9 Ağustos 2018 Perşembe

Mim: Yaz Abur Cuburu #2018

Merhaba :). Geçen sene yaptığımız (bakınız: Yaz Abur Cuburu) bu mim neden bir gelenek haline gelmesin? 2018 yazının ritmini de bu yıl bloglarda belirleyelim :). Bu yıl da yeni şarkılar keşfedip en çok dinlediğimiz şarkıları paylaşalım. İşte benim listem :).


1. Yazın çıkan çok sevdiğin sanatçıdan/gruptan bir şarkı


Albümde beni ilk yakalayan şarkı olabilir. Güzel :).

Arctic Monkeys - Four Out of Five 



2. Bu yaz en yeni keşfin


Eski bir albüm ama benim keşfim yeni oldu; The Organ - Grab That Gun albümü. Beni müthiş heyecanlandırdı bu keşif ve aşağıdaki şarkı da benim takılı plak gibi tekrar tekrar çaldığım bir şarkı. Morrissey'e adanmış bir şarkı olduğu söyleniyor (Steven, Morrissey'in ön adı; Smith efsanevi grubu The Smiths'ten) ki şarkıyı dinlerseniz "There is a light never goes out" hemen aklınıza düşecektir. Maalesef bu grup bu albümle kariyerlerini zirvede bırakmış, ilk ve tek albümleri :/. Kısacası şiddetle önerilir.

The Organ - Steven Smith


3. Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı


Ezhel'i çok seviyorum ve bu şarkıya eşlik etmeyi de çok seviyorum. Çıktığı günden beri sürekli dinledim.

Ezhel - Kazıdık Tırnaklarla



4. Bu yaz en çok duyduğun şarkı/albüm


Yıldız Tilbe seviyorum. "Yıldızlı Şarkılar" albümü de bu yaz her yerde en çok dinlediğimiz albüm olsa gerek. Bu şarkı da sanırım en çok çalan şarkılardan biri ki ilklerde o kesin :). Sevdim ben de, daha bıkmadım :). Yabancı versiyonu için de Drake - In My Feelings (Kiki do you love me?) diyorum dansıyla beraber :).

Aleyna Tilki - Yalnız Çiçek




5. Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçemediğin şarkı


Yani yazı kışı yok aslında ben genelde eski şarkılar dinliyorum yenileri dinlesem de. Şu aralar Barış Manço'nun eski albümlerine takığım, onlardan bir tane paylaşayım. Az bilinenlerden :).

Barış Manço - Bahçede Hanımeli



6. Sence bu yazın en favori hiti


Ben yine geçen sene ki gibi Dua Lipa eşliğinde bir Calvin Harris şarkısı seçeceğim. Yazın en çok dinlediklerimden, eğlenceli hareketli güzel bir yaz şarkısı. Dua Lipa'ya zaten bayılıyorum, kendi albümünü de çokça dinledim.

Calvin Harris ft Dua Lipa - One Kiss



7. Senin bu yazını anlatan bir şarkı


Yani ne desem nasıl desem bilemedim ama bu şarkı olabilir gibi :).

"One day, maybe next week"

Blondie - One Way or Another





Mimliyorum tabi ki müzisyen bloggerımız Ezgi'yi, müzik gurusu Zihnin Arka Sokakları'nı, albüm yorumlarıyla Sibelynka'yı, müzik sevdalısı Momentos'u, her yayınında şarkı paylaşmayı unutmayan Dr. Coffee'yi, müzik ağacı Mariposa'yı, müzik aşığı Deeptone'u ve müziksever herkesi :).

Siz de arkadaşlarınızı mimlemeyi unutmayın, bloggerların "Top Ten"'ini belirleyelim :).
Devamını Oku »

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Altı Ahlak Hikayesi - Eric Rohmer (Seri Filmler #8)

