30 Ağustos 2018 Perşembe

Bir Yayınevi Beş Yazar/Kitap (Jaguar Kitap)

Merhabalar, uzun bir aradan sonra bir yayınevi beş yazar/kitap köşemize Jaguar Kitap ile devam ediyoruz. 2012 yılında yayın hayatına başlayan taptaze ama yayınları ile ilgimizi çokça çeken bir yayınevi Jaguar.

Mottosunu Stendhal'ın  "Mutlu azınlığa" sözlerinden alan yayınevinden ben de sizlere okuduğum beş güzel kitabını önereceğim :). Eklemem gereken önemli bir not şu ki yayınevinden okuduğum tüm kitaplar bunlar ve hepsini sevdim. Bu kitaplardan edindiğim ortak izlenim ise kitapların hepsinin akıcı olması ve basit bir dil ile yazılmasına rağmen anlattığından daha fazlasını çıkarabileceğimiz güzel romanlar olması. Tabi bir de içeriğiyle adıyla güzel bir uyum sağlayan kapakların hepsi çok başarılı. Umarız ki yayınevi birçok güzel yazarla kitaplığını geliştirir ve bizi ülkemizde yayınlanmamış yeni yazarlarla bolca tanıştırır :). O zaman hadi başlayalım :).

Öneri Makinesi

1. Kağıt Ev - Carlos Maria Dominguez


Orijinal adı La casa de papel olan (bir yerlerden tanıdık mı, bu sefer biraz farklı :)), Kağıt Ev uzun bir öykü aslında. Bir iki saatinizi alacak güzel çizimleriyle gönlünüzü hoş edecek okumayı, kitapları ve kitap almayı sevenleri ayrıca etkileyecek güzel bir kitap. Vefat eden arkadaşına gelen ilginç bir postayla, başka bir hikayenin peşine düşen bir adamın ağzından kitaplara dair nefis bir öykü okuyoruz. Kapağını ayrıca bayıldığımı söyleyerek bu güzel kitabı okumanızı öneririm :).

2. Hawthorn ile Child - Keith Ridgway


Bir İngiliz postmodern polisiyesi :). Okuduğum bölümden midir nedir, ders kitabı gibi okudum, hoşuma gitti :). Bildiğiniz detektiflik romanlarına asla benzemiyor, bir cinayetin peşinden sayfalarca koşmadık ama bazen kurban bazen evlat bazen suçlu gözünden bu kitaba da ismini veren dedektiflerimizi gördük ya da görmedik :). Farklı bir polisiye okumak isteyenlere :). Ayrıca yine kapağına bayıldığımı ve içeriğine çok güzel bir şekilde yakıştığını söylemeliyim.

3. Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın - Cuniciro Tanizaki


Japon edebiyatının önemli isimlerinden biri Tanizaki'den yalın ama çok güzel bir kısa roman. Adından da anlaşılacağı gibi; hikaye bir kedinin odağında, iki kadın bir adam arasında geçiyor. Çokça bahsedip kitabın tadını kaçırmak istemem lakin kedi sahibi olmak üzerinden kadın erkek ilişkileri, bağlılık, sevgi, kıskançlık gibi birçok temanın işlendiği elinize aldığınız gibi bitireceğiniz bu kitap Japon Edebiyatı'nı sevenler ya da bir yerden başlasam diyenler için okunulası hoş bir roman.

Öneri Makinesi


4. Hızlandıkça Azalıyorum - Kiersti Skomsvold 


Norveç'e gidiyoruz bu sefer. İskandinav soğukluğu hep aklımızda ama yine de Matea'ya ısınıyorum ve anlıyorum. Ölüme takıntılı bir kadın, eşi Epsilon ile mutlu hatta çok mutlu ve başka kimseye ihtiyacı yok. Ölüm ile bu kadar iç içeyken ister istemez yaşam ve ölüm hakkında da birçok sorgulamasına ortak oluyoruz. Naif bir hikaye. Kitabın adını çok sevdiğim ve blogda da yazdığım "İşe Yarar Bir Şey" filminde karakterin ağzından "Ben turuncuyum ve hiçbir şey turuncuyla kafiyeli değil" sözlerinin ait olduğu kitap olarak öğrendim (Başak Köklükaya, ne de güzel oynar filmde, izlemediyseniz izleyin hemencecik :)). Yine kapağının ne kadar başarılı olduğunu belirtmeme gerek olmasa da ben belirtmek istiyorum, çok güzel :).

