xavier dolan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
xavier dolan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2017 Pazartesi

Bir Sen Xavi, Bir Ben, Bir de Cannes Jüri Üyeleri - Alt Tarafı Dünyanın Sonu

Xavier Dolan'ın olaylı son filmi "Alt Tarafı Dünyanın Sonu" izleyenleri ve Dolan severleri resmen ikiye ayırdı. Ben de tescilli bir sever olarak bu filmi hemen izledim. Yönetmen güzel, oyuncular güzel, çok şey vadediyordu. Tüm yorumlara da kulaklarımı tıkadım, sevgim öyle büyük (bknz.) :). Şimdi gelelim benim yorumuma. Benim yorumuma bu tarihten bir buçuk ay önce de gelebilirdik lakin masaüstünde gözümün önünde endamı arz eden yazıyı kaybetmeseydim. Bakar kör olduğum doğrudur :). Kambersiz düğün olmadığı gibi makinenin yorumsuz bıraktığı Dolan filmi de olmaz. O yüzden yerden yere vurulmalara inat bir senin, bir benim, bir de Cannes jüri üyelerinin çok sevdiği bu filmi neden sevdiğime gel bakalım beraber Xaviercim.


Film bir oyundan uyarlama ki bu hal çok önemli çünkü filmin büyük ölçüde beğenilmemesinin sebebi bundan kaynaklı. Film değil de tiyatro oyununun kameraya alınması gibi durması. Filmde veya oyunda sıkışmışlık, kapalı alan önemli. Bunu da filme uyarlayınca kısıtlı olması sahnede avantajken sinemada dezavantaja dönüşebiliyor. Bunun dışında müzik seçimlerinin bazılarının çiğ durduğu yorumuna da katılmak zorundayım. Sözlü müzik en fazla bir tane kullanılması daha uygun olurdu hiç kullanılması belki daha iyi çünkü ne filmin vermek istediği atmosfer ne de mesaj bunu kaldıracak durumda değil özellikle bu şekilde seçilen yol bu olunca. Bana gelirsek müzik (hepsini hesaba katmazsak) kapalı alanlar o sıkışmışlık ve kapana kısılmışlık hissini destekliyor. Dış mekan neredeyse hiç yok ve olanlarda kafe veya arabanın içi. Hüznün rengi mavi film boyunca baskın. Filme uyarlanırken daha farklı yöntemler belki düşünsek buluruz ama çok kötü bir film diyebileceğim kadar rahatsız etmedi. Film değil de dramadan uyarlama olduğu baştan beri belliydi. Sanırım filmin sıkıntısı da bu. Filmden çok tiyatro oyununun kameraya alınması hissi vermesi.


Eğer bunları bir kenara bırakırsak da ben filmi çok sevdim. Hem de baya sevdim. Oyunculuklar çok başarılıydı. Özellikle Lea Seydoux'a bir kez daha hayran kaldım. İzlediğim kötü filmi yok sanırım. Yer aldığı filmler hep başarılı. Bu filmdeki karaktere bürünüp oynaması çok ama çok güzeldi. Bu övgüleri tüm oyuncular içim rahatlıkla söyleyebilirim. Benim canım Marion Cotillard, Vincent Cassel ve Nathalie Baye başta olup Gaspard Ulliel de iyiydi :). Louis iyiydi de diğerleri çok iyiydi :). Kötü olduğundan değil yani :). Özellikle monologlarda ön plana çıkan bu oyunculuklar muazzam.

Filmi izlediğimde çok az yorum okudum etkilenmemek için ama bir oyundan yazıldığı belliydi ve bana direkt drama derslerimi özellikle çok sevdiğim bir hocamdan aldığım dersi anımsattı :). Ben de bu filmi biraz drama inceler gibi inceledim. Notlar falan çıkardım. Çok başarılı bir drama olduğunu düşünüyorum. Yukarıda zaten bunun artı ve eksisini yazdım.




Gelelim filmin konusuna; Louise yıllar sonra ölmek üzere olduğunu söylemek için ailesinin evine gelir. Bunca yıldır özel günlerde yolladığı kartposallar dışında ailesi ile iletişim kurmamıştır. En son küçükken gördüğü kız kardeşinin büyüdüğünü, abisinin ne eşini, ne düğününü ne de çocuklarını görmüştür; çocuklardan biri kendisinin adını taşısa bile. Bunca yıl sonra katedilen mesafeler bu aile ile Louise'in arasını böyle bir neden ötürü bile kapatabilecek midir işte sorularımızdan biri budur. Zaman geçer, insanlar değişir. En çok tanıdığını sandığın insanlar bile. Zaman da ne Louise'i ne de ailesini es geçmiştir. Yıllar içerisinde özlem, merak,sitem, kızgınlık ve kırgınlıkları da bugüne getirmiştir. İşte buluşulan bu sıcak günde, yenilen son yemekte herkes eteğindeki taşları dökmek için hazırdır. Yıllardır yokluğuyla bile var olan, "evin babası" rolünü bunca yıldır yanlarında olmasa bile üstlenen yapılanlar veya yapılmak istenenler için  onay beklenen Louise beklediğinden çok daha fazlasıyla karşılaşacaktır. Louise'in öleceğini bilmeyen ve ziyaretini dört gözle bekleyen ailenin geri kalan üyelerinin Louise'de söyleyecek iki çift lafı olacaktır.



