Etiketler

İzlenilesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzlenilesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2019 Pazar

Federico Fellini - Yönetmen Sineması

İlk hafta için seçtiğim yönetmen sinema tarihinde önemli bir yere sahip Federico Fellini'ydi. İlk hafta sadece iki filmini izleyebildim Fellini'nin ama kesinlikle diğer filmlerini de izleyeceğim. Çok sevdim. Bence siz de konusu size en yakın gelen bir Fellini filmiyle başlayın ve bu efsane yönetmenin filmlerini izlemedim demeyin!

öneri makinesi

öneri makinesi
50 yıl 


La Strada (1954)

öneri makinesi

İlk filmimde "La Strada" oldu. 1954 yapımı siyah beyaz bu filmde; saf ve temiz kalpli Gelsomina, zalim ve kaba Zampano ve son olarak da şakacı ve mantıklı Soytarı'yı baş rollerde izleriz. Bu üç ana karakter arasında geçen filmde, dört küçük kız çocuğuna daha bakmak zorunda olan Gelsomina'nın annesi kızını para karşılığında Zampano'nun yanında gösterilerde çalışması için gönderir. Zampano arabasıyla şehir şehir gezen bir gösteri sanatçısıdır ve daha önce yanında bulunan Rosa'nın ölmesiyle yeni birine ihtiyaç duyar. Gelsomina pek de zeki bir kadın değildir ve Zampano'un türlü fiziksel ve duygusal zorbalıklarına şehir şehir sokak sokak gezdikleri bu süre boyunca ses çıkarmaz. Zampano'nun yanında gösterilere çıkan Gelsomina işini çok sever. Zampano ise ona değer vermez ve sadece kendi istediği şeyleri yapmasını ister. Bir noktada Zampano'yu bırakmak istese ve önüne türlü fırsatlar çıksa da Zampano'yu bırakmaz ve hep onu takip eder. Gösteri için buluştukları sirkte denk geldikleri Soytarı ise Zampano'ya ağır şakalar yapar ve verdikleri küçük detaylardan daha önceden birbirlerini tanıdıklarını anlarız. Soytarı'nın da bir şekilde bu ikiliye dahil olmasıyla üçünün de hayatı önlenemez bir şekilde değişir. 

Film eleştirmeni Pauline Kael'in bu filmdeki ana karakterlerin vücudu, aklı ve ruhu temsil ettiğini söyler ve pek de yanılmaz zannımca. Ben filmi sevdim.

Amacord (1973)

öneri makinesi

Bir kasabanın bahar ile başlayıp sonbaharda biten acı tatlı hikayelerine odaklanıyoruz. Daha çok iki erkek çocuk, haylaz bir dayı, çılgın bir dede ve anne babadan oluşan geniş bir aileye odaklansak da kasabanın sakinlerini izlemeyi bırakmayız.  Bu arada dönemin politik durumu da filmde gösterilir. Kasabada güzelliğiyle nam salmış Gradisca; ortalığı karıştırmakta üstüne olmayan bir grup ergen; kasabanın esnafı ve daha fazlasının anlatıldığı eğlenceli bir film.

Diğer filmlerde görüşmek üzere :). Sizler ne durumdasınız?
Devamını Oku »

5 Mayıs 2019 Pazar

Yönetmen Sineması - Meydan Okuma

Öneri Makinesi Challenge

Merhabalar, uzun zaman oldu bir meydan okuma hazırlamayalı. Bu yılın kendim hazırladığım ilk meydan okumayı sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyarım. Bugün sinema severleri memnun edecek bir meydan okuma ile karşınızdayım. Sibel İnceler blogunun sahibesi Sibel'in şu yazımdaki yorumu ben de ışıkları yaktı ve neden olmasın diyerek bir aylık bir meydan okuma hazırladım. Hepimizin izlemek istediği yönetmenler ve filmler var ama bir türlü vakit bulamıyoruz ya da önceliğimiz farklı filmler oluyor. Neden bir meydan okuma vasıtasıyla hem yeni yönetmenler keşfedip hem de birbirimize yeni keşif imkanları sunmayalım ki?  Elimden geldiğince basit tutmaya da çalıştım ki isteyen herkes zorlanmadan katılabilsin. Malum herkesin okulu, işi gücü var; zaman bulmakta zorlanabiliriz. İşte meydan okuma kuralı;

Her hafta seçtiğimiz bir yönetmenin en az 2 filmini izliyoruz ve o haftayı o yönetmene ayırıyoruz. 


