konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2026 Cuma

Ocak Ayının Uzunluğu Şubat Ayının Kısalığı

Ocak ayının uzunluğundan sonra Şubat ayının hızı iyi geldi. Ocak o kadar zor ve uzundu ki geçtiği ve bittiği için mutluyum. Benim için birçok açıdan zorluydu. Sonrasında da kolaylaşmadı ama daha çok alıştım. Şubat da nitekim daha hızlı geçti. Bu arada da değişen koşullara ve psikolojik yorgunluğumun yanında rutinlerimi, ev işlerini ve içerik üretimimi yetiştirmekte zorlandım. Tabi günde 8-9 saat çalıştığımı da unutmayalım. Bir ara beynim yandı ve birini yapsam diğeri eksik kaldı. Hala sürekli bir şeyleri yetiştirmekle zamanımı geçiriyorum. Bu sebeplerle hediyelerimi de Şubat ayının başında gönderdim ama neyse ki sağ salim ulaşmış ve okumak istediği kitaplar varmış Gülşah'ın. Bu haberi alınca da çok sevindim. 

Bu yazıyı yazalı iki ay oldu herhalde ama bir türlü düzeltemediğimden ve o arada da yeni kitaplar filmler eklendiğinden uzadı gitti. En iyisi geçmiş iki ayı bu yazıya koymak Mart ayını da başka yazıya bırakmak diye düşündüm yoksa bir altı ay daha bekleyecek böyle. Ocak ayında 7, Şubat ayında 2 kitap bitirdim. Birkaç film izledim, başka izledim mi hatırlayamadım, varsa eklerim diğer yazıya. Ocak ayı listemi buradan da izleyebilirsiniz. 

İyi Ruhlar - B. K. Borison


Ben noel temalı bir rom-com okumak istiyordum ve bu kitabı özellikle aldım lakin beklentimi hiç karşılamadı. Harriet teyzesinden kalan antika dükkanını işletiyor ve şeker bağımlısı. Sürekli şeker yiyor sinirlenince üzülünce kahvesi de şekerli kahvaltısı da ve çok zayıf nedense. Yani bu nasıl mümkün bilemiyorum ama öyle bir dünya varsa ben de o kişi olmak istiyorum. Bir de Nolan var Noel hayaleti, kendisi noel zamanında yolunu şaşırmış faniler doğruyu bulmaları için rehberlik sağlıyor. Nolan Harriet'a görür görmez tutuluyor ve hayalet olduğuna hiç aldanmayın dünyevi zevklerin hiçbirinden geri durmuyor. Bir de Harriet'ı tanıdıkça da bağları artıyor. Harriet da boş değil tabi. 

Fikir güzel ama kurgu çok kötü. Detaylar var birbirine bağlanmayan. Kitabın başında Harriet ablasına kötülük yaptığını ve bundan dolayı kendisini suçladığını söylüyor ama sonunda o kişi annesi çıkıyor. Nolan desen hikayesinin hiçbir mantığı yok, açıklanmamış geçmişi. Kopuk kopuk amaçsız gibi bir hikaye okudum. Çeviriden mi kaynaklı bilmiyorum da bunun gibi birçok şey beni rahatsız etti ama yine de noelin hatrına 3 verdim. Beni kitap tasarımı çok etkiledi sevdim baya. Stickerı da vardı. Bir de yazarın eşine ve çocuklarına yazdığı sonsöz çok hoşuma gitti. Kitaba gönderme yaparak eşine pusulam hep seni gösteriyor diyordu ve çocukları için de sizi ömrüm boyunca bekledim yazmış. 

Yeni Soyadının Hikayesi - Elena Ferrante

Napoli kitapları serisinin ikinci kitabı ve bu seriyi ayrı olarak yazmaya karar verdim. Bu kitabı ilki kadar sevmedim ama üçüncü kitaba başladım o gayet güzel ilerliyor.

Nasıl Temizlenebilirim? - Hakan Türkçapar

Psikoloji kitapları okumayı seviyorum. Bu kitapta da Bulaşma-Yıkanma Tipi Obsesif Kompulsif Bozukluk üzerinden aslında obsesif ve kompulsif bozukluğunun ne olduğunu ve nasıl kendine yardım edebileceğimizi anlatmış en basit şekilde. Fikir veriyor ve anlaması kolay. Zaten kısacık bir kitap, akıcı da lakin çok yüzeysel geldi bana seçtiği konu dahilinde olsa bile. Sadece bulaşma ve yıkanma tipi üzerinden bir örnekle anlatıyor ama bence yetersiz. Kitapta örnek olarak Ahmet Bey'den bahsetmiş mesela ve kitabın başında tek çocuğu olduğu yazıyor. Kitabın sonunda çocukları diyor. Bir test verilmiş ama sonucuyla alakalı ne düşünmemiz gerektiği söylenmemiş ya da ne anlamamız gerektiğini. Bu sebeple yüzeysel ve yeterince özenilmemiş buldum. Yine çok beğenmesem de genel fikir vermesi ve olayı anlamak için okunabilir diyebilirim. 

Noel'de Cinayet - Agatha Christie

Yine yılbaşına özel aldım bu kitabı. Hem uzun zamandır Agatha Christie okumak istediğim için özellikle noel temalı okumadığım bir Poirot hikayesi seçtim. Christie yine şaşırttı. Bir kısmını tahmin etsem de bir kısmını anlamamışım okurken ve Hercule Poirot ile gri hücreleri yine beni şaşırtmayı başardı. Agatha Christie romanları bulmaca gibi geliyor bana, çok seviyorum. Bu kadar ara vermeden yine okumalı arada. Neyse ki hala okumadığım kitapları var.

Bu kitapta da multi milyoner bir adamın Noel için evine tüm ailesini çağırması ve onları görmek istemesi üzerine tüm aile yıllar sonra hep beraber toplanır. Simeon Lee hem cömert hem de kinci aynı zamanda da çapkın. Her fırsatta da çocuklarını rahatsız etmenin de bir yolunu buluyor. Tüm çocuklarını, onların eşlerini ve torununu bir odaya toplayıp miras değişikline gideceğini açıklar ve çocuklarının meşru çocuklarının hiçbirinden memnun olmadığını sert bir şekilde dile getirir ve aradan çok geçmeden korkunç bir cinayete kurban gider kendi evinde. Noel zamanı Poirot da tesadüf bu ya komiser arkadaşına ziyarete giden Poirot da bu cinayetin çözümü için kolları sıvar arkadaşının ricası üzerine. Keyifli bir okumaydı, öneririm.

Juliette - Camille Jourdy 


Rosalie Blum serisine bayılan biri olarak Camille Jourdy'nin takipçisiyimdir. Bu kitabı da görünce dayanamadım hemen aldım. Çizimlerine tarzına bayılıyorum. Bu kitap da çok komikti ama aynı zamanda hüzünlüydü de. Baş karakterimiz Juliette ailesini ziyarete gelir Paris'ten. Ablası evli ve 2 çocuğu vardır. Annesi ve babası boşanmıştır. O babasıyla kalır. Annesi rengarenk sergisi olan bir ressamdır. Rengarenk hayat dolu şen şakrak bir kadın. Babası unutkanlıkla baş etmeye çalışır ve yalnız yaşar. Komik de bir karakter. Ablası ise sevgilisi ile kaçamak bir ilişki yaşar ve birçok sorumluluğu aynı anda yürütmeye çalışır. Bir de alzeimer hastası yaşlı bir nineleri vardır hiçbir şeyi hatırlamaz, beni de en çok o kahkahaya boğdu. Az ama özdü karakteri, bayıldım. 

