sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2026 Pazar

Friends Dışında da Filmler İzliyorum

Friends'i gerçek manada üçüncü kez üst üste bitirmek üzereyim. Hep izlerim ama bu kadar üst üste izlediğimi hatırlamıyorum baştan sona. Ocak ayı da bitsin lütfen. Yani ayda sıkıntı yoktur kesin ama benim için çok zorlu geçiyor. Her şey gibi bunlar da geçecek o yüzden biz film izlemeye devam. 

Eskiden mimler yapıyorduk, hatırlıyor musunuz? Şarkılar, kitaplar, filmler, hayat gibi bir sürü tema ile alakalı. Çok canım çekiyor yapalım mı bir tane? Her gün yazalım ya da toplu bir şekilde. Bir de reading challengelar oluyordu. Mesela yıl içinde 20 kitap ve her kitabın belli bir teması vardı; mesela kapağında bitki olan bir kitap ya da Şilili bir yazarın kitabı gibi. Onları da özledim, geri gelsin.

Son yazımda bahsetmeyi unuttuğum iki film var Eternity ve Julie and Julia, baya oluyor izleyeli. Önce onlardan bahsedeyim. 

Eternity - David Freyne (2025)


Konu olarak ilgimi çekti ve başroldeki Joan'un kararsızlığını ben de yaşadım izlerken. Trajik bir ölüm sonrası ilk eşinle yaşayamadığın bir sonsuzluk mu yoksa zaten bir ömür geçirdiğin eşinle sonsuzluk mu karar vermesi zor bence de. Ölümden sonraki hayatta karakterler en mutlu anlarına dönüyorlar ve senelerdir evli olan Joan ve Larry peş peşe ölüyor. Larry beklenmedik bir anda ölünce karısının çok ömrü kalmadığını bildiğinden beraber geçirecekleri bir gelecek arıyor; lakin bir sıkıntı var, o da ilk eş de yıllarca aynı eşi bekliyor. Joan'un ilk evliliğinde kocası savaşta ölüyor ve Joan, Larry ile tanışıp evleniyor. Tatlı romantik komedi filmi. İzlenebilir. Oyuncuları da güzel. Elizabeth Olsen severim. Dua Lipa'mızın nişanlısı da oynuyor. 

Julie and Julia - Nora Ephron (2009)


Julie and Julia filmini Kitap Kulübümüzün geçen ayki filmi olması sebebiyle tekrardan izledim ve bu yaşım ve deneyimimle farklı anlamlar kazandı. Film üzerinde düşündükçe kendi hayatımla Julie ve Julia'nınki arasında bazı benzer yönler gördüm. Kendimden bir şeyler bulmam da bana şunu hatırlattı; öncelikle seçtiğin yolda yaşadığın kırılmalar duygusal patlamalarda ya da olumsuz yaşadığın her duygu normal. İkincisi ise yapmak istediğimiz şeylerin bir değil binlerce yolu vardır, sadece biraz yaratıcı olmak ve yeni fikirlere açık olmak gerek. Belki de en önemlisi ise yaşımız konumumuz ne olursa olsun kendimize dair umudumuzu kaybetmemizdir. Bazen her gün attığın küçük bir adım uzun bir yol olur ve bu yol kendimize çıkar. Bu yolda da yanımızda bizi destekleyen insanlar varsa da daha ne isteriz. Bu herkes ve her durum ve şart için geçerli değil maalesef ama yine de bu tarz bir film izlemek en azından iyi hissettiriyor.

Julie eski editör yeni hükümet çalışanı 8 yıl boyunca kendi kitabını yazmak isteyip tamamlayamamış. Kitabı bitmediği için de kendini yazar olarak göremiyor. Hatta genel olarak kendini başarısız görüyor. Arkadaşlarıyla karşılaştırınca yeterli parası olmadığından ya da kendi mesleğini yapmadığından hatta hayatta herhangi bir şeyi bitirememiş olmasından kaynaklı kendini yetersiz de görüyor. Yemek yapmayı çok seviyor. Fransız yemek pişirme tekniklerini Amerika'ya getiren kitap yazarı ve televizyon programcısı Julia Child'ın fanı. Yemek yapma sevgisi ve yazar kimliği ile birleşince Julia Child'ın kitabındaki 500+ tarifi bir yıl içinde tamamlama ve tarifleri blogda yazma fikri ortaya çıkar. Bu hedefi koymasının sebebi de hayatta en azından bir şeyi tamamlamış olmak. 

Paralel olarak da eşi Fransa'ya elçi olarak atanan ve onunla beraber Fransa'ya taşınan Julia Child'ın yemek yazarı ve aşçı olma hikayesini izliyoruz. Eşiyle mutlu bir evliliği var, birbirlerini seviyorlar. Julia'nın eşinin desteği çok güzeldi. Julia boş oturmayı sevmeyen biri ve kendisini meşgul edecek bir şeyler arıyor ve en sonunda yemek sevgisini profesyonel bir yere taşımak istiyor. Fransa'da profesyonel aşçılık eğitimi alıyor. Sınıfındaki diğer öğrencilerle aradaki farkı kapatmak içinse çok çalışıyor. 

Bu filmi de öneririm, özellikle yemekli filmleri izlemeyi seviyorsanız. Çok tatlı bir film.

Geçtiğimiz cumartesi günü yine bir self date yaptım. Çok kötü bir hafta geçiriyordum ve harekete ihtiyacım vardı. Minoa'ya gitme niyetiyle çıktım yola. Oraya geçmeden önce yolumun üstünde yine uzun zamandır merak ettiğim bir çizgi roman dükkanına girdim, Arka Bahçe adı ve çok güzel her türde bir sürü çizgi romanları var. Tertemizdi de bayıldım. Orada gezdim ve en sevdiğim çizgi serilerden Rosalie Blum'un yazarının başka bir kitabının olduğunu öğrendim; adı Juliette. Camille Jourdy'nin çizimlerine bayılıyorum. Çizgi roman bir iki senedir okuyorum ve belki sizle de bugüne kadar okuyup sevdiklerimden bir liste paylaşırım. Ben çok seviyorum. Bayadır da okumadım, o liste sebebiyle belki elimdekileri de bitirir yazarım. 

Sonra biraz Minoa'yı gezdim uzun zamandır gitmedim.  Merak ediyordum ne defterler geldi yeni yıl için ve hangi yeni kitapları göreceğim diye ama hayal kırıklığı oldu benim için. Özensiz karışık ve seçkisi az geldi. Keşke Pera'daki Minoa'ya gitseydim diye düşündüm. Orada daha çok seçenek var ve daha güncel. Oradan küskün ayrılıp yolda yılbaşı süsleri olan küçük tatlı bir kafeye girdim. Orada oturup biraz soluklanıp kahve içtim, yazı yazdım, kitabımı okudum. Hoşuma gitti. Birçok insan gelip geçti. Sevgililer, köpeğiyle gelenler, anne kız, tek başına gelip bilgisayarıyla çalışanlar derken onları izlemek zevkliydi. Çok da trafiğe kalmadan oradan çıktım. 