İşte meydan okuma bu kadar basit. Bir ay boyunca 4 farklı yönetmenin dünyasını keşfetmiş olacağız ve sonunda da hep izlemek istediğimiz yönetmenlerin en az 2 filmiyle meydan okumamızı bitireceğiz. Bir de şöyle bir güzellik yapalım; ay sonunda sonuç yazılarında toplamda en çok film izleyen arkadaşımıza ben bir tebrik kartı atayım, sinema sevgisinden ötürü :). Katılan arkadaşlar yukarıdaki fotoğrafla bir yazı paylaşıp aşağıda yorum bırakırlarsa çok sevinirim. Ee kimler benimle?

Benim seçtiğim yönetmenler: 

6 - 12 Mayıs : Federico Fellini


Sinemanın unutulmaz yönetmeni Fellini'yi izlememeyi ayıp bellediğimden ilk hafta onun filmlerine odaklanmayı seçtim. La Dolce Vita, La Strada, 8 1/2 gibi filmleri ile sinema tarihinde önemli bir yere sahip yönetmenin izleyebildiğim kadar filmini izleyeceğim. Önce izlememi izlediğiniz filmi varsa her zaman önerebilirsiniz :). 

13 - 19 Mayıs: Claire Denis


En son High Life filmiyle vizyonda gördüğümüz yönetmenin filmografisi oldukça geniş. White Material, 24 Rhums, Trouble Every Day gibi birçok ses getiren filme imza atan yönetmenin filmlerini ise ikinci hafta izleyeceğim.

20 - 26 Mayıs: Sang Soo Hong/Asghar Farhadi/Niceleri


Daha karar veremedim,, seçenekler çok :). O haftaki moduma göre bir yönetmen seçip izleyeceğim :).

27 Mayıs - 2 Haziran: Susanne Bier 


Deeptone'un bana sürekli izle dediği ama benim bir türlü izleyemediğim yönetmen Susanne Bier ile de kapanışı yapayım diyorum. En son Bird Box filmiyle her youtube videosunda fragmanını görüp ezberlediğimiz yönetmenin ilk işleri önceliğim olacak :).
Devamını Oku »

27 Nisan 2019 Cumartesi

Sans Toit Ni Loi - Agnes Varda (1985)

Öneri Makinesi

İstanbul Modern Sinema, bir yönetmenin tüm filmlerini belirli günler içinde gösteriyor ve en son seçtikleri yönetmen ise Yeni Dalga Sineması'nın en renkli kişiliklerinden Agnes Varda'ydı. Kendisinin filmlerini hep izlemek istiyor ama bir türlü izleyemiyorken bu gösterim sayesinde başladım ve devam ediyorum. Ne yazık ki bu gösterimler devam ederken 90 yaşında Agnes'i kaybettik. Kendisi o kadar tatlı bir insan ki bu özel gösterime gelen seyircilere çok tatlı bir video bile hazırlamış. Tabi sonrasında insan ister istemez daha da üzülüyor. Ne mutlu ki bize güzel bir filmografisi var ve özledikçe açıp izleyebiliyoruz. Benim izlediğim ilk filmi "Vagabond" ise filmden çıkarken kafamda birçok soruyla ayrılmamı sağladı. Şimdi filmden spoiler vere vere bahsedeceğim. Siz de izleyin, siz de sorularla baş başa kalın :).

Öneri Makinesi
Öneri Makinesi

Ölen kimliksiz bir kadının bulunmasıyla başlıyoruz filme. Sonrasında ise onu izliyoruz ve onunla rast gelen insanların onu anlatmasını dinliyoruz filmde. Yani gördüklerimizden ve hakkında duyduklarımızdan anlamaya çalışıyoruz film boyunca Mona'yı. Öğreniyoruz ki Mona, işi olan ve daha sonra radikal bir kararla işini evini bırakıp yollara düşmüş bir gezgin. Yerleşik hayata geçip çalışmak istemiyor, ister gibi olsa da bir şekilde olmuyor. Otostop çekerek oradan oraya gidiyor; şanslıysa günlük işlerle harçlığını çıkarıp tütün ve ekmek alıyor. Şanslı olmadığı günlerde aç kalıyor. Yerleşik hayatı kati bir dilde reddeden Mona, insanlar tarafından dış görünüşüyle ve yaşam tarzıyla yargılanıyor. Çokça yol arkadaşı ediniyor ama kötü insanlara da yolda rast geliyor. Kendisine neden yollara düştüğü sorulduğundaysa umursamazca "Şampanya yolda daha iyi gidiyor" diyebiliyor. Yalnız yolda karşılaştığı çiftçi filozofun dediğine gelmeden edemiyor sonunda ve yorgun düşüyor. Kendini kaybediyor, oturup ağlayıveriyor. Yaptığı seçimi sorgulamıyor belki ama filozun haklı olduğu bir yerde oluyor sanki. Sisteme karşı çıkıyor çıkmasına ama bu onu gerçekten mutlu mu ediyor yoksa daha mı çok tüketiyor? Sistemin dışı da içiyle aynı mı oluyor, neler oluyor izledikçe düşünmeden edemiyor insan. En sonunda ise artık bir insan tanıyoruz ve başta gördüğümüz cansız  beden bir anlam ifade ediyor. Talihsiz bir kazayla da ilk sahneye dönüyoruz ama bu sefer başka.