İletişimsizlik, yabancılaşma, soyutlanma, sıkışmışlık, aidiyet ve yüzleşme gibi temaların ön plana çıktığı, çeşitli çatışmalar ve uzun monologlar filmin genelini kapsıyor. Yengesi Catherine ve kız kardeşi Suzanne onu ilk kez görürler ve tanışırlar. Kız kardeşi sadece ona anlatılardan oluşturduğu imajla gerçeğini bağdaştırmaya çalışırken onunla zaman geçirmek en iyi halini göstermek ister. Annesi en güzel kıyafetlerini giyip oğluna sevdikleri şeyleri hazırlar. Abisi her ne kadar uzun zamandır etrafta olmadığı için ona kızgın olsa da ondan gelecek adımları bekler. Catherine ise ona çocuklarını yani Louise'in yeğenlerini ve nasıl oğullarına onun adını verdiklerinden bahseder. Herkesin söyleyecek şeyi vardır. Loise annesinin dediği gibi iki üç cümleden başka bir şey diyemez. Herkes ona kaçırdıklarını anlatmak için can atar. Her ne kadar fazla heyecan onları farklı hallere soksa da iletişim kurmak için çabalarlar ama bir türlü karşılık bulmaz bu çaba. Cümleler ve hikayeler hep yarım kalır. Bazen anne bazen abi hikayeleri yarıda bıraktırırlar. İletişimsizlik ve yabancılaşma had safhadadır. Diyalogdan çok monologların ön plana çıkması da bu sebeptendir, karşılıklı konuşmaların hepsinin de tartışma olması gibi. Loise onlarlayken bile başka yerdedir. Bir türlü sohbetlere dahil olamaz ve kendini yabancı hisseder. Oraya ait değil gibi. 




Suzanne ona hayrandır. Hiç tanımadığı ama kan bağı olduğu ünlü bir abi. Makaleleri ve onun hakkında anlatılan hikayeleri olan ünlü bir abi. Kartpostal dışında kimseyle iletişim kurmamış. Mektup bile yazmamış sadece birkaç cümle. İletişim kurmak için daha fazlasına gerek görmemiş, abisinin düğününe gitmemiş, kendini tamamen soyutlamış ama ailenin her üyesinde kartpostal “koleksiyonu” olmuş biri Louise. Kız kardeşinin dediği gibi, insan postacının bile okuduğu bir şeyi yazmak, paylaşmak ister mi? İşte bu kadar uzak Louise ailesine ailesi de ona. İki şehir arasındaki mesafelerin kapanması onların arasındaki mesafeleri kapatmaya yetmez. Mesafeler beraber otururken bile somut ve görülebilirdir. Aynı oturma odasında oturmak bu uzaklığı dindirmez. Louise saatine bakar, uzaklara dalar. Sohbete dahil olmaz, dinlemez. Oraya ait değildir. Suzanne ona dair ortak özel bir anıya sahip olabilmek için adeta yalvarır ama Louise’nin başka dertleri vardır. Pişman olmak fayda etmez, onun pek fazla ömrü kalmamıştır. 




Abisi ona kızgın, onu bırakıp gittiği için, yalnız bıraktığı için. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Louise’nin iletişim kurmaya çalıştığı iki kelimeden fazla konuşmak istediği abisi onu reddeder. Her şey değişmiştir. Kimse kimseyi anlamaz. Varoluşsal sorunlar baş gösterir. Catherine, iletişim kurmaya çalışanlardan biri. Hiç görmediği kocasının kardeşi. Yokluğuyla bile yankı yapan bu insanın varlığı tüm aileyi etkiler. O iletişim kurmaya çalışır ama ayrıntıya dikkat edersek iletişim kurmada, konuşmada zorluk çeken birisidir. Cümleleri yanlış kurar ve kelimeleri yanlış seçer. Konuşma teşebbüsü hep birileri tarafından kesilir ama o yine de Louise ile tek konuşabilen kişidir. O da tam olarak ya kendisinden dolayı veya dış etkenlerden dolayı kesilir. Aile öfkelidir. Louise bu sıkışmışlık, yabancılaşma duygularını en derinden hisseder ve bu mekana da havaya da yansımıştır. Hava sıcaktır, adeta nefes alınamayacak kadar. Louis'de öyle bunalmıştır işte bu geçikmiş ziyaretten. Kendini oraya ait hissetmez artık, kaçtığı sıkışmışlık duygusunu yeniden hisseder. Louise kendini bu sorumluluk duygusundan ve sıkışmışlık hissinden kurtarmış başka yere gitmiştir ama aynı şeyi Suzanne yapamamıştır ve mutlu değildir. Abisine gıptayla bakar. Hayranlık besler ona karşı. Louise ise kimliğini rahat yaşayabildiği başka bir yerde yaşamayı tercih etmiş ailesiyle sınırlı sayıda iletişim kurmuştur. Peki aile daha onun varlığına alışamamışken yokluğuna hazır mıdır? Uzakta da olsa 'yaşadığını' düşünmek belki de daha az hasar bırakacaktır.