5. Yaşamak - Yu Hua 


Çinli yazar Yu Hua'nın ülkesinde uzun süre yasaklanan ama her yasaklanan kitap gibi artan bir okuyucu kitlesiyle yeniden dağıtımı yapılan ve sevilen bir kitap Yaşamak. Hikayeler anlatan bir adamın öküzüyle beraber tarlasını süren Fugui ile karşılaşması ve Fugui'nin hikayesini bu yabancıya anlatmasıyla Fugui'nin nasıl "yaşayarak" yaşlandığını basit ve sade bir anlatımla okuyoruz. Hikayesi ise hayat gibi hem mutlu hem hüzünlü; ama benden uyarı mendilleri hazırlayın :).
Devamını Oku »

9 Ağustos 2018 Perşembe

Mim: Yaz Abur Cuburu #2018

Merhaba :). Geçen sene yaptığımız (bakınız: Yaz Abur Cuburu) bu mim neden bir gelenek haline gelmesin? 2018 yazının ritmini de bu yıl bloglarda belirleyelim :). Bu yıl da yeni şarkılar keşfedip en çok dinlediğimiz şarkıları paylaşalım. İşte benim listem :).


1. Yazın çıkan çok sevdiğin sanatçıdan/gruptan bir şarkı


Albümde beni ilk yakalayan şarkı olabilir. Güzel :).

Arctic Monkeys - Four Out of Five 



2. Bu yaz en yeni keşfin


Eski bir albüm ama benim keşfim yeni oldu; The Organ - Grab That Gun albümü. Beni müthiş heyecanlandırdı bu keşif ve aşağıdaki şarkı da benim takılı plak gibi tekrar tekrar çaldığım bir şarkı. Morrissey'e adanmış bir şarkı olduğu söyleniyor (Steven, Morrissey'in ön adı; Smith efsanevi grubu The Smiths'ten) ki şarkıyı dinlerseniz "There is a light never goes out" hemen aklınıza düşecektir. Maalesef bu grup bu albümle kariyerlerini zirvede bırakmış, ilk ve tek albümleri :/. Kısacası şiddetle önerilir.

The Organ - Steven Smith


3. Bu yaz sürekli dinlediğin bir şarkı


Ezhel'i çok seviyorum ve bu şarkıya eşlik etmeyi de çok seviyorum. Çıktığı günden beri sürekli dinledim.

Ezhel - Kazıdık Tırnaklarla



4. Bu yaz en çok duyduğun şarkı/albüm


Yıldız Tilbe seviyorum. "Yıldızlı Şarkılar" albümü de bu yaz her yerde en çok dinlediğimiz albüm olsa gerek. Bu şarkı da sanırım en çok çalan şarkılardan biri ki ilklerde o kesin :). Sevdim ben de, daha bıkmadım :). Yabancı versiyonu için de Drake - In My Feelings (Kiki do you love me?) diyorum dansıyla beraber :).

Aleyna Tilki - Yalnız Çiçek




5. Bu yaz eski de olsa dinlemekten vazgeçemediğin şarkı


Yani yazı kışı yok aslında ben genelde eski şarkılar dinliyorum yenileri dinlesem de. Şu aralar Barış Manço'nun eski albümlerine takığım, onlardan bir tane paylaşayım. Az bilinenlerden :).

Barış Manço - Bahçede Hanımeli



6. Sence bu yazın en favori hiti


Ben yine geçen sene ki gibi Dua Lipa eşliğinde bir Calvin Harris şarkısı seçeceğim. Yazın en çok dinlediklerimden, eğlenceli hareketli güzel bir yaz şarkısı. Dua Lipa'ya zaten bayılıyorum, kendi albümünü de çokça dinledim.

Calvin Harris ft Dua Lipa - One Kiss



7. Senin bu yazını anlatan bir şarkı


Yani ne desem nasıl desem bilemedim ama bu şarkı olabilir gibi :).