Öneri Makinesi

İşte böyle bir film izliyoruz Varda'dan. Çokça yaşadığımız düzeni ve hayatı sorgulayıp en sonunda sıradanlığın rahatlığında yaşayıp gidiyoruz. Bu düzeni aşmayı cesaret edenlere ise iyi olmayan anlamsız gözlerle bakıyoruz. Aynı Mona'ya bakan çeşit çeşit insan gibi. Dış görünüşüne ve seçtiği hayat tarzına sadece bakıyoruz. Biraz bile öyle olmak istediysek eğer hayatımızın bir anında hemen kötülüyoruz onu yaşamaya cesaret ettiği için ya da anlamadığımız için yargılıyor ama aslında içten içe kıskanıyoruz bu farklılığı. Biraz da olsa anlayanlar ya da sadece saygı duyanlar onunla arkadaş oluyor ve bu yolda eşlik ediyorlar ona. Sen neredesin peki; Mona'nın yanında mı karşısında mı?

Öneri Makinesi
Devamını Oku »

21 Nisan 2019 Pazar

Atıştırmalık #46 (Yeni Dalga Sinemasından 3 Film)

Sinemada çığır açan kuralları yıkan ve hala zevkle izlemeye devam ettiğimiz Fransız Yeni Dalga Sinemasının 3 harika örneğini sizlerle paylaşacağım. Benim kişisel olarak çok sevdiğim bir akım olan Yeni Dalga filmleri izleme isteği ile iki haftadır hep 60'lar Fransız Sineması izlerken buluyorum kendimi. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Agnes Varda'nın, filmleriyle gönlümüze taht kurmuş François Truffaut'nun ve ilk kez bir filmini izlediğim Agnes'in biricik eşi yönetmen Jacques Demy'nin yönetmenliğini yaptığı üç filmden bahsedeceğim. Hadi başlayalım.

Cleo de 5 a 7 - Agnes Varda (1962)


Öneri Makinesi

Siyah beyaz bu filmde Cleo'nin saat beşten yediye kadar olan sürede yaşamına dahil oluyoruz. Bir tarot falı sahnesiyle açılan filmde, Cleo doktorun kendisinden test istemesi üzerine öleceğini düşünerek bu iki saatte birçok duyguyu yaşıyor. Şarkıcı Cleo'nin ruh halindeki ani değişimler o kadar hızlı oluyor ki gülümsemeden edemiyorsunuz. Bazen de dünyayı sorguluyor; sonra da onunla Paris sokaklarında kendinizi gezerken buluyorsunuz.

Bir buçuk saatlik bu filmde, bir küçük sürpriz de Anna Karina ve Jean Luc Godard'ın konuk oyuncu olarak filmin içindeki filmde rol alması. Fransız Yeni Dalga Sinemacılarının birbirine desteği çok güzel. İki sevdiğim yönetmen ve çok sevdiğim oyuncunun küçük de olsa beraber işlerini görmek beni ayrıca memnun ediyor.

Tirez Sur Le Pianiste - François Truffaut (1960)

Öneri Makinesi

Piyanisti Vurun, Truffaut'un ikinci filmi. Gözden düşmüş bir piyanistin başı belada olan abisinin ortaya çıkmasıyla küçük dünyası sarsılacaktır. Geçmişini, şimdisini ve geleceğini izlediğimiz piyanistin yaşamına kısa süreliğine dahil oluyoruz. Abisini takip eden iki silahlı adamın Charles'ın peşine takılmasıyla aşka düştüğü Lena ile küçük kardeşleri Fido da tehlike altında kalır.