5-6 aydır canım sinemada film izlemek çekiyordu çünkü bazen canınız ekranda nokta gibi iz olan sinemada film izlemek çeker. Hemen filmlere bakıp seçimlerimi yaptım ve sinema saatine kadar hem günün ilk öğününü yedim, hem de filmi bekledim. Burger King'e geçtim çünkü bazen de günün ilk öğünü bir fast food zincirinin tahta oturma sırasında yenir. Hayat her zaman sabahın erken saatinde uyanıp yogayla güne başlayıp kahve ile günlük yazmak değil bazen de akşam 5'te Burger King'in tahta sırasında ilk öğününü yedikten sonra gününü, hayal kırıklıklarını ve umutlarını günlüğüne yazma sırasıdır. Özlediğin ve asla geri gelmeyecek şeyleri beynin unutmasın diye kağıda yazıp ilerde bir gün açıp okursun diye asidi hiç var olmamış erimiş buzlardan dolayı yarısı sudan oluşan kolanı yudumlayarak yeşil suni deri kaplı defterine notlar alırsın. 

Film saati gelmeden birkaç sayfa kitap okuma şansım da oldu. Kalabalık sessiz bir kütüphanede ne kadar gerilip kitap okumakta zorlanıyorsam; sesli bir yerde kitap okurken o kadar rahat oluyorum. İnsanların sessizliğindense sesli olması benim o an elimdeki kitaba odaklanmamı kolaylaştırıyor. Tabi kitabına ve sesin türüne de bağlı. Seans saati yaklaştığında da tasımı tarağımı toplayıp sinemanın yolunu tutum. İlk film çıkınca gitmeyi beklediğim yeni Trier filmi Manevi Değerdi. Diğeri ise vizyondakilere bakarken sadece o gün oynadığını gördüğüm ismi ile dikkatimi çeken Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim filmi.

Manevi Değer - Joachim Trier (2025)


Nefis, nefis bir film. Görsel olarak, içerik, oyunculuk her her şey çok güzel. Trier yine çok güzel bir iş çıkarmış. Kendisinin fanıyımdır zaten Oslo,31 August en en sevdiğim filmi, Dünyanın En Kötü İnsanı'nın evimde posteri var ve tam karşımda hatta ona bakarak yazıyorum. Bu filmde yine beni çok etkiledi. Buraya yazacaktım da belli ki söyleyecek çok sözüm varmış onu ayrı yayın olarak paylaşacağım. 

Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim - Mary Bronstein (2025)




Ay bu filme komedi dram diye gittim de komediyi unutmuşlar. Yani tabi tebessüm ettiğim yerler oldu ama çok çok az. İçim sıkıldı. Yakın çekimlerle de yönetmen baya bizi zorlamış. 

Kızının hastalığından kendini sorumlu tutan ve onun bakımıyla tek başına ilgilenen bu sırada da terapist olarak işini de aksatmak istemeyen bir annenin bu kadar yoğunluk yetmez gibi tavanı çöker. Koca bir kara delik şeklinde evinin tavanı yıkılınca da kızını da alıp bir motele yerleşir. Kızının sürekli bir bakıma ihtiyacı vardır, hastaneye gitmeli gece ilacı değişmeli ve kısa bir süre içerisinde ciddi bir kilo alması gerekmektedir yoksa gece bağlı olduğu tüp çıkarılmayacaktır. 

Suçluluk duygusu, her şeye yetişme çabası, bir yandan işini devam ettirmesi, bu sırada eşinin sürekli uzakta olması, kimsenin destek olmaması, kızının istekleri, kimseden yardım isteyememesi, diğer annelerin baskısı, doktorun beklentisi, kocasının yokluğu ve baskısı derken kadıncağız artık dolup taşıyor tabi. Terapi desteği alıyor ama terapistiyle de arası pek iyi değil. Uyuyamıyor, kendine ayıracak zamanı bile yok. Bu sırada da kendini rahatlatmanın yolunu bağımlılıklarda buluyor. Kendisiyle iletişim kurmak isteyen tek kişi de komşusu Jamie. 

Yani bu filmde içim sıkıldı ve anneliğin ne kadar zor olduğunu bir kez daha gördüm. Annelere sabırlar diliyorum, hiç kolay iş değil bu filmde bir kez daha gördüm. 

Sizin bu filmler arasında izledikleriniz var mı? En son hangi filmi izlediniz? Yorumlara bekliyorum. 



#reklam yoktur. 

Devamını Oku »

5 Mart 2020 Perşembe

Atıştırmalık #49 (Marriage Story, The Lighthouse, Uncut Gems, Once Upon a Time...)

Marriage Story - Noah Baumbach (2019)

Öneri Makinesi

Yani sevdim sevdim de bir süre sonra eh dedim. Johansson'ın oyunculuğu çok iyi sanki bunca zamandır bu seneki filmlerindeki performansı göstermek için çalışmış gibi. Jojo Rabbit'te de çok iyiydi. Adam Driver severim zaten. Filmde karakterleri o kadar iyi anlıyoruz ki bir tek senaryoda adamın yalnızlaştırılmasını ve kadının nispeten daha avantajlı bir konuma geçirilmesini biraz oyunbaz buldum çünkü kadın derdini filmde çok iyi anlatıyor ve dezavantajlı başlıyor. Sanki seyirciye filmin sonunda dengelensin diye böyle bir son yazılmış gibi ama yine de güzel film. Bu benim biraz mızmızlanmam ve üzerine ekstra düşünüp senaryo yazmamdan kaynaklı :).

Konusu boşanmak üzere olan bir çiftin dramı.

The Lighthouse - Robert Eggers (2019)

Öneri Makinesi

Siyah beyaz bir gerilim dram filmi. İki başrol oyuncusunun oyunculuklarına da diyeceğim yok ama filmi pek sevmedim. Film kötü değil ama biraz daraldım ben.

Deniz fenerinde çalışmak üzere ıssız bir eve yerleştirilen iki görevlinin arasındaki iktidar kavgası anlatılmış.

Uncut Gems - Safdie Brothers (2019)


Öneri Makinesi

İddia düşkünü bir adamın hep daha büyüğünü istemesiyle İkarus'un güneşe uçması gibi uçtuğu bu arada da ailesini, alacaklılarını ve iş hayatını dengede tutmaya çalışma hikayesi.

Güzel filmdi. Kesinlikle izleyin demem ama suç ve gerilim filmlerini sevenler baksın.


Once Upon A Time... in Hollywood - Quentin Tarantino (2019)

Öneri Makinesi

Tarantino pek sevmem ama Pitt'in etkisi herhalde bu film beni eğlendirdi ta ki Tarantino'nun şiddet görüntülerini gizlemekten itinayla kaçındığı sahneler ve filmdeki kadın oyuncuların ayaklarını ağzımıza yüzümüze sokma sahneleri dışında. Özellikle şiddet görüntüleri gerçekten rahatsız edici.

Gözden düşmekte olan bir aktörün ve onun asistanlığı görevine geçmek zorunda kalan dublörün kariyerlerinin bitimine yakın bir zaman dilimini izliyoruz. Keyifliydi.

Şuraya Brad Pitt'in muhteşem ödül konuşmasını koyayım da keyfimiz yerine gelsin :). O yüzündeki muzipliği görenlere benden 10 puan :).