Dipnot: Görsellerin hepsi tarafımdan hazırlanmıştır.

26 Aralık 2015 Cumartesi

Xavier Dolan Sevmek

Ve ve ve canım canım, çok sevdiğim izlemekte geç kaldığım ama bir başlayınca hepsini izlemeliyim dediğim birçoğunuzun bildiği Xavier Dolan filmlerinden bahsedeceğim. Kendine has tarzı olan, son zamanların en başarılı yönetmenlerinden sayılan, film yapsa da izlesek artık dediğimiz bir yönetmendir kendisi. Yazmakta geç kaldığım gibi, hazırlaması da zahmetli olunca biraz paylaşmam uzun sürdü ama umarım değmiştir. Tüm fotoğrafları ve gifleri tek tek kendim hazırladım bu sefer. Daha önce belirttiğim gibi diğer yazılarda fotoğrafları genelde Google hazretlerinden alıyordum. Baya uzun gibi görünse de çoğu fotoğraf. Umarım sıkılmazsınız ve izlemediyseniz bir fikriniz olur siz de Dolan filmlerine bir göz atarsınız :).

Ben kronolojik olarak izledim filmleri (Bir tek Laurance Anyways'i en son izlemiş olabilirim), ve hep daha fazlasını izlemek istedim. Hepsini izlemem bir haftamı almamıştır herhalde. Velhasıl bu genç yönetmene ben de hayran kaldım. İlk filmi I Killed My Mother ile güzel şeyler yapacağının sinyallerini veren Dolan, Mommy ile zirveye ulaşır, en azından benim gözümde :). Aslında sadece benim gözümde değil Cannes Film Festivali'nde de jüri özel ödülü başta olmak üzere bir çok ödülü yazıyor hanesine. Tabi bu ilk Cannes ödülü değil. Daha önce de Laurence Anyways ile Queer Palm ödülünü alıyor. Kanadalı yönetmenin hemen hemen her filminde gördüğümüz kareler, teknikler, bazı ufak detaylar mevcut. Filmlerin ona ait olduğunu söylemek için adının yazmasına gerek yok bundan dolayı. Benim gözüme çarpan bazı detayları tek tek paylaşacağım, filmleri incelemek yerine. Belki başka bir gün ayrıca incelenebilir tabi ama şimdilik bu güzel detaylarla Dolan filmlerine bir göz atalım. 

1. Oyuncu olarak Dolan


Oyuncu olan ve ses dublajı da yapan Dolan beş filminin üçünde başrolü kimselere vermiyor. İyi de yapıyor aslında hele ki otobiyografik özellikler de içeren ilk filminde kendisinin oynaması gayet iyi de olmuş. 



Ve en sevdiğim film sıralamamda ikinci sırayı Annemi Öldürdüm ile paylaşan, Heartbeats'de yine kendisini görüyoruz. 



Ve bir diğer filmi, bir tiyatro oyunundan uyarlama ki benim sıralamam da en altta kalıyor ama asla kötü değil Tom Çiftlikte'de de yine kendisini başrolde görüyoruz. En alt sırada yer almasının sebebi şu saman saçları da olabilir tabi :).


Ve sadece bir görüneyim de benim filmim olduğu belli olsun dediği, Laurence Anyways'de sigarasıyla bir görünüp kaybolur.


2. Anneler, annelerimiz


Dolan'ın her filminde küçük de olsa büyük de olsa anneler ve anne-oğul ilişkisi önemli yer taşır. filmlerinin üçünde anne karakterini vazgeçemediği oyunculardan biri olan ve oynadığı her filmde bu rolü canlandıran öyle bir kadın var ki, müthiş oyunculuğuyla her filmde yok artık dedirtir. Ve hepsinin karakter olarak ortak özellikleri olsa da asla ben aynı kişiyim demez. Ufak da olsa başrol de olsa hepsinin altından ustalıkla kalkar. Bu güzel oyuncunun ismi ise Anne Dorval.