Juliette depresyon ve anksiyete ile savaşır ve bu ziyareti sırasında eski oturdukları evi görmeye gider ve orada bir adamla tanışır, olaylar gelişir. Jourdy'nin çizimlerine bayılıyorum. Bu kitapta da aynı tarzı görmek çok hoşuma gitti. Film olsa izlerim, çok güzel bir hikaye. Çok güldüm bu kitapta hele ki bir doğum günü bölümü var ki sesli kahkaha attım birkaç kere, e biraz da ağladım tabi. Duygusal bir yanı da vardı. Manevi Değer'deki büyük kardeş küçük kardeş farkını çok net bir şekilde görmek de mümkün bu kitapta. Aynı anne babanın farklı çocukları. Öneririm bu kitabı da. 

Happy Place - Emily Henry


Romantik komedi okumaya bayılırım, Emily Henry de severim ama bu kitabı sevmedim. Wyn ve Harriet uzun yıllardır beraber olan ama 6 aydır ayrı olan bir çift. Hem de Wyn sadece bir telefon konuşmasıyla ayrılmış, konuşmaları da totalde 10 dk sürmemiş. Ortak arkadaşlarının daveti üzerine tekrar bir araya gelirler ve sevgili rolü yapmak zorunda kalırlar. Harriet cerrah olma yolunda ilerleyen bir hekim lakin sürekli strese giriyor ve düzenleme yapmayı daha çok seviyor. Wyn ise üniversite terk ve amacını arayan ne istediğini bilmeyen biri. Konuşmuyor da sadece pozlarda. Harriet'ın en yakınları Cleo ve Sabrina. Cleo eşi ile geliyor, Sabrina da. Hepsi arkadaş zaten. Sabrina kontrol manyağı eskisi gibi son kez bir tatil yapmak istiyor arkadaşlarıyla aynı zamanda arkadaş grubunu da bir arada tutan kişi. Cleo atarlı ki zaten onun sürprizini anlıyoruz hemen söylenmese de kitapta Sabrina'yla sürekli çatışma halinde. Kitabın tek sevdiğim yanı bu kız arkadaşlıkları oldu. Onların daha çok şey paylaştığını okumak isterdim Wyn ile Harriet'tansa Harriet ile kız arkadaşlarının ilişkilerini okumak daha eğlenceli olurdu. 

Spoiler içerebilir

Kitabın anlatım tarzı beni rahatsız etti. Tradwife güzellemesi gibi bir hali vardı ve bu benim hoşuma gitmedi. Herkes hekim olmak zorunda değil ve bununla mutlu olmayabilir, seramik yapmak isteyebilir ama kitapta bir şekilde Wyn'in hayatına uyum sağlamak için bu değişiklikler oluyormuş gibi aktarılıyor. Öyle düşünmeyelim diye Wyn benim için benim semtime gelmek zorunda değilsin diyor ama Harriet olur mu öyle şey ben istediğim için senin semtine geliyorum diyor. Wyn telefonla düşüncesiz bir şekilde ayrılıyor ve Harriet neredeyse kendi özür diliyor o terk ettiği için. Wyn'in babası ölüyor, Harriet anlayışlı olmak için düğün konusunda ısrarcı davranmıyor, Wyn diyor ki benim için savaşmadın, düğünü erteledin. Kız sabahtan akşama çalışıyor neredeyse Wyn memleketine gidiyor diyor ki gel demedin, e ben de ayrılayım bari. Ee nerede iletişim? Ben Wyn'e çok kuruldum arkadaşlar ama inanın haklıyım. Konuşmayı bilmiyor, kendi kendine yargıya varıyor ve ayrılıyor en düşüncesiz şekilde. Eşyaları falan da yolluyor, çok garip biriydi ya sevmedim. 

Geber Aşkım - Ariana Harwicz 

Kitap 145 sayfa gibi bir şey ama tek seferde okuyabileceğim bir akıcılıkta değildi. Elimde süründü biraz, yoğundum da zaten bitiremedim hemen. Kitapta bilinç akışı tekniğinin özelliklerini görüyoruz. Hikayeyi takip etmesi bana çok zor gelmedi bazen emin olmam gerekse de kimden bahsettiğini genel olarak takip ederken hikayeyi zorlanmadım. 

Yeni doğum yapmış bir kadının doğum sonrası psikozunu okuyoruz. Karakterin neler yaşadığını anlatması ve anlatım şekli bence çok uyumluydu. O rahatsızlığı bize verdi. Kitapta hiçbir karakterin adı geçmiyor sanırım ve tüm karakterleri rolleriyle tanımlıyor. Anne, baba, benimki, aşkım, kaynanam, kayınbabam, bebek gibi. Burada anlatıcı yani kadın karakterin yaşadığı kimlik krizi benim en çok dikkatimi çeken şeydi. Doğumdan ve bebek olmadan önceki kimliği okuyan yazan bir kadın olması ve şimdi annelikten kendine kalan hiçbir zamanının olmaması. Sürekli kendisine ihtiyaç duyan bir varlığın olması ve duygusal olarak yaşadığı acının fiziksel olarak da şiddet olarak kendine yaşatması da yine çok çarpıcı. Hamile kalmasını anlatması ise tamamen eşinin bir anlık düşüncesiz belki de anlık bir kararıyla oluyor ve bunu düşünmeden edemiyor. Bebekle beraber değişen hayatı ve başa çıkmakta zorlanması düşüncelerini en saf haliyle paylaşması da kitabı aslında gerçek yapıyor. Kitabı çok sevmesem de anlatım dili ve değindiği konular güzeldi. 

Başka Yolu Yok - Park Chan-Wook (2025)


Yönetmenin tüm filmlerini izlemedim ama birçok filmini izledim. Bu en kötü filmi. Sinemada izlemeye gittim ama hiç sevmedim hatta sıkıldım. Film çok şey vadediyor gibi görünüp hiçbir şey vermedi. Kağıt fabrikasına yıllarını vermiş aile babası Man-soo, şirketin el değiştirmesi ile işinden olur. Filmin başında tüm ekibi için yönetici ile konuşma yapmak ister ama onu dinlemezler bile, filmin sonundaki hali ile bu halinin farkı da çok dikkat çekici. Yeni rol açıldığında da olası rakiplerini tespit edip ailesini ve çocuklarını geçindirmek için tek tek rakiplerini elemek ister. Son Ye-Jin'in oyunculuğunu beğendim. 

Wedding Daze - Michael Ian Black (2006)

Parodi gibi bir romantik komediydi ama parodi değil sanırım. Uzun süreli ilişkisinden evlilik teklifi alan Katie ile bir yıl önce evlilik teklif ettiği sırada ölen kız arkadaşının yasını atlatamamış Anderson'ın evlilik macerasını konu alıyor. Katie'nin garson olarak çalıştığı yerde Anderson'ın Katie'yi tanımamasına rağmen ona evlilik teklif eder ve daha da önemlisi Katie de Anderson'ı hiç tanımamasına rağmen teklifi kabul eder ve beraber yaşamaya ailelerini tanıştırmaya başlarlar. İkisinin de sıradışı aileleri vardır ve film bir cümbüşe döner. Ben tahminimden daha çok sevdim. Beklentiye girmeden izleyebileceğiniz absurd bir romantik komedi filmi. 

