inceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
inceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2019 Perşembe

Nebula - Tarık Aktaş (2019)

Öneri Makinesi

Nebula, çok sevdiğim, her önerisini bir kenara yazdığım, film zevkimizin aşırı uyuştuğu ve film zevkine güvendiğim Melikşah Altuntaş'ın bu filmi sinemada izleyin önerisiyle gidip gördüğüm bir film. Locarno Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Film Festivali'nden ödülle dönen Nebula filmini izlemek gerçekten farklı bir deneyim ve sırf bunun için bile izlenilebilir.

Hay'ın çocukluğunda ölü bir atı görmesinden sonra kurban edeceği hayvanı keserken kendi bacağını kesmesiyle devam eden alıştığımız bir olay örgüsüne sahip olmayan bir film. Filmde Hay'ın çocukluğundan kısa bir kesit izledikten sonra günlük hayatından kısa anılar izliyoruz aslında. Doğa ve insan; ölüm ve yaşam filmde iç içe geçiyor. Mekan olarak da kah ormanda kah deniz kenarında Hay ile beraber geziniyor ve ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgiye bakıyoruz.

Öneri Makinesi

Oyuncuların o yöreden seçilmesi ve hemen hemen hepsinin daha önce hiçbir oyunculuk tecrübesi olmaması özellikle tercih edilmiş ki bu doğallık da filmde farkını hissettiriyor. Filmin sonunda çalan müziği ve afişini de çok beğendiğimi belirtmeden geçmeyeyim. Herkesin farklı anlamlar çıkarabileceği yoruma açık bir film olan Nebula'yı klasik film anlatısından sıkılanlara öneririm. Sinemayla kalın.
Devamını Oku »

21 Mayıs 2019 Salı

Saf - Ali Vatansever (2019)

Öneri Makinesi

"El Yazısı" filmiyle acı tatlı hikayeler anlatan Ali Vatansever bu sefer güncel sorunlardan birini baş role almış. Toronto Uluslararası Film Festivalinde gösterilen film, Palm Springs Uluslararası Film Festival'den de ödülle döndü.

Dönüşüm üzerinden anlatılan bu hikayede mahallelerindeki kentsel dönüşüm projesi dolayısıyla evlerini kaybetme riski olan evli genç bir çifte odaklanıyoruz. Kamil adalet duygusu yüksek, iyi niyetli işsiz genç bir adamdır. Remziye ise kocasını sürekli alttan alan çalışan genç bir kadındır. Kamil'in parasını denkleştiremediği kursu alamadığında zar zor bulduğu işini kaybetme tehlikesi ile yüzleşir. Bu durum da Kamil'in dönüşümünü başlatır. Kamil'in dönüştüğü kişi en sonunda Remziye'yi de etkiler ve o da kendi payına düşeni yaşar.

Remziye, çocuk özlemiyle yaşayan bir kadındır. Maddi durumlarından ötürü belki de başka sebeplerden henüz çocukları yoktur. Temizliğe gittiği evde çalışan yabancı uyruklu bakıcının yerini almak da onun bir nevi amacıdır. Remziye'nin başka yerde çalışan arkadaşı ise onun yerine geçmek ister. Bu uğurda sınırları zorlayan Remziye, filmin sonunda verdiği kararla dönüşümün bir parçası olur.

Öneri Makinesi

Kentsel dönüşüm üzerinden anlatılan hikayede sadece kentlerin değil insanların da değişimini karakterler üzerinde görüyoruz. Dönüşen kentler Kamil ve Remziye'yi de dönüştürmeyi ihmal etmiyor. Zorlu hayat koşulları ve sürekli çevredeki insanlar tarafından sınanan çiftimiz bu çatışmadan nasıl dönüştüğünü filmde izliyoruz.

İlk bölümde Kamil'in bakış açısına sahipken ikinci bölümde Remziye'ye odaklanıyor film. İki karakteri de ayrı ayrı görmek mümkünken olaylar karşısında ki dönüşümlerini görüyoruz. Saadet Işıl Aksoy'u seviyorum ama rol için tereddütlerim oldu nedense; lakin özellikle ikinci bölümde güçlü bir kadın karakteri başarıyla canlandırdı. Kamil'i canlandıran Erol Afşin'in de Kamil'in dönüşümünü güzel yansıttığını düşünüyorum. Çift olarak uyumları da iyiydi. Onur Buldu'yu da komedi olmayan bir rolde görmek güzeldi. Onur Buldu'nun eşini oynayan Ümmü Putgül de az görünse de güzel bir oyunculuk sergiliyor.  Sonuç olarak; bu filme bir şans vermenizi öneririm. Sinemayla kalın.
Devamını Oku »

27 Nisan 2019 Cumartesi

Sans Toit Ni Loi - Agnes Varda (1985)

Öneri Makinesi

İstanbul Modern Sinema, bir yönetmenin tüm filmlerini belirli günler içinde gösteriyor ve en son seçtikleri yönetmen ise Yeni Dalga Sineması'nın en renkli kişiliklerinden Agnes Varda'ydı. Kendisinin filmlerini hep izlemek istiyor ama bir türlü izleyemiyorken bu gösterim sayesinde başladım ve devam ediyorum. Ne yazık ki bu gösterimler devam ederken 90 yaşında Agnes'i kaybettik. Kendisi o kadar tatlı bir insan ki bu özel gösterime gelen seyircilere çok tatlı bir video bile hazırlamış. Tabi sonrasında insan ister istemez daha da üzülüyor. Ne mutlu ki bize güzel bir filmografisi var ve özledikçe açıp izleyebiliyoruz. Benim izlediğim ilk filmi "Vagabond" ise filmden çıkarken kafamda birçok soruyla ayrılmamı sağladı. Şimdi filmden spoiler vere vere bahsedeceğim. Siz de izleyin, siz de sorularla baş başa kalın :).