Hiç Rohmer izlediniz mi? Ben izledim ve ondan sonra bulabildiğim tüm filmlerini izleyene kadar rahat edemedim. Onun o yazlık evleri, kadın erkek ilişkileri, anlatımı, mizahı ya da sorgulamaları beni peşinden sürükledi ve bırakamadım. Eric Rohmer'ın birçok serisi var ama filmlerine en kolay ulaşılan ve içinde kendisinin tanınmasını sağlayan filmlerinin olduğu seri "Six Moral Tales" yani "Altı Ahlak Hikayesi"'dir herhalde. Bu seride; protagonistlerin inandıkları değer yargıları, hep bir kadın tarafından sınanır. Peki bu kadınların, onların aklını çelmesinden dolayı mı yoksa inandıkları değerlere bağlılıklarının zayıflığından mı ya da başka bir neden mi? Bu ve bu gibi soruların cevapları filmlerde ve sizde saklı. 6 filmden oluşan bu seride her filmden kısa kısa bahsettim ve sevdiklerimi de sıraladım. Peki sizin favorileriniz hangileri?


The Bakery Girl of Monceau (1963)



Altı Ahlak Hikayesi'nin başlangıcı bu kısa siyah beyaz filmde evleneceği kadını bulan genç bir hukuk öğrencisi, onu ararken geçirdiği zamanda çapkınlık yapmayı ihmal etmez. Seriye güzel bir giriş ve aslında bizi neler beklediğine dair genel bir bilgi veriyor Rohmer burada protagonistin dış ses olarak anlatımıyla. Filmin en başındaki anlatıcının tasvirleri de sanki bir kitap okuyormuş hissi veriyor.

Suzanne's Career (1963)



Bertrand'ın Guillaume ile arkadaşlığı Suzanne'ın hayatlarına girmesiyle değişir ve bize Rohmer 54 dakikalık siyah beyaz bir seyirlik sunar. Yine kitap okuyormuş hissi veren anlatıcı, dış ses bu filmde de var.

My Night at Maud's (1969)



Pascal okuduysanız filmde eminim benden daha çok mana bulacaksınız lakin okumasanız bile birçok anlam bulacağınız bu filmde; Katolik (canımız Jean - Louis Trintignant) Jean- Louis; kızıyla beraber yalnız yaşayan Maud ile bir gece geçirir ve inandığı değerleri bir kez daha sorgular.

La Collectioneuse (1967)



Tatile arkadaşının yazlığına giden Adrien, yazlıkta sanatçı Daniel ve ara sıra gidip gelen Haydee ile bir nevi ev arkadaşı olur. Çokça ikonik görüntülere sahip bu film sizi mest edecek.

Claire's Knee (1970)



Evlenmek üzere olan Jerome, yazlıkta karşılaştığı yazar arkadaşının kobayı olmayı kabul eder ve arkadaşının evinde kaldığı üvey kız kardeşlerle iletişim kurar.

Love in the Afternoon ( 1972)



Evli mutlu çocuklu Frédéric, eski arkadaşının eski sevgilisi Chloé'nin ani ziyaretiyle öğleden sonraları farklı bir anlam kazanır. Yine serinin adının hakkını veren güzel bir son ahlak hikayesi.

Bu seride en beğendiklerime göre sıralamam aşağıdaki gibi. Eğer siz de izlediyseniz kendi listenizi benle paylaşmayı unutmayın, sinemayla kalın :).

1. Koleksiyoncu Kız (Açık ara serinin en iyi filmi)

2. Öğleden Sonra Aşk

3. Maud'la Bir Gece

4. Suzanne'nın Kariyeri

5. The Bakery Girl of Monceau

6.  Claire'in Dizi
Devamını Oku »

29 Temmuz 2018 Pazar

ÖNERİ MAKİNESİ 5 YAŞINDA!!!


Merhabalar, nasılsınız? Öneri Makinesi 1 yıl daha sizlerle güzelce yaşlandı :). İstikrarlı olduğum üşenmediğim nadir belki de tek şey olan blogumun yeni yaşı kutlu olsun :). Adet bozulmasın bir çekiliş yapayım ama ne yapayım diye düşünüyordum ve bu sefer kendi aramızda bunca yıldır beni okuyan takip eden ve yorumlarını esirgemeyen arkadaşlarımdan isteyen ilk üç kişiye kartpostal atayım dedim. Kartpostal almayı çok seviyorum belki aranızda benim gibi sevenler vardır. Tek yapmanız gereken istediğinize dair bir yorum bırakmak :). Hatta bana biraz yardımcı olmak adına ne tür kartlar sevdiğinizi yazarsanız elimdeki kartlardan ona göre seçmeye çalışırım :). İstemeseniz bile yorum yaparsanız sevinirim tabi :).  Mesela en ilginç ya da güzel bir anınız varsa blogla ilgili güzel olur :). Kötü bir anı olmadığını umuyorum tabi, hahaha :).



