Okunulası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okunulası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2026 Cuma

Ocak Ayının Uzunluğu Şubat Ayının Kısalığı

Ocak ayının uzunluğundan sonra Şubat ayının hızı iyi geldi. Ocak o kadar zor ve uzundu ki geçtiği ve bittiği için mutluyum. Benim için birçok açıdan zorluydu. Sonrasında da kolaylaşmadı ama daha çok alıştım. Şubat da nitekim daha hızlı geçti. Bu arada da değişen koşullara ve psikolojik yorgunluğumun yanında rutinlerimi, ev işlerini ve içerik üretimimi yetiştirmekte zorlandım. Tabi günde 8-9 saat çalıştığımı da unutmayalım. Bir ara beynim yandı ve birini yapsam diğeri eksik kaldı. Hala sürekli bir şeyleri yetiştirmekle zamanımı geçiriyorum. Bu sebeplerle hediyelerimi de Şubat ayının başında gönderdim ama neyse ki sağ salim ulaşmış ve okumak istediği kitaplar varmış Gülşah'ın. Bu haberi alınca da çok sevindim. 

Bu yazıyı yazalı iki ay oldu herhalde ama bir türlü düzeltemediğimden ve o arada da yeni kitaplar filmler eklendiğinden uzadı gitti. En iyisi geçmiş iki ayı bu yazıya koymak Mart ayını da başka yazıya bırakmak diye düşündüm yoksa bir altı ay daha bekleyecek böyle. Ocak ayında 7, Şubat ayında 2 kitap bitirdim. Birkaç film izledim, başka izledim mi hatırlayamadım, varsa eklerim diğer yazıya. Ocak ayı listemi buradan da izleyebilirsiniz. 

İyi Ruhlar - B. K. Borison


Ben noel temalı bir rom-com okumak istiyordum ve bu kitabı özellikle aldım lakin beklentimi hiç karşılamadı. Harriet teyzesinden kalan antika dükkanını işletiyor ve şeker bağımlısı. Sürekli şeker yiyor sinirlenince üzülünce kahvesi de şekerli kahvaltısı da ve çok zayıf nedense. Yani bu nasıl mümkün bilemiyorum ama öyle bir dünya varsa ben de o kişi olmak istiyorum. Bir de Nolan var Noel hayaleti, kendisi noel zamanında yolunu şaşırmış faniler doğruyu bulmaları için rehberlik sağlıyor. Nolan Harriet'a görür görmez tutuluyor ve hayalet olduğuna hiç aldanmayın dünyevi zevklerin hiçbirinden geri durmuyor. Bir de Harriet'ı tanıdıkça da bağları artıyor. Harriet da boş değil tabi. 

Fikir güzel ama kurgu çok kötü. Detaylar var birbirine bağlanmayan. Kitabın başında Harriet ablasına kötülük yaptığını ve bundan dolayı kendisini suçladığını söylüyor ama sonunda o kişi annesi çıkıyor. Nolan desen hikayesinin hiçbir mantığı yok, açıklanmamış geçmişi. Kopuk kopuk amaçsız gibi bir hikaye okudum. Çeviriden mi kaynaklı bilmiyorum da bunun gibi birçok şey beni rahatsız etti ama yine de noelin hatrına 3 verdim. Beni kitap tasarımı çok etkiledi sevdim baya. Stickerı da vardı. Bir de yazarın eşine ve çocuklarına yazdığı sonsöz çok hoşuma gitti. Kitaba gönderme yaparak eşine pusulam hep seni gösteriyor diyordu ve çocukları için de sizi ömrüm boyunca bekledim yazmış. 

Yeni Soyadının Hikayesi - Elena Ferrante

Napoli kitapları serisinin ikinci kitabı ve bu seriyi ayrı olarak yazmaya karar verdim. Bu kitabı ilki kadar sevmedim ama üçüncü kitaba başladım o gayet güzel ilerliyor.

Nasıl Temizlenebilirim? - Hakan Türkçapar

Psikoloji kitapları okumayı seviyorum. Bu kitapta da Bulaşma-Yıkanma Tipi Obsesif Kompulsif Bozukluk üzerinden aslında obsesif ve kompulsif bozukluğunun ne olduğunu ve nasıl kendine yardım edebileceğimizi anlatmış en basit şekilde. Fikir veriyor ve anlaması kolay. Zaten kısacık bir kitap, akıcı da lakin çok yüzeysel geldi bana seçtiği konu dahilinde olsa bile. Sadece bulaşma ve yıkanma tipi üzerinden bir örnekle anlatıyor ama bence yetersiz. Kitapta örnek olarak Ahmet Bey'den bahsetmiş mesela ve kitabın başında tek çocuğu olduğu yazıyor. Kitabın sonunda çocukları diyor. Bir test verilmiş ama sonucuyla alakalı ne düşünmemiz gerektiği söylenmemiş ya da ne anlamamız gerektiğini. Bu sebeple yüzeysel ve yeterince özenilmemiş buldum. Yine çok beğenmesem de genel fikir vermesi ve olayı anlamak için okunabilir diyebilirim. 

Noel'de Cinayet - Agatha Christie

Yine yılbaşına özel aldım bu kitabı. Hem uzun zamandır Agatha Christie okumak istediğim için özellikle noel temalı okumadığım bir Poirot hikayesi seçtim. Christie yine şaşırttı. Bir kısmını tahmin etsem de bir kısmını anlamamışım okurken ve Hercule Poirot ile gri hücreleri yine beni şaşırtmayı başardı. Agatha Christie romanları bulmaca gibi geliyor bana, çok seviyorum. Bu kadar ara vermeden yine okumalı arada. Neyse ki hala okumadığım kitapları var.

Bu kitapta da multi milyoner bir adamın Noel için evine tüm ailesini çağırması ve onları görmek istemesi üzerine tüm aile yıllar sonra hep beraber toplanır. Simeon Lee hem cömert hem de kinci aynı zamanda da çapkın. Her fırsatta da çocuklarını rahatsız etmenin de bir yolunu buluyor. Tüm çocuklarını, onların eşlerini ve torununu bir odaya toplayıp miras değişikline gideceğini açıklar ve çocuklarının meşru çocuklarının hiçbirinden memnun olmadığını sert bir şekilde dile getirir ve aradan çok geçmeden korkunç bir cinayete kurban gider kendi evinde. Noel zamanı Poirot da tesadüf bu ya komiser arkadaşına ziyarete giden Poirot da bu cinayetin çözümü için kolları sıvar arkadaşının ricası üzerine. Keyifli bir okumaydı, öneririm.

Juliette - Camille Jourdy 


Rosalie Blum serisine bayılan biri olarak Camille Jourdy'nin takipçisiyimdir. Bu kitabı da görünce dayanamadım hemen aldım. Çizimlerine tarzına bayılıyorum. Bu kitap da çok komikti ama aynı zamanda hüzünlüydü de. Baş karakterimiz Juliette ailesini ziyarete gelir Paris'ten. Ablası evli ve 2 çocuğu vardır. Annesi ve babası boşanmıştır. O babasıyla kalır. Annesi rengarenk sergisi olan bir ressamdır. Rengarenk hayat dolu şen şakrak bir kadın. Babası unutkanlıkla baş etmeye çalışır ve yalnız yaşar. Komik de bir karakter. Ablası ise sevgilisi ile kaçamak bir ilişki yaşar ve birçok sorumluluğu aynı anda yürütmeye çalışır. Bir de alzeimer hastası yaşlı bir nineleri vardır hiçbir şeyi hatırlamaz, beni de en çok o kahkahaya boğdu. Az ama özdü karakteri, bayıldım. 

Juliette depresyon ve anksiyete ile savaşır ve bu ziyareti sırasında eski oturdukları evi görmeye gider ve orada bir adamla tanışır, olaylar gelişir. Jourdy'nin çizimlerine bayılıyorum. Bu kitapta da aynı tarzı görmek çok hoşuma gitti. Film olsa izlerim, çok güzel bir hikaye. Çok güldüm bu kitapta hele ki bir doğum günü bölümü var ki sesli kahkaha attım birkaç kere, e biraz da ağladım tabi. Duygusal bir yanı da vardı. Manevi Değer'deki büyük kardeş küçük kardeş farkını çok net bir şekilde görmek de mümkün bu kitapta. Aynı anne babanın farklı çocukları. Öneririm bu kitabı da. 

Happy Place - Emily Henry


Romantik komedi okumaya bayılırım, Emily Henry de severim ama bu kitabı sevmedim. Wyn ve Harriet uzun yıllardır beraber olan ama 6 aydır ayrı olan bir çift. Hem de Wyn sadece bir telefon konuşmasıyla ayrılmış, konuşmaları da totalde 10 dk sürmemiş. Ortak arkadaşlarının daveti üzerine tekrar bir araya gelirler ve sevgili rolü yapmak zorunda kalırlar. Harriet cerrah olma yolunda ilerleyen bir hekim lakin sürekli strese giriyor ve düzenleme yapmayı daha çok seviyor. Wyn ise üniversite terk ve amacını arayan ne istediğini bilmeyen biri. Konuşmuyor da sadece pozlarda. Harriet'ın en yakınları Cleo ve Sabrina. Cleo eşi ile geliyor, Sabrina da. Hepsi arkadaş zaten. Sabrina kontrol manyağı eskisi gibi son kez bir tatil yapmak istiyor arkadaşlarıyla aynı zamanda arkadaş grubunu da bir arada tutan kişi. Cleo atarlı ki zaten onun sürprizini anlıyoruz hemen söylenmese de kitapta Sabrina'yla sürekli çatışma halinde. Kitabın tek sevdiğim yanı bu kız arkadaşlıkları oldu. Onların daha çok şey paylaştığını okumak isterdim Wyn ile Harriet'tansa Harriet ile kız arkadaşlarının ilişkilerini okumak daha eğlenceli olurdu. 

Spoiler içerebilir

Kitabın anlatım tarzı beni rahatsız etti. Tradwife güzellemesi gibi bir hali vardı ve bu benim hoşuma gitmedi. Herkes hekim olmak zorunda değil ve bununla mutlu olmayabilir, seramik yapmak isteyebilir ama kitapta bir şekilde Wyn'in hayatına uyum sağlamak için bu değişiklikler oluyormuş gibi aktarılıyor. Öyle düşünmeyelim diye Wyn benim için benim semtime gelmek zorunda değilsin diyor ama Harriet olur mu öyle şey ben istediğim için senin semtine geliyorum diyor. Wyn telefonla düşüncesiz bir şekilde ayrılıyor ve Harriet neredeyse kendi özür diliyor o terk ettiği için. Wyn'in babası ölüyor, Harriet anlayışlı olmak için düğün konusunda ısrarcı davranmıyor, Wyn diyor ki benim için savaşmadın, düğünü erteledin. Kız sabahtan akşama çalışıyor neredeyse Wyn memleketine gidiyor diyor ki gel demedin, e ben de ayrılayım bari. Ee nerede iletişim? Ben Wyn'e çok kuruldum arkadaşlar ama inanın haklıyım. Konuşmayı bilmiyor, kendi kendine yargıya varıyor ve ayrılıyor en düşüncesiz şekilde. Eşyaları falan da yolluyor, çok garip biriydi ya sevmedim. 