Öneri Makinesi
Öneri Makinesi

Ölen kimliksiz bir kadının bulunmasıyla başlıyoruz filme. Sonrasında ise onu izliyoruz ve onunla rast gelen insanların onu anlatmasını dinliyoruz filmde. Yani gördüklerimizden ve hakkında duyduklarımızdan anlamaya çalışıyoruz film boyunca Mona'yı. Öğreniyoruz ki Mona, işi olan ve daha sonra radikal bir kararla işini evini bırakıp yollara düşmüş bir gezgin. Yerleşik hayata geçip çalışmak istemiyor, ister gibi olsa da bir şekilde olmuyor. Otostop çekerek oradan oraya gidiyor; şanslıysa günlük işlerle harçlığını çıkarıp tütün ve ekmek alıyor. Şanslı olmadığı günlerde aç kalıyor. Yerleşik hayatı kati bir dilde reddeden Mona, insanlar tarafından dış görünüşüyle ve yaşam tarzıyla yargılanıyor. Çokça yol arkadaşı ediniyor ama kötü insanlara da yolda rast geliyor. Kendisine neden yollara düştüğü sorulduğundaysa umursamazca "Şampanya yolda daha iyi gidiyor" diyebiliyor. Yalnız yolda karşılaştığı çiftçi filozofun dediğine gelmeden edemiyor sonunda ve yorgun düşüyor. Kendini kaybediyor, oturup ağlayıveriyor. Yaptığı seçimi sorgulamıyor belki ama filozun haklı olduğu bir yerde oluyor sanki. Sisteme karşı çıkıyor çıkmasına ama bu onu gerçekten mutlu mu ediyor yoksa daha mı çok tüketiyor? Sistemin dışı da içiyle aynı mı oluyor, neler oluyor izledikçe düşünmeden edemiyor insan. En sonunda ise artık bir insan tanıyoruz ve başta gördüğümüz cansız  beden bir anlam ifade ediyor. Talihsiz bir kazayla da ilk sahneye dönüyoruz ama bu sefer başka.

Öneri Makinesi

İşte böyle bir film izliyoruz Varda'dan. Çokça yaşadığımız düzeni ve hayatı sorgulayıp en sonunda sıradanlığın rahatlığında yaşayıp gidiyoruz. Bu düzeni aşmayı cesaret edenlere ise iyi olmayan anlamsız gözlerle bakıyoruz. Aynı Mona'ya bakan çeşit çeşit insan gibi. Dış görünüşüne ve seçtiği hayat tarzına sadece bakıyoruz. Biraz bile öyle olmak istediysek eğer hayatımızın bir anında hemen kötülüyoruz onu yaşamaya cesaret ettiği için ya da anlamadığımız için yargılıyor ama aslında içten içe kıskanıyoruz bu farklılığı. Biraz da olsa anlayanlar ya da sadece saygı duyanlar onunla arkadaş oluyor ve bu yolda eşlik ediyorlar ona. Sen neredesin peki; Mona'nın yanında mı karşısında mı?

Öneri Makinesi
Devamını Oku »

31 Ocak 2019 Perşembe

Marlina The Murderer In Four Acts - Mouly Surya (2017)

Öneri Makinesi

Katil Marlina, müzikleriyle ve görüntüsüyle içimizi hoş eden ama konusuyla da yüreğimizi dağlayan aralara serpiştirilmiş kara mizahla süslü bir western, yol ve hatta 4 perdelik bir intikam filmi.

Eşini ve çocuğunu kaybeden Marlina, evinde yalnız yaşayan bir kadındır. Marcus'un başını çektiği bir çete grubu hırsızlık için Marlina'nın evini seçmişlerdir. Arkadaşlarından önce eve gelen Marcus, Marlina'ya bu hırsızlığı ve ona yapacakları zulmü anlatırken Marlina'nın da kafasında bu zulme karşı bir plan oluşur.

Öneri Makinesi

Hırsızlık, Yolculuk, İtiraf ve Doğum bölümlerinden oluşan bu filmde Western filmlerinde görmeye alışık olduğumuz birçok sahneyi Marlina ile yeniden izleriz. Marlina hamile komşusu Novi ile karşılaşır ve bu iki kadın filmin iki perdesinde birbirlerine yardım ederler özellikle filmdeki erkeklerin hepsinin şiddete meyilli olmasının yanı sıra korkak olduğunu gördükten sonra Marlina ve Novi'nin ne kadar güçlü ve cesur karakterler olduklarını birinin yardıma ihtiyacı olduğunda diğerinin canını tehlikeye atma pahasına yardım etmekten kaçınmadıkları zaman bir kez daha görürüz.

Öneri Makinesi

Küçük bir köyde geçen bu hikayede imkansızlıklar birçok haksızlığı beraberinde getiriyor. Bu bozuk düzende Marlina, yalnız ama güçlü bir kadın olarak adaletini de kendi sağlamak zorunda kalıyor. Umut aşılayan sonuyla feminist bir western izlemek isterseniz Endonezya sinemasının ödüllü yönetmeni Mouly Surya'dan Katil Marlina'ya bir göz atmanızı öneririm. Sinemayla kalın.

