film listeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film listeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2020 Pazartesi

Kadın Filmleri Etkinliği

Sevgi Soysal'ın çok sevdiğim bir romanı vardır; Tante Rosa. Müthiş bir karakter, okumadıysanız öneririm Tante Rosa'yı. Bu kitaptan esinlenerek yola çıktığını düşündüğüm Tante Rosa blogunun sahibinin başlattığı bu çok güzel temalı meydan okumaya ben de katılmak istedim. 

İşte yazısı: https://kendinetanterosa.blogspot.com/2020/03/oncelikle-bir-duyuru-sevgili-hep.html#comments


"Eğlenceli bir feminist olmaya çalıştım ama çok öfkeliydim."

Canımız Agnes Varda'mızdan haklı bir yorum.


Biliyorsunuz ki dün 8 Mart Dünya Kadınlar günüydü. Yine umut kırıcı haberlerle yürüyüşler engellense, her yıl cinsiyet eşitliğinin hala ve hala uzağında olsak, birçok kadın cinayetleri ve şiddet haberleri ile içimiz kahrolsa da ben umutluyum çünkü beraberiz, el eleyiz, güçlüyüz. O yüzden hepimize güveniyorum ve kendimize inanmaktan vazgeçmemeyi diliyorum. 

Benim listeme gelirsek seçmekte biraz zorlandım ama bence ben bu filmleri izler tek tek de yazarım :). Olmadı toplu yazarım. Bir ayda olmaz da bir yılda izlerim ama izlerim :). 

Kadın gözünden dünya: India Song - Marguerite Duras (1975) 

Mubi 8 Mart günü seçmiş.

Daha önce izlemediğim ve bir kadının hayatını anlatan film:  Eva - Joseph Losey ya da Agnes Varda belgesellerinden biri.

Yine Mubi'den seçtim, kolaya kaçtım :).


Kadın sorunları anlatan bir film: Adı Vasfiye ya da Asiye Nasıl Kurtulur? - Atıf Yılmaz 

Yani böyle bir  listede Müjde Ar ve Atıf Yılmaz ikilisi olmazsa olmazdı. 

Farklılıklarıyla, kararlarıyla, kendi olma yolunda kadınlar: Seni Seviyorum Rosa - Işıl Özgentürk

Daha güzel bir kapanış olamazdı herhalde. Sevgi Soysal'ın Tante Rosa'sından uyarlanan film ile listeyi bitiriyorum.

Agnes Varda'nın Vagabond'u ve Jean Luc Godard'ın Vivre Sa Vie'si bu başlık için yapılmış sanki. İzlemeyenlere öneririm. Ahanda ilk filmin yazısı burada :). 
Devamını Oku »

20 Şubat 2019 Çarşamba

Gönlünüzü Şenlendirecek 5 Animasyon: Day 20


20. Bugün hava nasıl? Bugün havaya göre bir liste hazırla. 

Listeler bizim işimiz :). Bugün hava kapalı ve yağmurlu. O yüzden beş maddelik bir animasyon film listesi yapalım da içimiz açılsın, gönlümüz şenlensin :).

1. My Neighbor Totoro - Hayao Miyazaki (1988)

Bu film resmen içinizi neşeyle dolduracak. Küçük May'in o tatlı halleri; sizin onu iki dakikalığını filmden alıp sevip filme geri koyma isteğiyle dolduracak, böyle bir tatlılık yok. Bir de şarkısı var ki dilinizden düşmeyecek film bittikten sonra bile. Bana çocukken izlediğim çizgi filmleri hatırlatan ve içimi ayrı bir mutlulukla dolduran bu harika animasyonu izlemenizi şiddetle öneririm :).

2. Coco - Lee Unkrich, Adrian Molina (2017)

Normalde Disney sevmem ama bazı animasyonlar çok güzel ki bence bu da onlardan biri. Sürükleyici ve tatlı. Meksika kültürüyle harmanlanmış olması da ayrı güzeldi bence. Seslendirme ve çizimler çok hoştu.

3. Inside Out - Pete Docter (2015)

Bence çok güzel bir konusu var ama Disney'i sevmememdeki o başlıca neden filmin derinliğinden çalıp daha yüzeyselleştirmiş ama yine de fikrinden ötürü çok sevdim. Arada biraz sıkılsam da çok da eğlendim. Büyüdükçe "gelişen" ruh hallerimizin güzel bir yorumu :). Hele ki yetişkinlerin arada çıkan iç sesi kahkaha arttırır :).

4. Up - Pete Docter, Bob Peterson (2009)

Muhteşem bir animasyon gene Disney gene Pixar ama güzel yapmışlar. Her yaştan kim izlese aynı yerde güler aynı yerde duygulanır eminim. Mutlaka izleyin, çok tatlı :).

5. Kırmızı Kaplumbağa - Michael Dudok De Wit (2016)

Daha önce yorumunu burada yazdım ama bu listede de olsun, çok güzel bir animasyon. Filmde diyalog yok ama hiç ihtiyaç duymuyorsunuz. Ödüllere doymayan bu filmi de listenize eklemeyi unutmayın.