Lola - Jacques Demy (1961)


Öneri Makinesi

Filmin hikayesi bana Eric Rohmer'ın Kış Hikayesi'ni (1992) çokça anımsattı. Tabi "Lola" ondan 31 yıl önce çekilmiş :). İkisi de güzel hikayeler emin olun :). Birçok farklı hikaye anlatılır ve hepsi birbirine bağlıdır bu filmde. Dansçı Lola çocuğunun babasına aşıktır ama aşık olduğu adam Michel yedi yıl önce ortadan kaybolmuştur. Yıllar sonra karşılaştığı çocukluk arkadaşı Roland ise bu görüşmelerinde Lola'ya yeniden aşık olur. Roland savaş sonrası bunalımı yaşayan ve bir türlü hayatını düzene oturtamamış hiçbir şeyden mutlu olamayan genç bir adam. Lola ile tekrardan karşılaşınca hayatın amacını yani aşkı bulduğunu düşünür. Bu arada Roland'ın kitapçıda tanıştığı anne ve kızıyla sözlük vesilesiyle tanışmasıyla anlıyoruz ki küçük Celine, Lola'nın çocukluğuna çok benzemektedir ve aslında Lola'nın geçmişini şimdiki zamanda Celine ile izliyoruzdur :). Yeterince spoiler verdiğime göre bu aşkın bir şekilde bir araya getirdiği insanları izlemek sürükleyici.

Tüm filmleri öneriyorum, çünkü bence Fransız Yeni Dalga sineması çok güzel bir akım :). İzleyin, izlettirin sonra da selamımı söyleyin :). Keyifli seyirler <3.
Devamını Oku »

14 Nisan 2019 Pazar

38. İstanbul Film Festivali / Happy Birthday Colin Burstead

Happy Birthday Colin Burstead - Ben Wheatly (2018)


Öneri Makinesi

38. İstanbul Film Festivali'nde özel davetler sonucu bu sene ben de katıldım :). Film biletlerinin aşırı pahalı olmasından kaynaklı başka filme bilet almasam da film festivali havası solumak bile güzel. Filmleri artık Başka Sinema'da takip edip sinemada yine izlerim.

Siz hangi filmlere bilet aldınız neler yaptınız yorumlarınızı bekliyorum :). İlk ve son filmim de Mutlu Yıllar Colin Burstead oldu ve hazırsanız başlayalım :).

İngiliz yönetmen Ben Wheatly'nin son filmi Mutlu Yıllar Colin Burstead ile tarihi Atlas Sineması'nda festivale katıldık. Öncelikle herkes çok hazırlıklıydı, aşırı planlı bir organizasyon olmuş.

Filmimiz bir ailenin mizahla süslenmiş dramı. Filme adı verilen Colin Burstead karakterimiz tüm aileyi yılbaşında lüks bir evde toplar. Tek amacı herkesin eğlenip ailecek mutlu bir şekilde yeni yıla girmesi, lakin; işler planlandığı gibi gitmez. Çünkü Colin'in kız kardeşi gizemli bir şekilde kimsenin ne olduğunu söylemediği ama ailede ciddi bir gerginlik yaratan diğer erkek kardeş David'i de bu partiye çağırmıştır.

Filmde aile üyelerini parti boyunca takip ediyoruz. Herkesin birbiriyle küçük husumetleri olunca dedikodular da filme mizah katıyor. Bunun dışında kalabalık bir grup var ve bazı insanların geldiğini görmüyoruz ama oradalar ya da geldiğini görüyoruz ama yoklar. Bu benim dikkatimi çekti ve rahatsız etmedi değil. Müzik kullanımını da çok beğenmedim nedense. Diyalog yazımını da zayıf buldum lakin yine de kötü bir film değildi. İngiliz aksanlı bir aile filmi izlemek isterseniz bakabilirsiniz. Şiddetle önermiyorum maalesef, ortalama diyelim :).
Devamını Oku »

20 Şubat 2019 Çarşamba

Gönlünüzü Şenlendirecek 5 Animasyon: Day 20


20. Bugün hava nasıl? Bugün havaya göre bir liste hazırla. 

Listeler bizim işimiz :). Bugün hava kapalı ve yağmurlu. O yüzden beş maddelik bir animasyon film listesi yapalım da içimiz açılsın, gönlümüz şenlensin :).

1. My Neighbor Totoro - Hayao Miyazaki (1988)

Bu film resmen içinizi neşeyle dolduracak. Küçük May'in o tatlı halleri; sizin onu iki dakikalığını filmden alıp sevip filme geri koyma isteğiyle dolduracak, böyle bir tatlılık yok. Bir de şarkısı var ki dilinizden düşmeyecek film bittikten sonra bile. Bana çocukken izlediğim çizgi filmleri hatırlatan ve içimi ayrı bir mutlulukla dolduran bu harika animasyonu izlemenizi şiddetle öneririm :).