Dokunmanın Gücü Üzerine - Wilhelm Schmid


İncecik bir kitap. İçinde tatlı mı tatlı illüstrasyonlar da var. En çok aşk üzerine olan dokunma tarifi bölümü hoşuma gitti. Kitapla ilgili eleştirim biraz yüzeysel kalması ve çok derine inmemiş ya da kendi fikirlerini daha çok söylenebilir, örnekler verilebilirdi. Biraz konu başlıkları ve altında madde madde ne olduğunu kısaca açıkladığı bölümler vardı. Dokunmanın rahatsız edici kısmını göz ardı etmeden insan ilişkilerindeki önemini ve anlamlarını güzel tarif ediyor. 

Senso - Alfred

Komik tatlı bir çizgi romandı. Talihsiz Germano tesadüf eseri bir düğüne katılmak zorunda kalır ve daha önce tanıştığı Elena ile sohbete başlar. Sonrasında da beraber güzel bir gece geçirirler oradan oraya. Okuması keyifli komik bir romandı. Sonu da duygusal ve tatlıydı. Çizimleri çok tarzım olmasa da beğendim. 

Lin Pesto Babylon Konseri



Sonunda Lin Pesto konserini yakaladığım için mutluyum. Çok tatlı ve düşünceli biri. Bazı şarkılar tekrar istenince onları en son çalalım metroyla gitmek durumunda olan arkadaşlarımız tüm şarkıları dinleyebilsin dedi. Ulaşımımızı bile düşündü. Bizim için konser afiş çıktıları ve stickerlar hazırlamış çıkışta aldım ve gerekeni yaptım tabiki journal sevdalısı olarak. Sesi de aynı kayıt gibi çok güzel. Bir de sahnenin önüne güzel bir filtre gibi bir şey koymuşlar görsel olarak da mutlu etti. Yakalayınca gidin bence, çok tatlı biri. 


Şubat ayının sonunda da bir Beyoğlu gezisi yaptım ve fotoğrafladım dijital kameramla, izlemek isterseniz linkini paylaşıyorum. Diğer yazılarda görüşmek üzere :). Mutlu bayramlar!

Beyoğlu'nda Bir Gün


Devamını Oku »

4 Eylül 2024 Çarşamba

2022 Etkinlik Özeti

Merhabalar! 2022 yılında gittiğim etkinlikleri sonunda düzenleyip yayınlıyorum :). Kendime bir not ve burada da anı olması açısından benim için önemli. Umarım unuttuğum bir şeyler yoktur, varsa da düzenlerim aklıma gelirse. En son Ocak 2023'te yazmış bırakmışım. Şimdi güncelledim ve yayınlıyorum. Umarım siz de keyifle okursunuz. 

Konserler/Müzik Festivalleri

Melike Şahin - Harbiye Açık Hava Konseri


Diva bebe'yi Harbiye'de izlemek o kadar güzel ve hoş ki, sahne şovu kendisi her şeyiyle diva gerçekten. Star ışığından etkilenmemek imkansız. Yine nerede olsa takipçisiyim, giderim konserine. Bayılıyorum. Hem ağlatıyor hem eğlendiriyor. Melike Şahin playlistlerimin vazgeçilmezi ama sahnesinin ayrı hayranıyım, konserden diva olmak istiyorum diye çıktım. Böyle de bir show, kaçırmayın konserlerini.

Onur Özdemir - Sakin Tribute - Zorlu Performans Sanatları Merkezi

Ahh Onur'um ya, seni Sakin'in şarkılarını canlı dinlemek de nasip oldu ya, çok mutlu oldum. Göz Göre Göre'yi söylemedi bir tek ama onun dışında tüm sevdiğimiz Sakin şarkılarını söyledi. Çok güzeldi, denk gelirsem yine bu Sakin Tribute'e giderim. Sakin sevgimi buradaki eski bloggerlar da bilir, sonuç olarak gidin efenim canlı canlı dinleyin.

Anıl Durmuş - Zorlu Performans Sanatları Merkezi

Ahh ahh, pop, arabesk, fantezi, sanat müziği ne ararsan var bu çocukta. Sesi her türe mi uyar hepsinde mi güzel söyler. Kendisini Mert Demir sayesinde tanıdım o günden beri tiryakisiyim. Albümü de öyle güzel ki, bir tane boş yok. Tüm şarkıları çok güzel. Bir tek Hastayım Sana söylemedi ama onun dışında yine tüm sevdiğim şarkılarını hem de daha önce dinlemediğim yeni sevdiğim şarkılar eklendi. Bir de hiç bilmediğim Güncel Gürsel Artıkay konuk geldi. İki şarkısını söylediler, Gürsel beyin canlı performansı heyecandan olsa gerek Anıl kadar başarılı değil ama şarkıları çok başarılı. Artık Bu yüzden ve Uzun Yol da playlistimin vazgeçilmezleri.

Jazz Konseri

Beyoğlu'nda bir mekanda arkadaşımın özel isteği üzerine Jazz bara gittik ama adını asla hatırlamıyorum, güzeldi ama ben çok içselleştiremedim. Sevenler Beyoğlu'ndaki mekanlara bakabilir. 

Nick Cave and The Bad Seeds - Parkorman

Sen neymişsin be Nick Cave, oturur saatlerce izlerim sahnesini. Önde duran seyirciler çok şanslıydı, ama değerlendiremediler maalesef. Adamcağız o kadar rock starlık yaptı bir taşıyamadılar düşüyordu, tutamadılar. Çoğu şarkısını bilmiyormuşum meğer, canlı dinlemek çok güzel oldu. Sevdiklerimizi de çaldı tabi, deli bir kalabalık, güzeldi. 

Cheerz Festivali - Parkorman

Tuğçe Şenoğul

Ha bu kız Queendir. Seni Görmem İmkansız grubunu oldlar bilir, ordan beri severiz. Konseri de çok güzeldi. Yine denk gelirseniz canlı izleyin derim. 

Köfn

Ben anlarım şarkısını ben geç sevdim ve pek de bilmiyordum grubu ta ki bu konsere kadar. Drake mashup yaptılar ya orada bir yakınlaştık Köfn'le aşırı eğlenceliydi. Diğer şarkılarını da çok sevdim, kısacası artık fanıyızdır. (Peki ben yazana kadar grubun dağılması :)).


Belle and Sebastian

Benim için yeri çok ayrıdır. Ergen beni mutlu ettik yine. Tam zamanında çıktı ve indi. Eğlenceliydi. 

Islandman

Seveni çok ama bana hitap etmedi, iki konser arasında dinleme ve yemek molası olarak kullandım. Dinlediğim kadarıyla baya fanı vardı, başarılarının devamını diliyorum :).


Franz Ferdinand

İşte sahne şovu işte Rock starlık! Rock'n roll ölmedi ya, müthiş bir grup enerjik, bayıldımm! Konserden önce dürüst olmak gerekirse bu kadar hayranları değildim ama konser sonrası açıp şarkılarını tekrar dinledim. Çok güzeldi. Bir daha yakalarsanız gidin, pişman olmazsınız.