Devamını Oku »

19 Ocak 2019 Cumartesi

The Long Island Trilogy - Hal Hartley (Seri Filmler #9)

Güven sorunu, sıkıntılı ebeveynler, araba tamircileri, güzel kızlar, yakışıklı erkekler ve buram buram doksanlar! Amerikan bağımsız sinemasının liderlerinden Hal Hartley'in Long Island üçlemesi ile seri film önerilerimize devam ediyoruz. Bu filmlerde Martin Donovan, Robert John Burke, Adrienne Shelly gibi birçok ünlü oyuncunun gençliklerinin en güzel döneminde izlerken garip bir mizah anlayışıyla da eğlenmeyi ihmal etmiyoruz. Suç, macera, romantizm ve alışagelmedik komedi filmleri izlemek isterseniz birbirinden bağımsız filmlerden oluşan bu seriye bir şans vermenizi öneririm, keyifli seyirler.

The Unbelievable Truth (1989)



Dünyanın sonuna geldiğine inanan genç bir kızın aşk ile imtihanı. Adam öldürme suçundan hapishanede yatmış Josh kasabasına geri döndüğünde orada geliştirdiği ve iyi olduğu araba tamircisi vasfıyla hemen iş bulur ve ustasının kızına aşık olur (Cem Karaca - Tamirci Çırağı mırıldanmaya başladınız, biliyorum). Kızımız Audrey de bu genç adama karşı boş değildir ve kavuşmaları için gerçekten de dünyanın sonunun gelmiş olması gerekebilir.

Trust (1990)



Babasıyla tartışırken istemeden ölümüne sebep olan hamile genç kızımız Maria evden kovulunca soğuk bir gecede Matthew ile tanışır. Aralarında ilginç bir arkadaşlığın başladığı bu ikiliden Matthew'un ailesiyle ilişkisi de Maria'dan hallicedir. Birbirlerini destekleyen bu ikilinin güven testinden geçmeleri uzun sürmeyecektir.

Simple Men (1992)



Kanun kaçağı babalarına ulaşmaya çalışan iki kardeşin Long Islang macerası. Ortağı ve sevgilisi tarafından kandırılan Bill, daha sonra küçük kardeşi Dennis ile beraber Long Island'da bir kafe işletmecisi Kate ve arkadaşı Elina'ya rast gelirler. Zamanla babalarından çok da uzak olmadıkları anlarlar ama bu arada aşk da onları ziyaret eder. Aklımıza Godard'ın dans sahnesiyle ikonlaşmış filmi Bande A Part'ı getiren çok tatlı bir dans sahnesini de unutmamak gerek :).
Devamını Oku »

7 Ekim 2018 Pazar

Dört Mevsim Hikayeleri - Eric Rohmer (Seri Filmler #8)

Eric Rohmer'da seri ben de Rohmer sevgisi çok olunca bu seriler ben üşenmeyip yazdıkça devam edecek (mesela aylardır bekleyen bu yazı gibi :):)). Kendisini ne kadar sevdiğimi daha önce yazdığım serisinde de bahsettim lakin yine belirtmekte bir sakınca görmüyorum. Fransız Yeni Dalga Sinemasının babalarından sayılan Rohmer'ın bu serisinin adı bile insanı filmlerini izlemeye davet ediyor. Adından da anlaşıldığı üzere 4 mevsimin baş rolde olduğu bu filmlerde Rohmer kaçamak bir hafta sonu ya da kısa bir yaz tatili tadında en iyi anlattığı şeyleri anlatmaya devam ediyor.

Eric Rohmer'dan "Altı Ahlak Hikayesi" yazısı için tıktık.
Diğer film serilerini okumak için tıktık.

Conte de printemps - İlkbahar Hikayesi (1990)


Öneri Makinesi


İlkbahar ile giriş yaptığımız serinin ilk filminde, Jeanne bir partide tanıştığı Natasha'nın evine davet etmesiyle arkadaşlıkları başlar. Natasha, annesi tarafından terk edilmiş babası tarafından da evde yalnız bırakılmış genç bir üniversite öğrencisi, Jeanne ise düşünmeyi seven sakin yapılı işini severek yapan bir felsefe öğretmeni. Natasha'nın babası ve Jeanne arasında çöpçatanlık yapmasıyla ağaçların çiçeklerini açması gibi bu aşk da yeşerecek midir?

Filmde felsefe, edebiyat, resim ve müzik gibi diğer sanat dallarının desteğiyle ortaya çıkan görsel ve işitsel bir şölenle seriye muhteşem bir başlangıç yapıyoruz.

Conte d'hiver - Kış Hikayesi (1992)


Öneri Makinesi


Her yaz aşkı gibi dolu dizgin geçen beraberlikten sonra ayrılan iki sevgili Felicie ve Charles bu anıyı bir çocukla taçlandırırlar yalnız ayrılırken "öylesine" yanlış adres veren Felicie bu çocuk haberini sevgilisiyle paylaşamayacaktır. Girdiği hiçbir ilişkide istediği mutluluğu yakalayamayan ve beş yıl boyunca inatla Charles'ı bekleyen Felicie sonunda aşkına kavuşacak mıdır yoksa boş bir ümit uğruna mı beklemektedir?

Bir kış hikayesi ancak bu kadar sıcak anlatılabilirdi. Rohmer'ı daha çok yazlık evler, sofralar ile izlemeye alıştığımız için filmin kışın geçmesi ilginç gelmedi değil ama Rohmer'ın mevsimi kış olsa da ruhu yaz :).