Öneri Makinesi
Devamını Oku »

25 Ocak 2019 Cuma

Angels Wear White - Vivian Qu (2017)

Öneri Makinesi

Aynı gökyüzüne bakıyor, aynı denizin dalgalarını dinliyor, aynı acıları yaşıyoruz.

Öneri Makinesi

Mia, aylık maaşı çalıştığı odanın tek gecelik ücretinden bile az yalnız kimliksiz bir genç. Wen, ebeveynleri ayrılmış, ilgisiz ve sevgisizce annesinin yanında büyümek zorunda olan bir çocuk. Bu acımasız dünyada ayakta kalmaya çalışan iki karakter üzerinde yoğunlaşıyor film.

Marilyn Monroe'nun büyük heykelinin dizinin dibinde başlayıp bir nevi bitiyor film. Mia'nın arkadaşının yerine baktığı bir gecede bir vekil yanında iki kız çocuğuyla otele gelir ve çocuklara istismarda bulunur. Bu olayın tek tanığı ise Mia'dan başkası değildir. Ertesi gün, okulda çocukların şiddet izlerinin fark edilmesiyle aileler haberdar edilir ve adli süreç başlar.

Film bundan sonra iki hayata odaklanır; çocuklardan Wen'in ve işini kaybetmemek için sessiz kalan Mia'nın. İki karaktere yoğunlaşsak da Mia'nın otelde çalışan arkadaşı, Wen'in annesi ve arkadaşının annesi gibi yan karakterlerle de filmdeki kadın portreleri genişletilir. Bir de bu adli süreçte Wen'in avukatı vardır ki adaleti sağlamak ve çocuklara yardım etmek için tüm gücüyle çalışır.


"Peki ya adalet?"

Güçlü erkekler tarafından ezilmiş kadınların yanı sıra ezilen bir erkek de görmek mümkün bu filmde çünkü erkek olmak yetmiyor bu dünyada güçlü olasın ki sözün geçsin yoksa senin de bir değerin yok. Kırılan kalpler, incinen ruhlar, asla kapanmayacak yaralar ve harcanmış hayatlar var. Çökmüş bozulmuş bir sistem ve bu sisteme hizmet eden doktorlar, polisler var. Daha kendilerini bilmezken yaşamın en acı tarafıyla yüzleşmek zorunda bırakılmış küçücük canlar ve tekrar tekrar yaşamak zorunda kaldıkları o cehennem var. İşin kötü yanı bu bir kurgu değil, yaşadığımız bir gerçek. Yönetmen de bu şiddeti gerçekçi bir şekilde yüzümüze vuruyor, seyircisini karakterlerinin yerine birçok kere koyuyor ve hatta açık açık söylüyor; "senin de başına gelebilir".

Öneri Makinesi

"Bir daha kadın olarak doğmak istemiyorum, tekrar çekemem."

Wen'i canlandıran Maijun Zhou'dan muazzam bir performans izliyoruz. Karakterin çığlıklarını duymamak için sağır olmaktan fazlası gerekir. Aynı şekilde Mia'yı canlandıran Vicky Chen de başarılı bir performans sergiliyor. İzlemesi hiç kolay olmayan bir film. Kamera bu iki karakterin gözü oluyor, sessizce onları takip ediyor. Çin Sineması'nın ödüllü yönetmeni Vivian Qu'dan kalp kıran bir dram.

Dipnot: İtalik yazılar filmden direkt alıntıdır.
Devamını Oku »

2 Ocak 2019 Çarşamba

Can Kazaz - Sürsün Bahar (2018)

Öneri Makinesi

Şu güzel kış günlerinde yolda yürürken yağmurlar yağarken dinleyebileceğiniz sakin hüzünlü sesiyle Can Kazaz'ın yeni albümü Sürsün Bahar'ı önereceğim.

Albüme adını veren "Sürsün Bahar" ile açılışı yapıp albümden ilk klibi gelen şarkı "Keşke Uyuyabilsem" ile devam edip albümden neler bekleyeceğimiz hakkında güçlü fikirler edinip harika bir giriş yapıyoruz. "Sürekli Dert" şarkısı başlarken Can'a katılmadan edemiyor biz de onunla sorguluyoruz başımıza üst üste gelen sayısız dertlerin kaynağını. "Değil mi?" ile bu sefer dertleri kabulleniyor gibi olsak da adaletsizlik karşısında yine sorgulamadan edemiyoruz. "Duyar Mısın?" ile düştüğümüz kuyulardan çıkmak için bir umut arıyor; "Leylek" ve "Güneş ve Rüzgar" ile ise doğa ile avunuyor, bol bol sabır diliyoruz. Biraz neşelenen ruhumuz "Sen Diye" ile tekrardan baharın bittiğini hatırlıyor. "Yirmi Yedi" ile yalnızlığımıza dertlerimize bir ağıt yakıyoruz yine kendi kendimize. Bizi en iyi yine biz anlıyor, herkesin derdi kendine biliyoruz o yüzden yine kendimizi iyileştirecek olan biziz, değil mi? Dertler hep içimizde şarkılar dilimizde avutuyoruz kendimizi.