Geber Aşkım - Ariana Harwicz 

Kitap 145 sayfa gibi bir şey ama tek seferde okuyabileceğim bir akıcılıkta değildi. Elimde süründü biraz, yoğundum da zaten bitiremedim hemen. Kitapta bilinç akışı tekniğinin özelliklerini görüyoruz. Hikayeyi takip etmesi bana çok zor gelmedi bazen emin olmam gerekse de kimden bahsettiğini genel olarak takip ederken hikayeyi zorlanmadım. 

Yeni doğum yapmış bir kadının doğum sonrası psikozunu okuyoruz. Karakterin neler yaşadığını anlatması ve anlatım şekli bence çok uyumluydu. O rahatsızlığı bize verdi. Kitapta hiçbir karakterin adı geçmiyor sanırım ve tüm karakterleri rolleriyle tanımlıyor. Anne, baba, benimki, aşkım, kaynanam, kayınbabam, bebek gibi. Burada anlatıcı yani kadın karakterin yaşadığı kimlik krizi benim en çok dikkatimi çeken şeydi. Doğumdan ve bebek olmadan önceki kimliği okuyan yazan bir kadın olması ve şimdi annelikten kendine kalan hiçbir zamanının olmaması. Sürekli kendisine ihtiyaç duyan bir varlığın olması ve duygusal olarak yaşadığı acının fiziksel olarak da şiddet olarak kendine yaşatması da yine çok çarpıcı. Hamile kalmasını anlatması ise tamamen eşinin bir anlık düşüncesiz belki de anlık bir kararıyla oluyor ve bunu düşünmeden edemiyor. Bebekle beraber değişen hayatı ve başa çıkmakta zorlanması düşüncelerini en saf haliyle paylaşması da kitabı aslında gerçek yapıyor. Kitabı çok sevmesem de anlatım dili ve değindiği konular güzeldi. 

Başka Yolu Yok - Park Chan-Wook (2025)


Yönetmenin tüm filmlerini izlemedim ama birçok filmini izledim. Bu en kötü filmi. Sinemada izlemeye gittim ama hiç sevmedim hatta sıkıldım. Film çok şey vadediyor gibi görünüp hiçbir şey vermedi. Kağıt fabrikasına yıllarını vermiş aile babası Man-soo, şirketin el değiştirmesi ile işinden olur. Filmin başında tüm ekibi için yönetici ile konuşma yapmak ister ama onu dinlemezler bile, filmin sonundaki hali ile bu halinin farkı da çok dikkat çekici. Yeni rol açıldığında da olası rakiplerini tespit edip ailesini ve çocuklarını geçindirmek için tek tek rakiplerini elemek ister. Son Ye-Jin'in oyunculuğunu beğendim. 

Wedding Daze - Michael Ian Black (2006)

Parodi gibi bir romantik komediydi ama parodi değil sanırım. Uzun süreli ilişkisinden evlilik teklifi alan Katie ile bir yıl önce evlilik teklif ettiği sırada ölen kız arkadaşının yasını atlatamamış Anderson'ın evlilik macerasını konu alıyor. Katie'nin garson olarak çalıştığı yerde Anderson'ın Katie'yi tanımamasına rağmen ona evlilik teklif eder ve daha da önemlisi Katie de Anderson'ı hiç tanımamasına rağmen teklifi kabul eder ve beraber yaşamaya ailelerini tanıştırmaya başlarlar. İkisinin de sıradışı aileleri vardır ve film bir cümbüşe döner. Ben tahminimden daha çok sevdim. Beklentiye girmeden izleyebileceğiniz absurd bir romantik komedi filmi. 

Dokunmanın Gücü Üzerine - Wilhelm Schmid


İncecik bir kitap. İçinde tatlı mı tatlı illüstrasyonlar da var. En çok aşk üzerine olan dokunma tarifi bölümü hoşuma gitti. Kitapla ilgili eleştirim biraz yüzeysel kalması ve çok derine inmemiş ya da kendi fikirlerini daha çok söylenebilir, örnekler verilebilirdi. Biraz konu başlıkları ve altında madde madde ne olduğunu kısaca açıkladığı bölümler vardı. Dokunmanın rahatsız edici kısmını göz ardı etmeden insan ilişkilerindeki önemini ve anlamlarını güzel tarif ediyor. 

Senso - Alfred

Komik tatlı bir çizgi romandı. Talihsiz Germano tesadüf eseri bir düğüne katılmak zorunda kalır ve daha önce tanıştığı Elena ile sohbete başlar. Sonrasında da beraber güzel bir gece geçirirler oradan oraya. Okuması keyifli komik bir romandı. Sonu da duygusal ve tatlıydı. Çizimleri çok tarzım olmasa da beğendim. 

Lin Pesto Babylon Konseri



Sonunda Lin Pesto konserini yakaladığım için mutluyum. Çok tatlı ve düşünceli biri. Bazı şarkılar tekrar istenince onları en son çalalım metroyla gitmek durumunda olan arkadaşlarımız tüm şarkıları dinleyebilsin dedi. Ulaşımımızı bile düşündü. Bizim için konser afiş çıktıları ve stickerlar hazırlamış çıkışta aldım ve gerekeni yaptım tabiki journal sevdalısı olarak. Sesi de aynı kayıt gibi çok güzel. Bir de sahnenin önüne güzel bir filtre gibi bir şey koymuşlar görsel olarak da mutlu etti. Yakalayınca gidin bence, çok tatlı biri. 


Şubat ayının sonunda da bir Beyoğlu gezisi yaptım ve fotoğrafladım dijital kameramla, izlemek isterseniz linkini paylaşıyorum. Diğer yazılarda görüşmek üzere :). Mutlu bayramlar!

Beyoğlu'nda Bir Gün


Devamını Oku »

5 Ocak 2026 Pazartesi

Gittim, Yaptım, İzledim, Okudum

Bu aralar biraz depresif bir dönemdeyim. Dışarıdan pek öyle görünmese de içimde bir savaş veriyorum. Kafamdakileri toplayıp yazamıyorum, yazsam sonuçlandıramıyorum. Rutinlerimi aksatmasam da böyle bir zihin dağınıklığı yaşıyorum. Kaygı beni hiç beklemediğim anda yakaladı ve bir süre de gitmeye niyeti yok gibi ama kontrolde tutmak için elimden geleni yapıyorum. Terapiye tekrardan gidebiliyorum ve bu sene kendim için en çok beden, ruh ve akıl sağlığı diliyorum. 

Yule Ball Nakış Etkinliği


Geçen ay gördüğüm andan itibaren parçası olmak istediğim bir etkinliğe katıldım. Sevdiğim üç şeyi aynı anda içeriyordu. Harry Potter, Yılbaşı ve Secret Santa hediyenin buluştuğu bir nakış etkinliği. Humulus Lupulus hesabını belki biliyorsunuzdur. Kendisi Jane Eyre, Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi bir çok kitap/film temalı nakış etkinlikleri düzenliyor. En son film izleyip örgü ördükleri bir etkinlik de yaptılar. Kitaptan bölümler dinlerken bir yandan da nakış işliyorsunuz. Humulus Lupulus hesabının sahibi Elif çok tatlı ve sabırla tek tek herkesle ilgilenip yardımcı oluyor. Nakış tekniklerini gösteriyor ve hazırladığı malzemelerle bize nakış işlemeyi öğretiyor. Uzun zamandır takip ediyorum ve Harry Potter etkinliklerine katılmak istiyordum ama karşıda olduğu için üşeniyordum. Dediğim gibi yılbaşı etkinliği olunca kaçıramazdım ve katılmasam çok pişman olurdum. Yule Ball Etkinliğinde bize çok güzel stickerlar hazırlanmıştı ve ben aşağıda gördüğünüz Harry ve Ron'un bu perişan haldeki görselini seçtim. Ahahahhaha, çok komik değiller mi ama. Baya sabır ve özveri istiyor kaç kere yapıp söktüm ve ipin ucunu gerçek manada kaçırdım gösterebilirim. Yine de tahminimden hızlı bitti ve sonuç bu şekilde oldu. Bu benim ilk nakışımdı ve ben bayıldım. 

@mubisel Beraber nakış etkinliğine gidiyoruz 🎄🪄🧵🪡 # reklam değil #harrypotter #embroidery #yuleball #nakış #christmas ♬ orijinal ses - mubisel

Çok tatlı insanlarla tanıştım. Etkinliğin sonuna doğru da çekilişlerimizi yaptık. Bana çok güzel baston şekerli bir çorap ve kardan adamlı tatlı bir rozet çıktı. Ben tabi bu etkinliğe yazıldıktan sonra hediye olarak hemen Harry Potter Christmas Edition kitabını sipariş ettim. Hediye verdiğim kişi de Harry Potter içerikleri çeken Wandsandthecity hesabının sahibi Sevgi idi ve onda vardır diye endişelendim hediyeyi verirken ama neyse ki onda yokmuş. Çok mutlu oldu. Onun mutluluğunu görünce ben de mutlu oldum tabi. Sonuç olarak da böyle tatlı insanlarla tatlı bir gün geçirdim. 

Göremediğimiz Tüm Işıklar - Anthony Doerr 


Bu ay şirketimizin kitap kulübü için Göremediğimiz Tüm Işıklar kitabını okudum. Sanırım bir tek ben okudum çünkü toplantı tarihi iki hafta sonraya ertelendi. Kalın bir kitap ama kolay okunuyor hem puntoları büyük hem de anlatımı ağır değil. İkinci Dünya Savaşını biri Almanya diğeri Fransa'da yaşayan iki genç ana karakter üzerinden anlatıyor. Werner Almanya'da yaşayan kimsesiz bir çocuk ve kardeşiyle bakımevinde kalıyor; Marie Laurie ise çocukluğunda görme yetisini yitirmiş Fransa'da bir müzede çalışan anahtarcı babasıyla yaşayan bir çocuk. İkisi de çok zeki ve okumayı öğrenmeyi seven gençler lakin savaş bu gençliği de her şey gibi yok ediyor. Kitapta siyasi değişimin bir anda olmadığı ve nasıl günlük yaşamda küçük şeylerle değiştiğini çok güzel anlatıyor. Savaşın iki farklı tarafında yaşayan insanları okuyunca da bir kez daha savaşın kazananı olmadığını net bir şekilde okuyoruz. Ben sevdim, güzeldi. Zaman atlamalı bir kitap. Hem savaşın sonundaki hem de savaşın başındaki Werner ve Laurie'yi ve etraflarındaki insanları okuyoruz neler yaşadıklarını ve nelerden vazgeçmek zorunda kaldıklarını. Benim kalbimi en çok kıran sanırım Frederick karakteri oldu. Onu aşamadım. Frederick Werner'in gittiği okulda üst ranzasında kalan arkadaşı. Frederick kuşlara ilgisi olan düşünceli ve cesur bir karakter. Fikirlerini bulunduğu ortamda söyleyebilme cesareti gösteren ve bedel ödetilen bir çocuk. Onun çaresizliği ve yaşamak zorunda kaldığı durum beni kahretti. 

Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım - Elena Ferrante


Sonunda bir Elena Ferrante kitabı okudum. Kendisinin gerçek adı değilmiş şok oldum, kim acaba diye merakla araştırdım ama bulamadım. Napoli Romanları serisinin ilk kitabını bir diğer kitap kulübümde okuduk. Kulüpte tartıştıktan sonra anladım ki bu kitap beni sandığımdan daha çok etkilemiş. Merak ettim devamını ve aldım. Bu ay onu da okumayı planlıyorum. 

Lila'nın oğlu Rino'nun annesinin kaybolmasıyla arkadaşı Lenu'yu araması üzerine Lenu Lila'nın ortadan kaybolmayı istediğini hatırlar ve sonunda bunu gerçekleştirdiğini fark eder. Bunun üzerine de Lila'nın çocukluğuna dayanan arkadaşlığını yazmaya başlar. Lila'yı ve onunla olan arkadaşlığını sadece Lenu'nun gözünden okuyoruz. Kitapta Lila karakteri beni çok etkiledi. İkinci kitapta da karakter gelişimlerini okumak için heyecanlıyım.

*Spoiler içerir* 

Kitapta birçok çarpıcı anlar var benim gözümde. Lila'nın okulu bırakmak zorunda kalması ve bu kadar okumak isterken, başarılıyken eğitim hakkının elinden alınması çok ama çok üzücü. Öte yandan bir de evlendirilmek istenmesi ve sürekli baskı/şiddet görmesi de çok çarpıcı. Yaşamak zorunda kaldığı bir hayatın içinde kendi yolunu bulmak isteyen bir genç kız var. Kitabın sonundaki ihanet de çok çarpıcıydı. Ben kitabın adını okurken hep Lila ile özdeşleştirdim ama bu sözü Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım Lila Lenu'ya söylediğinde de çok etkilendim. Lenu yaz tatiline gidip güneşin ve kitapların tadını çıkarırken Lila'nın evde verdiği savaşları okumak da beni sarstı.  

Arkada Yaylılar Çalıyor - Melikşah Altuntaş


Kitaptan çok kitabın kalitesi beni etkiledi. Sayfa kalitesi, punto büyüklüğü çok idealdi benim için. Okuması çok rahattı. İçerik olarak öyküler otobiyografik ögeler içeriyor ama kurgu karakterler anladığım kadarıyla. Melikşah'ın hayatını paylaştığı kadarıyla bilmemden kaynaklı mı bilmiyorum, bu kurgu beni içine alamadı. Otobiyografi de denilmiyor ve arada sıkışmış gibi. Hikayeler daha çok estetik yazılmış bir günlük gibi. Sevdiği film ve kitaplardan şairlerden söz ediyor onlarla kıyaslıyor bazı yerlerde kendini ki çok normal mesleği yazarlık olan biri için. Bir de yas ve baba figürü önemli iki konu kitapta. Aslında iki konuya da bakarsak, karşısına alıp yüz yüze konuşamadığı figürlerle yazı aracılığıyla konuşan öyküler. Okuduğuma pişman değilim. Merak ediyordum bu kitabı ama beğendiğim ve aklımda kalan bir öykü de yok açıkcası. 

Gerçekçi olursak en çok izlediğim şey yine Friends. Tekrardan baştan sona bitirdim ve üçüncü kez sanırım üst üste yeniden başlayarak kendi rekorumu kıracağım. Daha önce de birçok kez izleyip bitirdim ama hiç üst üste sil baştan bu kadar izlediğim olmadı sanırım. Biliyorsunuz ki sevdiğimiz eski dizi ve filmleri izlemek duygu regülasyonu, güven ihtiyacı ve rahatlık gibi birçok sebebi olabiliyor aslında ve benim de en çok ihtiyacım olan şeyler bunlar şu aralar sanırım o yüzden dert etmiyorum. Friends severim zaten sonsuz kez izleyebilirim. 

Oh. What. Fun. - Michael Showalter (2025)


Noel filmleri, romantik komediler izlemeyi çok severim. Bu sene Noel filmleri bulmakta zorlandım açıkçası. Yeni çıkan kötü iyi tüm filmleri izlerim ama bu sene varsa da ben bulamadım. Ocak ayında hala izleyip mutlu olabilirim önerileriniz varsa yazın lütfen. Bulabildiğim tek film Mişel Fayfırın filmiydi. 

Öncelikle Mişel hanımefendinin güzelliği için bir saygı duruşuna geçebilir miyiz. Kendisi ekrana çok ama çok yakışıyor. Star ışığı artmış sanki. Çok hayranlıkla izledim. Çok güzel bir kadın. Filmde de annelerin aslında ne kadar uğraşıp geride kalıp görünmediğinden bahsediyor ve tatlı bir aile macera filmi olmuş. Oyuncular tanıdık ve sevdiğimiz isimler. Ben keyifle izledim. Ev dekorasyonu da kostümleri de çok güzeldi. Zaten noel filmlerinden en büyük beklentim de budur. Noel dekorasyonu ve komedi. E bu filmde sıkmıyor, aktı gitti. 

Serendipity - Peter Chelsom (2001)


Bugüne kadar izlemediğim çok az romantik komedi vardır. Hele ki 90lar ve 00lerde ise ama bu film nedense gözümden kaçmış. En son yine Noel filmleri listesinde görünce e artık izleyeyim dedim. Birbirlerinden hoşlanan iki karakterin sonraki buluşmalarını kadere bırakmalarıyla beraber yolları ayrı düşer. İki sene sonra da ikisi de farklı partnerler ile yola devam ederler. Lakin bu tek günün hayaleti peşlerini bırakmaz ve kaderin peşine düşerler yeniden kavuşmak için. Konusunu beğenmedim. Yeterince Noel süsü de yoktu zaten. Bir de ilginçtir, Sex and the City izlediyseniz ordaki Big'in eşi Natasha ve Carrie'nin Aiden'ının sonları burada da SATC'deki gibi oluyor. Araştırmadım ama tesadüf gibi gelmedi bana. 

*Spoiler* 

Adam neredeyse evlenecek ve başka bir ihtimalin peşine düşüyor. Hem de evlilikle alakalı tereddütlerini ve endişelerine partnerine anlatmayıp partneri fark edince de onu rahatlatıp bir şey yokmuş gibi davranıyor. O yüzden bu erkek kişisinin ikiyüzlülüğü beni çileden çıkardı film boyunca. 

Bende son durumlar bu şekilde. Yılbaşı hediyesini de bir sonraki postta açıklarım eğer hala katılmak isterseniz yazı burada.  Bu hafta sonu seçeriz bir aksilik olmazsa. Sizin yeni yılınız nasıl geçti? 


Marka görünüyorsa #reklam değildir.

Devamını Oku »

3 Aralık 2025 Çarşamba

Yeni Yıl Ruhu, Blogda Güncellemeler ve Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

Yılın en ama en sevdiğim zamanı geldi. Aralık ayı için çok heyecanlı ve umutluyum. Christmas temalı mumlarımı yaktım, kırlent kılıflarımı geçirdim, yavaş yavaş evi de süslemeye başlar, kokinalarımı da alır koyarım köşeme. Kokina hediye etmek de almak da çok güzel. Yeni yıl zamanı birinin evine gidersem kokina alırım, özellikle ilk kez gidiyorsam. Benim yılbaşı hazırlıklarım sonbaharda başlar normalde alışveriş olarak ve abartılı süslerim evi ama bu sene bazı kararlar aldım. Öncelikle eve koltuktan bile önce aldığım yılbaşı ağacını attım ve yenisini de almadım. İki sene önce aldığım minik bir ağacım var, onu süsleyeceğim. Yeni dekorasyon ürünü almayacağım ve bu sene önceki senelerden kalanlarla daha mütevazi bir ev dekoru yapacağım. Sebebi ise bu yılın ilk yazısında yazdığım sebeplerle aynı aslında hayatıma düzen getirmek. Daha çok elimdekilere odaklanmak ve dışarıdan daha az şey almak. Tabi mağazaların önünden geçerken içim gitmiyor değil ama bu sene sadece elimdekileri kullanmakta kararlıyım. İstisnalarım oluyor illaki olacaktık sonuçta sevgim azalmadı bu temaya ama bu seneki planım bu şekilde. 

Kışın en çok sevdiğim şeylerden biri de kokulu mumlar. Öyle güzel koku kombinasyonlarıyla mumlar üretiliyor ki ben her seferinde heyecanlanıyorum. Yılbaşı teması da bunun için ideal. Sıcak ve iç ısıtan kokularla evde mum yakmaya bayılıyorum. Vanilya, şömine, fresh ya da orman kokuları en sevdiklerim ama genelde hangi mum kokusunu sevsem içinde bir vanilya yazısı görüyorum. 

E tabi kışın vazgeçilmezlerden biri de benim için sıcak şarap. Yapmayı da içmeyi de çok seviyorum. Bol meyveli ve baharatlı güzel bir kırmızı şarap her zaman keyfimi yerine getirir. Herkesin mutlaka bir tarifi oluyor ve birbirine benzemiyor ama benim sevdiğim tatlısı az daha ekşi tarafa kayan bir içerik. Sizin tariflerinizi de merak ediyorum. 

Yılbaşı gelmiş ve ben de uzun süredir aynı temayı kullandığım için de blogda da bir kış güncellemesi geldi. Kırmızı ve yeşilin o sıcak uyumunu ben de hem bannerımda hem de genel yazı renklerimde kullandım. Yeni temayı nasıl buldunuz, beğendiniz mi? Bazı küçük değişiklikler de yaptım tabi elim değmişken ve birkaç yeri güncelledim sayfada. Yeni yıl da gelmişken bu değişiklik ve düzenleme iyi geldi. Blogda da kışa girişimi yaptım. Sizin görüşlerinizi de merakla bekliyorum. 

