konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Nisan 2016 Cumartesi

The Away Days/İyi Konser

Merhabalar efendim nasılsınız görüşmeyeli? Keyifleriniz yerindedir umarım. Bugün başlıktan da anlaşılacağı gibi The Away Days konser anımı paylaşacağım. Türkiye'deki sayılı indie gruplardandır kendileri. Ben de çok severim. O yüzden konser haberini duyunca alelacele tahmin edersiniz ki bir diğer The Away Days fanı arkadaşım Özge ile hemen kararlaştırdık gitmeye. Ön grup Ankaralı "İyi"grubuydu. Ben onları ilk kez dinledim. Gayet samimi ve dinamik bir gruptu. Biraz daha az esinlenme ve güçlü sözlerle daha toparlanmış güçlü grup olacaklarını düşünüyorum. Buna rağmen bir şarkılarını çok beğendim adını bilmiyorum kendileri hakkında bir bilgi de bulamadığımdan şarkıya da ulaşamadım. Bu yüzden isimde değişikliğe gitmelerini şiddetle tavsiye ediyorum çünkü bu tanınmalarının maalesef önünü kesecek bir şey.




Gelelim The Away Days'e. Kapı açılışı 09.00'dı. Biz de hemen çıkmayacaklarını düşünüp biraz geç gittik, o sırada twitterda paylaştıkları ve daha sonra sildikleri bir tweet ilgimi çekti ve konsere çıkmayacaklarını sandım bir ara. Ama neyse ki öyle bir şey olmadı. Konser çok çok kalabalık değildi ama boşta değildi. Zaten çok fazla indie dinleyicisi olmaması ve insanların dışarı çıkmaya korktuğu bir dönemden bahsediyorsak fena değildi diyebiliriz. Ve sahne zamanı.


The Away Days'in kayıtları nasılsa canlı performansları da aynı şekildeydi. Müziğin kalitesi kendini hemen hissettirdi. Aynı şekilde solistin sesini canlı dinlemekte ayrı keyifti Bir saate yakın sahnede kalan grup, seyirciyle neredeyse sıfıra yakın iletişimle rekor kırmış olabilir :). Ben de bu Ankara'dan memnun kalmadıkları izlenimini oluşturdu,  silinen tweetle de bağlantılı olarak.

Çalınan şarkılara gelirsek benim en sevdiğim üç şarkı sonda çalındı. Benim en sevdiklerimden Galaxies'i sondan bir önce ve son olarak da en sevdiğim "Best Rebellious"'la kapanışı yaptılar. Calm Your Eyes, Paris yine hatırladıklarım çalınan şarkılardan, "So Age" maalesef yoktu playlistte. Ama dediğim gibi son şarkı dedi, söyledi ve gitti. Hiçbir yorum veya konserde söylenen o klişe laflar bile yoktu.(Aa şöyle bir şey oldu, espri miydi gerçek mi anlamadım "metro bitiyormuş" dedi Can abimiz son şarkı dendiğinde itiraz olunca ama saat 00.00'dı ve Ankara'da son metro 23.00'da biter zaten ki konsere çıktıkları saat olur:)). Adamlar cool tabi, Teksas da SXSW festivali, daha sonra da 20 Nisan'da Londra da olacaklar. Şimdiden dünyaca tanınıyorlar, 2015 in en iyi listelerinde hep üst sıralardalar ki sonuna kadar hak ediyorlar.

Ben canlı performanslarını çok beğendim, kayıt gibi. Eğer siz de giderseniz o konuda hiçbir şikayetiniz olmayacaktır ama seyirciyle ilişki biraz sıkıntılıydı. Sonuç olarak onlara indie müziğin kalplerinden biri Londra da başarılar diliyor, daha çok yeni şarkıyla sürekli bu başarıyı devam ettirmelerini diliyorum. Sizler de kendinize çok iyi bakın, müziksiz kalmayın😄.

Bu arada Joolscum hala bir haber alamadık :/.