"One day, maybe next week"

Blondie - One Way or Another





Mimliyorum tabi ki müzisyen bloggerımız Ezgi'yi, müzik gurusu Zihnin Arka Sokakları'nı, albüm yorumlarıyla Sibelynka'yı, müzik sevdalısı Momentos'u, her yayınında şarkı paylaşmayı unutmayan Dr. Coffee'yi, müzik ağacı Mariposa'yı, müzik aşığı Deeptone'u ve müziksever herkesi :).

Siz de arkadaşlarınızı mimlemeyi unutmayın, bloggerların "Top Ten"'ini belirleyelim :).
Devamını Oku »

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Altı Ahlak Hikayesi - Eric Rohmer (Seri Filmler #7)

Hiç Rohmer izlediniz mi? Ben izledim ve ondan sonra bulabildiğim tüm filmlerini izleyene kadar rahat edemedim. Onun o yazlık evleri, kadın erkek ilişkileri, anlatımı, mizahı ya da sorgulamaları beni peşinden sürükledi ve bırakamadım. Eric Rohmer'ın birçok serisi var ama filmlerine en kolay ulaşılan ve içinde kendisinin tanınmasını sağlayan filmlerinin olduğu seri "Six Moral Tales" yani "Altı Ahlak Hikayesi"'dir herhalde. Bu seride; protagonistlerin inandıkları değer yargıları, hep bir kadın tarafından sınanır. Peki bu kadınların, onların aklını çelmesinden dolayı mı yoksa inandıkları değerlere bağlılıklarının zayıflığından mı ya da başka bir neden mi? Bu ve bu gibi soruların cevapları filmlerde ve sizde saklı. 6 filmden oluşan bu seride her filmden kısa kısa bahsettim ve sevdiklerimi de sıraladım. Peki sizin favorileriniz hangileri?


The Bakery Girl of Monceau (1963)



Altı Ahlak Hikayesi'nin başlangıcı bu kısa siyah beyaz filmde evleneceği kadını bulan genç bir hukuk öğrencisi, onu ararken geçirdiği zamanda çapkınlık yapmayı ihmal etmez. Seriye güzel bir giriş ve aslında bizi neler beklediğine dair genel bir bilgi veriyor Rohmer burada protagonistin dış ses olarak anlatımıyla. Filmin en başındaki anlatıcının tasvirleri de sanki bir kitap okuyormuş hissi veriyor.

Suzanne's Career (1963)



Bertrand'ın Guillaume ile arkadaşlığı Suzanne'ın hayatlarına girmesiyle değişir ve bize Rohmer 54 dakikalık siyah beyaz bir seyirlik sunar. Yine kitap okuyormuş hissi veren anlatıcı, dış ses bu filmde de var.

My Night at Maud's (1969)



Pascal okuduysanız filmde eminim benden daha çok mana bulacaksınız lakin okumasanız bile birçok anlam bulacağınız bu filmde; Katolik (canımız Jean - Louis Trintignant) Jean- Louis; kızıyla beraber yalnız yaşayan Maud ile bir gece geçirir ve inandığı değerleri bir kez daha sorgular.

La Collectioneuse (1967)



Tatile arkadaşının yazlığına giden Adrien, yazlıkta sanatçı Daniel ve ara sıra gidip gelen Haydee ile bir nevi ev arkadaşı olur. Çokça ikonik görüntülere sahip bu film sizi mest edecek.

Claire's Knee (1970)



Evlenmek üzere olan Jerome, yazlıkta karşılaştığı yazar arkadaşının kobayı olmayı kabul eder ve arkadaşının evinde kaldığı üvey kız kardeşlerle iletişim kurar.

Love in the Afternoon ( 1972)



Evli mutlu çocuklu Frédéric, eski arkadaşının eski sevgilisi Chloé'nin ani ziyaretiyle öğleden sonraları farklı bir anlam kazanır. Yine serinin adının hakkını veren güzel bir son ahlak hikayesi.

Bu seride en beğendiklerime göre sıralamam aşağıdaki gibi. Eğer siz de izlediyseniz kendi listenizi benle paylaşmayı unutmayın, sinemayla kalın :).

1. Koleksiyoncu Kız (Açık ara serinin en iyi filmi)

2. Öğleden Sonra Aşk

3. Maud'la Bir Gece

4. Suzanne'nın Kariyeri

5. The Bakery Girl of Monceau

6.  Claire'in Dizi
Devamını Oku »