Devamını Oku »

23 Mayıs 2019 Perşembe

Nebula - Tarık Aktaş (2019)

Öneri Makinesi

Nebula, çok sevdiğim, her önerisini bir kenara yazdığım, film zevkimizin aşırı uyuştuğu ve film zevkine güvendiğim Melikşah Altuntaş'ın bu filmi sinemada izleyin önerisiyle gidip gördüğüm bir film. Locarno Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Film Festivali'nden ödülle dönen Nebula filmini izlemek gerçekten farklı bir deneyim ve sırf bunun için bile izlenilebilir.

Hay'ın çocukluğunda ölü bir atı görmesinden sonra kurban edeceği hayvanı keserken kendi bacağını kesmesiyle devam eden alıştığımız bir olay örgüsüne sahip olmayan bir film. Filmde Hay'ın çocukluğundan kısa bir kesit izledikten sonra günlük hayatından kısa anılar izliyoruz aslında. Doğa ve insan; ölüm ve yaşam filmde iç içe geçiyor. Mekan olarak da kah ormanda kah deniz kenarında Hay ile beraber geziniyor ve ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgiye bakıyoruz.

Öneri Makinesi

Oyuncuların o yöreden seçilmesi ve hemen hemen hepsinin daha önce hiçbir oyunculuk tecrübesi olmaması özellikle tercih edilmiş ki bu doğallık da filmde farkını hissettiriyor. Filmin sonunda çalan müziği ve afişini de çok beğendiğimi belirtmeden geçmeyeyim. Herkesin farklı anlamlar çıkarabileceği yoruma açık bir film olan Nebula'yı klasik film anlatısından sıkılanlara öneririm. Sinemayla kalın.
Devamını Oku »

21 Mayıs 2019 Salı

Saf - Ali Vatansever (2019)

Öneri Makinesi

"El Yazısı" filmiyle acı tatlı hikayeler anlatan Ali Vatansever bu sefer güncel sorunlardan birini baş role almış. Toronto Uluslararası Film Festivalinde gösterilen film, Palm Springs Uluslararası Film Festival'den de ödülle döndü.

Dönüşüm üzerinden anlatılan bu hikayede mahallelerindeki kentsel dönüşüm projesi dolayısıyla evlerini kaybetme riski olan evli genç bir çifte odaklanıyoruz. Kamil adalet duygusu yüksek, iyi niyetli işsiz genç bir adamdır. Remziye ise kocasını sürekli alttan alan çalışan genç bir kadındır. Kamil'in parasını denkleştiremediği kursu alamadığında zar zor bulduğu işini kaybetme tehlikesi ile yüzleşir. Bu durum da Kamil'in dönüşümünü başlatır. Kamil'in dönüştüğü kişi en sonunda Remziye'yi de etkiler ve o da kendi payına düşeni yaşar.

Remziye, çocuk özlemiyle yaşayan bir kadındır. Maddi durumlarından ötürü belki de başka sebeplerden henüz çocukları yoktur. Temizliğe gittiği evde çalışan yabancı uyruklu bakıcının yerini almak da onun bir nevi amacıdır. Remziye'nin başka yerde çalışan arkadaşı ise onun yerine geçmek ister. Bu uğurda sınırları zorlayan Remziye, filmin sonunda verdiği kararla dönüşümün bir parçası olur.

Öneri Makinesi

Kentsel dönüşüm üzerinden anlatılan hikayede sadece kentlerin değil insanların da değişimini karakterler üzerinde görüyoruz. Dönüşen kentler Kamil ve Remziye'yi de dönüştürmeyi ihmal etmiyor. Zorlu hayat koşulları ve sürekli çevredeki insanlar tarafından sınanan çiftimiz bu çatışmadan nasıl dönüştüğünü filmde izliyoruz.

İlk bölümde Kamil'in bakış açısına sahipken ikinci bölümde Remziye'ye odaklanıyor film. İki karakteri de ayrı ayrı görmek mümkünken olaylar karşısında ki dönüşümlerini görüyoruz. Saadet Işıl Aksoy'u seviyorum ama rol için tereddütlerim oldu nedense; lakin özellikle ikinci bölümde güçlü bir kadın karakteri başarıyla canlandırdı. Kamil'i canlandıran Erol Afşin'in de Kamil'in dönüşümünü güzel yansıttığını düşünüyorum. Çift olarak uyumları da iyiydi. Onur Buldu'yu da komedi olmayan bir rolde görmek güzeldi. Onur Buldu'nun eşini oynayan Ümmü Putgül de az görünse de güzel bir oyunculuk sergiliyor.  Sonuç olarak; bu filme bir şans vermenizi öneririm. Sinemayla kalın.
Devamını Oku »

19 Mayıs 2019 Pazar

Federico Fellini - Yönetmen Sineması

İlk hafta için seçtiğim yönetmen sinema tarihinde önemli bir yere sahip Federico Fellini'ydi. İlk hafta sadece iki filmini izleyebildim Fellini'nin ama kesinlikle diğer filmlerini de izleyeceğim. Çok sevdim. Bence siz de konusu size en yakın gelen bir Fellini filmiyle başlayın ve bu efsane yönetmenin filmlerini izlemedim demeyin!

öneri makinesi

öneri makinesi
50 yıl 


La Strada (1954)

öneri makinesi

İlk filmimde "La Strada" oldu. 1954 yapımı siyah beyaz bu filmde; saf ve temiz kalpli Gelsomina, zalim ve kaba Zampano ve son olarak da şakacı ve mantıklı Soytarı'yı baş rollerde izleriz. Bu üç ana karakter arasında geçen filmde, dört küçük kız çocuğuna daha bakmak zorunda olan Gelsomina'nın annesi kızını para karşılığında Zampano'nun yanında gösterilerde çalışması için gönderir. Zampano arabasıyla şehir şehir gezen bir gösteri sanatçısıdır ve daha önce yanında bulunan Rosa'nın ölmesiyle yeni birine ihtiyaç duyar. Gelsomina pek de zeki bir kadın değildir ve Zampano'un türlü fiziksel ve duygusal zorbalıklarına şehir şehir sokak sokak gezdikleri bu süre boyunca ses çıkarmaz. Zampano'nun yanında gösterilere çıkan Gelsomina işini çok sever. Zampano ise ona değer vermez ve sadece kendi istediği şeyleri yapmasını ister. Bir noktada Zampano'yu bırakmak istese ve önüne türlü fırsatlar çıksa da Zampano'yu bırakmaz ve hep onu takip eder. Gösteri için buluştukları sirkte denk geldikleri Soytarı ise Zampano'ya ağır şakalar yapar ve verdikleri küçük detaylardan daha önceden birbirlerini tanıdıklarını anlarız. Soytarı'nın da bir şekilde bu ikiliye dahil olmasıyla üçünün de hayatı önlenemez bir şekilde değişir. 

Film eleştirmeni Pauline Kael'in bu filmdeki ana karakterlerin vücudu, aklı ve ruhu temsil ettiğini söyler ve pek de yanılmaz zannımca. Ben filmi sevdim.