Mix Festival - Zorlu Performans Sanatları Merkezi

                           

The Away Days

Men I Trust

Mix değil de sosyofobi ve anksiyete sahnesi diyebiliriz, hayatımda gördüğüm en heyecansız sönük sahneydi. İki grubu da severim ama evde de dinlesem olurmuş. İki solist de sahne performansı ve seyirci iletişimi düşüktü. The Away Days'i yıllar önce Ankara'da izlediğimde böyle miydi hatırlamıyorum, eski yazılara dönmem lazım ama solistten anksiyete şov gibi bir durum vardı. Solist sadece teşekkür ediyor ama kendi kendine konuşuyor gibi, Men I Trust da hiç enerji yoktu. Şarkılar güzel, canlı dinledik bir de öyle avutuyorum kendimi :). Hayatımda gittiğim en anksiyetik konser olabilirdi, hem de üst üste. Neyse ki bilet almadan davetle gittim de biraz içim rahatladı. Bir de para verip gitsem üzülürdüm :D. 

Kit Sebastian 

Men I Trust'tan sonra yan sahnede Kit Sebastian dinlemeye geçtik. En sevdiğim şarkısı Yalvarma'yı dinleyemedim söyledilerse de ama geri kalanında böyle 60-70lerden gelen bir ruh ve sahneyle çok eğlenceli bir konser yaptılar. 

Stand - up gösterileri


Deniz Göktaş - Dasdas

10 numero 5 yıldız. Yeni seti olursa yine ordayım. Seviyoruz kendisini veganlar, athena gökhanlardan beri, takipteyiz.

Doğu Demirkol - BKM

İki yarıdan oluşuyor, kötü başlayıp iyi devam eden ilk yarı, ikinci yarı da kötüden iyiye şeklinde. En çok ilk yarının sonunda Nuri Bilge Ceylan film seti anıları ve ikinci yarının sonunda ailesi ile arasındaki çatışmayı anlattığı yerlerde çok güldüm. Kötü dediğim kısımlarda oturmamış şakalar vardı, bence yeterince çalışılmamış ki hem uykumu getirdi hem de yersizdi. 

Pınar Fidan - Moda Sahne

Müthiş bir sahne müthiş bir enerji. Soluk almadan konuştu ve su bile içmedi dikkat ettim. Mutlaka gidin izleyin, benim çenem ağrıdı gülmekten. Volkşov bağımlısı biri olarak bir de Pınar'ı beklerken Oktay ve Vildan Kaya çiftiyle minik bir sohbet etme imkanı buldum. O arada Oktay'a da Volkşov sevgimi ne kadar anlatabilirsem o kadar anlattım :). Vildan çok tatlı bir insan.  Keşke yeniden yapsalar Volkşov'u. Hasret kaldık. 

Sergi

Meşher - Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı

Güzel bir sergiydi. Yine resim görmem lazım diyerek bulduğum bir sergiydi ve beni tatmin etti. 

Pilevneli: Esra Gülmen - Don't Play with My Emotions

Esra hanım siz ben misiniz acaba, sanki kendisi günlüğümü sergi yapmış. Muazzam! Kaçırdıysanız da burdan bakın biraz da yalnız değiliz diye bağıralım beraber. 


Devamını Oku »

1 Haziran 2022 Çarşamba

İstanbul'da Bahar (Goran Bregovic, Shantel, Baba Zula, Bilal Göregen)

07.05.2022 gününden notlar:

İstanbul'da sıcaklıklar çok artmasa da müzikle ısındığımız bir festival yaşadık. Balkan müziklerine bayılıyorum, gelen isimler de sevdiğim isimler olunca eğlence ve dans kaçınılmaz oldu. Küçükçiftlik Park'a ilk kez gittim ve mekanı biraz öveceğim arkadaşlar yüksek müsaadenizle. Bir mekanın iyi olup olmadığını anlamak için o mekanın tuvaletine bakın, size her şeyi söyler. Bu mekanda ne deli gibi sıra bekledim ne de içeride sıkıntı yaşadım. Aksine görevli ablalarımız sürekli kontrol halindeydi; peçete yenileniyordu ve temizdi. Bu blogda da tuvalet övmedim demem ama gerçekten önemli konu, özellikle böyle öğlenden başlayıp geceye kadar devam eden organizasyonlarda biralar, şaraplar su gibi akarken kendini tuvalet ararken buluyorsun ve böylesini bulmak çok büyük rahatlık. Teşekkürler. 

Konserlere gelirsek önce Bilal Göregen çıktı, adam tek kişilik orkestra ya, her arada çıktı ta ki Shantel'e gelene kadar ama oraya geleceğiz. Daha sonra roman havaları ile coştuğumuz Ahırkapı Büyük Roman Orkestrası geldi. Sonra Baba Zula geldi ama "Bir Sana Bir De Bana" çalmadı ya :/, yine de Baba Zula severiz tabi ki :). Sonra Shantel çıktı ki kendisi coşturdu ortalığı. Ben "Disco Partizani"'den dolayı biliyorum kendisini ve açıkcası Dj olduğunu o gün öğrendim :), şarkıcı sanıyordum. Tek başına çıktı ve tam bir şovmen, hatta oyuncu. Bayıldım. Eğlendirmeyi çok iyi biliyor. Seyircileri sahneye aldı, sonra kendisi seyircilerin yanına geldi falan, net eğlendirmeyi biliyor. Azis çalınca da kalbimizi kazandı tabi ki çünkü Azis kırmızı çizgimizdir. 

Goran Bregoviç Wedding and Funeral Band ile de kapanışı yaptık. Aşırı eğlenceliydi özellikle sahnede ilk sırada olduğumuzdan bir şey göremesek de ben saksafon çalan beye gülümsediğimde karşılık vermesi ve solistlerden biriyle uzaktan işaret diliyle birbirimize kalpler öpücükler göndermemiz paha biçilemezdi :). Goran bey ve solistlerden biri oturduğu için boyun bölgelerine kadar hakimdim gerisini göremedim ayağa kalkana kadar :). Sevdiğim ve bildiğim tüm şarkılarını çaldılar. Caje Shukareji, Chai bella, Gas Gas, Kalaşnikof ve tabi ki Ederlezi. Çok seviyorum hepsini ama Ederlezi ve Caje Shukareji bayılırım. Öyle tatlı bir konserdi. 

Mekanda aile çay bahçesi gibi bir durum da vardı. Çoluğunu çocuğunu köpeğini alan gelmiş yerlere sermiş battaniyesini zaten puf da veriyorlardı minik masalar da vardı. Gayet tatlı bir ortam, çimlere yayılmalık. Biz de aldık biralarımızı yayıldık puflarımıza. Puflarımızdan Shantel'e kadar kalkmadık yemek ve içki dışında. Çok keyifli bir ortam vardı. Tabi içki ve yemek havaalanlarını aratmayacak bir fiyat listesine sahipti. Shantel ve Goran beyde koptuk zaten. Küçükçiftlik Park hikayelerinde de bizi görebilirdiniz, festival yüzü de olmadık demeyiz :). Sonuç olarak keyifli bir cumartesiydi, nice keyifli cumartesilere diyoruz :). 