2. Coco - Lee Unkrich, Adrian Molina (2017)

Normalde Disney sevmem ama bazı animasyonlar çok güzel ki bence bu da onlardan biri. Sürükleyici ve tatlı. Meksika kültürüyle harmanlanmış olması da ayrı güzeldi bence. Seslendirme ve çizimler çok hoştu.

3. Inside Out - Pete Docter (2015)

Bence çok güzel bir konusu var ama Disney'i sevmememdeki o başlıca neden filmin derinliğinden çalıp daha yüzeyselleştirmiş ama yine de fikrinden ötürü çok sevdim. Arada biraz sıkılsam da çok da eğlendim. Büyüdükçe "gelişen" ruh hallerimizin güzel bir yorumu :). Hele ki yetişkinlerin arada çıkan iç sesi kahkaha arttırır :).

4. Up - Pete Docter, Bob Peterson (2009)

Muhteşem bir animasyon gene Disney gene Pixar ama güzel yapmışlar. Her yaştan kim izlese aynı yerde güler aynı yerde duygulanır eminim. Mutlaka izleyin, çok tatlı :).

5. Kırmızı Kaplumbağa - Michael Dudok De Wit (2016)

Daha önce yorumunu burada yazdım ama bu listede de olsun, çok güzel bir animasyon. Filmde diyalog yok ama hiç ihtiyaç duymuyorsunuz. Ödüllere doymayan bu filmi de listenize eklemeyi unutmayın.

Devamını Oku »

31 Ocak 2019 Perşembe

Marlina The Murderer In Four Acts - Mouly Surya (2017)

Öneri Makinesi

Katil Marlina, müzikleriyle ve görüntüsüyle içimizi hoş eden ama konusuyla da yüreğimizi dağlayan aralara serpiştirilmiş kara mizahla süslü bir western, yol ve hatta 4 perdelik bir intikam filmi.

Eşini ve çocuğunu kaybeden Marlina, evinde yalnız yaşayan bir kadındır. Marcus'un başını çektiği bir çete grubu hırsızlık için Marlina'nın evini seçmişlerdir. Arkadaşlarından önce eve gelen Marcus, Marlina'ya bu hırsızlığı ve ona yapacakları zulmü anlatırken Marlina'nın da kafasında bu zulme karşı bir plan oluşur.

Öneri Makinesi

Hırsızlık, Yolculuk, İtiraf ve Doğum bölümlerinden oluşan bu filmde Western filmlerinde görmeye alışık olduğumuz birçok sahneyi Marlina ile yeniden izleriz. Marlina hamile komşusu Novi ile karşılaşır ve bu iki kadın filmin iki perdesinde birbirlerine yardım ederler özellikle filmdeki erkeklerin hepsinin şiddete meyilli olmasının yanı sıra korkak olduğunu gördükten sonra Marlina ve Novi'nin ne kadar güçlü ve cesur karakterler olduklarını birinin yardıma ihtiyacı olduğunda diğerinin canını tehlikeye atma pahasına yardım etmekten kaçınmadıkları zaman bir kez daha görürüz.

Öneri Makinesi

Küçük bir köyde geçen bu hikayede imkansızlıklar birçok haksızlığı beraberinde getiriyor. Bu bozuk düzende Marlina, yalnız ama güçlü bir kadın olarak adaletini de kendi sağlamak zorunda kalıyor. Umut aşılayan sonuyla feminist bir western izlemek isterseniz Endonezya sinemasının ödüllü yönetmeni Mouly Surya'dan Katil Marlina'ya bir göz atmanızı öneririm. Sinemayla kalın.

Öneri Makinesi
Devamını Oku »

25 Ocak 2019 Cuma

Angels Wear White - Vivian Qu (2017)

Öneri Makinesi

Aynı gökyüzüne bakıyor, aynı denizin dalgalarını dinliyor, aynı acıları yaşıyoruz.

Öneri Makinesi

Mia, aylık maaşı çalıştığı odanın tek gecelik ücretinden bile az yalnız kimliksiz bir genç. Wen, ebeveynleri ayrılmış, ilgisiz ve sevgisizce annesinin yanında büyümek zorunda olan bir çocuk. Bu acımasız dünyada ayakta kalmaya çalışan iki karakter üzerinde yoğunlaşıyor film.