Amacord (1973)

öneri makinesi

Bir kasabanın bahar ile başlayıp sonbaharda biten acı tatlı hikayelerine odaklanıyoruz. Daha çok iki erkek çocuk, haylaz bir dayı, çılgın bir dede ve anne babadan oluşan geniş bir aileye odaklansak da kasabanın sakinlerini izlemeyi bırakmayız.  Bu arada dönemin politik durumu da filmde gösterilir. Kasabada güzelliğiyle nam salmış Gradisca; ortalığı karıştırmakta üstüne olmayan bir grup ergen; kasabanın esnafı ve daha fazlasının anlatıldığı eğlenceli bir film.

Diğer filmlerde görüşmek üzere :). Sizler ne durumdasınız?
Devamını Oku »

5 Mayıs 2019 Pazar

Yönetmen Sineması - Meydan Okuma

Öneri Makinesi Challenge

Merhabalar, uzun zaman oldu bir meydan okuma hazırlamayalı. Bu yılın kendim hazırladığım ilk meydan okumayı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarım. Bugün sinema severleri memnun edecek bir meydan okuma ile karşınızdayım. Sibel İnceler blogunun sahibesi Sibel'in şu yazımdaki yorumu ben de ışıkları yaktı ve neden olmasın diyerek bir aylık bir meydan okuma hazırladım. Hepimizin izlemek istediği yönetmenler ve filmler var ama bir türlü vakit bulamıyoruz ya da önceliğimiz farklı filmler oluyor. Neden bir meydan okuma vasıtasıyla hem yeni yönetmenler keşfedip hem de birbirimize yeni keşif imkanları sunmayalım ki?  Elimden geldiğince basit tutmaya da çalıştım ki isteyen herkes zorlanmadan katılabilsin. Malum herkesin okulu, işi gücü var; zaman bulmakta zorlanabiliriz. İşte meydan okuma kuralı;

Her hafta seçtiğimiz bir yönetmenin en az 2 filmini izliyoruz ve o haftayı o yönetmene ayırıyoruz. 


İşte meydan okuma bu kadar basit. Bir ay boyunca 4 farklı yönetmenin dünyasını keşfetmiş olacağız ve sonunda da hep izlemek istediğimiz yönetmenlerin en az 2 filmiyle meydan okumamızı bitireceğiz. Bir de şöyle bir güzellik yapalım; ay sonunda sonuç yazılarında toplamda en çok film izleyen arkadaşımıza ben bir tebrik kartı atayım, sinema sevgisinden ötürü :). Katılan arkadaşlar yukarıdaki fotoğrafla bir yazı paylaşıp aşağıda yorum bırakırlarsa çok sevinirim. Ee kimler benimle?

Benim seçtiğim yönetmenler: 

6 - 12 Mayıs : Federico Fellini


Sinemanın unutulmaz yönetmeni Fellini'yi izlememeyi ayıp bellediğimden ilk hafta onun filmlerine odaklanmayı seçtim. La Dolce Vita, La Strada, 8 1/2 gibi filmleri ile sinema tarihinde önemli bir yere sahip yönetmenin izleyebildiğim kadar filmini izleyeceğim. Önce izlememi izlediğiniz filmi varsa her zaman önerebilirsiniz :). 

13 - 19 Mayıs: Claire Denis


En son High Life filmiyle vizyonda gördüğümüz yönetmenin filmografisi oldukça geniş. White Material, 24 Rhums, Trouble Every Day gibi birçok ses getiren filme imza atan yönetmenin filmlerini ise ikinci hafta izleyeceğim.

20 - 26 Mayıs: Sang Soo Hong/Asghar Farhadi/Niceleri


Daha karar veremedim,, seçenekler çok :). O haftaki moduma göre bir yönetmen seçip izleyeceğim :).

27 Mayıs - 2 Haziran: Susanne Bier 


Deeptone'un bana sürekli izle dediği ama benim bir türlü izleyemediğim yönetmen Susanne Bier ile de kapanışı yapayım diyorum. En son Bird Box filmiyle her youtube videosunda fragmanını görüp ezberlediğimiz yönetmenin ilk işleri önceliğim olacak :).
Devamını Oku »

27 Nisan 2019 Cumartesi

Sans Toit Ni Loi - Agnes Varda (1985)

Öneri Makinesi

İstanbul Modern Sinema, bir yönetmenin tüm filmlerini belirli günler içinde gösteriyor ve en son seçtikleri yönetmen ise Yeni Dalga Sineması'nın en renkli kişiliklerinden Agnes Varda'ydı. Kendisinin filmlerini hep izlemek istiyor ama bir türlü izleyemiyorken bu gösterim sayesinde başladım ve devam ediyorum. Ne yazık ki bu gösterimler devam ederken 90 yaşında Agnes'i kaybettik. Kendisi o kadar tatlı bir insan ki bu özel gösterime gelen seyircilere çok tatlı bir video bile hazırlamış. Tabi sonrasında insan ister istemez daha da üzülüyor. Ne mutlu ki bize güzel bir filmografisi var ve özledikçe açıp izleyebiliyoruz. Benim izlediğim ilk filmi "Vagabond" ise filmden çıkarken kafamda birçok soruyla ayrılmamı sağladı. Şimdi filmden spoiler vere vere bahsedeceğim. Siz de izleyin, siz de sorularla baş başa kalın :).

Öneri Makinesi
Öneri Makinesi

Ölen kimliksiz bir kadının bulunmasıyla başlıyoruz filme. Sonrasında ise onu izliyoruz ve onunla rast gelen insanların onu anlatmasını dinliyoruz filmde. Yani gördüklerimizden ve hakkında duyduklarımızdan anlamaya çalışıyoruz film boyunca Mona'yı. Öğreniyoruz ki Mona, işi olan ve daha sonra radikal bir kararla işini evini bırakıp yollara düşmüş bir gezgin. Yerleşik hayata geçip çalışmak istemiyor, ister gibi olsa da bir şekilde olmuyor. Otostop çekerek oradan oraya gidiyor; şanslıysa günlük işlerle harçlığını çıkarıp tütün ve ekmek alıyor. Şanslı olmadığı günlerde aç kalıyor. Yerleşik hayatı kati bir dilde reddeden Mona, insanlar tarafından dış görünüşüyle ve yaşam tarzıyla yargılanıyor. Çokça yol arkadaşı ediniyor ama kötü insanlara da yolda rast geliyor. Kendisine neden yollara düştüğü sorulduğundaysa umursamazca "Şampanya yolda daha iyi gidiyor" diyebiliyor. Yalnız yolda karşılaştığı çiftçi filozofun dediğine gelmeden edemiyor sonunda ve yorgun düşüyor. Kendini kaybediyor, oturup ağlayıveriyor. Yaptığı seçimi sorgulamıyor belki ama filozun haklı olduğu bir yerde oluyor sanki. Sisteme karşı çıkıyor çıkmasına ama bu onu gerçekten mutlu mu ediyor yoksa daha mı çok tüketiyor? Sistemin dışı da içiyle aynı mı oluyor, neler oluyor izledikçe düşünmeden edemiyor insan. En sonunda ise artık bir insan tanıyoruz ve başta gördüğümüz cansız  beden bir anlam ifade ediyor. Talihsiz bir kazayla da ilk sahneye dönüyoruz ama bu sefer başka.