Conte d'été - Yaz Hikayesi  (1996)


Öneri Makinesi


Genç Melvil Poupaud'un (Laurence Anyways dersem anımsayacaksınız) Gaspard olarak arzı endam ettiği bu filmde, genç bir adamın yaz aşklarını izliyoruz. Arkadaşının yazlık evine kız arkadaşını beklemek için gelen Gaspard dereceli bir matematik mezunu ama müzikte de amaçları olan bir genç. Sevdiğini düşündüğü kız arkadaşı Lena'yı beklerken tanıştığı, harçlığını çıkarmak için garsonluk yapan antropoloji öğrencisi Margot ile güzel bir arkadaşlık kurar. Onun önerisiyle tanıştığı Solene ile de münasebetini ilerletirken beklediği kız arkadaşı Lena gelince Gaspard için durumlar biraz karışır. Peki hepsine aynı sözü veren Gaspard'ın seçimi kimden yana olacak?

Plaj voleybolu, deniz, güneş, kumsal, yazlık verilen sözler, heyecanlar, küçük dargınlıklar, müzik, sofralar ve mutlu anılarla yazı özletecek tatlı mizahıyla güzel bir Rohmer filmi :).

Conte d'automne - Sonbahar Hikayesi (1998)


Öneri Makinesi

Ve serimizin son filmi yine tatlı bir aşk hikayesi. Hayatının sonbaharı değil ama ikinci baharında olan şarap üreticisi Magali'nın arkadaşlarının çöpçatanlık yetenekleriyle oluşan karmaşık ilişkilerinin hikayesi. Yaz bitmiş üzümler olgunlaşmış şarap için hazırlanırken bir kadın da hayatının yeni heyecanına kapısını açacak mıdır?

Fransa, üzüm bağları, şarap, peynir, biraz zeytin, ekmek ve serin bir öğle vakti arkadaşlarla edilen tatlı sohbetler gibi geçen Rohmer'dan seriye eski dostları Marie Riviére ve Béatrice Romand ile tatlı bir kapanış :).

Sen hala Eric Rohmer izlemediysen ne duruyorsun, hadi hemen yazıyı kapatıyor ve sana en yakın gelen mevsim ile beraber onun büyülü dünyasıyla tanışıyor, pazar gününü güzel bir keşifle taçlandırıyorsun. Sonrası gelir zaten, keyifli kalın :).
Devamını Oku »

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Altı Ahlak Hikayesi - Eric Rohmer (Seri Filmler #7)

Hiç Rohmer izlediniz mi? Ben izledim ve ondan sonra bulabildiğim tüm filmlerini izleyene kadar rahat edemedim. Onun o yazlık evleri, kadın erkek ilişkileri, anlatımı, mizahı ya da sorgulamaları beni peşinden sürükledi ve bırakamadım. Eric Rohmer'ın birçok serisi var ama filmlerine en kolay ulaşılan ve içinde kendisinin tanınmasını sağlayan filmlerinin olduğu seri "Six Moral Tales" yani "Altı Ahlak Hikayesi"'dir herhalde. Bu seride; protagonistlerin inandıkları değer yargıları, hep bir kadın tarafından sınanır. Peki bu kadınların, onların aklını çelmesinden dolayı mı yoksa inandıkları değerlere bağlılıklarının zayıflığından mı ya da başka bir neden mi? Bu ve bu gibi soruların cevapları filmlerde ve sizde saklı. 6 filmden oluşan bu seride her filmden kısa kısa bahsettim ve sevdiklerimi de sıraladım. Peki sizin favorileriniz hangileri?


The Bakery Girl of Monceau (1963)



Altı Ahlak Hikayesi'nin başlangıcı bu kısa siyah beyaz filmde evleneceği kadını bulan genç bir hukuk öğrencisi, onu ararken geçirdiği zamanda çapkınlık yapmayı ihmal etmez. Seriye güzel bir giriş ve aslında bizi neler beklediğine dair genel bir bilgi veriyor Rohmer burada protagonistin dış ses olarak anlatımıyla. Filmin en başındaki anlatıcının tasvirleri de sanki bir kitap okuyormuş hissi veriyor.

Suzanne's Career (1963)



Bertrand'ın Guillaume ile arkadaşlığı Suzanne'ın hayatlarına girmesiyle değişir ve bize Rohmer 54 dakikalık siyah beyaz bir seyirlik sunar. Yine kitap okuyormuş hissi veren anlatıcı, dış ses bu filmde de var.

My Night at Maud's (1969)



Pascal okuduysanız filmde eminim benden daha çok mana bulacaksınız lakin okumasanız bile birçok anlam bulacağınız bu filmde; Katolik (canımız Jean - Louis Trintignant) Jean- Louis; kızıyla beraber yalnız yaşayan Maud ile bir gece geçirir ve inandığı değerleri bir kez daha sorgular.

La Collectioneuse (1967)



Tatile arkadaşının yazlığına giden Adrien, yazlıkta sanatçı Daniel ve ara sıra gidip gelen Haydee ile bir nevi ev arkadaşı olur. Çokça ikonik görüntülere sahip bu film sizi mest edecek.

Claire's Knee (1970)



Evlenmek üzere olan Jerome, yazlıkta karşılaştığı yazar arkadaşının kobayı olmayı kabul eder ve arkadaşının evinde kaldığı üvey kız kardeşlerle iletişim kurar.