Marilyn Monroe'nun büyük heykelinin dizinin dibinde başlayıp bir nevi bitiyor film. Mia'nın arkadaşının yerine baktığı bir gecede bir vekil yanında iki kız çocuğuyla otele gelir ve çocuklara istismarda bulunur. Bu olayın tek tanığı ise Mia'dan başkası değildir. Ertesi gün, okulda çocukların şiddet izlerinin fark edilmesiyle aileler haberdar edilir ve adli süreç başlar.

Film bundan sonra iki hayata odaklanır; çocuklardan Wen'in ve işini kaybetmemek için sessiz kalan Mia'nın. İki karaktere yoğunlaşsak da Mia'nın otelde çalışan arkadaşı, Wen'in annesi ve arkadaşının annesi gibi yan karakterlerle de filmdeki kadın portreleri genişletilir. Bir de bu adli süreçte Wen'in avukatı vardır ki adaleti sağlamak ve çocuklara yardım etmek için tüm gücüyle çalışır.


"Peki ya adalet?"

Güçlü erkekler tarafından ezilmiş kadınların yanı sıra ezilen bir erkek de görmek mümkün bu filmde çünkü erkek olmak yetmiyor bu dünyada güçlü olasın ki sözün geçsin yoksa senin de bir değerin yok. Kırılan kalpler, incinen ruhlar, asla kapanmayacak yaralar ve harcanmış hayatlar var. Çökmüş bozulmuş bir sistem ve bu sisteme hizmet eden doktorlar, polisler var. Daha kendilerini bilmezken yaşamın en acı tarafıyla yüzleşmek zorunda bırakılmış küçücük canlar ve tekrar tekrar yaşamak zorunda kaldıkları o cehennem var. İşin kötü yanı bu bir kurgu değil, yaşadığımız bir gerçek. Yönetmen de bu şiddeti gerçekçi bir şekilde yüzümüze vuruyor, seyircisini karakterlerinin yerine birçok kere koyuyor ve hatta açık açık söylüyor; "senin de başına gelebilir".

Öneri Makinesi

"Bir daha kadın olarak doğmak istemiyorum, tekrar çekemem."

Wen'i canlandıran Maijun Zhou'dan muazzam bir performans izliyoruz. Karakterin çığlıklarını duymamak için sağır olmaktan fazlası gerekir. Aynı şekilde Mia'yı canlandıran Vicky Chen de başarılı bir performans sergiliyor. İzlemesi hiç kolay olmayan bir film. Kamera bu iki karakterin gözü oluyor, sessizce onları takip ediyor. Çin Sineması'nın ödüllü yönetmeni Vivian Qu'dan kalp kıran bir dram.

Dipnot: İtalik yazılar filmden direkt alıntıdır.
Devamını Oku »

19 Ocak 2019 Cumartesi

The Long Island Trilogy - Hal Hartley (Seri Filmler #9)

Güven sorunu, sıkıntılı ebeveynler, araba tamircileri, güzel kızlar, yakışıklı erkekler ve buram buram doksanlar! Amerikan bağımsız sinemasının liderlerinden Hal Hartley'in Long Island üçlemesi ile seri film önerilerimize devam ediyoruz. Bu filmlerde Martin Donovan, Robert John Burke, Adrienne Shelly gibi birçok ünlü oyuncunun gençliklerinin en güzel döneminde izlerken garip bir mizah anlayışıyla da eğlenmeyi ihmal etmiyoruz. Suç, macera, romantizm ve alışagelmedik komedi filmleri izlemek isterseniz birbirinden bağımsız filmlerden oluşan bu seriye bir şans vermenizi öneririm, keyifli seyirler.

The Unbelievable Truth (1989)



Dünyanın sonuna geldiğine inanan genç bir kızın aşk ile imtihanı. Adam öldürme suçundan hapishanede yatmış Josh kasabasına geri döndüğünde orada geliştirdiği ve iyi olduğu araba tamircisi vasfıyla hemen iş bulur ve ustasının kızına aşık olur (Cem Karaca - Tamirci Çırağı mırıldanmaya başladınız, biliyorum). Kızımız Audrey de bu genç adama karşı boş değildir ve kavuşmaları için gerçekten de dünyanın sonunun gelmiş olması gerekebilir.

Trust (1990)



Babasıyla tartışırken istemeden ölümüne sebep olan hamile genç kızımız Maria evden kovulunca soğuk bir gecede Matthew ile tanışır. Aralarında ilginç bir arkadaşlığın başladığı bu ikiliden Matthew'un ailesiyle ilişkisi de Maria'dan hallicedir. Birbirlerini destekleyen bu ikilinin güven testinden geçmeleri uzun sürmeyecektir.