Bir de Toffee Nut Latte sezonu geldi, henüz daha içemedim ama en son aldığım mumlardan birinin kokusu tam da bu en sevdiğim mevsim içeceğinin kokusunu bana hatırlatınca canım istemeye başladı. En yakın zamanda da Toffee Nut Latte sezonunu da açmak istiyorum. 

En son kitap kulübümüzle okuduğumuz kitap Milan Kundera'nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'ydi ve ben çok sevdim. Karakter anlatımı çok başarılıydı. Karakterlerin seçimlerinden bağımsız olarak onları tanımak için o kadar güzel detaylar vermiş ki seçimlerinden ziyade neden o seçimleri yaptıklarını çok iyi anladım. Tomas ve Tereza çiftinin hikayesini non linear bir şekilde okumak da çok güzeldi. Kitabın ortasında insan beklemediği anda sonunu öğrenince şaşırıyor. Ülkenin politik gündemini okurken arkada karakterler hakkında bilgi almak da okuma deneyimini heyecanlı kılan şeylerden biriydi. Yazarın daha doğrusu Tomas'ın tabiriyle birkaç tesadüf eseri hayatları birbirine bağlanan iki kişinin yıllara dayanan ilişkisini konu alıyor. Arka planda ise Prag baharının etkileri yoğun bir şekilde devam ediyor ve karakterlere yansımasını da okuyoruz. Bence bu kitap oldukça politik ve aşk hikayesi geride kalıyor diyebilirim. Tarih bilgimi arttırdı ve Çek tarihini de araştırma fırsatı buldum anlamak için olayları. Herkese göre bir kitap olduğunu söyleyemem ama ben çok sevdim. 

Bu yazıya yorum yapan bir kişiye de kitaplığımdan 5 kitap hediye etmek istiyorum. Yorumlarda kendi blog adresinizi paylaşmanız yeterli. İsterseniz blogunuzdan da kısaca bahsedersiniz, çok tatlı olur yeni bloglar keşfetmek için. Kitaplar ikinci el kitaplar olacak bilginiz olsun. Ocak ayının ilk haftası da bir kişiyi seçeriz ve kitaplarını gönderirim. Hangi kitaplar olduğunu söylemeyeceğim Secret Santa gibi sürpriz olsun :). Kendinizi çok sevin ve bugün kendinizle gurur duyduğunuz en az bir şeyi kendinize hatırlatın. Görüşmek üzere!

Devamını Oku »

27 Ekim 2025 Pazartesi

Kuğu Gölü Bale Gösterisi, Çorba Mevsimi ve Kitap Kulübü

Öneri Makinesi

Öneri Makinesi

Çorba mevsimi geldi. Gerçekten özlemişim. Sabahları kalktığımda mercimek çorbası içmek bana ayrı keyif veriyor. Mahluta ya da süzme mercimek şeklinde haftada bir yapıp içiyorum sanırım. Kara lahana ve beyran da en sevdiğim çorbalardan. Domates, brokoli ve ezogelinden bahsetmezsek olmaz, onları da çok seviyorum. Erişteli mercimek, yüksük çorbası da yine en çok yaptığım ve severek içtiğim çorbalardan. Ekşili köfte sulu yemek mi çorba mı emin değilim ama yine de çok güzel. E bi de ekşi aşı çorbası var onu da annem anneannem yaparsa yerim çünkü kendim içli köfte yapamıyorum. 

Aynı çorbaları içmekten sıkılınca mevsimin gözbebeği balkabakları ilişti gözüme. İlk kez balkabağı çorbası ve kahve sosu yaptım balkabağından. Hemen tarifler araştırıldı ve bol baharatlı elmalı zencefilli boğazı tatlı tatlı yakan ama tatlı kabağın tadını damakta bitiren o çorbayı yapmaya başladım. En az lifli olan butternut kabağın bu çorbaya uygun olduğunu öğrendiğimden onu tercih ettim. Kesince öyle güzel bir kokusu çıkıyor ki daha yaparken heyecanlandım. Butternut hazır almışken bir kısmı ile de pumpkin spice sosumu da yaptım. Çok sevdim. Yine bol baharat az şeker ile maksimum lezzet. İnsanın içini bir sıcaklık kaplıyor süt ve kahve ile birleşince. Muhteşem de bir koku sarıyor etrafı tam sonbahar gibi. 

Yeni çorbalar denemeye devam ettim. Mevsiminde olunca pırasa aldım ve hemen tarif araştırmaya başladım. Tiktokta gördüğüm tavukla ve makarnayla yapılan bir tarifi merak ettim ve hemen işe koyuldum. Sizle de paylaşıyorum merak eden olursa diye. Bence pırasanın o lezzetli tadını ortaya çıkaran ve peynirle mükemmel ikili olduklarını gösteren çok katmanlı güzel bir çorba. Eğer siz de klasik çorbalardan sıkıldıysanız bir bakın derim.

Tavuklu Pırasa Çorbası

Bir ilk daha yaşandı. Hayatımda ilk kez bale gösterisi izledim. Orkestra eşliğinde müthiş yetenekli insanları izlemek olağanüstüydü. P.İ.Çaykovski'nin müziği eşliğinde bu gösteriyi izlemek de ayrıca çok güzeldi. Çıktıktan sonra yol boyunca mırıldandım. Dört perdeden oluşuyor gösteri. Ben özellikle beyaz kuğuları ve o kostümleri izlemeye bayıldım bayıldım. Çok güzellerdi. Beyaz kostümlere özellikle bayıldım. Üstü ışıl ışıldı ve o kadar güzel estetik duruyordu ki gözlerimi alamadım. Keşke ben de beyaz kuğu olsam...

Hikaye şu şekilde;

Prenses Odette’e aşık olan genç Prens Siegfried’in hikâyesini konu alır. Kötü kalpli büyücü Baron von Rothbart, yaptığı büyüyle Odette ve arkadaşlarını kuğuya dönüştürür. Gündüzleri hep birlikte bir gölde yüzerek zaman geçirir ve sadece geceleri insan formuna geri dönerler. Yalnızca gerçek aşk bu büyüyü bozabilecektir ve Rothbart bunu engellemek için tüm gücünü kullanacaktır. 

Alıntıdır.

Bir haberde başrollerin dönüşümlü olarak farklı dansçıların canlandıracağını okudum. Uzun araştırmalar sonunda da 25.10.2025 tarihindeki gösteride de yazacağım sanatçıların olduğunu öğrendim. 

Odette ve Odile rolünde Berfu Elmas çok güzel bir gösteri sundu. Beyaz ve siyah kuğunun tezatlığını çok güzel bir şekilde yansıttı. Batur Büklü ise Prens rolünde özellikle ilk perdeden sonraki bölümlerin birinde çok güzel dans etti. Büyücü ve soytarı da yine seyirciyi mutlu etti zaten en çok alkış alan karakterlerdendi onlar da. Tabi diğer dansçıların senkronları ve dansları da muazzamdı. Hepsi biblo gibi öyle zarif ve güzellerdi ki çok keyifle izledim. Teknikleri zaten çok başarılı, hayran hayran o esnekliği ve gücü en estetik haliyle izledik. Böyle canlı bir şekilde orkestrayı dinlemek de çok keyifliydi. 

Balenin büyüleyici bir yanı var. Daha ilk izlediğim gösteri karşılaştırma yapamıyorum lakin bundan sonra takipçisi olacağım. 


Koreograf:  Ricardo AMARANTE (M.PETIPA ve L.IVANOV’dan sonra)

Orkestra Şefi : İbrahim YAZICI

Dekor Tasarımı: Ferhat KARAKAYA

Kostüm Tasarımı: Serdar BAŞBUĞ

Işık Tasarımı:  Ahmet DEFNE

Ve bir diğer ilkim de bu ay ilk kez bir kitap kulübüne katılmış olmam. Çok keyifliydi. Farklı görüşleri duymak ve göremediğin ayrıntıları görmek kolektif biçimde bir kitabı yorumlamak bana çok iyi geldi. Frankenstein kitabını okuduk ve kesinlikle tavsiye ediyorum. Adı bile olmayan bu canavarın hikayesini okuduğunuzda asıl canavarın kim olduğunu da fark ediyorsunuz. Klasik olmanın hakkını veren çok güzel bir kitap, herkese de tavsiye ederim. Benim kitapla alakalı eleştirim yaratıcı yani Victor'ın karakterinin zayıf betimlenmesi ve birçok konuda onu ve kararlarını anlamlandıramam oldu. Aynı şekilde ırkçı, kolonyalist ya da soy üstünlüğü yorumları hoşuma gitmedi. Onun dışında Mary Shelley çok başarılı bir yazar. Canavarı anlamak ve empati yapabilmemiz bence çok güzeldi. Çağının ötesinde ve ilk bilim kurgu kitabı olarak kabul ediliyor zaten. 

Şimdi merak ettiğim tek hatta iki soru var. En sevdiğiniz çorbalar neler?  Bana hangi çorba tarifi verirdiniz? Tabi kitabı okuduysanız ya da bu gösteriyi izlediyseniz ya da bale izleme deneyimlerinizi duymak da çok istiyorum. 

Yorumlarınızı okumayı merakla bekliyor ve görüşmek üzere diyorum. Kendinizi sevin. 

Devamını Oku »

13 Ekim 2025 Pazartesi

Bağlantı Dansı - Harriet Lerner

Uzun zamandır bloga yazmadığım gibi kitap okuma konusunda da çok ama çok yavaşım. Arada bir hızlansa da okuduğum kitabın akışkanlığına göre genel anlamda çok okuyabildiğim dönemlerde değilim son birkaç yıldır. Yine de hayatımın belli alanlarında bazı disiplinler getirmem gibi (satranç oynamak ve öğrenmek, her gün Almanca çalışmak, düzenli yoga yapmak, ev işlerinde daha tertipli ve düzenli olmak, daha çok evden beslenmek gibi) kitap okumada da her gün en az bir sayfa ne olursa olsun okuma disiplinini arada boşluklara rağmen sürdürmeye çalışıyorum bir süredir. 