Love in the Afternoon ( 1972)



Evli mutlu çocuklu Frédéric, eski arkadaşının eski sevgilisi Chloé'nin ani ziyaretiyle öğleden sonraları farklı bir anlam kazanır. Yine serinin adının hakkını veren güzel bir son ahlak hikayesi.

Bu seride en beğendiklerime göre sıralamam aşağıdaki gibi. Eğer siz de izlediyseniz kendi listenizi benle paylaşmayı unutmayın, sinemayla kalın :).

1. Koleksiyoncu Kız (Açık ara serinin en iyi filmi)

2. Öğleden Sonra Aşk

3. Maud'la Bir Gece

4. Suzanne'nın Kariyeri

5. The Bakery Girl of Monceau

6.  Claire'in Dizi
Devamını Oku »

11 Mart 2018 Pazar

Engelin Sadece Kafamızda Olduğunu Gösteren Film Listesi

"Normal" olanın kabul gördüğü dünyamıza farklı olmanın zenginlik olduğunu gösteren filmlerden bazıları bu listede :). Unutmayın ki birazcık empati ve sevgiyle dünya her zaman daha güzel bir yer :).

Forrest Gump - Robert Zemeckis (1994)



Sanırım yukarıda bahsettiğimiz ön yargıyı en naif şekilde kıran ve hemen hemen herkesin aklına ilk gelen film Forrest Gump'tır. Herkesin izlemesi gereken nadir filmlerin başında gelen Forrest Gump'ın macera dolu öyküsü sizi yer yer güldürürkün çokça hüzünlendirecek ama kesin olan şu ki size en çok umut aşılayacaktır :).

Temple Grandin - Mick Jackson (2010)



Kadın olmanın maalesef başlı başına birçok alanda engel olarak görüldüğü dünyamızda bir de dünyayı farklı açıdan bakan bir kadın olmak işleri hiç de kolaylaştırmayacaktır. Gerçek bir hayat hikayesine dayanan bu filmde Grandin size birçok ders verecektir :).

Aşın Formülü Yok - Andreas Öhman (2010)



Sevgilisinden ayrılan abisini başgöz etmeye çalışan Simon'ın bu eğlenceli yolculuğunda ona eşlik ederken birçok güzel şarkı da dinleyeceğiz. Skarsgard'lardan Bill'in başarıyla canlandırdığı Simon karakterini çok seveceksiniz :).

Taare Zameen Par - Aamir Khan (2007)



Bir öğretmen ve bir öğrenci... Sosyal mesaj içerikli filmleriyle ön plana çıkan Aamir Khan'ın başarılı filmlerinden biri Yeryüzündeki Yıldızlar. Birazcık farkındalık birçok hayatı değiştirebilir hatta güzelleştirebilir hatta ve hatta bir başarı hikayesine dönüştürebilir.

Adam - Max Mayer (2009)



Adam kendi halinde kendi düzeninde yaşayan bir genç adam, yeni taşınan komşusu Beth hayatına girince işler olduğundan biraz daha karmaşık hale gelecektir :). Sundance'te yarışan bu film büyük jüri ödülünü alamasa da, Alfred P. Sloan (bilim veya teknoloji temalı ya da baş rolünde bir bilim adamı, mühendis veya matematikçiyi anlatan filmlere verilen ödül) ödülüyle festivalden döndü.

The King's Speech - Tom Hooper (2010)



Kral halkın rol modeli, "en güçlüsü", "en iyisi" "en adaletlisi" "en iyi aile babası" en en en eni ve halka en sesleneni en çok dinleneniyken kral kekeme olursa? Krallık müessesine güzel bir darbe indiren 6. George'un bu "engelinin" üstüne gidip en iyisini yapmaya çalışmasını izliyoruz.

Rain Man - Barry Levinson (1988)



Tom Cruise'un ajan veya türevleri olmadan oynadığı nadir filmlerden Yağmur Adam'ı bilmeyen ya da izlemeyen yoktur herhalde. Babasının tüm mirasını haberi bile olmadığı abisine bırakmasıyla Charlie paranın peşine düşse de daha değerli bir şey bulacaktır. Charlie bu yolculukta birçok şey öğrenecektir ve bunlardan ilki şüphesiz ki hiçbir engelin kardeş sevgisinin önüne geçemeyeceğidir. Abi Raymond rolünü müthiş bir performansla Dustin Hoffman'ın canlandırdığını da belirtelim.

Frida - Julie Taymor (2002)



Her ne kadar popüler kültürün bir ürünü haline getirilmiş olsa da asıl mesajını unutmamız gereken kadınlardan herkese örnek bize güç ve umut veren Frida'nın öyküsünü gözleriniz dolu dolu izleyeceksiniz. En zor zamanlarında bile sanatını resmini bırakmayan aksine onunla daha da güçlenen bu rengarenk kadını izlemeniz şiddetle tavsiye olunur.
Devamını Oku »

27 Ocak 2018 Cumartesi

Bu Soğuk Kış Günlerinde İçinizi Daha Da Üşütecek Film Listesi

Malum havalar soğudu. Battaniye, terlik ve pijama üçlüsüne ek çeşit çeşit kahve ve çaylarımız eşlik ederken sizin içinizi ısıtacak filmler tabi ki önermeyeceğim. Ben sizi ruh emiciler çarpmış gibi içinizin soğumasını ve sonunda sizden kutuda bile son kalan umudunuzu sizden esirgeyecek filmlerle buradayım. Keyifli pardon huzursuz seyirler dilerim :).