Albüm bütün olarak dinlenildiğinde tek bir şarkı dinliyormuşuz hissi veriyor hem içerik hem müzik anlamında. Tüm şarkıların söz ve müziği Can Kazaz'a ait. Sakin sakin derdini anlatan hoş bir albüm olmuş. 9 şarkılık olan bu albümde eminim ısınamadığınız şarkı olmazken favoriniz çok olacak. Türkiye'de alternatif müziğin güzel seslerinden sadece Can Kazaz'ın bu albümü değil önceki albümlerini de dinlemenizi tavsiye eder, baharlarınızın hep sürmesini dilerim, müzikle kalın!

 
Devamını Oku »

13 Aralık 2018 Perşembe

The Miseducation of Cameron Post - Desiree Akhavan (2018)


Aynı cinse karşı çekimin Hristiyanlık ile tedavi edilebileceğini savunan bir doktorun kurumlaştırdığı bir terapi merkezine, genç bir kızdan hoşlandığı için teyzesi tarafından gönderilen bir genç Cameron. Bu kuruma politik, ailevi veya toplumsal nedenlerle gönderilmiş gençlerin, kimliklerini inkar edip bir suçmuş gibi kendilerinden nefret ettirilerek beyinleri yıkanmış bir şekilde; toplumda dikkat çekmeyen "normal" bireyler olarak kurumdan ailelerine paket teslim yapıldıklarını da söyleyebiliriz. Bu katı sistemde biraz bile kendi olmalarına izin verilmiyor ve tüm seçimlerinin yetkili merciler tarafından onaylanması gerekiyor. 

Gerçek duygularını her zaman saklamak, bastırmak zorunda kalan gençlerin tek istedikleri kendilerini olduğu gibi kabul eden aileleriyle birlikte evde olmaktır. Ebeveynleri için yeterince maskülen ya da feminen olamayan bu gençlerin en sonunda bu merkeze getirilmesi onların içinde yaşadığı öfke, ızdırap; sürekli kendilerinden nefret etmeleri ve hiçbir zaman toplumsal beklentileri karşılayamamanın verdiği yetersizlik duygusu her karakter ile ayrı ayrı gösterilmiş.


Kurumda veya toplum tarafından birçok kez duygusal sömürüye maruz kalmış ama ilk olarak aileleri tarafından dışlanmış bu gençler, kendini kandıran en sonunda da mutsuz ve sadece dışarıya değil kendilerine de ustaca yalan söyleyen bireyler olarak eve gitmeye bu kurumda hazırlanıyorlar. Sonunda "tedavi" olmaları ya da kabul ettikleri yalana yeterince inanmış olmaları bile onların iyi olması için yeterli olmuyor ve her zaman evlerine dönmelerine izin verilmiyor. İçten içe hala inkar etmeye çalıştıkları kişiler olunca duyulan suçluluk duygusu daha da artıp en sonunda ruhsal olarak çöküntü yaşayan gençler olarak kırılma anları yaşıyor ve her toparlandıklarında pişmanlık duygusuyla daha da kötü hissetmelerini sağlayan bir kısır döngüye dönüşüyor.

Böyle bir ortamda hala büyümekte olan Cameron bu kadar yargılama ve ön yargı karşısında şaşkınlıkla ama yine de deneyerek sisteme ayak uydurmaya çalışır lakin acı bir olay onu ve diğer gençleri ciddi bir biçimde sarsar. Bu sarsıcı olay herkesi üzse de birbirlerine daha çok yaklaştırır. Onların ne aileleri ne de getirildikleri bu terapi merkezinde anlayan bir yetişkin yoktur. Sürekli ne hissederlerse yanlış, günah ya da suçtur. Yine de onları anlayabilen yine kendileri gibi toplum tarafından dışlanmış gençlerdir. Cameron'ın ve diğer gençler için bu kurumun tek bir yararı varsa o da gençlerin yalnız olmadığı ve birbirlerini en iyi anlayacak olanların yine kendileri olmasıdır.


Filmde mekan, renkler çok güzel ama kurumun misyonu o kadar sinir bozucu ki bir yerde dur demek istiyorsunuz. Cameron Post'a Ters Terapi de bunu acı ama gerçek bir yorumla adını destekleyecek şekilde yapıyor. Filmin son sahnesinde siz de Cameron ile beraber büyük bir rahatlama yaşıyorsunuz. İnsanları etiketlemeden önce biraz daha empati kurmak isterseniz bu filme göz atmanızı öneririm. 
Devamını Oku »

27 Kasım 2018 Salı

Jim Carrey'den Yıllar Sonra Gelen Dizi: Kidding (2018)

Michel Gondry ve Jim Carrey'i Eternal Sunshine of the Spotless Mind'dan sonra bir araya getiren Kidding, duyduğumdan beri bu sezonun en merak ettiğim dizilerinden biriydi. İlk sezonu öyle bir bitti ki ikincisinin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Öneri Makinesi

İkizlerinden birini kaza sonucu kaybeden Jeff (Carrey), çocuklar için eğitici programlar yaptığı programında çocukları ölüm fikrine hazırlamak ister. Ölümün de hayatın bir parçası olduğunu yaşamdan ayrı düşünülemeyeceğini televizyon şovuna dahil etmek isterken milyon dolarlık şirketin yöneticisi babası Sebastian (Frank Langella) buna şiddetle karşı çıkar. Bay Pickles ile Jeff'in ayrı kişiler olduğunu vurgulayan Seb, oğlunun özel hayatının Bay Pickles'ın hayatını etkilememesi gerektiğini sürekli vurgularken, Jeff'in çocuklara her şeyin tek tip olmadığı farklı olmanın da güzel olabildiğini şovunda gösterme çabasını izliyoruz.