Son olarak The Away Days Sevmek yazımı twitterden beğenme zahmetini katlanan grup hesabına ve grubun üyelerinden Sezer Koç'a teşekkürlerimi borç bilirim :). Normalde her seferinde belirtmiyorum hakkında yazdığım yazıları beğenen, paylaşan o güzel insanları ama grup hakkındaki ikinci yazımı yakın zamanda yazınca denk geldi :).

Dip Not: Benim çok güzel, temiz şarkı kayıtlarım vardı ama maalesef koymayı beceremedim :/

4 Haziran 2015 Perşembe

Kalben - If Performance Hall

       
       Yine bir konser anımla sizlerleyim. Önceki konser anımı, çektiğimiz dertleri şurdan okuduysanız ne kadar şanslı bir insan olduğumu hatırlayacaksınızdır. Yine Morrissey konserine beraber gittiğimiz arkadaşım Özge'yle, Twitter'dan kazandığım çift kişilik biletlerimizle If Performance Hall'a gittik. Tabi konser Ankara'da olduğu için öyle yol maceralarımız falan olmadı :). İşin ilginci final dönemi de benim için bitti sayıldığı için sınav stresimiz falan da olmadı :). Tek sıkıntımız ülke genelinde gelmek bilmeyen yaz sayesinde şakır şakır yağan yağmur altında; saç, üst baş perişan halde konser alanına gitmemiz oldu ki bunlar bize koymaz :). Kışın ortasında şehir değiştirip Morrissey peşinde koşmuşluğumuz vardır (Orada da yağmur yağıyordu!) :).

Web'ten alınmıştır.

             Benim ilk Kalben konserimdi ve çok güzeldi. Daha önce videolardan konserlerini izlemiştim ve hep gülen seyirciler vardı. Gerçekten çok eğlenceli birisi bizi de güldürdü. Dinleyiciyle iletişim kurmayı seviyor. Bu da onu daha da sempatik yapıyor :). Tek başına çıktığı sahneyi doldurdu ve güzel müzikli bir gece geçirdik. Şarkılarını bilmeyenler için aşağıda linkleri vereceğim ama bilenler zaten sözlerinin ne kadar güzel olduğunu, sesinin güzelliğini bilirler. "Haydi Söyle" gibi çok güzel bir coverını da söyledi. Onu da soundcloud hesabından dinleyebilirsiniz. Videolardan hiçbir farkı yok. yine öyleydi. Sempatik tavırları, hoş sohbetiyle evinde bizi ağırlarken hadi bir de şarkı söyleyelim havasında şarkılarını söyledi ve aramızdan geçip gitti :).

           Burada da benim en sevdiğim şarkılarından bazılarını paylaşayım, en altta da linkleri bulabilirsiniz. Hala dinlemeyenler varsa hemen dinlesin, dinleyenler de en yakın konser tarihlerine baksın zira canlı dinlemedikleri için pişman olacaklar :).








https://soundcloud.com/kalbenben

https://www.facebook.com/kalbenden



27 Aralık 2014 Cumartesi

İki sınav arası Morrissey



Bu yazıyı açanlar sanmasınlar ki güzel ve sakin bir şekilde Morrissey konserine gittim, konseri anlatacağım. Yok öyle bir dünya. Bir kere o konsere ben gidiyorum ben. Nerede görülmüş kolay olduğu. Bol olaylı az biraz maceralı zaten unutulmayacak konsere bir de kendi özel yeteneğim olan şanssızlığımla geceye damga vurdum. Öyle konsere en öne bilet almakla, İstanbul'dan konsere gitmekle olmuyor Morrissey hayranlığı. Bir de benden dinleyin nasıl gittiğimi sonra karar verin öyle mi oluyormuş böyle mi :).