1. 1984 - Michael Radford (1984)




Gelecekte geçen bir distopya. Artık ne kadarı distopik ne kadarı gerçek tartışılır. Kurulmuş robot gibi sorgulamadan her şeyi uygulayan ve ne denirse itiraz etmeden gerçekleştiren bir toplum ve bu dünyada yalnız olduğunu düşünme lüksüne sahip bir adam. Herkes okumalı izlemeli, yalnız unutmayın big brother is watching you (Büyük birader sizi izliyor).

2. Tarafsız Bölge - Danis Tanovic (2001)




Konusuyla ve konuyu işleyişiyle harika bir savaş karşıtı film. O kadar etkileyici bir film ki tek söyleyebileceğim izleyin. Sonunda ise içinize bir şeyler oturacak ve etkisinden kolayca çıkamayacaksınız.

3. Beni Asla Bırakma -  Mark Romanek (2010)




Yine bir distopya ve yine bir bilim kurgu. Ya bencil amaçlarla ürettiğin insanların duyguları olursa? Canı acır, aşık olursa? Kazuo Ishiguro'nun harika kitabından uyarlama güzel bir distopya. Kaçınılmaz son değişmese de o zamana kadar sahip olduğumuz zamanı en iyi şekilde değerlendirmek elimizde. Biraz umut verir gibi oldum o yüzden diğer filme geçiyorum :).

4. Çoğunluk - Seren Yüce (2010)




Bireyin değil çoğunluğun düşünüp uyguladığı hayatlar ve bu düzene karşı koyamayan bir genç. Babasının gölgesinde yaşayamayan ama o gölgeden de çıkamayan Mertkan sonunda kendi kararlarını alıp birey olmayı mı seçecek yoksa çoğunluğun yanında güvenli bölgesinde mi kalacak?

5. Nightcrawler - Dan Gilroy (2014)




Jake Gyllenhaal sizi oldukça rahatsız eden bir rol ile arzı endam ederken bir adamın hırsını ve bu hırs için neler yapabileceğini ağzımız açık izleyeceğiz.

6. Aç Gözünü - Alejandro Amenabar (1997)




Rüyalarda buluşuruz diyen film. Orijinali ve tomcruzlu versiyonu olmak üzere iki versiyonu olan bu filmde tam hayatının aşkını bulmuşken kötü bir kaza sonucu yakışıklılığını eski sevgilisi yüzünden kaybeden bir adamın dramı ama nasıl dram. Penolope Cruz iki versiyonunda aynı rolü oynarken sıkılmadı mı acaba diye düşünürken iki filmi de sıkılmadan izleyebilirsiniz :).

7. Sarı Sıcak - Fikret Reyhan (2017)


Sarı Sıcak, o yazın sıcağına rağmen size mesafeli duruşuyla içinizi üşütmeye yetecek bir atmosfere sahip. İbrahim'in değişen düzen karşısındaki duruşu ve hayalleri için verdiği uğraşı en minimalist haliyle bu filmde görmek mümkün.


Bunu seven bunlara da baktı;

Rahat Battı Biraz Diken Üstünde Oturayım Diyenler İçin Film Listesi
Bu Sonbahar da Kasımda Aşk Başkadır İzlemeyin Diye Hazırlanmış Liste
Renklerin Beyaz Perdeden Silemediği Bir Klasik: Siyah Beyaz Filmler
En Çatlağından 10 Tatlı/Komik Film
Başka Aşk
İlk Aşk/Ergen Aşkları
Queer Sinema
Devamını Oku »

30 Ekim 2017 Pazartesi

Üç Aromalı Cornetto Üçlemesi - Edgar Wright (Seri Filmler #6)

Edgar Wright'ın adını yazın adından sıkça söz ettiren Baby Driver'dan duymuş olabilirsiniz lakin benim gibi daimi izleyicileri onu muhteşem parodi, fantastik komedi filmleriyle zaten tanıyordu. Kendisi pek neşeli, komik ve eğlenceli filmler yapmasıyla meşhurdur. Benim de yönetmenle tanışmam Shaun of the Dead'i televizyonda izlemem veya Hot Fuzz'ı sinemada izlememle başlamıştır (inanın hangisi önceydi hatırlamıyorum). Ne tesadüftür ki ikisi de bu üç çeşit cornetto üçlemesinin ilk iki filmi. Geçenlerde serinin son halkasını izleyince bu yazıyı yazmak şart oldu. Keyifli vakit geçirmek ve absürdlüğü kendisine görev edinmişlerin kaçırmaması gereken külahta dondurma tadındaki bu birbirinden bağımsız üç filme gelin göz atalım.

Shaun of The Dead (2004)



Zombi filmlerini sevmeyenlerin bile sempati duyacağı komedi zombi filmi :). Absürdlük yine iş başında :). Bol aksiyon, güzel müzik, komedi ve parodi bir arada :). Seriye güzel bir başlangıç :). Shaun liseden arkadaşlarıyla (ki onlardan biri yakın arkadaş rolünü üç filmde de kimseye kaptırmayan Nick Frost yaşayan kız arkadaşından ayrılmak üzere olan evden işe işten bara bardan eve giden bir adamdır. Ta ki zombi istilasına kadar. Aniden gelişen bu olay Shaun'un içindeki liderlik duygularını kabartacak ve arkadaşlarını, ailesini ve sevdiği kızı kurtarmak için zombilerle savaşacaktır :). Bu uğurda çokça kayıp verse de çok şey öğrenecektir :).