Bu aile şirketinin başında olan Seb ve bu şirketin temeli Bay Pickles'ın yanı sıra gösteride kullanılan kuklaları hazırlayan Seb'in kızı Jeff'in kardeşi yetenekli Deirdre'de (Catherine Keener) ailenin diğer ferdi. Kamera arkasında yer alan Deidre'nin dışarıdan mutlu bir çekirdek ailesi varmış gibi görünse de onların da kendi içlerinde halletmeleri gereken sorunları vardır.

Bu arada ailesinden ayrı yaşayan ve bu yeni düzene kendi çapında karşı çıkan iyilik abidesi Jeff''in ailesi de kaza sonrası aynı kişiler değildir. Boşanmak üzere olduğu Jeff'in eşi, yeni sevgilisiyle yeni bir düzen oturtmuştur bile. Jeff'in eski eşi oğlunun öldüğü kazada arabayı kullanan kişi olduğu için oğlunun ölümünden kendini sorumlu tutar. Bu kaza sonrası travma herkes de farklı şekillerde kendini gösterir, buna ikizlerden hayatta kalanı da dahil.

Öneri Makinesi

İnsanların hayatını değiştiren çocukların hayallerini süsleyen ve ticari getirisi azımsanmayacak ölçüde olan bu televizyon karakterinin günlük hayatta da bunu destekler biçimde davranması insanların daha çok yakınlarının sinirini bozacak şekildedir. Örnek bir insan olmak ve her şeyin en doğrusunu yapmak onu mutlu etse de Jeff'in unuttuğu şey bir karakter değil insan olduğudur. Televizyon karakteri Bay Pickles'ın gölgesinde yaşayan Jeff, yaşadığı birçok olumsuz durumda en doğrusunu yapabilmek için kendinden ödün vererek her şeyi olumlu karşılarken içinde biriken öfke tehlikeli bir şekilde ortaya çıkar. Tüm olumsuz duyguları kontrol altında tutuyor gibi gözükse de içinde biriken tüm öfke ani patlamalara sebep olur ve işte dizide Jeff'in karanlık yönünü gördüğümüzde dizi daha da güzelleşir. Jeff'in bu görünüşte mükemmel ama aslında talihsiz olaylar silsilesi içindeki bu hayatı karşısında Jeff ne Bay Pickles ne de kendisi olabiliyor. Bazen doğru ve iyi olanı yapmak için bazen de içinde biriken öfkesine yenik düşen Jeff'in verdiği tepkilerin sınırının olmadığını görmek ürkütücü ama kimsenin bu durumun ciddiyetini, Jeff dahil, hala fark etmemesi ise daha da korkutucudur.

Dizide komik diyebileceğimiz anlar olsa da arkasında ağır bir dram ve gerilim olduğu unutulmamalı. 10 bölümü Michel Gondry'nin çektiği bu dizi Jim Carrey'den güzel bir dönüş. Karakterin düz değil katmanları olması ve bunu inceden inceye işlemesi çok güzel. Jim Carrey'den başarılı bir performans ve güzel bir dizi izlemek isterseniz ortalama 20 dakikalık 10 bölümden oluşan bu diziye göz atmanızı önerir, keyifli seyirler dilerim :).
Devamını Oku »

4 Kasım 2018 Pazar

In The Long Run (2018)

In The Long Run

Idris Elba'dan, kendisinin yazıp baş rolünü üstlendiği yarı otobiyografik, komik, sıcak bir aile dizisi. Seksenler Londra'sında geçen dizimiz, şimdilik tek sezon ve çerezlik 20 dakikalık 6 bölümden oluşmakta. İkinci sezon 2019'da gelir diyorlar.

öneri makinesi

Dinimiz, dilimiz, ırkımız, geleneklerimiz veya kültürlerimiz farklı olabilir ama en nihayetinde hepimiz aynıyız diyen In The Long Run, Sierra Leone'den İngiltere'ye göçüp yuva kurmuş Easmon çekirdek ailesinin, Sierra Leone'de büyümüş ve yetişmiş evin babası Walter'ın kardeşi Valentine'ın kalıcı olarak İngiltere'ye gelmesi ile değişen rutinlerine konuk oluyoruz.

Valentine'ın aileye katılması ve İngiltere'deki yaşamına alışması konu edilirken İngiltere'de göçmenlerin maruz kaldığı ayrımcılık çok da derine inmeden küçük detaylarla yansıtılıyor. Ayrımcılığın çeşitli hallerini gördüğümüz dizide karşılıklı ön yargıdan da aynı şekilde bahsedilirken hepsini mizahi ve tatlı bir dille mesajına eklemeyi ve adına sadık kalarak her zaman orta yolu bulmayı ihmal etmiyor.

öneri makinesi

Dizinin bir diğer ailesi esas ailemizin üst komşuları aynı zamanda en yakın arkadaşları olunca dizi daha da renkleniyor. Evin babaları aynı yerde çalışıyor ve eşleri de yakın arkadaş, aynı okula giden çocukları gibi. 4 kişilik komşu ailemizin 4. üyesinin melez olması diziye ayrı bir renk, daha çok empati ve başka mesajlar da eklemiş.