Bu sene de böyle bir çekilişle kutlamak istedim, umarım nice beş yılları kutlarız beraber :). 

Kendinize iyi bakın, öneri makinesiyle kalın :).


Dipnot: Fotoğrafların hepsi bana aittir. Bana gelen veya gönderdiğim kartpostal fotoğraflarını içerir. 
Devamını Oku »

17 Temmuz 2018 Salı

The End Of The F***ing World


İngiliz yapımı adı güzel soundtracki ondan da güzel, adının yazıldığı fon şeklinin ekrana baskısı bile güzel dizi gibi dizi mini gibi mini çizgi romandan uyarlanan mükemmel bir ergen, kara komedi, yol hikayeli bir mini dizi.


Aslında bu yazdığım giriş yazısı baya açıklayıcı olsa da bu güzelim mini diziye, yine de çokça üzerine konuşmak istediğimden daha ayrıntılı bahsetmek isterim, elimden geldiğince izlemeyenler için tadını kaçırmadan.

Charles Forsman'ın çizgi romanından uyarlanan bu dizi, psikopat olduğunu düşünen James ile insanları sinir etmek konusunda doğal bir yeteneğe sahip boğazına düşkün Alyssa ile Alyysa'nın babasını aramak için yola çıktıkları bir yol hikayesi. Toplamda aşağı yukarı iki buçuk saatlik sürede derdini o kadar güzel anlatan bir dizi ki benim gibi filmmiş gibi art arda diziyi sömürüp bitirebilirsiniz ya da tadımlık izlenebilir ki tavsiye etmem. Bir çırpıda bitirin beya.


Unutmayalım ki bu dizi sadece komedi ve dramıyla ilerleyen bir ergen dizisi değil. Suç ve kara komedinin içinde olduğu bir dizi ki bu diziyi daha da ilginç kılan; her şey güzel giderken bir anda ne olduğunu bize hatırlatıp yüzümüze tokat çarpan da bu dizi (bayılırım).

Bu diziyi güzel yapan en önemli etkenler tabi ki karakterleri çok iyi yansıtan başrol oyuncuları Jessica Barden ve Alex Lawther. Ergenlik çağındaki bu iki aykırı gencin çıktıkları yolda geçirdikleri değişimi o kadar güzel oynuyorlar ki bu diziyi daha üst seviyelere çıkarıyor. Tabi değişime uğramamış katıksız ergenlikleri de kabulüm çünkü "aşırı eğlenceli" tipler. Sonuç olarak müthiş iş çocuklar. Bir de dizide bir dedektifimiz Eunice (Gemma Whelan) var ki kendisine ayrı parantez açıyorum bu iki karakter dışında öne çıkan bir oyuncu. Kadronun geri kalanını harcamayayım hepsi güzel iş çıkarıyor ama laf aramızda bu üçünü çok sevdim :).


Bir diğer güzellik dizinin soundtracki. Müziklerini Graham Coxon yapmış ki çok güzel yapmış ama onun dışında seçilen şarkılar o kadar güzel ki tekrar tekrar açıp o sahneleri hatırlayıp hüzünlenmelik. Malum yol hikayesi ve güzel müzik yolların olmazsa olmazıdır. The End Of The F***ing World ekibi de bu işin altından güzel kalkmış.

Filmde benim özellikle sevdiğim kısım dizinin 1998 2008 2018'de de geçse zamanın etkilemeyeceği bir görüntü ve içeriğe sahip olması. Filmdeki bu zamansızlık bana sürekli film eski zamanlarda geçiyormuş hissini verdi (error) ki bayıldım bayıldım. Seçilen şarkılar, kıyafetler ve arabalarla o ruh beslenince tadından yenmez olmuş. İlk bölümlerde Alyssa'nın telefonu yere fırlatıp parçalaması da dizinin bu konudaki tavrını ortaya koyuyor gibi.