Ha bunlar nasıl mı başladı, itiraf edeyim bir astroloğun doğum haritasındaki elementlere olan bakış açısıyla. Astroloji benim ilgimi çeken ve hobi olarak ilgilendiğim bir alan. Körü körüne ön yargıyla inandığım bir şey değil gözlem ve araştırmayla karşılaştırmalar yaptığım öncelikle kendimi daha çok anlamak için ilgilendiğim bir düşünme yöntemi. Bunca senedir ilgilenmeme rağmen doğum haritasındaki elementlere hiç odaklanmadım ta ki bir seansta elementlerin önemini duyana kadar. Her şey bendeki su elementinin yoğunluğu ve ateş elementinin yokluğunun getirdiği dengesizliği fark etmemle başladı. Yıllardır sizle de paylaştığım harekete geçme ve üşengeçliğimin arkasında aslında bende doğuştan gelen ve desteklenen ateş elementinin eksikliğiymiş. Bunun üzerine bu alana yoğunlaştım ve hayatıma nasıl bu elementi daha çok dahil edebilirim diye araştırmakla devam etti. Sonucunda da hayatıma bu elementi getirmenin aslında bugüne kadar çekindiğim ya da sürdürmekte disiplini kurmakta zorlandığım şeyler olduğunu fark etmemle rutinlerimde değişimler başladı.


       

Sadece ateş elementinin yokluğu değil hava ve toprak elementinin eksikliği de yine birçok şikayetçi olduğum şeyleri etkilediğini öğrendim. Tabi ki bunları öğrendim diye değil gerçekten kendi hayatımda zaten eksikliğini ve düzensizliğini hissettiğim şeyler olduğunu fark edince bende bir ışık yandı. Burada asıl olan bu sebeple yeni rutinlerime başlatıcı güç olarak elementleri almam ve günlük rutinler oluşturmam oldu. Yani anlayacağınız bir kitap okudum hayatım değişti değil de bir astrologla konuştum hayatımı farklı bir şekilde görmemi sağladı diyebiliriz. Burada amacım astrolojiyi övmek ya da reklamını yapmak değil ama bazen astroloji veya değil alıştığımızın dışında farklı bir bakış açısıyla hayatımıza bakmanın bir yolu olduğu ve radarlarımızı bunun için her zaman açık tutmayı unutmamamız çünkü ne zaman nerede bizi ileriye götürecek bir ışık olacağı belli olmuyor. 

Astroloji kadar psikoloji de yeni hobim olmaya başladı. Terapiye yaklaşık düzenli düzensiz 4 yıldır giden biri olarak ilk kez hayatımda psikoloji kitapları okuyorum. Okuduğum kitaplar genellikle ders kitaplarından ziyade daha günlük dilde anlaşılır şekilde yazılan çok satan popüler kitaplar. Tabi bu kitapları yine alanında uzman psikiyatrların yazmış olmasına dikkat ediyorum. Her şey ilk olarak Bağlanma kitabını okumamla başladı. Eğer bağlanma stillerini bilmiyorsanız  öğrenmek için güzel bir başlangıç kitabı. Daha sonrasında ise terapistimin önerdiği Bağlantı Dansı'nı okumaya başladım. İyi bir iletişim kurmanın, bir sese sahip olmanın ve sınırlarımızı korumanın öneminden örneklerle bahsediliyor ve hem kendi hayatındaki eş arkadaş aile ilişkilerinden hem de danışanlarının hayatından örneklerle anlattığı için de anlaması ve uygulaması da kolay oluyor.

Kitap hayatımızdaki tüm ilişkilere odaklanıyor. Anne kız, sevgili, ebeveyn ilişkileri, arkadaşlık; birçok bağlamda ilişki kurduğumuz insanlarla nasıl sağlıklı sınırlarımızı koruyan aynı zamanda duygularımızı da paylaşarak ifade edebileceğimizi ve uzaktan da olsa farklı bağlanma stillerindeki insanlarla nasıl ne şekilde iletişim kurabileceğimiz gösteren bir yol haritası gibi. Konuşmak her zaman iletişim kurmak değildir ve eminim hepimiz bunu yaşamışızdır. Beni anlamıyor neden ben iletişim kurmak isterken o kaçıyor dediğimiz en az bir an olmuştur diye de düşünüyorum. Ve bunları sadece siz yaşamıyorsunuz, yalnız değilsiniz. Hepsinin kitaplarda karşılığı var ve bu kitap da onlardan biri. 

Ben okurken çok altını çizdim ve 'evet ya bunu ben de yaşıyorum dediğim' çok fazla yer oldu. Eminim ki bu kitabı okuyan herkes de kendinden bir parça bulacak ve umuyorum ki kendisini sağlıklı iletişim kurmaya bir adım daha yaklaştıracak bir ifade bulacak. Bir sonraki yazıya kadar kendinize iyi bakın ve kendinizi sevmeyi unutmayın. 

Devamını Oku »

2 Eylül 2024 Pazartesi

Abur Cubur (Temmuz ve Ağustos Ayı Okumalarım)

Selamlar! Günümüze gelmeye başladım :D. Haziran ayında okuduklarımı kaçırdıysanız linki için burayı tıklayınız. Güncel okumalarım ve puanlarım için de Goodreads ve Tiktok'tan beni takip edebilirsiniz. Siz neler okuyorsunuz? Bu kitaplar arasından okuduklarınız ya da merak ettikleriniz var mı? Yorumlarda buluşalım <3. 

Goodreads

Tiktok

Kaynak: Pinterest


Vanya Dayı - Anton Çehov 5/5

Bu hayatta bir şey için hayatta olmaz diyorsanız bilin ki olacaktır, büyük konuşun :D. Çehov sevmiyorum diye ortalıkta dolaştıktan sonra çok ama çok sevdiğim bir kitabını okudum ve bayıldım. Kara mizah var, sistem eleştirisi var, okuması keyifli muhteşem karakterler ve diyaloglar var. Kısacası artık Çehov sevmiyorum derken iki kere düşünmem gerekecek. Genç karısı ile Profesör uzun zaman sonra eski karısının çiftliğine kızının ve kızının annesinin akrabalarının yanına dönünce yeni bir düzen oluşmuştur ama bu birliktelik fazla uzun sürmez. Çok keyifli ve güzel bir okumaydı benim için. Okumadıysanız şiddetle tavsiye ediyorum. 

Kitap Kurtları - Emily Henry 4/5

Emily Henry'nin okuduğum üçüncü kitabı ve kısa aralıklarla okuyunca aradaki benzerlik bile değil aynılıklar okumanın zevkini düşürse de kitabın çıkış noktasını çok sevdim. Hani izlediğimiz o romantik komedilerdeki kasabada tanışıp aşık olup kendini ve hayat amacını bulduğu hikayelerdeki esas oğlan veya kız şehirdeki sevgilisini bırakır ve sonsuza kadar yeni evi ve yeni eşiyle mutlulukla yaşar ya, bu kitap da işte o geride bırakılan "duygusuz" kadını esas kadın yapıyor ve hayat tercihlerini değiştirmeden kendine uygun bir esas oğlan bulmasını okuyoruz. Fikir olarak bence çekici diğerinin hikayesini okumak ama şöyle bir şey var okuduğunuz kaçıncı Henry kitabı olduğuna bağlı kitabı okurken aldığınız zevk değişiyor. Benim üçüncü kitabım olduğundan ve Henry'nin formülünü bildiğimden işin sürprizi kaçıyor çünkü yazar çok satan formülünü bulmuş ve güzel işliyor. Yine kötü değil ben keyif aldım okurken ama biraz daha şaşırmam gerek artık yeni kitaplarını çok sevmem için sanırım, tekrara düşen kurgulardansa. 

İspanyol Aşk Aldatmacası - Elena Armas 5/5

Kurgusal aşkım Aaron Blackford ile tanışmaya hazır olun :D. Sanırım gelmiş geçmiş en sevdiğim esas oğlan bu kitapta. Yine bir düşmanlıktan aşka evrilen bir aşk hikayesi okuyoruz, daha doğrusu tek taraflı olsa da bu şekilde tanımlayabiliriz. İspanya'daki ablasının düğününe yalnız giderek ailesinin daha da önemlisi yeni nişanlanan eski aşkının karşısına çıkmak istemeyen esas kızımız kendisine ilk iş gününden beri nefret ettiği iş arkadaşını yanında götürür. Esas kız Catalina, rahatsız edici şekilde ezberden bir şeylere inanan biri, çok açık olan durumlarda bile. Yazar anlamamazlığa gelmek yerine daha yaratıcı yöntemler bulabilirdi çünkü bu okurken inandırıcılığını ve karakteri sevmemi etkileyen bir şey oldu lakin onun dışında keyifli bir okumaydı. Özellikle Amerika'da geçen rom-comlardan sonra Avrupa'da geçen bir hikaye okumak daha da yakın hissettirdi. 

Gece Göğünde Çıkış Yaraları -Ocean Vuong 2/5

Çeviri şiir sevmiyorum ve bu kitap da fikrimi değiştirmedi. Birkaç sevdiğim söz oldu ama genel olarak beğenmedim.

Tavşan - Mona Awad 1/5

Nefret ettim. Yani tek cümleyle nefret ettim. Anksiyetem tetiklendi sürekli tekrarlanan Bunny kelimesinden ve ritüeller sonucu ana karakterin yaşamak zorunda kaldığı olaylardan. Okumak istemediğim türde bir rahatsız edicilikten bahsediyorum bu arada. Cidden çok kötü bir deneyimdi ve zor bitirdim. Bitirdikten sonra kendime gelmek için bir sürü çizgi roman ve kısa kitaplar okudum, baya kötü etkilendim. Hatta bir süre tavşan kelimesinden o kadar soğudum ki kitaptan bağımsız nerede tavşan kelimesini görsem tekrar tetiklendim. Absürt diye geçiyor ama bu kitap absürt değil, kötü bir kitap. Yüksek öğrenim için yazar olarak özel bir üniversiteye kabul alan karakterin, sınıfta bir türlü dahil olamadığı ve sürekli kendilerine Bunny takma ismiyle hitap eden nefret ettiği sınıf arkadaşları tarafından yaratıcılıkları kadar madde bürünen bir ritüelin içine dahil edilmesi ile gittikçe sınırların zorlandığı bir gruba dahil olur. Goodreads yorumumu da buraya bakıyorum, teşekkürler. 

TavşanTavşan by Mona Awad
My rating: 1 of 5 stars

I hate it! It’s not a weird book! I love weird! it’s a bad book triggers you in a disturbing way. Let me summarize you in a nutshell; a schizophrenic girl is overwhelmed by the thesis topic for literature classes and finally battles with her imagery characters in a mental health care center. She has psychologist and psychiatrist as teachers and another master’s student friend struggling with drug addiction patient in the center.


They’re both saved! No worries! The only character I like is Jonah so sincere and good hearted

View all my reviews

Genç Adam - Annie Ernaux 5/5

Mükemmel bir kitap daha Annie Ernaux'dan. Kendisinden yaşça küçük bir öğrenci ile yaşadığı kısa bir ilişkiyi anlatıyor bu sefer Queen. O kadar güzel yorumları ve tespitleri var ki toplumda kadının ve erkeğin rolü üzerine ben yine çok ama çok severek okudum. 