Trajikomik hikayeme bundan yaklaşık olarak bir ay öncesinde konseri öğrenmem ve canım arkadaşım Özgecan' ıma mesaj atmamla başladı. Her şey Özge'ye 'Beni Morrissey konserine götürsene' mesajımla ve Özge'nin de en sonunda tamam hadi yapalım artık şu işi demesiyle olaylara giriş yaptık. Bizim geçmişimizden de şöyle azıcık bahsedeyim de bu konserin bizim için ekstra önemini bir kavrayın. Biz liseden beri (aynı üniversitedeyiz) hep Rock'n Coke olsun, diğer festivaller, başka konserler olsun öyle uzaktan uzaktan içlenir üniversiteye gittiğimizde hiçbiri kaçmayacak uzaktan değil yakından dinleyeceğiz diyen, hayalleri olan gençlerdik. Hahaha ne hoş. Özge kuzumun bu sene son senesi biz bırakın Ankara dışındaki festivallere gitmeyi, Ankara'daki konserlere gidemedik. Yani gittik de çok değil. Karşımıza böyle bir fırsat çıkınca kaçırmak istemedik. Tarih 7 Aralık Pazar olunca da bizim için mükemmeldi. Tek sıkıntı benim ertesi gün öğlen 13.45'te sınavımın olmasıydı ama sonuçta söz konusu Morrissey'di, öyle vazgeçilemezdi hemen. Zaten sınav öğlendi biz günübirlik gidip döneceğimiz için haydi haydi yetişirdik. Hatta ileri zamanlarda öğrenecektim ki sınav bir hafta sonrasına ertelenecekti, mükemmeldi. Şanssızlığım şansım mı olmuştu, inanamadım, Morrissey aşkına. Ertesi gün sınav stresi olmadan Morrissey sarhoşluğu içinde dönecektim güzelim Ankara'ma.