Öneri Makinesi

İşte böyle bir film izliyoruz Varda'dan. Çokça yaşadığımız düzeni ve hayatı sorgulayıp en sonunda sıradanlığın rahatlığında yaşayıp gidiyoruz. Bu düzeni aşmayı cesaret edenlere ise iyi olmayan anlamsız gözlerle bakıyoruz. Aynı Mona'ya bakan çeşit çeşit insan gibi. Dış görünüşüne ve seçtiği hayat tarzına sadece bakıyoruz. Biraz bile öyle olmak istediysek eğer hayatımızın bir anında hemen kötülüyoruz onu yaşamaya cesaret ettiği için ya da anlamadığımız için yargılıyor ama aslında içten içe kıskanıyoruz bu farklılığı. Biraz da olsa anlayanlar ya da sadece saygı duyanlar onunla arkadaş oluyor ve bu yolda eşlik ediyorlar ona. Sen neredesin peki; Mona'nın yanında mı karşısında mı?

Öneri Makinesi
Devamını Oku »

16 Ocak 2019 Çarşamba

Sinema Güzeldir #8 (Kelebekler + Anons + Fantastik Canavarlar)

Antakya'daki Konak Sineması sanırım bu sefer resmen kapandı. Kötü avm sinemaları aşırı pahalı. Tek güzel şey artık başka sinema buradaki avmlerde de gösteriliyor; çoğunlukla akşam 7'de olsa da, sadece sinemaya gittiğinde aa bu film gelmiş desen de, arada normal saatlerde de güzel filmler izleyebiliyoruz. Bakalım iki üç ayda bir gittiğim sinemaya gitmeye devam edebilecek miyim yoksa bunlar izlediğim son filmler mi bilemiyorum, en azından şimdilik Antakya için hep beraber göreceğiz.

Kelebekler - Tolga Karaçelik (2018)


Öneri Makinesi

Üç kardeşin yıllar sonra köklerine olan yolculuğu ve neyse ki bu yolda yalnız değiller. Bu trajikomik hikayede güzel anlatılan güzel bir hikaye var. Karaçelik'ten yine güzel bir iş. Gereksiz efektler olmasa daha iyi olurdu ama yine de sevdim :).

Anons - Mahmut Fazıl Coşkun (2018)


Öneri Makinesi

Absürt, kara mizah detaylı kısacık minimalist bir film. Çok sevdiğim Uzak İhtimal ve yine güzel bir Yozgat Blues'un ardından üçüncü filmiyle Mahmut Fazıl Coşkun Venedik'ten ödülle döndü. Eski dört askerin darbe yapmak  için çıktıkları yolda beklenmedik sorunlarla karşılaşır. Senaryo Ercan Kesal ve Coşkun'a ait. Müzikler ve dekorlar harika. 1963 yılında geçiyor. Filmin sinematografisi çok başarılı, oyunculuklar da aynı şekilde. Film aşırı ciddi başlayıp sonra mizaha kayıyor ve bu biraz hızlı oluyor.

Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald - David Yates (2018)


Öneri Makinesi

Yani Harry Potter hayranlığımı bilmeyen yoktur herhalde, en azından bir iki kere uğrayanlar bile birkaç yazıma denk gelmiştir diye düşünüyorum :). Herkesin birkaç zaafı vardır ya dünyanın en kötü filmi olsa da inatla defalarca izlersin çünkü bir kere sevmişsindir benim için de bu büyü dünyası öyle bir şey. Dünyanın en kötü filmi değil ama bana göre muhteşem olsa da objektif olan ortalama bir sinema severin normal veya belki altı bulacağı bir film. Bana sorarsanız ben müziğin ilk notalarını duyduğum andan itibaren gözlerim yaşarıyor :).
Devamını Oku »

12 Haziran 2018 Salı

Limonata Tadında Film Maratonu


Yazın sıcaklarında buz gibi limonataya kim hayır diyebilir ki ben kimim hayır diyeceğim :). Çocukluğumdan beri limonata aşığı biri olarak nanelisine, çileklisine, klasiğine bayılırım, yeter ki el yapımı olsun :). Sevgili Engineering Vibes ve Thesaglams limonata tadında bir film izleme maratonu başlattı; 2016,2017,2018 yılları arasında çıkan seçtiğimiz 30 filmi 9 Haziran ve 9 Eylül arasında izleyeceğiz :). Film listesi yapmayı ve sonra ona uymamayı çok severim, yaptığım diğer listelerde olduğu gibi :). Bu maratonun güzelliği sürenin uzun olması ve ben her zamanki gibi kendime çok güveniyorum :).



Bu üç yıl içinde çekilen ve benim izlemediğim filmlerin bazıları aşağıda. Halihazırda 2018 devam ettiğinden bu yıl izlemek istediğim binlerce filmden bazıları gösterime girmedi haliyle; lakin süper filmler bu yıl da bizi bekliyor. Liste genelde erişilmesi kolay ve izlemekte geç kaldığım filmlerden oluşuyor. Aa hala izlemedin mi bu filmi ne ayıp demek serbest ya da çabuk bu filmden başla durman kabahat demek de :).



Ola ki bu üç yıl içerisinde çekilen bir film izlersem film değiştirme hakkımı saklı tutarım çünkü bu maraton bitecek :).

1. Ahlat Ağacı - Nuri Bilge Ceylan (2018)

2. Annihilation - Alex Garland (2018)

3. Red Sparrow - Francis Lawrence (2018)

4. In the Fade - Fatih Akın (2017)

5. Oh Lucy - Atsuko Hirayanagi (2017)

6. How To Talk Girls at Parties - John Cameron Mitchell (2017)

7. Molly's Game - Aaron Sorkin (2017)

8. Happy End - Michael Haneke (2017)

9. Lucky - John Carroll Lynch (2017)

10. The Little Hours - Jeff Baena (2017)

11. The Killing of a Sacred Deer - Yorgos Lanthimos (2017)

12. 120 battements par minute - Robin Campillo (2017)

13. Loveless - Andrey Zvyagintsev (2017)

14. I, Tonya - Craig Gillespie (2017)

15. Song to Song - Terrence Malick (2017)

16. The Square - Ruben Östlund (2017)

17. Wonderstruck - Todd Haynes (2017)

18. Jupiter's Moon - Kornél Mundruczo (2017)

19. Get Out - Jordan Peele (2017)

20. On Body and Soul - Ildiko Enyedi (2017)

21. Faces Places - Agnés Varda, JR (2017)

22. Mother - Darren Aronofsky (2017)

23. A Ghost Story - David Lowery (2017)

24. Throughbreds - Cory Finley (2017) 

25. A Fantastic Woman - Sebastian Lelio (2017)

26. La Fille Inconnue - Luc Dardenne, Jean - Pierre Dardenne (2016)

27. Divines - Uda Benyamina (2016)

28. Don't Think Twice - Mike Birbiglia (2016)

29. Nocturnal Animals - Tom Ford (2016)

30. Joshy - Jeff Baena (2016)

Dipnot: Listeyi bitiremeden ve yayınlamadan listede olan üç filmi izledim ve onları listeden çıkartıp tekrardan film seçmek zorunda kaldım. Daha fazla yazıyı yayınlamadan film izlememek için günümün önemli bir kısmını listeye harcadım yoksa olacak kısır döngüyü fark ettiniz sanırım :).
Devamını Oku »

25 Ocak 2018 Perşembe

#Mim Sinema ve Ben

Merhabalar :). Nasılsınız? Bakıyorum uzun zamandır bloglarda mim yazısı yok ve hemen bir tane yapayım dedim :):). Daha önce müzikli bir mim yapmıştım (bknz.) bu sefer sinema ile alakalı hiç ya da seyrek film izleyenlerin bile cevaplamaktan hoşlanacağı sinema ile ilgili anılarımızdan konuşurken biraz nostalji yaşayacağımız, film izleme alışkanlıklarımızdan bahsedeceğimiz bir mim hazırladım :). Sorular altında sinema hakkında sohbet edeceğiz anlayacağınız. Eğleneceğiz biraz :). Cevaplarınızı merak ettiğim sorular var, bakalım beğenecek misiniz? <3

Sorular iki bölümden oluşuyor. Üç ana soru ve 5 tane çıtır çerezlik sorular :).