Küçük Irmaklar -Pascal Rabate 5/5

Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Yanlış hatırlamıyorsam Fermina Daza nın blogunda ilk kez bu kitabı gördüm yıllar yıllar önce ve merak edip aldım. Kaç senedir kitaplığımda duruyordu. Bu kitabın bendeki yerinin şöyle bir özelliği var, o da hayatımda çizgi roman dönemini açması. Artık ben de çizgi romanları takip ediyorum. Sevdiğim çizerleri, hikayeleri keşfetmeye hatta kovalamaya başladım. Kitap baskısı ve çizimleri çok güzel. Hikayesi de çok güzel, yalnız yaşayan yaşlı bir adamın kendinden daha genç ama yine yaşlı bir arkadaşıyla olan sohbetinden esinlenerek kendi hayatındaki vazgeçmişlikten sıyrılıp yeni bir hayata başlaması anlatılıyor. Ben çok sevdim ve keyif aldım. 

Babamı Kim Öldürdü - Eduard Louis 5/5

Bu sene okurken en çok etkilendiğim kitaplar listesine rahatlıkla gireceği kesin olan otokurmaca başka bir kitap ile devam ediyorum. Babasıyla olan gelgitli ilişkisini anlatan Eduard Louis'nin sözünü sakınmadan açıkça eleştirdiği geçmişten günümüze alınan hükümet kararlarının Fransa'da yaşayan özellikle emekçi sınıfa dahil tek bir insanın hayatını nasıl etkilediğine dair çarpıcı bir okumaydı. Yine duygularıma hakim olamadığım ve çok ağladığım ama herkese de tavsiye ettiğim bir kitap oldu. 

Yine Öyle Hissettirdiğinde - Cem Güventürk 4/5

Cem Güventürk'ün Hope Alkazar'daki sergisi sayesinde tanıştım ve o sergiyi çok sevdim. Kitabını gördüğümde de hemen almalıyım dedim, kitapları olduğunu bilmiyordum. Kitap güzeldi genel olarak. İnsanın kendiyle derdini mizahi bir dil ile gündelik yaşamda çok da uzak olmadığımız olaylar üzerinden anlatıyor. 

Rosalie Blum Serisi - Camille Jourdy 5/5

Üç kitaptan oluşan bu seriyi sevdim demek yetmez, aşık oldum. Çizimleri olsun, hikayesi olsun, karakterleri olsun ba-yıl-dım. Ara ara açıp çizimlerine bakmak, okumak istiyorum öyle içime işledi, sevdim. Son kitapta da Christmas çizimleri de vardı; ayrıca çok sevdim Christmas sevgimden ötürü. Sevgilisinden yeni ayrılmış annesiyle yaşayan bir adamın bir gün markette karşılaştığı bir kadını takip etmesi ile başlıyor. Kadını tanıdığını düşünür ve takıntı haline getirir. İkinci kitapta ise işler tersine döner ve başka açıdan hikayeyi okuruz. İlk kitaba dönüp çizimlerdeki ayrıntıları yakalamak o kadar keyifliydi ki ikinci kitabı okurken ilkini de yanımda tuttum. Son kitapta ise iki bakış açısı birleşir ve hikaye sonlanır. Ben yazarın çizimlerine bayıldım, tam benim tarzım. Kullandığı renkler o kadar güzel ki hayran olmamak elde değil! Bu senenin benim için favori kitaplarından biri kesinlikle bu seri.  

Kardeşimin Kocası Serisi - Gengoroh Tagame 4/5- 5/5

Çok tatlı bir hikayeydi. Küçük kızı ile yaşayan yalnız bir babanın ikiz kardeşinin kocası gelince onun kaldığı süre boyunca kurdukları bağa ve aile olmalarına dair çok keyifli bir okumaydı. Babanın toplum tarafından farklı görülene karşı olan önyargıya sahip bakış açısına karşılık; küçük kızının önyargısız sadece gördüğü sevgiye verdiği karşılık arasındaki farkı okumak aslında büyüdükçe temel noktayı nasıl kaçırıp değiştiğimizi gösteriyor. İlk kitap iyiydi sadece biraz didaktikti ondan dolayı puan kırdım ama ikinci kitap öyle güzeldi ki hikaye çok duygusal bitti zaten. Çizimler de eğlenceliydi, hani animelerde olur ya komedi mimikleri, onlar çok iyiydi. Bir de Uzakdoğu yemekleri seviyorsanız bu kitap karnınızı acıktırabilir. Kitap yazarın istediği üzere tersten basılmış ve bizde 1-2 ve 3-4 olmak üzere iki cilt olarak yayınlanmış. 

Amerikan Ev Arkadaşı Deneyi - Elena Armas 5/5

Bu kitapta İspanyol Aşk Aldatmacası'ndaki esas kızın en yakın arkadaşının hikayesi ile aynı evrende devam ediyoruz. Bu sefer iyi kazandığı kurumsal işinden istifa edip yazar olan Rosie ile platonik sanal aşkı Lucas'ın hikayesini okuyoruz. Burada Rosie yazar ve kitaptakine benzer bir hikaye yazıyor aslında bu da acaba otobiyografik bazı ögeler var mı diye düşündürüyor yazarın kendi hayatıyla benzer. Rosie çok satan romantik türdeki ilk kitabını yazdıktan sonra yazar tıkanması yaşıyor ve ikinci kitabı için ilk kitabındaki en yakın arkadaşın aşkı bulmasını konu alan bir kitap yazmak istiyor. Bu kitabın da konusu o zaten. Rosie, ilk kitaptaki Catalina'ya göre daha çok sevdiğim bir esas karakter oldu. Ayakları yere basan sorumluluk sahibi ve etrafındakilere özenle yaklaşan onları dinleyen bir karakter. Öyle ki sonunda da bir anda aydınlanan karakterler değil sorunun farkına varıp terapi desteği alan gerçeğe yakın kişiler okuyoruz. Tabi çok aşık her açıdan mükemmel erkek arkadaşları saymazsak (sahi var mı öyle tipler varsa en azından söyleyin bilelim :)). Bu kitap da keyifliydi, ilki gibi uzun olmasına rağmen ilk 100 sayfadan sonra özellikle akıp gidiyor.

Sophie'nin Baladı - Filipe Melo 5/5

Flaneur Kitapevi var Kadıköy'de gitmediyseniz gidin, çok tatlı küçük bir kitapçı ve müthiş kitaplar var orada. Bu kitabı da bana oranın sahibiydi sanırım, o önerdi ve bayıldım. Kendi yayınevlerinden çıkan bir çizgi roman. Hikaye içinde hikayenin olduğu geçmişten günümüze uzanan bir müzisyenin hayatının anlatıldığı çok ama çok tatlı bir çizgi romandı. Çizimler ayrıca çok güzel, sevdiğim tarzda. Okuması çok keyifliydi ve gözlerim dolu dolu değil baya ağlayarak okudum ve kapattım kitabı. Sonu tahmin ettiğim şekilde çıktı ama oraya giderken anlatılan hikayeler o kadar güzeldi ki çok keyifli bir tecrübeydi benim için. Hasta ve yaşlı bir müzisyenin kimseyle röportaj vermemesini söylemesine rağmen ısrarla onunla konuşmak için kapısında bekleyen bir gazetecinin ısrarlı bekleyişi sonrası basında yansıyan hikayesinin gerçeklerini öğrendiğimiz bir sohbet gerçekleşiyor. Müzisyenin çocukluğundan savaş yıllarına ve annesiyle ilişkisinden kariyerindeki dönüm noktalarına ve en sonunda neden yalnız bir şekilde inzivaya çekildiğini anlattığı günümüze kadar olan hikayesini okuyoruz. Sonunda da Sophie'nin Baladı'nı Spotify'dan dinleyebiliyorsunuz. Bence mutlaka bir göz atın bu kitaba.

İkinci İlk İzlenimler - Sally Thorne 3/5

Esas kızımızın tekrara düşen insan tasvirlerinden ve çok düz ilerleyen bir hikaye olmasından kaynaklı ben pek sevmedim. Ruthie, uzun zamandır konfor alanı olan zenginler için huzurevinde çalışıyor ve işine çok düşkün. Orada yaşıyor, tatil bile yapmıyor ve 7/24 kendini oradaki insanlara adamış..  Yöneticisi gidince geçici yönetici olmuş ve yanında çalışan asistanı ile işletmeyi idare ediyor. Ta ki bir gün asıl patronlarının değişmesi ve yeni gelen şirketin tesisi inceleme altına almaya başlayana kadar. Bu sırada da yeni patronlarının yaramaz oğulları dövme stüdyosu açmak için tesise çalışmaya gelir ve esas kızımızın komşusu olur. Şeytan tüylü Teddy kendini herkese sevdirir ve tabi ki; esas kızımızın elinden de aşık olmak dışında bir şey gelmez. Tesiste beraber kalan iki kadın var ve patronun oğlu onlar için asistanlık yapıyor ve ben en çok oradaki karakterleri sevdim sanırım. Biri namıdiğer Şeytan Marka Giyer'deki Meryl Streep; Renata. Kitabın en ilgi çekici okunulası yanı da onların hikayeleriydi.

Devamını Oku »

1 Eylül 2024 Pazar

Abur Cubur ( Haziran Ayı Okumalarım)

Merhaba, Haziran ayında okuduklarımı sonunda düzenleyip yayınlıyorum. Diğer aylardaki okumalarımı da yazmak istiyorum hafızamdan silinmeden çünkü sonrasında dönüp okumak ve hatırlamak beni de mutlu ediyor. Güncel okuduklarımı ve puanlarımı takip etmek isterseniz diye de Goodreads ve Tiktok hesaplarımı ekliyorum. Keyifli okumalar :).

Goodreads

Tiktok


Kaynak: Pinterest


Tatilde Tanıştığımız İnsanlar - Emily Henry (4.5/5)

Arkadaşlıktan aşka dönüşen bir hikaye. Çeviriden kaynaklı mı bilmiyorum ama bazı yerlerde çok inside jokelar komik olması gerekirken olmamış gibi bir de bazı olayları bağlama şekli çok sıradan gelse de bazı noktalarda üzerinde düşünmemi sağlayan öyle güzel cümleler vardı ki çıtır çerez bir rom-com kitabından biraz daha fazlasını aldığımı hissettirdi. Az üstünde durulsa da karşımızdakinden çok kendimize odaklanmamızdan da bahsetmesi açısından kitabın değerinin artması oldu. Bu çok az üstünde durulan ama okuma keyfini arttıran bir etken oldu. Kolay okunan çıtır çerez mükemmel bir yaz okuması. Yer yer güldürdü de ama beni kişisel deneyimlerim açısından etkilediğinden ben daha çok ağladım ve gözlerim dolu dolu kapattım kitabı :D. Ben çok sevdim. Yazarın diğer kitaplarını da aldım. Bu kitabın yakında filmini de izleyecekmişiz. Umarım eskiden izleyip sevdiğimiz tarzda bir rom-com olur ve keyifli bir film ortaya çıkar. 