Ve başladık beklemeye ön satış çıksın da öğrenci kısmından alalım. Biz gece gündüz çıksa da alsak diye beklerken bakmadığımız bir an açılmış hatta tükenmişti. İşte orada başladı olaylar anlamalıydık, bu konsere gitmek tahminimizden zor olacaktı. Biz inatçı gençler olarak yılmadık. O konsere gidilecekti. Ve gözümüzü karartıp, ay içinde biraz sıkıntı çekmeyi göze alıp kıydık paramıza ve tribünden bilet aldık. Hatta Hızlı Tren uygulamasından yararlanıp erkenden iade edilemez gidiş biletlerimizi de aldık. Erken gidip oradaki canım arkadaşım Yonca ile buluşup İstanbul'u gezip, sohbetimiz edip, akşamı da Morrissey konseriyle şenlendirecektik. Elimizde biletler başladık beklemeye. Kimselere de son güne kadar söylemiyoruz, aman bir şey olur gidemeyiz diye olur ya bi aksilik olur üzülürüz diye. Sonuç olarak son gün geldi çattı. Biz arkadaşlarla tiyatro dönüşünde artık rahatız. Daha önce de bahsettiğim Anıl arkadaşım konsere gelemedi ve bizden istek yapıyor. 'I know it's over çalarsa mutlaka beni arayacaksınız' diye. Biz de ne demek genç tabi ki deyip, hep beraber oturup gülüyoruz. İşte mükemmeliyetin son zamanları. Biz böyle planlar yaparken, hayat bize gülmedi resmen kahkaha attı. Odama gelip aman da şu mesajlarıma bakayım diyen her şeyden habersiz ben, 9 saat önceki bir maille donakaldım. Neden mi çünkü konser 'lojistik nedenlerden' dolayı ertesi gün yani 7 Aralık'ta değildi, 17 Aralık Çarşamba gününe ertelenmişti. Biz bütün gün gideceğimiz için hazırlıklar yaparken, ertesi gün Morrissey'i göreceğimiz için heyecanlanırken olmayacak şey olmuş konser ertelenmişti. Hemen Biletix'ten kontrol edip Özge'yi aradım. Ve biz o arada ayrılığın o 7 aşamasını şoktan kabullenmeye en son çözüm önerilerine kadar yaşadık. Çünkü sıkıntı konserin ertelenmesi değil ertelendiği tarih 17 Aralık günüydü. Zira 17 Aralık Çarşamba günü sabah 9.30'da ve 18 Aralık Perşembe günü saat 10.00'da yine sınavım vardı. Evet, işte boşuna demiyorum şanssızlıkta dünya markasıyım diye. Benim için mükemmel olan tarih bir anda en olmaması gereken zaman aralığındaydı. Yani benim için şanssızlıktan ve bahtsızlıktan öte bir şeydi. Ne yani neden hafta içine alınmıştı, neden başka çarşamba değil de ille o çarşambaydı? İşte ben bunlarla üzülüp kendimi harap ederken bir yandan da olayın imkansızdan bir tık eksik olduğunu fark edip hemen plan yapmaya başladım. Ve bol yolculuklu, koşuşturmalı istemeden oluşan B planımızla hareket etmeye karar verdik. Özetle şöyle olacaktı. Biz, ben sınavdan çıktıktan sonra uçakla gidip, otobüsle hemen dönecektik ki ben sabah sınavıma yine yetişebileyim. Tabi bu arada hem hazırlanıp hem sınavlara çalışmam gerekiyordu çünkü ikinci sınavımdan önceki gecenin başında konserde sonrasında da yolda olacaktım. İşte bu tempoyu göze aldım ve bu sefer sabırla ve heyecanla 17 Aralık'ı bekledik. Sonuç mu? Tabi ki konsere gittim. Ve hiç pişman olmadım. Konser dışında İstanbul'daki tüm zamanım yolda geçti. Bu arada orada yaşayan canım arkadaşım Yonca'yı az da olsa gördük. Ve muhteşem bir gece geçirdim. Her ne kadar 7-8 saat kadar aç kalmış olsak da Morrrissey harikaydı. İstedim ki hiç bitmesin. O hep söylesin. Benim için efsanedir kendisi zaten. Zamanında Speech dersimizde sınıfıma onu tanıtmıştım. Onun şarkılarını sanki ben yazdım. Benim elimden, aklımdan çıkmıştı o sözler. Şimdi ben bu bir iki engeli ve şanssızlığı önemseyip nasıl elimde bilet varken gitmemezlik edebilirdim ki. Gittim ve sonuna kadar hak ettim. Onun o albüm kaydı kalitesindeki sesi, sempatikliği, mütevaziliği ve hayranlarına ilgisi görülmeye değerdi. Biz olaya zaten anı biriktirmek olarak baktık. Tüm bu yollar, aksilikler muhteşem konsere aksiyon ve heyecan kattı. Yine olsa yine giderim. Hatta umarım bu son Morrissey konseri değil de  ilk Morrissey konseridir benim için. Burada tek tek hangi şarkılar söylendi yazmayacağım genel olarak söylediği şarkılar "World Peace Is None Of Your Business"albümündendi . Kapanış şarkısı "Everyday is like Sunday" idi, yukarıdan okurken dinleyebilirsiniz. Ve sahneye çıkar çıkmaz arkasında hiç hoş olmayan (:P) bir el hareketi yapan Queen Elizabeth resmi (ki gördüğüm an benim kahkaha atmama neden olan resim) ve"The Queen is Dead" şarkısıyla da açılış yapıldı :). Zaten Morrissey' den de öyle bir şey beklenirdi. Monarşi hakkında ne düşündüğünü bilmeyen yoktur herhalde. Ve tabi ki sanırım konser klasiği 'Meat is Murder' eşliğinde video izletildi. Zaten konser alanında kesinlikle et ve et ürünleri yemek yasaktı çünkü bilirsiniz ki kendileri aynı zamanda koyu bir hayvan hakları savunucusudur.

Sonuç olarak benim ölmeden önce yapılacaklar listemin rahatlıkla ilk beşinde yer alan Morrissey konserine git maddemin üstü çizildi. Umarım sizin maddeleriniz daha kolay silinir. Şimdi siz karar verin öyle mi Morrissey hayranlığı oluyormuş böyle mi :).