Simple Men (1992)



Kanun kaçağı babalarına ulaşmaya çalışan iki kardeşin Long Islang macerası. Ortağı ve sevgilisi tarafından kandırılan Bill, daha sonra küçük kardeşi Dennis ile beraber Long Island'da bir kafe işletmecisi Kate ve arkadaşı Elina'ya rast gelirler. Zamanla babalarından çok da uzak olmadıkları anlarlar ama bu arada aşk da onları ziyaret eder. Aklımıza Godard'ın dans sahnesiyle ikonlaşmış filmi Bande A Part'ı getiren çok tatlı bir dans sahnesini de unutmamak gerek :).
Devamını Oku »

16 Ocak 2019 Çarşamba

Sinema Güzeldir #8 (Kelebekler + Anons + Fantastik Canavarlar)

Antakya'daki Konak Sineması sanırım bu sefer resmen kapandı. Kötü avm sinemaları aşırı pahalı. Tek güzel şey artık başka sinema buradaki avmlerde de gösteriliyor; çoğunlukla akşam 7'de olsa da, sadece sinemaya gittiğinde aa bu film gelmiş desen de, arada normal saatlerde de güzel filmler izleyebiliyoruz. Bakalım iki üç ayda bir gittiğim sinemaya gitmeye devam edebilecek miyim yoksa bunlar izlediğim son filmler mi bilemiyorum, en azından şimdilik Antakya için hep beraber göreceğiz.

Kelebekler - Tolga Karaçelik (2018)


Öneri Makinesi

Üç kardeşin yıllar sonra köklerine olan yolculuğu ve neyse ki bu yolda yalnız değiller. Bu trajikomik hikayede güzel anlatılan güzel bir hikaye var. Karaçelik'ten yine güzel bir iş. Gereksiz efektler olmasa daha iyi olurdu ama yine de sevdim :).

Anons - Mahmut Fazıl Coşkun (2018)


Öneri Makinesi

Absürt, kara mizah detaylı kısacık minimalist bir film. Çok sevdiğim Uzak İhtimal ve yine güzel bir Yozgat Blues'un ardından üçüncü filmiyle Mahmut Fazıl Coşkun Venedik'ten ödülle döndü. Eski dört askerin darbe yapmak  için çıktıkları yolda beklenmedik sorunlarla karşılaşır. Senaryo Ercan Kesal ve Coşkun'a ait. Müzikler ve dekorlar harika. 1963 yılında geçiyor. Filmin sinematografisi çok başarılı, oyunculuklar da aynı şekilde. Film aşırı ciddi başlayıp sonra mizaha kayıyor ve bu biraz hızlı oluyor.

Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald - David Yates (2018)


Öneri Makinesi

Yani Harry Potter hayranlığımı bilmeyen yoktur herhalde, en azından bir iki kere uğrayanlar bile birkaç yazıma denk gelmiştir diye düşünüyorum :). Herkesin birkaç zaafı vardır ya dünyanın en kötü filmi olsa da inatla defalarca izlersin çünkü bir kere sevmişsindir benim için de bu büyü dünyası öyle bir şey. Dünyanın en kötü filmi değil ama bana göre muhteşem olsa da objektif olan ortalama bir sinema severin normal veya belki altı bulacağı bir film. Bana sorarsanız ben müziğin ilk notalarını duyduğum andan itibaren gözlerim yaşarıyor :).
Devamını Oku »

13 Aralık 2018 Perşembe

The Miseducation of Cameron Post - Desiree Akhavan (2018)


Aynı cinse karşı çekimin Hristiyanlık ile tedavi edilebileceğini savunan bir doktorun kurumlaştırdığı bir terapi merkezine, genç bir kızdan hoşlandığı için teyzesi tarafından gönderilen bir genç Cameron. Bu kuruma politik, ailevi veya toplumsal nedenlerle gönderilmiş gençlerin, kimliklerini inkar edip bir suçmuş gibi kendilerinden nefret ettirilerek beyinleri yıkanmış bir şekilde; toplumda dikkat çekmeyen "normal" bireyler olarak kurumdan ailelerine paket teslim yapıldıklarını da söyleyebiliriz. Bu katı sistemde biraz bile kendi olmalarına izin verilmiyor ve tüm seçimlerinin yetkili merciler tarafından onaylanması gerekiyor. 