Funny Story - Emily Henry (4.25/5)

Bu kitabı da okuyunca anladım ki Emily Henry formülü bulmuş. Karakterler, kurgu ve hatta karakterlerin hayalleri bile diğer kitapla benzer bile değil aynı. Cümleler bile aynı olabilir birini İngilizce diğerini Türkçe okudum bilemeyeceğim ama işte Emily Henry'nin şöyle bir olayı var sonunda öyle güzel kişisel farkındalığa ve terapiye bağlıyor ve bunu da öyle güzel açılıyor ki evet diyorsun yalnız değilim. Bu duyguları hissederken de bunları yaşarken de yalnız değilim ve bunu eğlenmek için okuduğum kişisel morfinim romantik komedi bir kitaptan alıyorsun. Tüm o klişe diyaloglara ve kurguya, gerçek üstü iyilikteki erkek imajlarına; ki kurgu sonuçta ve ticari kaygılarla yazılmış bir kurgudan bahsediyoruz, çok göremesek de okumak eğlenceli böyle erkekleri :D (kim bilir belki vardır :)) rağmen umut veriyor kendine inanma, sorunun kaynağına inme ve farkına varma adına. Ben Emily Henry'yi seviyorum o yüzden hem eğlenceli yer yer komik özellikle başlardaki eski nişanlımın yeni nişanlısının eski sevgilisiyle sevgili olma durumu ile ama bundan çok arkadaşlığa odaklanıyor ki o da güzel. Keyifli bir okumaydı benim için diğer kitaplarını da aldım bu yaz okurum. Bir de dünyası sizi o izlemeyi sevdiğimiz o eski rom-com filmlerine götürüyor o da tatlı bir his. 

Rahatlama Kitabı - Matt Haig 3/5

Yani doğru ve güzel şeyler söylüyor. Kısa kısa notlardan oluşan ve kaygı bozukluğu ya da öz değerle ilgili sıkıntılarımızda, belki de psikolojik olarak karanlık bir dönemden geçtiğimizde açıp okumak ve yaşadığımız şeyin kafamızın içindeki kadar büyük olmadığına ve her zaman aydınlığın ve umudun olduğunu kendi tecrübelerinden de yola çıkarak anlatmış. Lakin, ben bu söylediklerinin hepsini direkt okumaktansa kurgu içinde okumayı severim. Direkt okumak belki kendimize bunu hatırlatanın iyi yoludur ama ben Gece Yarısı Kütüphanesi'ni okurken de zaten aynı çıkarımları yapmış ve daha çok keyif almıştım. 

Çıplak Ceset - Celal Oker 3/5

Dedektif Remzi Ünal serisinin ilk kitabı. Ben ortalama buldum. Sonunu merak etsem de bir polisiye romandan beklediğim gizem ve macerayı çok fazla alamadım bu kitaptan. Detaylı insanı merak ettiren gizeme sahip bir kitap değildi. Seriye devam etmem herhalde.

Yalan Dolan - Veronica Raimo 4/5

Veronica Raimo'nun öz kurmaca olarak yazdığı Yalan Dolan travmalarla dolu bir geçmişin izinde bize yer yer komik yer yer hüzünlü bir yerden anlatıyor hikayesini ve aile, arkadaş ilişkilerini. Cidden böyle kitaplar yazmak herkesin yapabileceği bir şey değil böyle dürüst ve açıkça hayatının en gizli detaylarını anlatabilmek o yüzden ben ayrı bir hayranlık duyuyorum bu yazarlara. Hatıra, gerçek, yalan hepsi iç içe ve asla bilemeyeceğiz hangileri yaşandı ya da hangileri yanlış hatırlanan bir anı ya da yaşanmamış hayal edilmiş bir geçmiş. 

Olay - Annie Ernaux 

Olay'ı okuyunca ki Annie Ernaux uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı Yalan Dolan ile benzeştiğini fark ettim. Hikayeleri anlatma ve ikisinin de erkek egemen bir düzende kadın olma ile alakalı notlarından olsa gerek. Annie Ernaux gerçeği tüm çıplaklığı ile yazmış çok cesur bir kadın. Ben hayran kaldım. Okuru rahatsız ettiriyor ki ettirmesi de gerekiyor yaşadıklarının ciddiyetini aktarma konusunda ve bu çirkin düzende bir şeyleri değiştirmek için kendi katkısını sunması açısından da bunu gerekli görüyor ki katılıyorum. Kısa ama çarpıcı bir roman. Ben çok sevdim, yazarı okumaya devam ederim. 

Arkadaşlarla Sohbetler - Sally Rooney 4/5

En az sevdiğim Sally Rooney kitabı oldu. Genç bir üniversite öğrencisinin kendisinden büyük ve evli bir adamla ilişkisini konu alıyor. Baş karakter Güzel Dünya Neredesin'deki karakterlerden birine benzettim, karakterin dış görünüşü ile alakalı yaptığı yorumlardan ve aslında başka insanların onu nasıl gördüğüne dair yapılan betimlemeler bakımından. Sally Rooney en sevdiğim yazarlardan biri, yeni kitabı Intermezzo da bu ay çıkacak diye umuyorum Türkçe'de de. Kitabın sonu beni tatmin etmedi hatta sinirlendi. El birliğiyle tüm karakterler toksik bir ilişkiye evet demiş gibi hissettirdi ve ondan sanırım çok da sevemedim ama yine de kötü değil puanımdan anlayacağınız üzere :D. 

Sır Tutabilir Misin? - Sophie Kinsella 2/5

Eğer ana karakterin aşık olduğu adam anti feminist ve egoist olursa romantik komedi okumak işkence olabiliyor. Zaten erkek karakter hakkında çok fazla da bir bilgi edinemiyoruz, sadece olmak için var gibi; zengin, seksi ve gizemli ama karakter olarak var olmasına yetecek kadar bilgimiz yok. Uçağın düşeyazmasından kaynaklı oluşan gerginlikle yanında oturan yabancıya tüm sırlarını anlatan bir karakterin, yabancının artık yabancı olmadığını öğrendiğinde başlayan bir kurgu okuyoruz özetle. Kitabın iyi yanları cidden Sophie Kinsella'nın güldürmeyi bilmesi ve ana karakterin aile ilişkisini anlattığı kısımlar. İki puanı da ondan verdim zaten yoksa asla önerdiğim bir kitap değil. Keyifli çıtır çerez bir sahil okuması için bile fazla can sıkıcı yukarıda bahsettiğim nedenlerden. Çevirisi ve baskısı cidden çok kötü bu arada eksik cümleler vardı kitapta :D. 

Sahilde Kafka - Haruki Murakami 3/5

Bu kitap ne anlatıyor amacı mesajı ne ben anlayamadım sanırım. En sevdiğim yazarlardan birinin yine en az sevdiğim kitabını okumuş bulunmaktayım. 15 yaşında genç bir çocuğun bir kehanet üzerine evini terk etmesi sonucu başlayan olayları okuyoruz aslında. Anne ve abla özlemi, gerçeküstü olaylar ve birbirinden gizemli karakterler ile hiçbir şeyin cevabını almadığımız 650 sayfalık bir kitap. Büyülü gerçekçilik akımıyla yazılmış, benim de sevdiğim bir tür aslında ama o kadar anlamadım ki mesajını beni rahatsız etti okurken.  

Devamını Oku »

12 Haziran 2024 Çarşamba

Abur Cubur (Son Zamanlarda Okuduklarım)

Merhabalar! Nasılsınız? Ben yine yazacağım deyip yazmadım, eski yazılarımı düzenleyip paylaşmadım. Yeni yazılar için aksiyon alıp harekete geçmedim ama kafamda bir yerlerde hep yazıyorum bu bloga ve sonunda icraata geçmeyi başardım. Özellikle iyi bir şey izleyip okuduğumda bunu paylaşma isteği artsa da genelde sosyal medyayı tercih ediyorum paylaşmak için. Kolayıma geliyor bugün kolaya kaçmadan şöyle biraz kitaplardan konuşalım istiyorum. Okuduklarınız veya okumayı düşündükleriniz var mı? Siz neler okuyorsunuz?


Source: https://tr.pinterest.com/pin/144748575515163070/

Naif, Süper - Erlend Loe (3/5)

Bu kitaba ara verip bitirdim. Kolay okunmasına rağmen arada sıkılıp bıraktım. Genç bir adamın hayatı sorgulamasıyla ve sınırlı çevresiyle gerçekleştirdiği ilişkileri konu alıyor. Yani okunur ama ben çok etkilenmedim. Karakterin yoğun bir depresyondan çıkış şekli beni tatmin etmedi ve inandırmadı diyebiliriz sanırım. 

Sessiz Hasta - Alex Michaelides (4/5)

Kolay okunan ve bestsellerlar ilgi alanıma giriyor bu aralar hem yazın gelme sebebi hem de reading slumpa tekrardan girmek istemediğimden aralara mutlaka bu tarz kitaplar eklemeye başladım hele bir de güzelse tadından yenmiyor zaten. Sessizliğe gömülmüş bir hastanın tedavisini üslenen bir psikoterapistin ağzından dinlediğimiz bir hikaye. Özel hayatına da dahil olduğumuz bu hasta - terapist ilişkisinde akıcı temposu yüksek bir gerilim okuyoruz ve ben keyif aldım. Kurgusu da güzeldi, yakında filmini de yaparlar. Eğer bu türü seviyorsanız bence bir bakın. Ben gerilim okumayı severim ve keyif aldım. Özellikle sebep sonuç ilişkisi bazı yerlerde üstün körü anlatılsa da genel anlamda iyiydi.

Zamansız - Latife Tekin (4/5)

Bir kadın ve erkek ilişkisini şiirsel bir dille anlatıldığı bir kitap Zamansız. Melike Şahin'in en sevdiği kitaplardan biriymiş, onda görüp almıştım. Üzücü, yıkıcı ama güzeldi de. İlk başta anlamaya çalışırken zorlansam da alışınca akıp gitti. 