Hot Fuzz (2007)



Yine Simon Pegg ve Nick Frost ikilisinden müthiş bir polisiye parodisi :). Fazla başarılı olduğu için Londra'nın hareketli sokaklarından İngiltere'nin "sakin" bir köyüne atanan Çavuş Nicholas Angel'ın ayağını sürüdüğünden midir bilinmez burada da hareket ve aksiyon peşini bırakmaz. Kaza süsü verilen cinayetleri çözmeye çalışırken bir taşla iki kuş vurup ortağının da filmlerde gördüğü polislik hayali gerçek olur :). Bol komediye  ve aksiyona hazır olun.

The World's End (2013)



Gary King memleketindeki altın yolunu (bar yolu da diyebiliriz) dört çılgın arkadaşıyla asla bitiremediğini fark etmesiyle grubu tekrar toplar ve her barda bir bira serüvenini liseden kalma bir hayal uğruna "dünyanın sonu"'na kadar götürmek ister ki bu barın ismidir. Yalnız memleketlerine döndüklerinde birkaç şey değişmiştir, kasaba insanlarının robot olmayan robot yani boş olanlarla yerlerinin değiştirilmesiyle :). 90'lar İngiliz grupları ile şenlenen soundtrack ve Simon Pegg başta olmak üzere Cornetto üçlemesinin vazgeçilmez partneri  Nick Frost ile dünyaca ünlenmiş İngiliz oyuncularının müthiş performanslarıyla eğlenceli bir filme hazırlıklı olun. Absürdlük, bilim kurgu, aksiyon hepsi bu filmde :). İlk filmi andıran sonuyla da yüzümüzde gülümseme moral motivasyonumuz tavan olarak seriyi sonlandırıyoruz :).

Üç filmde de Pegg filmlerin yönetmeni Edgar Wright ile senaristiliği paylaşırken, üç filmin de başrolü olarak başarılı performans sergiliyor. Ve bu baş karakterimizin istisnasız can dostu Nick Frost oluyor. Aksiyon, parodi, komedi dışında tabi ki Cornetto bu filmlerin ortak noktalarından. Bir de çit atlama sahneleri :). Her filmin kendine has harika soundtracke sahip olması ayrı güzelken, üç filmde de Martin Freeman'ı görmek mümkün. İki filmde olup bazılarında olmayan oyuncular da var. Şurası garanti ki küçük büyük tüm roldeki oyuncular harika iş çıkartıyorlar. Bol komedi ve absürdlüğün olduğu bu seriyi güzel vakit geçirmek isteyen herkese öneririm.

Şunu da belirtmeliyim ki ben bu yazıyı hazırlarken şöyle bir haber okudum. Shaun of The Dead'deki karakterlerle başlangıcı aynı ama bu sefer zombi yerine vampirli bir hikaye yazıyorlarmış Pegg - Wright ikilisi. Ee bize de bu habere sevinip filmin hemen çekilmesini beklemek kalıyor çünkü bu ikili bir harika :). Bu bilgiyi de paylaştıktan sonra yazıyı bitirir size keyifli seyirler dilerim :).
Devamını Oku »

12 Ekim 2017 Perşembe

Proletarya Üçlemesi - Aki Kaurismaki (Seri Filmler #4)



Cennetteki Gölgeler (1986)




Çöpçü olarak çalışan Nikander'in aşkı tatmasıyla değişen rutin hayatı. Bir gün bir kız ona yardım eder ve hayatı farklı bir yöne gider. İşçi sınıfının toplumdaki yerini bize çeşitli şekillerde gösteren bu film, başarılı hikayesi ve güzel oyunculuklarla göz doldurur.


Ariel (1988)




Ariel'de maden işçisi Taisto'nun babasının beklenmedik ölümü ile yollara düşmesinin ardından başına gelen 'ilginç' olayları izleriz. Yer yer kara mizaha başvurulan filmde sadelik ve basitlik yönetmenin diğer filmlerinde olduğu gibi ön planda. Müzikler yerinde, oyunculuklar güzel.

Kibritçi Kız (1990)




Diğer iki film birbirine daha çok benzerken üçlemenin son filminde kibrit fabrikasında çalışan Iris'in aşkı tatması ile geçirdiği değişim Kati Outinen'in enfes oyunculuğuyla diğer filmlerden biraz daha farklı sonlanır.

Her filmde bazı küçük detaylar vardır birbirlerine bağlanan. Her filmde şişe vardır zamanı anlatan mesela ya da eğlenmek için gece dışarı çıkıp bir türlü eğlenemeyen işçiler. Her filmde karakterler suça bir şekilde karışır ve hapishaneye yolu düşer. Son filmde hapishane ile ilişki olsa da öyle bir sahne yoktur çünkü burada hapishane şekil değiştirir. Iris'in içinden çıkamadığı, kaçamadığı gerçek hapishanesi  hayatının tüm kontrolünü elinde tutan ailesinin evidir.