Charles Forsman'ın çizgi romanından uyarlanan bu mini diziye ben bayıldım. Birçok insan da bayılmış olacak ki dizinin yaratıcılarını ikinci sezonla darlamışlar ve Netflix ile görüşüyorlarmış. Çizgi roman bittiğinden yeniden yazma ve o ruhu koruma bakımından ikinci sezonu nasıl yapacaklarını düşünseler de kitabın aksine (herhalde içten içe ya tutarsa diye düşünüp) biraz da olsa ucunu açık bırakmışlar ki bence müthiş bir sondu. Yani sonuç olarak ikinci sezon gelebilir bence gelmemeli lakin gelirse ilk izleyenlerden olurum şüphe yok (error 2). Sevdim diziyi çok sevdim, düşündükçe içim daralıyor veya mutlu oluyorum gülüyorum. Bence zirvede bırakmalı ve yapacakları ikinci sezonun berbat olma ihtimaline karşı bizi bu güzel sonla kutsamalılar, amen.

Devamını Oku »

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Sevgili Güllük #5 (Üç)

Bugün bu şarkıyı üçüncü kez farklı soundtracklerde dinleyince (ikisi bugün; ilk duyup aşık olduğum yıllar önce)...

"I wonder why we came"

Brian Eno - By This River


Devamını Oku »

1 Temmuz 2018 Pazar

Her Şerde Vardır Bir Hayır (HP Yazı Serisi)


Harry Potter ve Sırlar Odası'nda, dönemin başında Dobby, Potter'a Hogwarts'a gitmesin diye etmediğini bırakmadı. Tabi ki iyi niyetinden ve Potter sevgisinden lakin bu Potter'ın başına işler açılmayacağı ya da kötülüklerden korunduğu anlamına gelmedi. Nitekim, okula gitmek için babasının arabasını kullanan Ron ile beraber birçok muggle tarafından görülmeyi, cezaya kalmalarını ve Mr. Weasley'i işinde zor duruma sokmanın dışında şamarcı söğütten birkaç şamar yemeyi de ihmal etmediler bu Hogwarts yolunda. Bu şamar oğlanlarına dönme yolunda Ron, Harry'den biraz daha fazla şamar yemiş olacak ki asasını da bu şamarların birinde bir şekilde kırar. Arkadaşlarından ödünç aldığı seloteyp ile ne kadar bantlamaya çalışsa da zaten pek parlak olmayan ama kötü de diyemeyeceğimiz öğrencilik hayatı bu kırık asayla hiç de kolay olmamaktadır. Bütün sene boyunca hem arkadaşlarını hem kendini bu asayla çokça yoran (Malfoy'a yapacağı sümüklü böcek büyüsünün kendin ettin kendin buldun gibi ters tepmesi) Ron'un asası dönem boyunca şer gibi görünse de Malfoy ile olan olayda bize ipucunu verir ve bizi farklı olaylar bekler.


Şöyle ki en iyi tebessüm ödülünü kazanmış (diğer ödüllerini uygun saymayı görmedik ama bir büyü var ki o konuda hakkını yazımızın ilerleyen bölümlerinde vereceğiz) KSKSD öğretmenlerinden (ki o öğretmenler konusunda da şurada gerekli bilgileri vermiştik) Gilderoy Lockhart ile açılan sırlar odasına olan profesörün gönülsüz yolculuğunda Ron ve Potter, Profesör'ün hem tüm üçkağıtlarını öğrenir hem de bu küçücük ikinci sınıf öğrencilerine de bulduğu ilk fırsatta, buluşlarını ve maceralarını çaldığı diğer büyücülere yaptığı aynı büyüyü yapmaya niyetlenir. Niyetlenir niyetlenmesine de o hengamede Profesör Ron'un asasını ele geçirir. Eh tabi siz hemen anladınız neler olabileceğini, lakin Lockhart birçok şeyden habersiz yapacağı büyünün ve elde edeceği süksenin ışıltısıyla büyülenmişken Ron'un asasıyla yaptığı unutturma büyüsü ters teper ve bir kez daha başka büyücülere yaşattığı o büyüyü ömrünün sonuna kadar kendisi taşır (bakınız ikinci kendin ettin kendin buldun vakası, Ron'un kırık asasının gizli görevi bu herhalde). Ya işte böyle, kimse ne kibre kapılsın elde ettiği güçten ne de diğeri üzülsün şer gibi gelenden, zamanın daima farklı bir yorumu vardır :).