Dizi de bedava konser veren yetenekli bir gençten güzel şarkılar dinliyoruz ki bu da kısacık dizimizde keyif veren ayrı bir detay. Dönem kostüm ve dekorları da ayrıca hoş. Soğuk İngiliz havası ne kadar sıcak gösterilebilirse o kadar gösterilmiş.

öneri makinesi

Idris Alba'dan yarı otobiyografik bu dizi, çok etliye sütlüye karışmadan farklılığımız zenginliğimiz diyen komedisi bol güzel kısacık bir aile dizisi. İkinci sezonunun gelmesini umduğum bu diziyi türünü severlerine önerir, keyifli seyirler dilerim :).
Devamını Oku »

30 Ekim 2018 Salı

Don't Worry, He Won't Get Far On Foot - Gus Van Sant (2018)


Good Will Hunting filmiyle yıldızımızın barışmadığı Gus Van Sant ile karikatürist John Callahan'ın hayatına tanık olma fırsatını yakalıyorum ve seviyorum. Geçirdiği kaza sonrası felç olan Callahan 13 yaşından beri muzdarip olduğu alkolizmden kurtulmak için bir kulübe yazılır ve adım adım kendini bulmaya doğru yol alır.


Yetimhaneden evlat edilinen John, evde birçok sorun yaşadığı gibi annesinin kendisini terk etmesine de öfkelidir. Cevabı alkolde bulunca bu yıllarca böyle devam eder ta ki az çok tanıdığı bir adamla yaptığı yolculuğa kadar. Uyandığında birçok vücut hareketini kısıtlayacak felç geçirdiğini öğrenir ve içmeye devam eder. Alkoliklere destek olan Donnie ile tanışınca adım adım "ayık olmaya" ve hayatında işleri yoluna koymaya başlar.


Bu yolculuğunda John'a eşlik eden arkadaşları ve onların hikayeleri de John'un yalnız olmadığını görmesini sağlar. Donnie, terapisti diyebileceğimiz daha önce bu yollardan geçmiş bir birey olarak John'a destek veren ve örnek olan önemli bir karakter. Onun dışında hastanede tanıştığı Annu da hayatının önemli bir parçası oluverir.

Filmin kadrosu oldukça ilginç ve ünlü; bu ünlülük sadece film değil müzik dünyasından bir isim Gossip ile tanıdığımız Beth Ditto ile güçlendirilmiş. Joaquin Phoenix'e Jonah Hill, Rooney Maara ve Jack Black gibi isimler eşlik ediyor.


Komedisi ve dramı dozunda tutulmuş akıcı bir film. Her ne kadar John kimliği öne çıksa da karikatürist kimliğiyle karşılaştığı olumlu olumsuz tepkiler de güzel yansıtılmış. Anakronik anlatım tarzını sevdim ama bunu seçerken filmdeki bazı önemli detayları atlamak zorunda mı kaldı diye de düşündürüyor. Önemli geçiş süreçleri olabildiğince yumuşak ve çabuk anlatılmış. Birçok şey anlatmak isterken bazılarının derinliğinden feragat edilmiş olabilir. Biraz ondan biraz da bundan derken filmde bir dağınıklığa da sebep olmuş.


Karikatürist John Callahan, daha önce karikatürlerini ya da hayatını bilmediğim bir sanatçı lakin bu film sayesinde tanıştığıma memnun oldum. Siz de onun bu yolculuğuna eşlik etmek isterseniz bu filme bir şans verin, benim gibi Gus Van Sant ile kötü bir tecrübe geçirdiyseniz bu sefer daha iyi bir tecrübe olacağına eminim :). Keyifli seyirler.
Devamını Oku »

11 Ekim 2018 Perşembe

Sorry To Bother You - Boots Riley (2018)

Rahatsız ettiğim için özür dilerim ama dünya çöküyor diyen rapçi (The Coup) Boots Riley'den fantastik komik satirik bir ilk film.

Öneri Makinesi
Sorry To Bother You

Cassius Green amcasının garajında sevgilisi Detroit ile yaşayan ve iş arayan bir vatandaştır. Tele pazarlamacı olarak iş bulan Cash (Cash- nakit para, green- yeşil yani doların rengi de diyebiliriz) günümüzün fantastik bir yorumunda işinde hızla yükselirken kendisi olmayı ve değerlerini aldığı sıfırlara yavaş yavaş değişir. Sanatçı ve aktivist kız arkadaşı Detroit'ten, maaşını alamayan greve giden arkadaşlarından, dünyanın kötü gidişatından da para kazanmak için çıktığı asansör gibi gittikçe uzaklaşır.

Öneri Makinesi

Filmdeki küçük detaylar filmin verdiği mesaja çok güzel eşlik ediyor. Fantastik bir zamanda geçmesi yaşadığımız dünyadan fazla uzak olduğu anlamına gelmiyor. Irkçılık, kapitalizm, ikiyüzlülük, köleliğin yeni formları, her türlü şiddet, bozulan ahlaki değerler, medyanın rolü ve birçok konuya değiniyor ve bunu güzel bir görüntü yönetimi ve yönetmenin grubu The Coup önderliğinde Janelle Monae, filmin başrolü LaKeith Stanfield'ın gibi isimlerin eşlik ettiği film müzikleriyle destekliyor.