Devamını Oku »

5 Eylül 2019 Perşembe

One Love Festival 2019


İstanbul'a geldim geleli yaptığım en kayda değer şey konserlere gitmek herhalde. 20 Temmuz tarihinde öğlen Park Orman'da başlayıp gece Volkswagen Arena'da devam eden tek güne sığdırılmış One Love Festival'i Day etkinliğine ben de katıldım.



Gerek programın kötülüğü gerek girişte yaşadığımız sıkıntılar gerekse bazı ihtiyaçların (tuvalet) yetersizliği gibi sıkıntılar olsa da Years and Years konseri için gitmeye değer bir festival oldu. Years and Years sonrası ana sahnede çıkması beklenen The Blaze bir sonraki güne sarktı ama benim özellikle beklediğim bir konser olmadığından gününde kalmadığım gibi ertesi gün de katılmadım.

İstediğim birçok konsere saat uyuşmazlığından gidemedim; misal Oh Land, Hedonutopia, Gaye Su Akyol. Bu yüzden geç gidip erken döndüğümden benim için 3 konser izlemiş biri olarak festival havasından çok konsere gitmişim hissi oldu. In Hoodies, Michael Kiwanuka ve Years & Years konserlerini izledim ve hepsi de birbirinden güzeldi.

Öneri Makinesi

Öneri Makinesi

In Hoodies daha önce adını duyduğum ama hiç dinlemediğim bir gruptu ve enerjilerini sevdim. Bundan sonra açıp dinlerim.

Michael Kiwanuka konsere gittiğim arkadaşlarımın favorisiydi ve onun için ayrıca heyecanlılardı ki gerçekten dedikleri kadar varmış baya sevdim. Son kapanış şarkısı tek bildiğim şarkıydı o yüzden güzel de bir kapanış yapmış olduk.

Öneri Makinesi

Ardından çıkan Years & Years ise beni benden aldı. Solist Olly'nin sahne şovu, dansları ve müthiş enerjisine ba-yıl-dım. Bildiğim bilmediğim tüm şarkılarında dans ettim. Grup üyelerinden klavyeden sorumlu kişi biliyorsunuz ki Emre Türkmen ve Olly kendisine özellikle söz verdi. Diyorum size Olly çok tatlı :).



İlk gittiğimde Jungle By Night vardı. Ben uzaktan bakma fırsatını yakaladım ve insanlar baya eğleniyor gibi görünüyordu.


4 ya da 5 farklı sahnede konserler verildi. Ormanın ortasında her yaşta insan eğlendi, yedi, içti, güldü ve dans etti. Hava da güzel olunca içimiz açıldı. Daha düzenli ve organize bu tarz etkinliklerde görüşmek üzere diyor ve festival gibi günleriniz olmasını diliyorum.


Devamını Oku »

21 Haziran 2019 Cuma

Nil İpek - Can Kazaz Konseri - World Akustik

Öneri Makinesi

Bomontiada yazlarımızı harika açık hava sinema ve konser etkinlikleriyle şenlendirmeye geliyor hatta geldi. Etkinliklerde ikinci hafta bitti bile. Yapıkredi Bomontiada her Çarşamba Başka Sinema ile filmleri izlemeye, hep Perşembe ise World Akustik sahnesinde alternatif isimleri dinlemeye bizleri davet ediyor. Bu iki etkinliğin de Eylül ayına kadar her hafta tekrarlanacağını ve ücretsiz olduğunu belirteyim.

Öneri Makinesi

Bu Perşembe World Akustik sahnesinin konuğu daha önce Nilipek Sevmek ve Can Kazaz - Sürsün Bahar gibi yazıları başta olmak üzere birçok şarkılarını kaç Abur Cubur yazısında önerdiğimi hatırlamadığım iki ismi arka arkaya dinlemek gerçekten güzel bir tesadüf oldu. Hele bir de mekan olarak güzel olunca tadından yenmedi tabi.

Öneri Makinesi

İlk önce sahneye Nilipek çıktı. Hatta şöyle bir güzellik oldu ki erken gittiğimizden provasının sonuna da denk gelip öncesinden bir doz aldık. Daha sonra saatler dokuzu geçe Nil Hanım sahnede arz-ı endam ederken biz de en önde yerimizi aldık. Nilipek sahnede pek bir işveli cilveli sanki evimize şarkı söylemeye gelmişçesine iki şarkı arasına güzel sohbetler eklemeyi ihmal etmedi. Gayet neşeli güzel ve dolu dolu bir konser geçirdik. Albümlerinden tatlı tatlı şarkılar söyledi. Dans etti ve hatta ettik. Güzel bir konser oldu.

Öneri Makinesi

Öneri Makinesi

Sonrasında sahneye Can Kazaz beyler geldi ki o ne gelmek. Albüm kaydı gibi şarkılar söylemeler, ıslık şovlar, seyirciyi de işin içine katıp bir coşmalar... Can Bey'in konser performansı da pek başarılıymış. Ben gerçekten çok sevdim. Birçok şarkıyı herkes ezbere bildiğinden daha da keyifli oldu. Daha ilk notalardan başlayan iç çekişler ve eşlikler çok güzeldi. Biraz daha konsere devam edip sonra elveda edeceğiz demesi biraz üzse de küçük bir ara olacağını ummayı seçiyorum.

Tabi beklenen Can Bey akustik gitarı eline aldığında gerçekleşti. Nil Hanım sahneye geldi ve "Kendi Halimde" düeti ile bizi çok mutlu ettiler.

Öneri Makinesi

Bomonti dinleyicisi de çok güzeldi gerçekten, birkaç gereksiz insan tipi dışında. Konser alanında bir kısım yerlere puflara yayılmışken bir kısım ayakta salına salına (mesela ben) şarkılara eşlik etti. Akustik konser değildi baya bildiğiniz ekipmanlı bir konserdi.

Sonuç olarak süper bir konser oldu. Siz de Bomontiada etkinliklerini Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz. Görüşmek üzere, müzikle kalın <3.

Bomontiada Instagram
Devamını Oku »

20 Nisan 2019 Cumartesi

Jakuzi "Hata Payı" İlk Konser

Öneri Makinesi

Tarihler 17 Nisan'ı gösterdiğinde Salon İKSV'de Türkçe sözlü synth pop ve dark wave müziği ile kulaklarımızı bayram çocuklarına çeviren Jakuzi'nin son albümü "Hata Payı"'nı dinleyicileriyle paylaştığı harika bir konser gerçekleşti. İlk albümü "Fantezi Müzik" ile gönüllerimize taht kuran Jakuzi, müzikal olarak değil ama söz yazımı bakımından fantezi arabesk olabilecek kadar karamsar sözlere sahip yine güzel bir albüm yapmış. Sözler karamsar olsa da müziği ile içimizi kıpır kıpır etmeyi de ihmal etmiyor tabi; zira konser boyunca sallanmadan edemedik.