1. Sinemada izlediğin ilk film :)?


Ben vcd çocuğuyum, o jenerasyondan gelmeyim. O yüzden evde çokça film izledim. Hani şu haftalık cd kiraladığımız dönemler :). Evde çokca film izlemişimdir bu sayede ama sinemada ilk izlediğim film hala defalarca severek izlediğim Harry Potter ve Felsefe Taşı filmidir. Hiç unutmam cuma okuldan eve geldiğimde apar topar annem beni hazırlayıp amcamla sinemaya göndermişti. O zaman Antakya'da tek sinema var o da Konak. Hani şurada yazdığım :). Orada mavi salonda (o zaman ki en büyük salondu sonra genişlettiler :)) ilk sinema deneyimimi Harry Potter ile yaşadım ve harika bir deneyimdi :). (Zaten ondan sonra serideki tüm filmleri de sinemada izledim, gelmesini sabırsızlıkla bekledim :)). Film izlemeyi zaten severim de sinemada ayrı sevmeye başladım. O gün bugündür sinemaya giderim anlayacağınız :).

2. Film en güzel ..............'de/a izlenir.


Valla bana göre film güzelse her yerde izlenir :). Ev, sinema, sınıf, açık hava, bilgisayar ekranı, televizyon ya da projeksiyon aletiyle gösterilmiş olması fark etmez. Ortamın sessiz olması ve herkesin filme odaklanmış olması yeterli :). Benim film zevkim zaman mekan tanımaz yani :).

3. Film izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler?


Film izlerken istediğim şey sessizlik aslında. Dikkatimin dağılmasını istemem. Bir de filmi en başından izlemeyi severim, ortasından başlamayı pek sevmem. Onun dışında olmazsa olmazım dediğim bir şey yok herhalde :).

Gelelim çerezlik anket sorularına :).

a. Tek başına mı kalabalık mı?


İkisi de, zaman mekan fark etmez dedik ya :):):). (kendim soruları hazırlamamış gibi cevaplıyorum, kişilik bölünmesini göze alarak :)).

b. Mısır mı cips mi?


Yani şimdi ben de Isabelle Huppert gibi cool olup sadece film demek isterdim ama bazı filmler tam atıştırmalık o yüzden ikisi de :).

c. İki boyutlu mu üç boyutlu mu?


Şimdiye kadar iki, sonrasına bakarız.

d. Avm sineması mı sokak sineması mı?


Tercihim her zaman sokak sineması olur ama yeri geldi mi diğerine de gidiyorum.

e.  Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?


Yani yerine filmine göre değişir ama  filmden önce konusu dışında fazla bir şey öğrenmek istemem o yüzden fragmanını bile bazen izlemem fazla ipucu olmasın diye ki yorumlarını da çok okumam kafama koymuşsam izleyeceğim diye :). Filmden sonra film hakkında çok okurum ama :).

Sorularımız bunlar umarım mimden ve cevaplardan keyif almışsınızdır. Bir sinema sever olarak ben cevaplarken (kendi mimim diye söylemiyorum:')) zevk aldım :). Bakalım sizler ne cevaplar vereceksiniz :).

Blogunda film yorumu yayınlayan arkadaşlarımı öncelikli olarak mimledim ama herkes bu mime davetlidir :). Siz de en az üç arkadaşınızı mimlemeyi unutmayın, sinemayla kalın :).

Yorum Atölyesi 
Entel Karınca
Okuyan Muggle
Sinemarquez
Mariposa
Umut Durakları
Blue Things/Aysel
Mavera
Dr. Coffee
Leylak Dalı
Arif Öztürk
Berke Kocademir
Maydanoz


Dipnot: Mimi yapan arkadaşların linklerine adlarına tıklayarak ulaşabilirsiniz. Aşırı eğlenceli ve okumasına doyulmayan yazılar hepsi benden söylemesi :).
Devamını Oku »

26 Aralık 2017 Salı

Sinema Güzeldir #6 (Başka Sinema: İşe Yarar Bir Şey ve Sarı Sıcak)

Başka Sinema sen ne harika şeysin :). Sinema Güzeldir serisine Başka Sinema'yla devam ediyorum, havama, lüksüme bakın <3<3<3. Öncelikle beni çok ama çok heyecanlandıran bir haberi paylaşmak isterim. Şu yazımda şehrime gelmeyecek dedim ve şehrim beni öyle güzel öyle güzel yanılttı ki ... Geldi çünkü. Gönlümün efendisi, çok merak ettiğim, hemen koşup izlemek istediğim "Godard ve Ben" şehrime geldi <3<3<3<3. Planlar yapıldı hemen hafta sonu gidilip izlenilecek <3. Sonra da yorumu sizlerle paylaşılacak :). Bu Başka Sinema çok güzel ya, çok ama çok mutluyum. Antakyalılar siz de bir el atın şu sinemaya böyle güzel filmler geliyorken. Haftada en az bir kez gidin, çok güzel filmler geliyor. Ben de o izlediklerimden ikisini önereceğim şimdi. Hadi bakalım, bir de lütfen Konak Başka Sinema'ya devam et <3.

İşe Yarar Bir Şey - Pelin Esmer (2017)




Harika bir film. Tek kelimeyle harika. Bayıldım, her dakikasını zevkle izledim. Bir tren yolculuğu iki kadın ve bir karar. Edebiyatla iç içe, gizem, kara mizah, gerilim bu filmde. Bir de alıntılar, şiirler var ki en olmadık yerlerde gözlerinizi dolduracak cinsten. Biliyorum geç kaldım yazmak için ama olur da hala oynuyorsa sinemalarda mutlaka gidin izleyin, teşekkür edeceksiniz. Barış Bıçakçı okuma isteği uyandıracak, yazarı severler filmdeki etkisini zaten hissedecek. Teşekkürler Pelin Esmer, teşekkürler Barış Bıçakçı. Başak Köklükaya, Öykü Karayel ve Yiğit Özşener. Çok güzel film çok <3.

Sarı Sıcak - Fikret Reyhan (2017)




Giriş sahnesiyle beni bir güzel geren sonrasında da sırtımızda o sarı sıcağı hissettiren bir film. İbrahim'in hayatına odaklanıyoruz bu filmde. Hayallerini, onlara kavuşmak için uğraşını ama bu arada da güç dengelerini, ataerkil aile düzenini, değişen sistemi de İbrahim dolayısıyla görürüz. Kısa, sade bir film.