Filmlerde şişeler ve zaman, eğlenmeye çıkan ama eğlenemeyen işçiler, suç işlemek ve polis ile münasebet, hapishane, müzik kullanımı, tabi ki üçlemeye adını veren işçi sınıfından üç başrol ve sigaralar vardır. Her karakter aşkı tadar ve çeşitli şekillerde değişim geçirir. Kara mizah, dram ve sadelik üç filmin yine ortak özelliklerinden.

İlk iki film birbirine daha çok benzerken son filmde işler biraz daha farklıdır ama serinin her filmi ayrı güzeldir. Hala Aki Kaurismaki izlemediyseniz başlamak için ne güzel bir seri :). Mutluluklar :).
Devamını Oku »

10 Eylül 2017 Pazar

Rahat Battı Biraz Diken Üstünde Oturayım Diyenler İçin Film Listesi

Aman ne güzel huzurlu huzurlu oturuyorum biraz canım sıkılsın, saçımı başımı yolayım, sinirlerim gerilsin diyenler, bu liste sizler için. Bu filmleri izlerken psikolojik olarak kendinizi hazırlamanızı öneririm zira bu filmleri izledikten sonra asla yerinizden mutlu kalkamayacaksınız. Rahatsız ediciliğin kitabını yazmış Haneke'nin bir sözüyle seyri pek de kolay olmayan bu listeye başlamak ister, size huzursuz seyirler dilerim.


1. Oldboy - Park Chan Wook (2003)




Bir intikam hiç bu kadar rahatsız edici olmamıştı. Park Chan Wook'un en bilinen filmi Oldboy intikam üçlemesinin belki de en bilinen halkası, sizi hayretlere sürükleyecek.

2. La Pianiste - Michael Haneke (2001)




Başlığı okuyunca akla gelen ilk isimlerdendir herhalde Haneke. İzlerken saçınızı başınızı yolmamanız elde değil. Isabelle Huppert'ta oyunculuk dersi verir hani :).

3. Naked - Mike Leigh (1993)




Bir müziği vardır ki off ki ne off. David Thewlis'in hayat verdiği baş karakterimizin bizi asla rahat bırakmayan hayatından bir kesit.

4. Requem For A Dream - Darren Aronofsky (2000)




Bağımlılıklar ve bağımlı insanların etrafında geçen bir dram. Sinematografisiyle desteklenen bu huzursuzluk ile rahatsız olmaya hazır olun. Bu arada Aronofsky'cim Lawrencelı yeni filmin "Mother"'ı da diken üstünde bekliyoruz :).

5. Mulholland Drive - David Lynch (2001)




Ortaokul lise zamanları, gazeteden kupon biriktirmişim beş dvd gelmiş çok mutluyum. Gelen filmlerden biri David Lynch, tabi sinemaya giriş 101deyim, Lynch kimdir nedir bilmiyorum. Filmi izleyeyim diye gayet mutlu koyuyorum bilgisayara sonra olanlar oluyor. Filmi izlerken allak bullak oluyor, uzun süre etkisinden çıkamıyorum. Yaklaşık birkaç ay öncesi Eraserhead'i izlemeye karar verene kadar da Lynch filmlerine gözümün ucuyla dahi bakmıyorum :). David Lynch olur da seni görürsem, benim de sana iki çift lafım olacak. "Gençliğimi yedin insafsız!".

Şimdi izlesem ne düşünürüm bilemem ama yönetmenin filmlerini mesafeliyimdir. Yakın zamanda kırmak dileğiyle. Belki şimdi her şey farklı olur, yeni bir başlangıç yaparız :). Daha ne anlatayım tabi ki rahatsız edici :).

6. Eyes Wide Shut - Stanley Kubrick (1999)




Böyle bir liste Kubrick'siz düşünülemezdi. Vals müzikleriyle gerilime hazır olun. Nicole Kidman'a rahatsız edici karakteriyle yaptığı katkıdan dolayı ayrıca teşekkür ederiz.

7. Üçüncü Sayfa - Zeki Demirkubuz (1999)




Tabi yerli yapımlarda böyle filmler hiç olmaz olur mu hem de alası olur :). Zeki Demirkubuz'un filmleri genel olarak seyri kolay olmayan filmlerdir. Üçüncü Sayfa'da hikayesi ve atmosferiyle keyfinizin yerine gelmesine bir an için bile izin vermeyecek!


8. No Country for Old Men - Coen Brothers (2007)




Javier Bardem'in öyle yakışıklı İspanyol'un nasıl meymenetsiz suratıyla arzı endam ettiği (işte oyunculuğun güzelliği) o da yetmez gibi bir güzel rahatsız ettiği kadar kafanızı da karıştırmayı ihmal etmeyecek bir film. Sırf Bardem'in o "muhteşem" yüzü bile soğuk duş etkisi yaratmaya yeter :).

9. Araf - Yeşim Ustaoğlu (2012)




Başarılı yönetmenlerden Ustaoğlu da rahatı pek sevmeyenlerden :). Sizi rahatsız edecek bir sahnesi var ki şöyle duyularınızı birkaç dakika boyunca kapatmak isteyeceğiniz cinsten!

