı Daniel ve ara sıra gidip gelen Haydee ile bir nevi ev arkadaşı olur. Çokça ikonik görüntülere sahip bu film sizi mest edecek.

Claire's Knee (1970)



Evlenmek üzere olan Jerome, yazlıkta karşılaştığı yazar arkadaşının kobayı olmayı kabul eder ve arkadaşının evinde kaldığı üvey kız kardeşlerle iletişim kurar.

Love in the Afternoon ( 1972)



Evli mutlu çocuklu Frédéric, eski arkadaşının eski sevgilisi Chloé'nin ani ziyaretiyle öğleden sonraları farklı bir anlam kazanır. Yine serinin adının hakkını veren güzel bir son ahlak hikayesi.

Bu seride en beğendiklerime göre sıralamam aşağıdaki gibi. Eğer siz de izlediyseniz kendi listenizi benle paylaşmayı unutmayın, sinemayla kalın :).

1. Koleksiyoncu Kız (Açık ara serinin en iyi filmi)

2. Öğleden Sonra Aşk

3. Maud'la Bir Gece

4. Suzanne'nın Kariyeri

5. The Bakery Girl of Monceau

6.  Claire'in Dizi
Devamını Oku »

29 Temmuz 2018 Pazar

ÖNERİ MAKİNESİ 5 YAŞINDA!!!


Merhabalar, nasılsınız? Öneri Makinesi 1 yıl daha sizlerle güzelce yaşlandı :). İstikrarlı olduğum üşenmediğim nadir belki de tek şey olan blogumun yeni yaşı kutlu olsun :). Adet bozulmasın bir çekiliş yapayım ama ne yapayım diye düşünüyordum ve bu sefer kendi aramızda bunca yıldır beni okuyan takip eden ve yorumlarını esirgemeyen arkadaşlarımdan isteyen ilk üç kişiye kartpostal atayım dedim. Kartpostal almayı çok seviyorum belki aranızda benim gibi sevenler vardır. Tek yapmanız gereken istediğinize dair bir yorum bırakmak :). Hatta bana biraz yardımcı olmak adına ne tür kartlar sevdiğinizi yazarsanız elimdeki kartlardan ona göre seçmeye çalışırım :). İstemeseniz bile yorum yaparsanız sevinirim tabi :).  Mesela en ilginç ya da güzel bir anınız varsa blogla ilgili güzel olur :). Kötü bir anı olmadığını umuyorum tabi, hahaha :).



Bu sene de böyle bir çekilişle kutlamak istedim, umarım nice beş yılları kutlarız beraber :). 

Kendinize iyi bakın, öneri makinesiyle kalın :).


Dipnot: Fotoğrafların hepsi bana aittir. Bana gelen veya gönderdiğim kartpostal fotoğraflarını içerir. 
Devamını Oku »

17 Temmuz 2018 Salı

The End Of The F***ing World


İngiliz yapımı adı güzel soundtracki ondan da güzel, adının yazıldığı fon şeklinin ekrana baskısı bile güzel dizi gibi dizi mini gibi mini çizgi romandan uyarlanan mükemmel bir ergen, kara komedi, yol hikayeli bir mini dizi.


Aslında bu yazdığım giriş yazısı baya açıklayıcı olsa da bu güzelim mini diziye, yine de çokça üzerine konuşmak istediğimden daha ayrıntılı bahsetmek isterim, elimden geldiğince izlemeyenler için tadını kaçırmadan.

Charles Forsman'ın çizgi romanından uyarlanan bu dizi, psikopat olduğunu düşünen James ile insanları sinir etmek konusunda doğal bir yeteneğe sahip boğazına düşkün Alyssa ile Alyysa'nın babasını aramak için yola çıktıkları bir yol hikayesi. Toplamda aşağı yukarı iki buçuk saatlik sürede derdini o kadar güzel anlatan bir dizi ki benim gibi filmmiş gibi art arda diziyi sömürüp bitirebilirsiniz ya da tadımlık izlenebilir ki tavsiye etmem. Bir çırpıda bitirin beya.


Unutmayalım ki bu dizi sadece komedi ve dramıyla ilerleyen bir ergen dizisi değil. Suç ve kara komedinin içinde olduğu bir dizi ki bu diziyi daha da ilginç kılan; her şey güzel giderken bir anda ne olduğunu bize hatırlatıp yüzümüze tokat çarpan da bu dizi (bayılırım).

Bu diziyi güzel yapan en önemli etkenler tabi ki karakterleri çok iyi yansıtan başrol oyuncuları Jessica Barden ve Alex Lawther. Ergenlik çağındaki bu iki aykırı gencin çıktıkları yolda geçirdikleri değişimi o kadar güzel oynuyorlar ki bu diziyi daha üst seviyelere çıkarıyor. Tabi değişime uğramamış katıksız ergenlikleri de kabulüm çünkü "aşırı eğlenceli" tipler. Sonuç olarak müthiş iş çocuklar. Bir de dizide bir dedektifimiz Eunice (Gemma Whelan) var ki kendisine ayrı parantez açıyorum bu iki karakter dışında öne çıkan bir oyuncu. Kadronun geri kalanını harcamayayım hepsi güzel iş çıkarıyor ama laf aramızda bu üçünü çok sevdim :).


Bir diğer güzellik dizinin soundtracki. Müziklerini Graham Coxon yapmış ki çok güzel yapmış ama onun dışında seçilen şarkılar o kadar güzel ki tekrar tekrar açıp o sahneleri hatırlayıp hüzünlenmelik. Malum yol hikayesi ve güzel müzik yolların olmazsa olmazıdır. The End Of The F***ing World ekibi de bu işin altından güzel kalkmış.

Filmde benim özellikle sevdiğim kısım dizinin 1998 2008 2018'de de geçse zamanın etkilemeyeceği bir görüntü ve içeriğe sahip olması. Filmdeki bu zamansızlık bana sürekli film eski zamanlarda geçiyormuş hissini verdi (error) ki bayıldım bayıldım. Seçilen şarkılar, kıyafetler ve arabalarla o ruh beslenince tadından yenmez olmuş. İlk bölümlerde Alyssa'nın telefonu yere fırlatıp parçalaması da dizinin bu konudaki tavrını ortaya koyuyor gibi.


Charles Forsman'ın çizgi romanından uyarlanan bu mini diziye ben bayıldım. Birçok insan da bayılmış olacak ki dizinin yaratıcılarını ikinci sezonla darlamışlar ve Netflix ile görüşüyorlarmış. Çizgi roman bittiğinden yeniden yazma ve o ruhu koruma bakımından ikinci sezonu nasıl yapacaklarını düşünseler de kitabın aksine (herhalde içten içe ya tutarsa diye düşünüp) biraz da olsa ucunu açık bırakmışlar ki bence müthiş bir sondu. Yani sonuç olarak ikinci sezon gelebilir bence gelmemeli lakin gelirse ilk izleyenlerden olurum şüphe yok (error 2). Sevdim diziyi çok sevdim, düşündükçe içim daralıyor veya mutlu oluyorum gülüyorum. Bence zirvede bırakmalı ve yapacakları ikinci sezonun berbat olma ihtimaline karşı bizi bu güzel sonla kutsamalılar, amen.

Devamını Oku »

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Sevgili Güllük #5 (Üç)

Bugün bu şarkıyı üçüncü kez farklı soundtracklerde dinleyince (ikisi bugün; ilk duyup aşık olduğum yıllar önce)...

"I wonder why we came"

Brian Eno - By This River


Devamını Oku »