Bu iki filmi de ben beğendim ama İşe Yarar Bir Şey tekrar izleme isteği uyandırdı. Çok ama çok sevdim <3. Kitap alıntıları, şiiri, müzikleri, görüntüler, oyunculuk kısaca her şeyiyle ben çok sevdim :). Sonuç olarak ikisini de beğendim. Başka Sinema'ya sevin, sevdirin  <3.
Devamını Oku »

7 Aralık 2017 Perşembe

Sevgili Güllük #56 (5. Antakya Uluslararası Film Festivali + Başka Sinema)

Merhabalar!! Yine güzel kültür sanat haberlerimle buradayım. Hem bu haberi verdiğim hem 2017'yi böyle bir haberle bitireceğim için (yok son yazı değil, yani umuyorum :)) de çok mutluyum. Başka Sinema artık Antakya'da!!! Bununla da kalmıyor beşincisi düzenlenen bir festivalimiz varmış ki ben şahsen bu sene öğrendim, doğma büyüme buralı olduğum halde.



Yine de önemli olan sevgili Hataylılar bilin ki 7-12 Aralık'ta devam eden bir film festivali ve artık Başka Sinema gösterilen bir sinemamız var :). Festival filmleri dört lira bilginize. Yılların sineması, benim sinemada ilk filmimi izlediğim yer olan Konak Sinema'da. Bir ara kapandı açıldı derken böyle bir dönüş yapması bizi avm sinemalarına mahrum bırakmayıp alternatif filmleri yayınlamasıyla bir kez daha gönlümü kazandı, daha da değerlendi. Siz de lütfen fırsat buldukça gidin ve bu sokak arası sinemamız kapanmasın ve büyük yapımcıların sadece filmlerini oynatabildiği sinemalara mahrum kalmayalım. Zaten o filmlere illa bir yerde denk geliriz ama bu filmler çok ama çok değerli. Ülkemizde güzel filmler çok güzel filmler yapılıyor. Bu fırsat ayağımıza kadar gelmişken destek olalım ve bu sanatı daha yakından takip edelim.




Anlayacağınız ben festivallere gidemiyorum diye üzülürken festival ayağıma geldi :). Sinema artık daha güzel benim için. Her gün plan yapıp filmleri zamanında takip edebileceğim, program yapacağım. Yine yeniden. Artık daha güncel sinema yazıları da olacak ki şimdiden programlar yapıldı, ilk yazı da yolda :). Bu çevrede olan herkesin de en azından haftada bir kere ne var ne yok diye uğramasını canı gönülden isterim. Siz de ne kadar çok paylaşırsanız bu haberi sadece sözlü bile olsa eminim ki daha çok insana ulaşacaktır. Ben önünden geçmesem haberim olmazdı, tanıtımı maalesef yeterli değil ama yine de kulaktan kulağa yayılsa bile daha fazla insana ulaşabilir.

O yüzden Konak Sinema'ya, sinemamıza sahip çıkalım, hem de böyle film seçimleri yapmışken <3.



Aşağıda Instagram hesaplarını takip edebilir, güncel film ve seans bilgilerini öğrenebilirsiniz :). Sinemayla kalın :).

https://www.instagram.com/antakyakonaksinemasi/?hl=tr
Devamını Oku »

30 Eylül 2017 Cumartesi

Adana Sinema Müzesi ve Adana Film Festivali

Merhabalar :). Uzun zamandır yayın yapamıyordum, bu yayın eksikliğini şöyle gidilesi etkinlikler ile kapatayım dedim :). Adana'ya gittiğimde Sinema Müzesi'ne hep gitmek istiyordum uzun zaman sonra yanlış hatırlamıyorsam beş sene sonra gittiğim Adana'da ilk durağım bu müze oldu ama nasıl :). Benim gibi şanssız ve bahtsız bir insanın yerini bilmediği bir yeri bulma şansı sizin oturduğunuz yerden Bağdat'ı bulma şansınızdan kat be kat düşük o yüzden iki vasıta ve bolca yürüyüş sonunda müzeye vardım. Adres soranlar için tek basit bir cevap var; adliyenin orası :). Adliye'ye gidip oradan birine sormanız Adana Sinema Müzesi'ni bulmanız için yeterli arkadaşlar aklınızda bulunsun. Ne yandex ne google haritalar, ihtiyacınız olan tek adres adliyenin orası o yüzden hiç diğer maceralara atılmayın :). Ha adliyenin ya da müzenin yeri değişir bilemem ama şimdilik adres budur :).



Gelelim müzeye bu kadar yürüdükten sonra ne bulduğuma. Bir kere en büyük keşfim canım canım Şener Şen Adanalıymış :). Onu öğrendim. Yine kendisi gibi oyuncu olan babası Ali Şen de Adana doğumlu lakin Şener Şen'in filmlerine ait bir oda dolusu poster bu müzede sizi karşılayacak. İki katlı odaları çeşitli temalarla donatılmış bu müzede, Şener Şen 'in odasının bir tek balmumu heykeli eksik :(. Neden eksik çünkü Yılmaz Güney, Abidin Dino, Orhan Kemal gibi isimlerin heykelleri varken Şener Şen ve Yaşar Kemal de bu heykellerden en önemli eksiklerdir diye düşünüyorum.





 



Evet, madem Yılmaz Güney dedik kendisi müze de adı en çok geçen isim olabilir. Heykeli, mektupları, film afişleriyle odasına sığmayıp koridorlara taşan bilgi belgeleri sergilenen bu önemli yönetmen ve oyuncunun Cannes Film Festivali'nden ödülle dönmesi ve Türk Sineması'na olan etkisinden dolayıdır diye düşünüyorum. Abidin Dino ve Orhan Kemal aşağıdaki gibi karşılıklı sonsuza kadar oturacaklar, karşı duvarlarında Adanalı ünlü oyuncuların fotoğraflarının sürekli neden kalabalıklaştığını merak ederek (en azından ben öyle varsayıyorum :))

 


Bu odaların birinde fotoğraf makinesi arşivi de sergileniyor. Fotoğraf sanatı düşkünlerinin özellikle ilgisini çekecek bu oda ile de güzel bir nostalji yaşıyoruz.



O kadar yol gitmeme değdi mi, bir sinema sever olarak tabi ki değdi. İyi ki gitmişim, çok güzel zaman geçirdim. Sizin de yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin ki adresi (adliyenin orası) zaten biliyorsunuz :).



Adana'ya gittiğim zamanın Film Festivali ile çakışması tabi ki benim için bir şanstı ta ki Salı günü için üç filmlik bir liste yapıp acilen eve dönem gerekmeseydi :/. O üç filmlik liste de üst üste Haneke'nin Happy End'i, Wind River ve The Shape of Water vardı. Hepsi de tabi ki merak ettiğim filmlerdi ve hepsinin aynı salonda sıra sıra olması gibi harika bir denk gelişi vardı ta ki benim salı sabahı apar topar memleketime gitmem gerekene kadar. Velhasıl Filmekimi'ne gidemeyip Adana Film Festivali'ne sevinecekken yine şansım beni şaşırtmadı ve onun da kıyısından dönüp festivale sadece ve sadece bir film ile kapatarak kaçırılmış festivaller listeme bir yenisini daha ekledim. O filmi de festivalin ilk günü izledim, çok sevdiğim "Tabutta Rövaşata" filminin yönetmeni Derviş Zaim'in "Filler ve Çimen" filmiyle festivali başladığım gibi bitirdim :). Yorumunu atıştırmalıkta yazmak istiyorum, merak edenler beklemede kalsın :).