Dul Bayan Basquiat: Bir Aşk Hikayesi (4/5)

Ünlü ressam Jean-Michel Basquiat ve Suzanne Mallouk'un ilişkisi anlatılıyor. Akıcı bir kitap. Bu kadar toksik bir ilişkiyi okumak yer yer rahatsız etse de Suzanne Mallouk'un bu ilişkiden kendini kurtarıp psikiyatrist olmasını da takdir ettim. İlişkinin yanında ayrımcılık, sanat dünyası ve dönemin önemli olayları da anlatılıyor ve bu kitabı daha da değerli kılıyor aslında okuma kalitesini arttırdığından. Ben sevdim. 

everyone in this room will someday be dead - Emily R. Austin (4/5)

Kitabın adı beni çok çekti ve kara mizah sevdiğimden hemen alıp okumak istedim. Kitap arkası yazısı da bunu destekler nitelikteydi ondan büyük beklentilerle başladım lakin komedi anlamında istediğimi alamadığımdan hayal kırıklığı yaşadım. Bu beklentimin dışında ise kitabı okumak özellikle anksiyeteden muzdarip ölüm takıntılı biriyseniz (yani ben) pek önermem çünkü kitabın büyük çoğunluğu tekrarlardan ve bunu destekleyen iç konuşmalardan oluşuyor. İlk yarısında özellikle beni bu konuda boğdu lakin ikinci yarısında bir cinayet vakasını çözmeye uğraştığından daha hızlı aktı. Genel olarak da zor okunan bir kitap değil aslında ama biraz sabretmek gerekiyor. 

Filmlerden Daha Güzel -Lynn Painter (4/5)

Bu kadar anksiyetik bir kitap okuduktan sonra romantik komedi bir kitap tercihini bilinçli yaptım daha da karamsar olmamak için ama çok ağlattı bu kitap beni, ahahha. Çok dokunaklı duygusal bir kitap olduğundan değil de benim duygusal olarak sıkıntılı bir dönemime geldiğinden kaynaklıydı sanırım. Young adult tarzında romantik bir kitaptı. Düşmandan arkadaşlığa geçen iki liselinin hikayesi. Güldürdü de. Seriymiş ama ben bu mutlu sonu sevdim devam etmek istemiyorum, zaten çevrilmemiş de henüz. Filmi çekilse izlerim. 

Bir Katilin Güncesi - KimYoung-ha (3/5)

Bir seri katilin günlüğü adından da anlaşılacağı gibi. Kitabı hem ilginç yapan hem de dezavantajı olan şeyse katilin alzheimer olması. Yani neye inanacağım hangisi gerçek şimdi neden bahsediyor diye düşüne düşüne kitap bitti o yüzden de pek tatmin olmadım. Kolay okunsa da bitsin diye okudum, çok keyifli değildi. 

Annemin Öldüğüne Sevindim - Jennette McCurdy (4/5)

Bir çocuk oyuncunun anılarını anlattığı otobiyografi türünde bir kitap. Annesinin zoruyla başladığı kariyeri ve suistimal edilen bir çocukluktan annesinin ölümünden sonra kendini bulma arayışını anlatıyor Jennette ve bunları yaşamaktan daha zoru herhalde bunu anlatmaktır. Kendisi ile gurur duydum ve umarım mutlu güzel bir hayatı vardır artık. 

Mr. Salary - Sally Rooney (5/5)

33 sayfalık kısacık bir öykü bu. Sally'mizin yeni kitabı çıkmaya yakınken önce okumadığım tek kitabı Arkadaşlarla Sohbetleri okuyup sonra da  Intermezzo'nun çevrilmesini bekleyeceğim. Tesadüf Pandora'da bu kitabı görünce dayanamayıp aldım ve iyi ki almışım. Aynı gün bitirip tekrar okudum. Hem dilini ve anlatım şeklini özlemişim hem de hikayeyi sevdim. Yeni kitabı da sabırsızlıkla bekliyorum. 

Geç Kalan - Dimitri Verhulst (3/5)

Yine kara komedi ile beni kandıran ama güldürmeyen bir kitap daha. Bana kitap satmak istiyorsanız kara komedi deyin ve ben inanayım. Cidden zaafım bu sanırım. Karısından kurtulmak için demans hastalığı numarası yapan bir adamın hikayesini okuyoruz. Beni içine almadı ve tarzı hoşuma gitmedi yazarın ama eminim sevenleri vardır. Benlik değildi. Sıkıldım çoğunlukla.

Devamını Oku »

21 Ekim 2023 Cumartesi

Film Ekimi, Bir Oyun ve Birkaç Kitap

Merhaba, arkadaşımın hatırlatması ile Film Ekiminde bu sene iki filme gitme fırsatı buldum. Üçüncüsünü de yarın izleyeceğim. Bu hafta içinde hastalıktan kırılsam da iki film ve bir oyuna gitmeyi ihmal etmedim. Şimdi biraz onlardan bahsedeceğim. Bahsetmeden önce iki sorum var. Bayadır kitap almıyorum, son zamanlarda en çok sipariş verdiğiniz ve güzel kampanyaları olan site hangisi? Ben genelde Amazon'dan sipariş veriyorum, tek tük aldığım kitaplarda toplu bir alışveriş yapabilirim alternatif bu aralar hangi siteler var merak ediyorum. Diğer sorum da arada eskiden katıldığım ama yazmadığım etkinlikleri okumak hoşunuza gider mi? Yorumlarda beni aydınlatın :D . 

All of Us Strangers - Andrew Haigh 


Başrol oyuncuları hot priestimiz Andrew Scott ve After Sun'ın daddysi Paul Mesal'i görünce yönetmen de çok sevdiğim  45 Years ve Weekend filmlerinin yönetmeni olunca beklentiler hayli yüksek salonun yolunu tuttuk lakin ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Film çok kötüydü. Senaryo o kadar kötüydü ki kitabı okumasam anlamakta güçlük çekerdim. Kitabı da elimdeydi ve gitmeden bir hafta önce okudum ve kitaptaki fikri sevsem de beni çok şaşırtmadı, sonu da tatmin etmedi. Kitapta karakterlerin neyi niçin yaptığı çok net iken filmde karakter derinliği asla olmaması beni filmin içine baştan sona alamadı ve duygudan uzak kötü bir film izledim. Yer yer didaktik olması da beni rahatsız etti. Muhteşem oyuncu kadrosu maalesef kötü senaryoda kaybolmuş Claire Foy'a ayrı parantez açmak isterim zira kendisi endişeli anne rolünde diğerlerinin yanında parladı. Soundtrack de çok güzeldi, görüntüler de. Onun dışında maalesef benim filme puanım beş üzerinden 2 kitaba ise 3. 

Filmi ilk kez gitme fırsatı bulduğum Kadıköy Sineması'nda izledim. Koltukları aşırı rahatsız, belki de benim boyumun uzunluğundan kaynaklı sığamadım, bacağım ağrıdı. Kutsal Motor'dan Zeynep ve Kaan hatta bana kitap okumayı yeniden aşılayan Melikşah da bu seanstaydı. Sahi araları neden bozuldu, aşırı meraktayım.

Kitap: Yabancılarla Bir Yaz - Taiçi Yamada



Anatomy of a Fall - Justine Triet


Toni Erdmann filmine bayılan biri olarak Sandra Hüller'i bir saygı duruşu ile selamlayıp iki buçuk saatlik serüvenimize başladık. Filmde kocası çatıdan düşüp ölen bir kadının kocasının ölümünden suçlanmasıyla açılan davada iki görüşe de ortada duran ve kararı tamamen seyirciye bırakan bir film izliyoruz. Kadın gerçekten kocasını öldürdü mü yoksa bu bir kaza mıydı? Film baştan sona tutarlı ve iki fikre de eşit uzaklıkta olmasıyla takdire şayan olsa da Palme D'or alıyorsa da diğer filmler ne kadar kötüydü diye düşündürmedi değil. Benim puanım filme beş üzerinden 3.5. 

Filmi Atlas'ta izledik ve koltuklar nitekim daha rahattı :).

öneri makinesi



Güne Bakan Cam Kırıkları - Memet Baydur


Oyuncular: Almila Uluer ve Kerem Atabeyoğlu


Bir parkta tanışan iki yabancının sohbet/hikayelerinden oluşan yer yer güldüren ama yazım ve sonu bakımından pek de güçlü olmayan bir oyun. Minoa Pera'da her perşembe sahneleniyor bildiğim kadarıyla. İstanbul Modern Sanat'ın geçici yerini muhteşem bir yer yapmış Minoa, bayıldım. Buraya da birkaç fotoğrafını koyacağım. Zamanında Agnes Varda'nın Yersiz Yurtsuz'unu izlediğim salonda izledik bu oyunu. O salonu sahne yapmışlar iyi de yapmışlar umarım daha çok şey izleriz orada zira mekan o kadar güzel ki sık sık oraya gideceğim gibi duruyor. Kafesi açılsın, o bitkiler ve kitaplar arasında Christmas zamanı gitmek için sabırsızlanıyorum. 








Anais Nin - İçsel Kentler Serisi


Şimdi serinin üçüncü kitabına başlamış bulunmaktayım. Ateş Merdivenleri çok sevdiğim bir başlangıç kitabıydı Albatrosun Çocukları ise ilki kadar sevebildiğim beni içine alan bir kitap olmadı. Ateş Merdivenleri kadın olmak ve seçimleri ile ilgili o kadar düşündürücüydü ki bakış açısı ile özellikle yazıldığı dönem düşünülürse çarpıcı bir roman. Serisinin devam kitapları da elimde, sıra sıra okunmayı bekliyor. Benim metro kitaplarım oldu, kısa romanlar olmasına rağmen okuması çok da kısa sürmüyor akıcılık bakımından ondan kaynaklı olsa gerek metroda daha rahat okunuyor :D. 

Buse Cinayeti - Mehmet Murat Somer (Hop Çiki Yaya Serisi)


Bir dedektiflik serisinin ilk kitabı ama bazı kaynaklara göre Peygamber Cinayetleri ilk kitap. Emin olan varsa aydınlatsın. Gündüzleri website güvenliği ile uğraşan geceleri pay sahibi olduğu kulüpte çalışan karakterimiz kulüpte çalışan kızlardan biri öldürülünce merakına yenik düşerek cinayeti aydınlatmaya çalışır. Rengarenk karakterleri ile sonundan çok karakterin günlük yaşamını okumak daha çekici. Sonunu öğrenmek için değil karakterin tepkileri için okuyorum bir yerde ve polisiye olarak çok heyecanlandırmasa da klasik müziğe bayılan Rupaul hayranı Audrey Hepburn kostümleri giyen karakterimizin yaşamını okumak çok daha çekici. Bir de Hüseyin ile olan ilişkisi biterse üzüleceğim şu an net gibi lakin 7 kitap okuyacak kadar şans verir miyim izleyip görelim. Keşke dizisi olsa da izlesek diyeceğimiz bir roman. 


Sizin aralarında izleyip okuduklarınız var mı sizin puanlar nasıl? 
Devamını Oku »