"Hata Payı" albümünden hemen hemen tüm şarkıları çalmalarına rağmen ilk albümden favorilerimiz ve Jakuzi denince akla gelen Koca Bir Saçmalık, İstediğin Gibi Kullan, Hiç Mi Yok gibi şarkılarla bizi coşturmayı da ihmal etmediler. Gördüğüm en güzel konserlerden biriydi. Kutay Soyocak'ın enerjisi, kendine has dansları ve sahne şovuyla bence canlı canlı dinlemeniz gereken bir grup Jakuzi. Synth ve gitarda Ahmetcan Gökçeer, bas gitarda Meriç Erseçgen ve davulda Can Kalyoncu harika bir iş çıkardılar.

Mikrofon ve ses kalitesi daha iyi olabilirdi çünkü bazı şarkıların ne olduğunu nakarata gelince ancak anlayabildim. Bir de yanılıyorsam biri düzeltsin bana alttan kayıt ile destek geliyormuş gibi geldi ama o da bazen gerekebiliyor tabi. Onun dışında gerçekten harika bir konserdi, hem ilk albüm hem de ikinci albümden harika şarkılar dinledik.


Ben tüm albümü gitmeden 155 kez dinlediğim için en öne kuruldum :). Şarkılara sesimle ve dansımla eşlik ettim. Öyle ki tadı damağımda kaldı, hala Jakuzi dinliyorum. En kısa zamanda yine izlemek isterim kendilerini çünkü sahne performansları da albümleri kadar başarılı. Bir ara Kutay beyin synthin üstüne başını koyup şarkı söylemesi akıllara Hande Yener'in piyano üstündeki "unutulmaz" performansını getirmedi değil :). O anın fotoğrafını çekemedim, bulamadım da ama temsilen Hande Yener'in videosunu buraya koyuyorum :).

Öneri Makinesi
Bu "ilahi" fotoğrafı çeken Yonca'ya teşekkürler!

Jakuzi'yi hala dinlemediyseniz hemen dinleyin; hatta yetmez her gittikleri yerde peşlerine takılın ve konserlerine gidin. Şahsen ben bundan sonra aynısını yapmayı düşünüyorum, müzikle kalın :).



Yakın Tarihteki Konserler

Drab Majesty/Jakuzi/Elz and The Cult - Zorlu PSM Studio 28 Mayıs 2019 

Sosyal Medya Hesapları 

Jakuzi Instagram

Jakuzi Bandcamp

Jakuzi Twitter

Jakuzi Facebook

Jakuzi Youtube
Devamını Oku »

16 Nisan 2016 Cumartesi

The Away Days/İyi Konser

Merhabalar efendim nasılsınız görüşmeyeli? Keyifleriniz yerindedir umarım. Bugün başlıktan da anlaşılacağı gibi The Away Days konser anımı paylaşacağım. Türkiye'deki sayılı indie gruplardandır kendileri. Ben de çok severim. O yüzden konser haberini duyunca alelacele tahmin edersiniz ki bir diğer The Away Days fanı arkadaşım Özge ile hemen kararlaştırdık gitmeye. Ön grup Ankaralı "İyi"grubuydu. Ben onları ilk kez dinledim. Gayet samimi ve dinamik bir gruptu. Biraz daha az esinlenme ve güçlü sözlerle daha toparlanmış güçlü grup olacaklarını düşünüyorum. Buna rağmen bir şarkılarını çok beğendim adını bilmiyorum kendileri hakkında bir bilgi de bulamadığımdan şarkıya da ulaşamadım. Bu yüzden isimde değişikliğe gitmelerini şiddetle tavsiye ediyorum çünkü bu tanınmalarının maalesef önünü kesecek bir şey.




Gelelim The Away Days'e. Kapı açılışı 09.00'dı. Biz de hemen çıkmayacaklarını düşünüp biraz geç gittik, o sırada twitterda paylaştıkları ve daha sonra sildikleri bir tweet ilgimi çekti ve konsere çıkmayacaklarını sandım bir ara. Ama neyse ki öyle bir şey olmadı. Konser çok çok kalabalık değildi ama boşta değildi. Zaten çok fazla indie dinleyicisi olmaması ve insanların dışarı çıkmaya korktuğu bir dönemden bahsediyorsak fena değildi diyebiliriz. Ve sahne zamanı.


The Away Days'in kayıtları nasılsa canlı performansları da aynı şekildeydi. Müziğin kalitesi kendini hemen hissettirdi. Aynı şekilde solistin sesini canlı dinlemekte ayrı keyifti Bir saate yakın sahnede kalan grup, seyirciyle neredeyse sıfıra yakın iletişimle rekor kırmış olabilir :). Ben de bu Ankara'dan memnun kalmadıkları izlenimini oluşturdu,  silinen tweetle de bağlantılı olarak.

Çalınan şarkılara gelirsek benim en sevdiğim üç şarkı sonda çalındı. Benim en sevdiklerimden Galaxies'i sondan bir önce ve son olarak da en sevdiğim "Best Rebellious"'la kapanışı yaptılar. Calm Your Eyes, Paris yine hatırladıklarım çalınan şarkılardan, "So Age" maalesef yoktu playlistte. Ama dediğim gibi son şarkı dedi, söyledi ve gitti. Hiçbir yorum veya konserde söylenen o klişe laflar bile yoktu.(Aa şöyle bir şey oldu, espri miydi gerçek mi anlamadım "metro bitiyormuş" dedi Can abimiz son şarkı dendiğinde itiraz olunca ama saat 00.00'dı ve Ankara'da son metro 23.00'da biter zaten ki konsere çıktıkları saat olur:)). Adamlar cool tabi, Teksas da SXSW festivali, daha sonra da 20 Nisan'da Londra da olacaklar. Şimdiden dünyaca tanınıyorlar, 2015 in en iyi listelerinde hep üst sıralardalar ki sonuna kadar hak ediyorlar.

Ben canlı performanslarını çok beğendim, kayıt gibi. Eğer siz de giderseniz o konuda hiçbir şikayetiniz olmayacaktır ama seyirciyle ilişki biraz sıkıntılıydı. Sonuç olarak onlara indie müziğin kalplerinden biri Londra da başarılar diliyor, daha çok yeni şarkıyla sürekli bu başarıyı devam ettirmelerini diliyorum. Sizler de kendinize çok iyi bakın, müziksiz kalmayın😄.

Bu arada Joolscum hala bir haber alamadık :/.

Son olarak The Away Days Sevmek yazımı twitterden beğenme zahmetini katlanan grup hesabına ve grubun üyelerinden Sezer Koç'a teşekkürlerimi borç bilirim :). Normalde her seferinde belirtmiyorum hakkında yazdığım yazıları beğenen, paylaşan o güzel insanları ama grup hakkındaki ikinci yazımı yakın zamanda yazınca denk geldi :).

Dip Not: Benim çok güzel, temiz şarkı kayıtlarım vardı ama maalesef koymayı beceremedim :/

Devamını Oku »

4 Haziran 2015 Perşembe

Kalben - If Performance Hall

       
       Yine bir konser anımla sizlerleyim. Önceki konser anımı, çektiğimiz dertleri şurdan okuduysanız ne kadar şanslı bir insan olduğumu hatırlayacaksınızdır. Yine Morrissey konserine beraber gittiğimiz arkadaşım Özge'yle, Twitter'dan kazandığım çift kişilik biletlerimizle If Performance Hall'a gittik. Tabi konser Ankara'da olduğu için öyle yol maceralarımız falan olmadı :). İşin ilginci final dönemi de benim için bitti sayıldığı için sınav stresimiz falan da olmadı :). Tek sıkıntımız ülke genelinde gelmek bilmeyen yaz sayesinde şakır şakır yağan yağmur altında; saç, üst baş perişan halde konser alanına gitmemiz oldu ki bunlar bize koymaz :). Kışın ortasında şehir değiştirip Morrissey peşinde koşmuşluğumuz vardır (Orada da yağmur yağıyordu!) :).