İlk filmde isminden de anlaşıldığı üzere, anne oğul ilişkisi ön planda olan bu filmde, Anne Dorval ustalıkla bu rolün hakkını veriyor.


Heartbeats'deki ufacık rolüyle bile ben buradayım diyor.



Ve ve en sevdiğim, müthiş Mommy filmindeki anne karakterini tabi ki bu kadar referanstan sonra başkası oynayamazdı herhalde.



Tom Çiftlikte filminde de yine önemli bir role sahip bir diğer Dolan annesi ise Lise Roy.


Ve son olarak Laurance Anyways filminde anne rolü Nathalie Baye'nin ellerine teslim ediliyor.


3. Eller ve sigaralar


Sanırım her filminde sigaranın göz önünde olmasının açıklaması Heartbeats filmindeki Marie'den dinlediğimiz bu müthiş replik olsa gerek.

I love to smoke. Smoking a cigarette is like... forgetting. When I hit rock bottom, it's all I have. Light up, smoke up, shut the fuck up. It hides the shit. The smoke... hides... the shit. There's menthol and vanilla. Some people like 'em. Menthol cigarette. Vanilla cigarette. Chocolate cigarette. Cigarette cigarette. Cigarettes clearly keep me from going crazy. Keeps me alive. It keeps me alive until I die.

Sigara içmeyi seviyorum. Sigara içmek sanki... unutmak gibi. Dibe vurduğumda sahip olduğum tek şey odur. Yak, içine çek ve sesini kes. Her şeyi saklar. Mentollü ve vanilyalı sigaralar var. Bazı insanlar sever. Mentollü sigaralar. Vanilyalı sigaralar. Çikolatalı sigaralar. Sigaralar sigaralar. Sigara kafayı yememi engeller. Beni hayatta tutar. Beni hayatta tutar, ta ki ölene kadar.












4. Aynalar


Her filminde bir ayna metaforu görürsünüz. Özellikle dikiz aynalarından yakaladığımız bakışlar önemlidir. Laurence Anyways filminde iki kişinin yüzünü kamerada direkt görmek yerine, gerçeği öğrenen Fred karakterinin yüzünü dikiz aynasından görmek etkileyicidir.

I Killed My Mother

Heartbeats
Hearbeats
Mommy

Tom at the Farm


   


                                                     







5. Vazgeçemediği Oyuncular


Dört filminde de boy gösteren Anne Dorval birinciliği kimselere kaptırmıyor, Dolan'ın kendisinden bile daha çok filmlerinde var ama tabi ki tek vazgeçemediği oyuncu o değil :). Hepsi birbirinden başarılı bu oyuncuları en az iki filminde konuk oyuncu olarak olsa bile görmek mümkün.

Niels Schneider



Monia Chokri 


Suzanne Clément



Antoine-Olivier Pilon


6. Resimler, Tablolar


Karakterleri çekerken arkalarında bir resim, tablo görmek mümkün. Özellikle I Killed My Mother filminde bolca tablolar görmek mümkün. Bazen oyunculardan çok o resimlere odaklanırız.

I Killed My Mother

Heartbeats

Resimlere bakınca anlıyoruz ki çığlık da önemli :). Karakterlerin çığlık atmak isteyip bir sigara yaktığı anlar yerine olsa gerek :).




Ve bol resimli ilk filminde en sonunda karakterlerin doğayla beraber bir resim, tablo oluşturması da paha biçilemez :).






7. O Zaman Renk O Zaman Dans

Her filminde bir club havası olmadı bir evde veya işte yapılan bir dans hep mevcuttur.





8.Su Metaforu


Su bildiğiniz gibi arınmayı, temizlenmeyi temsil eder. Her filminde de yine ıslanan karakterler görebiliriz. Kimi zaman yağmurda kimi zaman duşta ıslanan karakterler var.

Heartbeats

Mommy

Tom at the Farm

I Killed My Mother

Laurence Anyways
Mommy

9. Mutfak, Sofralar


Bir nevi ailenin temsilidir. Tüm ailenin yemek için toplandığı, sohbet ettiği (ki genelde tartışıyorlar :)), beraberliği temsil eden sofralar ve mutfak görmek mümkün.











10. Müzikler


Ve işte bir yönetmeni gösteren en güzel şeylerden biri olan müzik seçiminde Dolan her zaman tam puan alır. Aşık olur, film bittikten sonra filmin de etkisiyle tekrar tekrar dinlersiniz. Filmlerindeki dans sahneleri dışında da efsane müzikler yer alır onlardan birkaçı.