Öneri Makinesi

Çok başarılı bulduğum bu filmde eksikler yok değil ama bir şans vermenizi şiddetle öneririm. İzledikten sonra insanın aklına Childish Gambino'nun This Is America şarkısı gelmemesi elde değil o yüzden o şarkıyı buraya bırakıyor ve keyifli seyirler diliyorum.
Devamını Oku »

26 Eylül 2018 Çarşamba

İntikam Hiç Bu Kadar Kanlı Olmamıştı: Mandy (2018)

Öneri Makinesi
Mandy

Panos Cosmatos'tan saykodelik, ilginç bir şekilde komik, dini motiflerle örülü Nicholas Cage ve Andrea Riseborough'un başrolde olduğu bol kanlı bir intikam hikayesi Mandy.

Öneri Makinesi
Mandy

Hayatının aşkının, kaçık bir adamın etrafına toplanmış kaçıklardan oluşan dini bir tarikat tarafından  öldürülmesiyle tüm zamanını, aşkını diri diri yakanları bulup cezasını vermeye harcayan oduncu Red Miller'dan, orakçı (reaper; the grim reaper: ölüm meleği) Red Miller'a dönüşümünü izliyoruz.

Red (adı da boşuna kırmızı olmamış tabi), aşkı Mandy ile sessiz sakin bir yerde yaşayan kendilerine göre rutinleri olan bir çift. Mandy, tarikatın baş kaçığının radarına istemeden takılınca çiftin hayatı tümden değişir. Tabi tarikat dışında kara kurukafalar (ayy Türkçe'si tekerleme gibi oldu, The Black Skulls işte) olarak nam salmış uyuşturucu maddenin etkisi altındaki zırhlı insansıları unutmamak gerek. Onlar da Red'in intikamından bir şekilde nasibini alacaktır.

Öneri Makinesi
Mandy

Diyaloğun az olduğu mistik bir 1983 yorumunda geçen bu intikam hikayesinde, filmin anlatımı en çok öne çıkan şey. Bölümlere ayrılan filmin, başı daha sakinken sonradan aksiyon başlar. Konusu itibariyle yarattığı gerilimi ve aksiyonu destekleyen efektler ve müziğin gücü yadsınamaz. Filmin atmosferi çok güçlü ve sizi etkisi altına alması uzun sürmüyor. Oyunculuklar da başarılı.

Öneri Makinesi
Mandy

Sonuç olarak anlatımı türünün çoğu örneklerinden biraz daha farklı olan bu aksiyon suç gerilim filmi severlerine önerir, mutlu günler dilerim :).
Devamını Oku »

24 Eylül 2018 Pazartesi

Maniac (2018)

Geçen seneki başarılı mini dizilerden sonra bu sene dizi dünyasında izlediğimiz film yıldızlarının sayısı da rekabet de artmaya başladı. Bu durumdan asla şikayetçi değil mutluyuz çünkü rekabet sayıyı arttırdığı gibi kaliteyi de yükseltti. Peki Maniac bu standardın altında mı kaldı yoksa Emma Stone ve Jonah Hill'i dizi dünyasında da ödül adaylıkları getirecek kadar iddialı mı?

Maniac (2018)

Ödül adayları olur mu bilmem, umursamam da ama benim uzun zamandır izlediğim en güzel bilim kurgu işlerinden biri olduğu kesin. Sonu her ne kadar ortalama olsa da çok tatlı bir hikayeyi 10 bölümde başarılı performanslarıyla Emma Stone ve Jonah Hill eşliğinde izledik.

Maniac (2018)

Netflix orijinal serisinden olan bu dizide, deneklerin kalıcı olarak problemlerinin çözüleceği vaat edilen bir deneyde, bilgisayarın duygu yoğunlundan etkilenen Denek 1( Owen) ve Denek 9 (Annie)  beklenmedik bir şekilde sorunlarıyla yüzleşirken yalnız olmayacaklardır. Bu istenmeyen durum deneyin başındakileri sıkıntıya sokarken bizleri Annie ve Owen ile birlikte zihinlerinde farklı dönemlerden farklı maceralara sürükler. Hikaye içinde hikayeler olan bu dizi on bölüm boyunca tempoyu düşürmüyor.

Maniac (2018)

Dramı dozunda komedisi yerinde bilim kurgusu etkili bu diziyi ben her sevdiğim dizi gibi bir solukta izledim. Filmin gezdiği dönemleri gerek kostüm gerek dekor gerekse makyaj olarak çok iyi yansıttığını düşünüyorum. Bunun yanında güzel bir soundtracki dizinin önüne geçmeden destekleyici bir şekilde dinledik.

Maniac (2018)

Jonah Hill gerçekten bu diziyle dikkat çekiyor, Emma Stone'u zaten seviyoruz bu dizide de kalitesinden taviz vermiyor. Onlara başarılı performanslarıyla Justin Theroux, Sonoya Mizunu, Sally Field, Jemima Kirke gibi dizi ve film dünyasının önemli isimleri de eşlik ediyor. Özellikle Justin Threoux bence Dr. James K. Mantleray rolüyle öne çıkan yardımcı oyunculardan biri.

Maniac (2018)

Şunu söylemeliyim ki bu deneyi yürüten bilim adamlarının deneklerinin kendilerinin izni dışında istemeden birbirlerini bulması bana Eternal Sunshine Of The Spotless Mind'ı hatırlattı. O filmi de çok seviyorum çünkü bu aklımızın içinde çıkılan gezinti fikri her zaman hoşuma giden bir şey o yüzden o filmi sevenler eminim bu diziyi de sevecektir. Zihnin derinlikleri, içimizdeki şeytanlar, duygularımızın zihnimizdeki somut yansımalarını görmek ve düşünmek bu diziyi etkileyici kılan özelliklerden biri.