Web'ten alınmıştır.

             Benim ilk Kalben konserimdi ve çok güzeldi. Daha önce videolardan konserlerini izlemiştim ve hep gülen seyirciler vardı. Gerçekten çok eğlenceli birisi bizi de güldürdü. Dinleyiciyle iletişim kurmayı seviyor. Bu da onu daha da sempatik yapıyor :). Tek başına çıktığı sahneyi doldurdu ve güzel müzikli bir gece geçirdik. Şarkılarını bilmeyenler için aşağıda linkleri vereceğim ama bilenler zaten sözlerinin ne kadar güzel olduğunu, sesinin güzelliğini bilirler. "Haydi Söyle" gibi çok güzel bir coverını da söyledi. Onu da soundcloud hesabından dinleyebilirsiniz. Videolardan hiçbir farkı yok. yine öyleydi. Sempatik tavırları, hoş sohbetiyle evinde bizi ağırlarken hadi bir de şarkı söyleyelim havasında şarkılarını söyledi ve aramızdan geçip gitti :).

           Burada da benim en sevdiğim şarkılarından bazılarını paylaşayım, en altta da linkleri bulabilirsiniz. Hala dinlemeyenler varsa hemen dinlesin, dinleyenler de en yakın konser tarihlerine baksın zira canlı dinlemedikleri için pişman olacaklar :).








https://soundcloud.com/kalbenben

https://www.facebook.com/kalbenden



Devamını Oku »

27 Aralık 2014 Cumartesi

İki sınav arası Morrissey



Bu yazıyı açanlar sanmasınlar ki güzel ve sakin bir şekilde Morrissey konserine gittim, konseri anlatacağım. Yok öyle bir dünya. Bir kere o konsere ben gidiyorum ben. Nerede görülmüş kolay olduğu. Bol olaylı az biraz maceralı zaten unutulmayacak konsere bir de kendi özel yeteneğim olan şanssızlığımla geceye damga vurdum. Öyle konsere en öne bilet almakla, İstanbul'dan konsere gitmekle olmuyor Morrissey hayranlığı. Bir de benden dinleyin nasıl gittiğimi sonra karar verin öyle mi oluyormuş böyle mi :).


Trajikomik hikayeme bundan yaklaşık olarak bir ay öncesinde konseri öğrenmem ve canım arkadaşım Özgecan' ıma mesaj atmamla başladı. Her şey Özge'ye 'Beni Morrissey konserine götürsene' mesajımla ve Özge'nin de en sonunda tamam hadi yapalım artık şu işi demesiyle olaylara giriş yaptık. Bizim geçmişimizden de şöyle azıcık bahsedeyim de bu konserin bizim için ekstra önemini bir kavrayın. Biz liseden beri (aynı üniversitedeyiz) hep Rock'n Coke olsun, diğer festivaller, başka konserler olsun öyle uzaktan uzaktan içlenir üniversiteye gittiğimizde hiçbiri kaçmayacak uzaktan değil yakından dinleyeceğiz diyen, hayalleri olan gençlerdik. Hahaha ne hoş. Özge kuzumun bu sene son senesi biz bırakın Ankara dışındaki festivallere gitmeyi, Ankara'daki konserlere gidemedik. Yani gittik de çok değil. Karşımıza böyle bir fırsat çıkınca kaçırmak istemedik. Tarih 7 Aralık Pazar olunca da bizim için mükemmeldi. Tek sıkıntı benim ertesi gün öğlen 13.45'te sınavımın olmasıydı ama sonuçta söz konusu Morrissey'di, öyle vazgeçilemezdi hemen. Zaten sınav öğlendi biz günübirlik gidip döneceğimiz için haydi haydi yetişirdik. Hatta ileri zamanlarda öğrenecektim ki sınav bir hafta sonrasına ertelenecekti, mükemmeldi. Şanssızlığım şansım mı olmuştu, inanamadım, Morrissey aşkına. Ertesi gün sınav stresi olmadan Morrissey sarhoşluğu içinde dönecektim güzelim Ankara'ma.