Not: Sınav sonuçların ne alemde diye sorarsanız, ikisi de daha açıklanmadı :).

Konserden birkaç fotoğraf :).




1 Aralık 2014 Pazartesi

Ane Brun #konser



Evett, her zaman  öneri yapacak değiliz biraz sohbet edelim. Yine bilmeyenler için öneri olacak ama bilenler için anı okumak gibi. Taa haftalar önce gittiğim canım cicim Ane Brun konser izlenimimi paylaşmak isterim. Ankara Nordik Müzik Festivali kapsamında gelen Ane bizi sesiyle büyüledi. Albüm kaydı gibi güçlü sesi ekstra hayran olmama yetti de arttı bile. Yalnız konserden önce de sonra da dilimden düşmeyen şarkı ve bence konserin tek eksiği "These Days" idi :'( :'(. Hala içimde yaradır. Onun dışında tek kişilik sahne performansı sergileyen Ane cesaretiyle de takdir edilesiydi. Gitarlar geldi gitti, piyano da çaldı. Arka fonu sürekli değiştiren (ışıkçı)  arkadaşın konser başlayınca ayakkabılarını çıkartıp konser bitince giymesi ayrı bir olaydı :).




Ama asıl bomba, provaları kaçak olarak izlememizdi herhalde :). Zaten bir işte ben varsam olaysız geçmez o gün, Anlatayım hemen. Biz erkenden ODTÜ'ye gittik, ben daha önce gitmediğim için bi görmek istiyordum ki çok güzel bir yer; çarşısı, kırtasiyesi, kitapçısı,yemekleri güzeldi :). Yere bakalım da biletleri alalım diye erkenden gittik salona. Bir bakalım mı içeri noluyor ne bitiyor derken arkadaşıma "Ya gel bi bakalım nolcak" deyip kapıyı açmamla Ane Brun'un provasını görmemiz bir oldu. Zaten sahne hariç her yer karanlık bari oturalım dedik :). Görevli bizi fark edene kadar oturduk izledik. Sonra adamın kaba bir şekilde "Sizi dışarı alabilir miyim" demesiyle gerçek dünyaya dönüp konser saatine kadar ODTÜ çarşının teras kısmında takıldık.Ama biz göreceğimizi gördük havalı arkadaşım :P. Kapı açılışı söylenilen saatten daha önce açıldığı için birazcık arkalarda olsak da Ane'in sesi ve sempatikliği bize ulaştı. Kendisi Türkçe konuşmayı da ihmal etmedi, Ordan da aldı gönlümüzü. Sonra başladı o güzel aşk şarkılarını söylemeye. Do You Remember, To Let Myself Go, Undertow, Words, This Voice, The Light from One ve daha hatırlamadığım bir çok şarkı. Şenlik gibi müthişti ya :) Seyirci de maşallah bir elit bir kaliteli, zaten birçok erasmus öğrencisi gelmişti. O eltlikten utanmasam bağıracaktım These Daysss diye zor tuttum kendimi :). Hala atlatamadım.





12 Aralık'ta  Küçükçiftlik Park konseri olacak kendisinin. Orada çalarsa bir video falan atarsınız artık. Sonuç itibariyle harika bir gündü. Buradan kendisine teşkkür ediyor bir daha These Days'i repertuvarına almasını o şarkı olmadan gelmemesini, vallahide billahi de darıldığımı söylüyorum. Daha canlı dinleyip ağlayacaktım ya :(. Neyse ilk etkinlik yazımın sonuna geldim. Başta kendime ve sizlere bol etkinlik dolu günler, öneri makinesi olmadan geçen gününüz olmasın der bu yazıyı da bitiririm. Birkaç fotoğraf atayım bari uzaktan uzaktan. (Fotoğraflar arkadaşım Anıl'a aittir, onun güzel blogunu ziyaret etmek isterseniz tıktık .)