Maniac (2018)

Sonuç olarak dizinin bilim kurgu tarafının, anlatımı oldukça eğlenceli kıldığını ve gerçek dünyada baş etmeye çalıştığımız birçok aile, arkadaşlık veya herhangi biriyle girdiğimiz iletişimi, ilişkiyi yine bilim kurgu yardımıyla güzel anlattığını düşündüğüm her bölümü ortalama 30-35 dakika süren bu diziyi  severlerine öneririm :). Diziden aldığım mesajlarından biriyle kapanışı yapmak isterim. Acı, sorunlar kaçınılmaz belki ama bunları her zaman tek başımıza taşımak zorunda değiliz.
Devamını Oku »

17 Temmuz 2018 Salı

The End Of The F***ing World


İngiliz yapımı adı güzel soundtracki ondan da güzel, adının yazıldığı fon şeklinin ekrana baskısı bile güzel dizi gibi dizi mini gibi mini çizgi romandan uyarlanan mükemmel bir ergen, kara komedi, yol hikayeli bir mini dizi.


Aslında bu yazdığım giriş yazısı baya açıklayıcı olsa da bu güzelim mini diziye, yine de çokça üzerine konuşmak istediğimden daha ayrıntılı bahsetmek isterim, elimden geldiğince izlemeyenler için tadını kaçırmadan.

Charles Forsman'ın çizgi romanından uyarlanan bu dizi, psikopat olduğunu düşünen James ile insanları sinir etmek konusunda doğal bir yeteneğe sahip boğazına düşkün Alyssa ile Alyysa'nın babasını aramak için yola çıktıkları bir yol hikayesi. Toplamda aşağı yukarı iki buçuk saatlik sürede derdini o kadar güzel anlatan bir dizi ki benim gibi filmmiş gibi art arda diziyi sömürüp bitirebilirsiniz ya da tadımlık izlenebilir ki tavsiye etmem. Bir çırpıda bitirin beya.


Unutmayalım ki bu dizi sadece komedi ve dramıyla ilerleyen bir ergen dizisi değil. Suç ve kara komedinin içinde olduğu bir dizi ki bu diziyi daha da ilginç kılan; her şey güzel giderken bir anda ne olduğunu bize hatırlatıp yüzümüze tokat çarpan da bu dizi (bayılırım).

Bu diziyi güzel yapan en önemli etkenler tabi ki karakterleri çok iyi yansıtan başrol oyuncuları Jessica Barden ve Alex Lawther. Ergenlik çağındaki bu iki aykırı gencin çıktıkları yolda geçirdikleri değişimi o kadar güzel oynuyorlar ki bu diziyi daha üst seviyelere çıkarıyor. Tabi değişime uğramamış katıksız ergenlikleri de kabulüm çünkü "aşırı eğlenceli" tipler. Sonuç olarak müthiş iş çocuklar. Bir de dizide bir dedektifimiz Eunice (Gemma Whelan) var ki kendisine ayrı parantez açıyorum bu iki karakter dışında öne çıkan bir oyuncu. Kadronun geri kalanını harcamayayım hepsi güzel iş çıkarıyor ama laf aramızda bu üçünü çok sevdim :).


Bir diğer güzellik dizinin soundtracki. Müziklerini Graham Coxon yapmış ki çok güzel yapmış ama onun dışında seçilen şarkılar o kadar güzel ki tekrar tekrar açıp o sahneleri hatırlayıp hüzünlenmelik. Malum yol hikayesi ve güzel müzik yolların olmazsa olmazıdır. The End Of The F***ing World ekibi de bu işin altından güzel kalkmış.

Filmde benim özellikle sevdiğim kısım dizinin 1998 2008 2018'de de geçse zamanın etkilemeyeceği bir görüntü ve içeriğe sahip olması. Filmdeki bu zamansızlık bana sürekli film eski zamanlarda geçiyormuş hissini verdi (error) ki bayıldım bayıldım. Seçilen şarkılar, kıyafetler ve arabalarla o ruh beslenince tadından yenmez olmuş. İlk bölümlerde Alyssa'nın telefonu yere fırlatıp parçalaması da dizinin bu konudaki tavrını ortaya koyuyor gibi.


Charles Forsman'ın çizgi romanından uyarlanan bu mini diziye ben bayıldım. Birçok insan da bayılmış olacak ki dizinin yaratıcılarını ikinci sezonla darlamışlar ve Netflix ile görüşüyorlarmış. Çizgi roman bittiğinden yeniden yazma ve o ruhu koruma bakımından ikinci sezonu nasıl yapacaklarını düşünseler de kitabın aksine (herhalde içten içe ya tutarsa diye düşünüp) biraz da olsa ucunu açık bırakmışlar ki bence müthiş bir sondu. Yani sonuç olarak ikinci sezon gelebilir bence gelmemeli lakin gelirse ilk izleyenlerden olurum şüphe yok (error 2). Sevdim diziyi çok sevdim, düşündükçe içim daralıyor veya mutlu oluyorum gülüyorum. Bence zirvede bırakmalı ve yapacakları ikinci sezonun berbat olma ihtimaline karşı bizi bu güzel sonla kutsamalılar, amen.

Devamını Oku »