Devamını Oku »

21 Haziran 2018 Perşembe

Haziranın Getirdiği Güzel Melodiler (Abur Cubur #44)

Bugün benim doğum günüm, yupppiii :). Yılın en sevdiğim günü, yılda en az dört kere (her mevsim bir kere) kutlamak isterim şahsen :). Sizlere bol bereketli haziran ayında çıkan takip ettiğimiz isimlerden mini bir liste bırakırken doğum günü hediyem olarak da (yüzsüzüm çünkü) her yoruma bir şarkı istiyorum :). Bana yeni eski uzun kısa çok sevdiğiniz bir şarkıyı yollayın :). Çekinmeyin çekinmeyin, her şarkı bir kutlama bir dilek <3. Sizleri seviyorum <3<3<3.

1. Mabel Matiz - Maya 


Albüm Spotify ve Apple Music'de. Henüz video yok önceden yayınlanan singlelar dışında ama Mabel severlerin memnun kalacağı güzel bir albüm. Üstüne koya koya güzel albümlere devam :).


2. The Carters - Apes**t 


Tek yayınlanan video, albümü Spotify ve Apple Music'de dinleyebilirsiniz. Beyonce ne yapsa sevme eğilimim var :).



3. Chromatics - Blue Girl 


Sevdik <3.



4. Melody's Echo Chamber - Shirim 


Sonunda beklediğim albüm geldi :).



5. Ezhel - Kazıdık Tırnaklarla


Bayıldım <3.



6. Lykke Li - Deep End 


Çohoş.


7. Kanye West - Yikes 


"I hate being Bipolar, It is awesome" :) :).

Devamını Oku »

12 Haziran 2018 Salı

Limonata Tadında Film Maratonu


Yazın sıcaklarında buz gibi limonataya kim hayır diyebilir ki ben kimim hayır diyeceğim :). Çocukluğumdan beri limonata aşığı biri olarak nanelisine, çileklisine, klasiğine bayılırım, yeter ki el yapımı olsun :). Sevgili Engineering Vibes ve Thesaglams limonata tadında bir film izleme maratonu başlattı; 2016,2017,2018 yılları arasında çıkan seçtiğimiz 30 filmi 9 Haziran ve 9 Eylül arasında izleyeceğiz :). Film listesi yapmayı ve sonra ona uymamayı çok severim, yaptığım diğer listelerde olduğu gibi :). Bu maratonun güzelliği sürenin uzun olması ve ben her zamanki gibi kendime çok güveniyorum :).



Bu üç yıl içinde çekilen ve benim izlemediğim filmlerin bazıları aşağıda. Halihazırda 2018 devam ettiğinden bu yıl izlemek istediğim binlerce filmden bazıları gösterime girmedi haliyle; lakin süper filmler bu yıl da bizi bekliyor. Liste genelde erişilmesi kolay ve izlemekte geç kaldığım filmlerden oluşuyor. Aa hala izlemedin mi bu filmi ne ayıp demek serbest ya da çabuk bu filmden başla durman kabahat demek de :).



Ola ki bu üç yıl içerisinde çekilen bir film izlersem film değiştirme hakkımı saklı tutarım çünkü bu maraton bitecek :).

1. Ahlat Ağacı - Nuri Bilge Ceylan (2018)

2. Annihilation - Alex Garland (2018)

3. Red Sparrow - Francis Lawrence (2018)

4. In the Fade - Fatih Akın (2017)

5. Oh Lucy - Atsuko Hirayanagi (2017)

6. How To Talk Girls at Parties - John Cameron Mitchell (2017)

7. Molly's Game - Aaron Sorkin (2017)

8. Happy End - Michael Haneke (2017)

9. Lucky - John Carroll Lynch (2017)

10. The Little Hours - Jeff Baena (2017)

11. The Killing of a Sacred Deer - Yorgos Lanthimos (2017)

12. 120 battements par minute - Robin Campillo (2017)