10. Dogville - Lars Von Trier (2003)




En rahatsızını sona sakladım. Gerim gerim gerilin listenin hakkını vereyim diye. Yazarken bile gerildim. Yine başrolde bu konularda tecrübeli Nicole Kidman ki yeni iki filminde o buz mavisi gözleriyle yine bizi soğuk sulardan sıcak sulara atacağa benziyor (tabi çılgın kocalarından biri de o işi yapabilir :)). O filmler bir dursun da bu filmi izlerken kendinizi iyi hazırlayın. Zira rahatsız edici filmin tanımı olacak.
Devamını Oku »

3 Eylül 2017 Pazar

Bu Sonbahar da Kasımda Aşk Başkadır İzlemeyin Diye Hazırlanmış Liste

Tatilden dönüldü, bayramlar bitti, bitmek üzere. Bloglar canlanmaya başladı. Depresyon hırkaları, kalın sar sar bitmeyen şallar, bol bol yüzükler, etnik küpeler, şapkalar, kapalı ayakkabılar dedik ne izlesek onu demedik. Sonbahar bana hüznü anımsatıyor, toprak tonlarını ama güzel bir hüzün o yüzden şöyle hafif romantik, hüzünlü ama mutluluğu kıyısından köşesinden yakalayan film listesi yapayım da bu sene de "Kasım'da Aşk Başkadır" (hala izlemedi) izlemeyin diye liste yaptım :). Hadi gelin sonbaharı bu filmlerle kutlayalım. Filmlerin hepsi belki sonbaharda geçmiyor ama sonbaharda iyi gidecek içinizde buruk bir mutluluk bırakacak birbirinden tatlı 10 film :).

1. The Royal Tenenbaums - Wes Anderson (2001)




Sarının renk paleti içinde öne çıktığı, çılgın bir ailenin çılgın aşıklarının olduğu çok tatlı bir Wes Anderson filmi. Müzikleriyle de kulaklarınızı şenlendirir.

2. Midnight in Paris - Woody Allen (2011)




Sonbahar dedik romantik dedik klişe liste hazırlamadık ama klişe bir mekan seçtik yani Paris :). Zamanda yolculuk, ünlü yazarlar, aşk ve Paris manzarası, güzel gider :).

3. Chungking Express - Wong Kar Wai (1994)




Hüzün dedik hüznün babası olmazsa olmaz. Wong Kar Wai hüznü çok güzel anlatır bir de kendine bağlar. O da yetmezmiş gibi müzik keşfi yaptırır. Siz en iyisi izleyin anlatmakla olmuyor :).

4. Broken Flowers  - Jim Jarmusch (2005)




Böyle bir liste yaparız da melankolik yönetmenimiz Jim Jarmusch'u koymazsak olmaz. Bill Murray ile yola çıkalım, elimizde çiçekler. Geçmişi yad edip şöyle hüznü en derinlerde hissedelim :).

5. Happy Go Lucky - Mike Leigh (2008)




Her mevsim hüzünlü olmayı başaran İngiltere havasını almadan bu liste eksik kalırdı :). Şimdi kaç kere gittin de biliyorsun diye soranlara; hayır hiç gitmedik diye filmde mi izlemedik, hayret bir şey.

6. The Future - Miranda July (2011)




Bir ilişki, bir kadın, bir adam, bir kedi ve garip olaylar, değişik karakterler evet o bir Miranda July. Yönetmenimizden hüzünlü eksantrik bir film. Öyle herkes beğenmez :).

7. Like Crazy - Drake Doremus (2011)




Öğrenci değişim programıyla Amerika'ya giden aşkı bulup dönmek istemeyen istemeyince olayların birbirine karıştığı deli gibi aşık bir çift. Hüzünlü hüzünlü hele sonu ayrı bir hüzünlü sanki de spoylır olmasın şimdi.

8. Beginners - Mike Mills (2010)




Babasının ölümünden sonra iyice içine kapanmış bir adam ve güzel yabancı bir oyuncu. Geçmiş şimdi iç içe. Hüzünlü olduğu kadar eğlenceli de.

9. Paris, Je T'aime (2006)




Yine yer Paris ama birbirinden farklı 18 hikayeden oluşan farklı yönetmenler tarafından çekilen bu kısa filmlere bayılacaksınız :).

10. Harold and Maude - Hal Ashby (1971)




Bu filmi daha önce şu listede daha önerdim ama ne yapayım en sevdiğim filmlerden biri. Çok seviyorum :). Sadece sonbaharda değil tüm mevsimlerde içinizi sıcaklık kaplayacak hippi bir kara mizah :).

Ek Liste;

Tamam bilindik liste hazırlamayacağız diye başta böbürlendik ama demedik ki sevmiyoruz diye. Bu tür her listede denk gelebileceğiniz

Before Sunrise Serisi - Richard Linklater (1995,2004,2013) (2022'de de bekliyoruz :))
Eternal Sunshine of the Spotless Mind - Michel Gondry (2004)
500 Days of Summer - Marc Webb (2009)
When Harry Met Sally - Rob Reiner (1989)
The Lake House - Alejandro Agresti (2006)

da gayet bu listeye uygun benim de severek izlediğim filmler. Bak bir liste daha çıktı :). Bu liste de üsttekiler bana yetmedi daha fazla öner diyenlere gelsin o zaman :).

Bonus: Kasım'da Aşk Başkadır, ya ben bu filmi izlemedim ama başlık yaptım, çok görüyorum diye gına geldi izlemedim, bir ara bunu da izlesek mi :). Oyuncuları da iyi, konusunu da biliyorum gibi, pek sevmeyeceğim gibi hissediyorum ama başlığın hatırına bir ara izleyeceğim :).
Devamını Oku »