Festival ücretsiz ki bu durum avantaj gibi gözükse de dezavantaj olabilecek bir durum. Yine de eski yeni güzel filmlerin olduğu güzel bir festival umarım zamanı olanlar bu festivali kaçırmamıştır çünkü pazar günü son. Birçok film dışı etkinlikte oldu ama açıkçası onlar nasıl geçti pek bir fikrim yok Katılan duyan varsa yorumlarını bizle paylaşırsa sevinirim :). Tarihimin en kısa, jet festivalini tek film ile kapatmaktan gururlu ve mutlu olmasam da umudumu kaybetmiyor bu sefer de Viyana Uluslararası Film Festivali'ne oynuyorum çünkü neden olmasın?? :).


Dipnot: Fotoğrafların hepsi bana aittir, izinsiz kullanmayınız.
Devamını Oku »

14 Haziran 2015 Pazar

Locke - Steven Knight (2013)

Web'ten alınmıştır

Spoiler içerir.

"Eğer bir hata yaparsan tüm dünya başına yıkılır" - Locke

Tom Hardy (Nasıl bir isimdir bu ya adam zaten İngiliz bir de böyle bir ada sahip, resmen ünlü olmak için doğmuş)'nin tek başına müthiş bir oyunculuk sergilediği Locke, insanın kendiyle, başkalarıyla yaşadığı çatışmayı yansıtan güzel bir dram. Ivan Locke aniden gelen bir telefonla bir anda işini ve ailesini arkada bırakarak bir buçuk saatlik yola çıkar ve biz de onun hayatının bu bir buçuk saatine ortak oluruz. Tek başına arabasıyla bu yolu giderken, 'tarih yazacak' kendisinin sorumluluğunda olan bir binanın temelinin atılacağı günün öncesinde ve ailesi onu heyecanla evde maç izlemek için beklerken gelen bu ani telefonla her şeyi geride bırakır. Bunlara engel olacak şey, onun  bu çok değer verdiği iki şey, ailesi ve işi, onları kaybetmesine de sebep olacaktır. Peki bu çok önemli olan şey tüm bunlara değer mi göreceğiz.

Ivan işinden alelacele çıkarak arabasına atlar ve yola çıkar. İzledikçe anlarız ki telefon tek gecelik ilişki yaşadığı bir kadından gelir. Kadın doğum yapmak üzeredir ve Ivan doğumda yanında olmak için her şeyini arkada bırakarak yola çıkar. Bu sırada inşaatına başlanacak binanın temeli ertesi gün atılacaktır ve Ivan'ın sorumluluğunda olan bu projeyi de ardında bırakır, işten kovulacağını bile bile. En değer verdiği şeylerden biridir binalar Ivan'ın. Ve tabi ki sembol olarak binaların seçilmesi tesadüf değildir. Filmde de Ivan'ın hayatıyla ve binalarla film boyunca yakın ilişki kurulur. İş arkadaşı Donal ile binanın temeli hakkında konuşurken one "Eğer bir hata yaparsan tüm dünya başına yıkılır"der. Aynı Ivan'ın hatası gibi. O da tek bir hata yapmıştır ve geri dönülmez yola girmiştir. Eşini, evini ve işini kaybetmiştir. Yani onun da dünyası başına yıkılmıştır.

"Eğer bir binanın temelinin betonu doğru olmazsa, bir santim bile kayarsa çatlaklar oluşur.eğer çatlaklar oluşursa zaman geçtikçe büyürler ve tüm bina yıkılır."- Locke

Peki ya Locke'un temeli. Filmde kendiyle hesaplaşmasıyla anladığımız kadarıyla Ivan'ın babasıyla sorunları vardır hatta belirli bir yaşına gelene kadar görüşememişlerdir. Babasının onu terk etmesi yüzünden Ivan'ın pek de sağlam bir temeli olduğunu söyleyemeyiz çünkü ölen babasıyla hayattayken hesaplaşamaması onun şimdiki hayatında hala problemlere sebep oluyordur. Film de kendi kendine konuşurken hitap ettiği kişi hep babasıdır. Onu suçlar, ona içini döker aynı zamanda ona hesap sorar. Bu hata olarak gördüğü bebeğin peşinden gitmesi aslında babasının kendisi için yapmadığı babalığı o çocuktan esirgememektir. Ona soyadını vermek, onu kabul edip ilk anında yanında olmak, onu sevmediği bir kadından olmasına rağmen çocuğu olarak kabul etmesi, bu kendi içinde tamamlayamadığı baba boşluğunu o çocuğa yaşatmak istememesidir. Bu evini, işini ve eşini kaybetmek pahasına da olsa. Yani onun da Ivan gibi temeli sağlam olmayan kendi binasının, yani kendi hayatının; çatlakları gittikçe büyümüş ve en sonunda yıkılmış bir hayatının olmasındansa onun yanında olmak ve çocuğunda kendi gibi olmasını önlemek için çıktığı bir yolculuktur. Ivan'ın bu bir buçuk saatte arkada bıraktığı sadece yollar değil ailesi ve çok sevdiği işidir de. Ama filmin sonunda her şeye rağmen bir hayat, bir ömür başlar. O bebeğe sahip çıkarak bebeğin hayatında oluşabilecek olası çatlakların önüne geçmek ister. Bu yüzden Ivan gibi kendi hayatının, kendi binasının yıkılma olasılığını yok eder. Bu bebek, hem Ivan'ın yenilenmesi hem de kendi babasından farklı olarak bebeğin yanında olması bu döngünün kırılması için bir umuttur.

Steven Knight'ın yazıp yönettiği, başka sinemanın örneklerinden bu film Tom Hardy'nin güzel oyunculuğuyla ve güzel konusuyla kendini öne çıkarır. Filmde mekan yollardır. Ve arabayı kullanan Ivan'ın yanına Knight seyirciyi oturtuverir ve onunla beraber biz de Ivan ile yola koyuluruz.

Bu filmi seven bunlara da göz atsın :).

1.Telefon Kulubesi (2002) - Joel Schumacher
2. Looper (2012) - Rian Johnson (Çünkü bazen bu döngüleri kırmak için fedakarlık yapman gerekir)
3. Next (2007) - Lee Tamahori (Ve binalar yıkılmadan öngörmek gerekir olacakları, ona göre davranmak için.)

Muhtemel Soundtrack ile de bitireyim.

1. Bonny M - Daddy Cool (Dram dram nereye kadar :))
2. Glasvegas - Daddy's Gone (Chuck dizisinden hatırlayanlar olacaktır.)
3. Radiohead - No Surprises
4. Muse - Unintended
5. The Beatles - Yesterday (Ivan'ı ve filmi anlatan en iyi şarkı herhalde gerçi hangimizi anlatmıyor ki, güzel şarkı yapacak bir şey yok :/)

Bonus : Carly Rae Jepsen - Call Me Maybe Tom Hardy belki bizi de bir gün ararsın :))

Devamını Oku »