13. Loveless - Andrey Zvyagintsev (2017)

14. I, Tonya - Craig Gillespie (2017)

15. Song to Song - Terrence Malick (2017)

16. The Square - Ruben Östlund (2017)

17. Wonderstruck - Todd Haynes (2017)

18. Jupiter's Moon - Kornél Mundruczo (2017)

19. Get Out - Jordan Peele (2017)

20. On Body and Soul - Ildiko Enyedi (2017)

21. Faces Places - Agnés Varda, JR (2017)

22. Mother - Darren Aronofsky (2017)

23. A Ghost Story - David Lowery (2017)

24. Throughbreds - Cory Finley (2017) 

25. A Fantastic Woman - Sebastian Lelio (2017)

26. La Fille Inconnue - Luc Dardenne, Jean - Pierre Dardenne (2016)

27. Divines - Uda Benyamina (2016)

28. Don't Think Twice - Mike Birbiglia (2016)

29. Nocturnal Animals - Tom Ford (2016)

30. Joshy - Jeff Baena (2016)

Dipnot: Listeyi bitiremeden ve yayınlamadan listede olan üç filmi izledim ve onları listeden çıkartıp tekrardan film seçmek zorunda kaldım. Daha fazla yazıyı yayınlamadan film izlememek için günümün önemli bir kısmını listeye harcadım yoksa olacak kısır döngüyü fark ettiniz sanırım :).
Devamını Oku »

10 Haziran 2018 Pazar

Kitaplar Kalbimden Vurur #mim

Uzun bir aradan sonra bir mim yazısından herkese merhabalar :). Sevgili Eslem ve İlkay blogdaşlarım beni de unutmamış ve bu tatlı mime davet etmiş, sorular da çok güzel ben de ilk fırsatta yapıverdim :). Bu arada ilk kez iki kişi tarafından bir mime davet edildim, aşırı mutluyum. Ekstra motivasyonla yaptım mimi :). Bu aralar çok yoğun olduğumdan birçok konuda birçok şeyden uzak kaldım, yazılarınızı da pek okuyamadım ama çok güzel de bir maraton başladı, onun için de liste hazırladığımı ve yakında paylaşacağımı belirteyim :). Hadi başlayalım :).

Bu resim sizce de çok güzel değil mi?


Eslem'in yazısı burada.
İlkay'ın yazısı burada. 
Mimi başlatan blogdaşımın yazısı da burada :).


1. Okumayı size sevdiren ne oldu?


Aklımda kalan en belirgin anı, 13 - 14 yaşlarımda bir yaz günü annemin elime Robinson Crusoe'yu tutuşturup oku demesiydi. Ben de kitabı okumaya başladım ve annem önlenemez bir kitap kurdu yarattı :). O günden sonra geceleri yeter artık uyu gözlerin bozulacak dediği çok oldu tabi :).

2. Hiç bir kitabı sayfalarını çevirerek biriyle okudunuz mu?


Okul sıralarında hayal meyal hatırlıyorum ama hoşlanmadığımı da hatırlıyorum :). Karşıdaki ya önce bitirir ya da sen önce bitirirsin falan sıkıntı :).

3. Yolculuğa giderken yanınıza kaç kitap alırsınız?


Çantamda nereye gidersem gideyim okuyacak fırsatım olsun olmasın mesafe kısa da olsa bir kitap olur. Yeni yeni de otobüs veya sıra beklerken bile okuma alışkanlığı edinmeye başladım. Kısa veya uzun mesafe olsun otobüste kitap okuyamam, midem bulanır. Yolculuğa çıktığımda da çok fazla kitap almıyorum gideceğim yerde genelde kitap okumaktansa gittiğim yeri dolu dolu yaşamak için genelde götürdüğüm kitaplar okunmamış olarak geri dönüyor. O yüzden az kitap alırım ve eğer okuyacak fırsatım olursa elimdeki kitap bitsin bitmesin zaten oradan da güzel bir sahaf ya da kitapçı gördüm mü illa ki kitap alıyorum :).

4. Asla okumam dediğiniz kategori nedir?


Asla dememek lazım, büyük konuşmaktan da elimden geldiğince kaçınırım. Hiç olduğu tarafa bakmadığım kitaplar var ama akıcı olan her kitabı okurum :).