Ve başladık beklemeye ön satış çıksın da öğrenci kısmından alalım. Biz gece gündüz çıksa da alsak diye beklerken bakmadığımız bir an açılmış hatta tükenmişti. İşte orada başladı olaylar anlamalıydık, bu konsere gitmek tahminimizden zor olacaktı. Biz inatçı gençler olarak yılmadık. O konsere gidilecekti. Ve gözümüzü karartıp, ay içinde biraz sıkıntı çekmeyi göze alıp kıydık paramıza ve tribünden bilet aldık. Hatta Hızlı Tren uygulamasından yararlanıp erkenden iade edilemez gidiş biletlerimizi de aldık. Erken gidip oradaki canım arkadaşım Yonca ile buluşup İstanbul'u gezip, sohbetimiz edip, akşamı da Morrissey konseriyle şenlendirecektik. Elimizde biletler başladık beklemeye. Kimselere de son güne kadar söylemiyoruz, aman bir şey olur gidemeyiz diye olur ya bi aksilik olur üzülürüz diye. Sonuç olarak son gün geldi çattı. Biz arkadaşlarla tiyatro dönüşünde artık rahatız. Daha önce de bahsettiğim Anıl arkadaşım konsere gelemedi ve bizden istek yapıyor. 'I know it's over çalarsa mutlaka beni arayacaksınız' diye. Biz de ne demek genç tabi ki deyip, hep beraber oturup gülüyoruz. İşte mükemmeliyetin son zamanları. Biz böyle planlar yaparken, hayat bize gülmedi resmen kahkaha attı. Odama gelip aman da şu mesajlarıma bakayım diyen her şeyden habersiz ben, 9 saat önceki bir maille donakaldım. Neden mi çünkü konser 'lojistik nedenlerden' dolayı ertesi gün yani 7 Aralık'ta değildi, 17 Aralık Çarşamba gününe ertelenmişti. Biz bütün gün gideceğimiz için hazırlıklar yaparken, ertesi gün Morrissey'i göreceğimiz için heyecanlanırken olmayacak şey olmuş konser ertelenmişti. Hemen Biletix'ten kontrol edip Özge'yi aradım. Ve biz o arada ayrılığın o 7 aşamasını şoktan kabullenmeye en son çözüm önerilerine kadar yaşadık. Çünkü sıkıntı konserin ertelenmesi değil ertelendiği tarih 17 Aralık günüydü. Zira 17 Aralık Çarşamba günü sabah 9.30'da ve 18 Aralık Perşembe günü saat 10.00'da yine sınavım vardı. Evet, işte boşuna demiyorum şanssızlıkta dünya markasıyım diye. Benim için mükemmel olan tarih bir anda en olmaması gereken zaman aralığındaydı. Yani benim için şanssızlıktan ve bahtsızlıktan öte bir şeydi. Ne yani neden hafta içine alınmıştı, neden başka çarşamba değil de ille o çarşambaydı? İşte ben bunlarla üzülüp kendimi harap ederken bir yandan da olayın imkansızdan bir tık eksik olduğunu fark edip hemen plan yapmaya başladım. Ve bol yolculuklu, koşuşturmalı istemeden oluşan B planımızla hareket etmeye karar verdik. Özetle şöyle olacaktı. Biz, ben sınavdan çıktıktan sonra uçakla gidip, otobüsle hemen dönecektik ki ben sabah sınavıma yine yetişebileyim. Tabi bu arada hem hazırlanıp hem sınavlara çalışmam gerekiyordu çünkü ikinci sınavımdan önceki gecenin başında konserde sonrasında da yolda olacaktım. İşte bu tempoyu göze aldım ve bu sefer sabırla ve heyecanla 17 Aralık'ı bekledik. Sonuç mu? Tabi ki konsere gittim. Ve hiç pişman olmadım. Konser dışında İstanbul'daki tüm zamanım yolda geçti. Bu arada orada yaşayan canım arkadaşım Yonca'yı az da olsa gördük. Ve muhteşem bir gece geçirdim. Her ne kadar 7-8 saat kadar aç kalmış olsak da Morrrissey harikaydı. İstedim ki hiç bitmesin. O hep söylesin. Benim için efsanedir kendisi zaten. Zamanında Speech dersimizde sınıfıma onu tanıtmıştım. Onun şarkılarını sanki ben yazdım. Benim elimden, aklımdan çıkmıştı o sözler. Şimdi ben bu bir iki engeli ve şanssızlığı önemseyip nasıl elimde bilet varken gitmemezlik edebilirdim ki. Gittim ve sonuna kadar hak ettim. Onun o albüm kaydı kalitesindeki sesi, sempatikliği, mütevaziliği ve hayranlarına ilgisi görülmeye değerdi. Biz olaya zaten anı biriktirmek olarak baktık. Tüm bu yollar, aksilikler muhteşem konsere aksiyon ve heyecan kattı. Yine olsa yine giderim. Hatta umarım bu son Morrissey konseri değil de  ilk Morrissey konseridir benim için. Burada tek tek hangi şarkılar söylendi yazmayacağım genel olarak söylediği şarkılar "World Peace Is None Of Your Business"albümündendi . Kapanış şarkısı "Everyday is like Sunday" idi, yukarıdan okurken dinleyebilirsiniz. Ve sahneye çıkar çıkmaz arkasında hiç hoş olmayan (:P) bir el hareketi yapan Queen Elizabeth resmi (ki gördüğüm an benim kahkaha atmama neden olan resim) ve"The Queen is Dead" şarkısıyla da açılış yapıldı :). Zaten Morrissey' den de öyle bir şey beklenirdi. Monarşi hakkında ne düşündüğünü bilmeyen yoktur herhalde. Ve tabi ki sanırım konser klasiği 'Meat is Murder' eşliğinde video izletildi. Zaten konser alanında kesinlikle et ve et ürünleri yemek yasaktı çünkü bilirsiniz ki kendileri aynı zamanda koyu bir hayvan hakları savunucusudur.

Sonuç olarak benim ölmeden önce yapılacaklar listemin rahatlıkla ilk beşinde yer alan Morrissey konserine git maddemin üstü çizildi. Umarım sizin maddeleriniz daha kolay silinir. Şimdi siz karar verin öyle mi Morrissey hayranlığı oluyormuş böyle mi :).

Not: Sınav sonuçların ne alemde diye sorarsanız, ikisi de daha açıklanmadı :).

Konserden birkaç fotoğraf :).




Devamını Oku »

1 Aralık 2014 Pazartesi

Ane Brun #konser



Evett, her zaman  öneri yapacak değiliz biraz sohbet edelim. Yine bilmeyenler için öneri olacak ama bilenler için anı okumak gibi. Taa haftalar önce gittiğim canım cicim Ane Brun konser izlenimimi paylaşmak isterim. Ankara Nordik Müzik Festivali kapsamında gelen Ane bizi sesiyle büyüledi. Albüm kaydı gibi güçlü sesi ekstra hayran olmama yetti de arttı bile. Yalnız konserden önce de sonra da dilimden düşmeyen şarkı ve bence konserin tek eksiği "These Days" idi :'( :'(. Hala içimde yaradır. Onun dışında tek kişilik sahne performansı sergileyen Ane cesaretiyle de takdir edilesiydi. Gitarlar geldi gitti, piyano da çaldı. Arka fonu sürekli değiştiren (ışıkçı)  arkadaşın konser başlayınca ayakkabılarını çıkartıp konser bitince giymesi ayrı bir olaydı :).




Ama asıl bomba, provaları kaçak olarak izlememizdi herhalde :). Zaten bir işte ben varsam olaysız geçmez o gün, Anlatayım hemen. Biz erkenden ODTÜ'ye gittik, ben daha önce gitmediğim için bi görmek istiyordum ki çok güzel bir yer; çarşısı, kırtasiyesi, kitapçısı,yemekleri güzeldi :). Yere bakalım da biletleri alalım diye erkenden gittik salona. Bir bakalım mı içeri noluyor ne bitiyor derken arkadaşıma "Ya gel bi bakalım nolcak" deyip kapıyı açmamla Ane Brun'un provasını görmemiz bir oldu. Zaten sahne hariç her yer karanlık bari oturalım dedik :). Görevli bizi fark edene kadar oturduk izledik. Sonra adamın kaba bir şekilde "Sizi dışarı alabilir miyim" demesiyle gerçek dünyaya dönüp konser saatine kadar ODTÜ çarşının teras kısmında takıldık.Ama biz göreceğimizi gördük havalı arkadaşım :P. Kapı açılışı söylenilen saatten daha önce açıldığı için birazcık arkalarda olsak da Ane'in sesi ve sempatikliği bize ulaştı. Kendisi Türkçe konuşmayı da ihmal etmedi, Ordan da aldı gönlümüzü. Sonra başladı o güzel aşk şarkılarını söylemeye. Do You Remember, To Let Myself Go, Undertow, Words, This Voice, The Light from One ve daha hatırlamadığım bir çok şarkı. Şenlik gibi müthişti ya :) Seyirci de maşallah bir elit bir kaliteli, zaten birçok erasmus öğrencisi gelmişti. O eltlikten utanmasam bağıracaktım These Daysss diye zor tuttum kendimi :). Hala atlatamadım.





12 Aralık'ta  Küçükçiftlik Park konseri olacak kendisinin. Orada çalarsa bir video falan atarsınız artık. Sonuç itibariyle harika bir gündü. Buradan kendisine teşkkür ediyor bir daha These Days'i repertuvarına almasını o şarkı olmadan gelmemesini, vallahide billahi de darıldığımı söylüyorum. Daha canlı dinleyip ağlayacaktım ya :(. Neyse ilk etkinlik yazımın sonuna geldim. Başta kendime ve sizlere bol etkinlik dolu günler, öneri makinesi olmadan geçen gününüz olmasın der bu yazıyı da bitiririm. Birkaç fotoğraf atayım bari uzaktan uzaktan. (Fotoğraflar arkadaşım Anıl'a aittir, onun güzel blogunu ziyaret etmek isterseniz tıktık .)




Devamını Oku »