5. Kitaplarınızı renklerine göre mi alfabeye göre mi sıralarsınız?


Yazarlarına ve yayınevlerine göre sıralarım. Mesela sevdiğim yazarlar; Alper Canıgüz, Richard Brautigan, Yalçın Tosun gibi her kitabını okuduğum yazarlar tek bir sıradadır. Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Kara Kule gibi seriler de aynı şekilde. Onun dışında kendi tarzı olan yayınevleri mesela Can Yayınları ve YKY kitapları hep yan yanadır onları tek sıra halinde görmek hoşuma gider :). Can Yayınları'nın beyaz kapaklarını çok ama çok severim, onlar eski yeni hep yan yanadır :). İngilizce kitapları da beraber dizerim, takas için ayırdığım kitapları da ayrı koyarım. Onun dışında okuduğum ve okumadığım kitaplar sıram da var, böylece moduma göre okumak istediğim kitabı rahatlıkla seçip okuyabiliyorum :). Biraz karışık olsa da kendime ait bir sistemim var kitaplığımda :).

6. Okurken size eşlik edecek bir hayvan ister miydiniz?


İstemek ne kelime bayılırdım, köpeğim olsaydı. Hatta ona bile okurdum anında sevdiğim alıntıları :). Canım gelecekteki köpeğim şimdiden çok seviyorum seni :)<3.

7. Bookstagram olarak kendi özgün stilinizi oluşturduğunuzu düşünüyor musunuz?


Hehehe, ben bookstagram olarak paylaşımdan çok snailmail (snailmail nedir bakınız) veya el işlerimi paylaştığım için öyle bir stilim de yok :). Çok nadir kitap paylaşıyorum, sadece hikayelerde okuduğum kitapları paylaşıyorum ama onu da unutuyorum bazen :). Okuduğum kitapları en güzel Goodreads'te paylaşıyorum beni oradan takip edebilirsiniz, tıktık :). Instagram'da da çoğunlukla kağıt işleri paylaşsam da okuduğum kitapları da paylaşmaya çalışıyorum beni oradan da takip etmek isterseniz tıktık.

Mimliyorum bu mimi yapmayan ama yapmak isteyen herkesi :).
Devamını Oku »

20 Mayıs 2018 Pazar

Avcısını Taşıyan Ceylan - Erkan Aslan

Uzun uğraşlar sonu alabildiğim ve geçtiğimiz günlerde okuduğum bu kısacık öykü kitabı gerçekten uğraştığıma değdi. Hem yazarıyla tekrardan sohbet etme şansı yakaladım hem de güzel bir öykü kitabı okudum :). Yazarın ilk ve şimdilik tek kitabı Avcısını Taşıyan Ceylan, ne anlattığından çok nasıl anlattığı ile okuyucuyu etkisini alan kitaplardan. Tabi boş şeyler anlattığı izlenimi vermesin size aksine anlattığı şeyi o kadar güzel anlatıyor ki yazar, öyküler sizi sadece hikayesiyle değil anlatım şekliyle daha da çok etkiliyor.



Bu kitapta beni en çok etkileyen öyküler; Avcısını Taşıyan Ceylan, Esirgenen ve Annem Harikalar Diyarında oldu sanırım. Diğer öyküleri de çok sevdim ama bu bahsettiğim öyküler özellikle beni çok etkiledi. Aynı zamanda kitaba adını veren ilk öyküde bir insanın en temel ihtiyaçlarından olan beslenmenin bir çocuğun, yoksulluğa bir de annesinin çaresizliği eklenecek diye duyduğu utanca; göç sebebiyle "uzak"ta yaşayan babanın yokluğu eklenince öykünün sizi hüzünlendirmemesi elde değil. Yazar da bunu o kadar güzel anlatıyor ki öykü sizi alıp başka yerlere götürüyor.

Bu tadımlık özetten sonra size tabi ki bu kitabı önerir, özellikle öykü severlerin şiddetle bu kitabı okumasını tavsiye ederim. Benim gibi Alakarga'dan bulmanız zor olabilir ama Dedalus'tan yeniden yayınlandığını belirteyim. Edebiyatla kalın :).
Devamını Oku »