Gerçek duygularını her zaman saklamak, bastırmak zorunda kalan gençlerin tek istedikleri kendilerini olduğu gibi kabul eden aileleriyle birlikte evde olmaktır. Ebeveynleri için yeterince maskülen ya da feminen olamayan bu gençlerin en sonunda bu merkeze getirilmesi onların içinde yaşadığı öfke, ızdırap; sürekli kendilerinden nefret etmeleri ve hiçbir zaman toplumsal beklentileri karşılayamamanın verdiği yetersizlik duygusu her karakter ile ayrı ayrı gösterilmiş.


Kurumda veya toplum tarafından birçok kez duygusal sömürüye maruz kalmış ama ilk olarak aileleri tarafından dışlanmış bu gençler, kendini kandıran en sonunda da mutsuz ve sadece dışarıya değil kendilerine de ustaca yalan söyleyen bireyler olarak eve gitmeye bu kurumda hazırlanıyorlar. Sonunda "tedavi" olmaları ya da kabul ettikleri yalana yeterince inanmış olmaları bile onların iyi olması için yeterli olmuyor ve her zaman evlerine dönmelerine izin verilmiyor. İçten içe hala inkar etmeye çalıştıkları kişiler olunca duyulan suçluluk duygusu daha da artıp en sonunda ruhsal olarak çöküntü yaşayan gençler olarak kırılma anları yaşıyor ve her toparlandıklarında pişmanlık duygusuyla daha da kötü hissetmelerini sağlayan bir kısır döngüye dönüşüyor.

Böyle bir ortamda hala büyümekte olan Cameron bu kadar yargılama ve ön yargı karşısında şaşkınlıkla ama yine de deneyerek sisteme ayak uydurmaya çalışır lakin acı bir olay onu ve diğer gençleri ciddi bir biçimde sarsar. Bu sarsıcı olay herkesi üzse de birbirlerine daha çok yaklaştırır. Onların ne aileleri ne de getirildikleri bu terapi merkezinde anlayan bir yetişkin yoktur. Sürekli ne hissederlerse yanlış, günah ya da suçtur. Yine de onları anlayabilen yine kendileri gibi toplum tarafından dışlanmış gençlerdir. Cameron'ın ve diğer gençler için bu kurumun tek bir yararı varsa o da gençlerin yalnız olmadığı ve birbirlerini en iyi anlayacak olanların yine kendileri olmasıdır.


Filmde mekan, renkler çok güzel ama kurumun misyonu o kadar sinir bozucu ki bir yerde dur demek istiyorsunuz. Cameron Post'a Ters Terapi de bunu acı ama gerçek bir yorumla adını destekleyecek şekilde yapıyor. Filmin son sahnesinde siz de Cameron ile beraber büyük bir rahatlama yaşıyorsunuz. İnsanları etiketlemeden önce biraz daha empati kurmak isterseniz bu filme göz atmanızı öneririm. 
Devamını Oku »

27 Kasım 2018 Salı

Jim Carrey'den Yıllar Sonra Gelen Dizi: Kidding (2018)

Michel Gondry ve Jim Carrey'i Eternal Sunshine of the Spotless Mind'dan sonra bir araya getiren Kidding, duyduğumdan beri bu sezonun en merak ettiğim dizilerinden biriydi. İlk sezonu öyle bir bitti ki ikincisinin gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Öneri Makinesi

İkizlerinden birini kaza sonucu kaybeden Jeff (Carrey), çocuklar için eğitici programlar yaptığı programında çocukları ölüm fikrine hazırlamak ister. Ölümün de hayatın bir parçası olduğunu yaşamdan ayrı düşünülemeyeceğini televizyon şovuna dahil etmek isterken milyon dolarlık şirketin yöneticisi babası Sebastian (Frank Langella) buna şiddetle karşı çıkar. Bay Pickles ile Jeff'in ayrı kişiler olduğunu vurgulayan Seb, oğlunun özel hayatının Bay Pickles'ın hayatını etkilememesi gerektiğini sürekli vurgularken, Jeff'in çocuklara her şeyin tek tip olmadığı farklı olmanın da güzel olabildiğini şovunda gösterme çabasını izliyoruz.

Bu aile şirketinin başında olan Seb ve bu şirketin temeli Bay Pickles'ın yanı sıra gösteride kullanılan kuklaları hazırlayan Seb'in kızı Jeff'in kardeşi yetenekli Deirdre'de (Catherine Keener) ailenin diğer ferdi. Kamera arkasında yer alan Deidre'nin dışarıdan mutlu bir çekirdek ailesi varmış gibi görünse de onların da kendi içlerinde halletmeleri gereken sorunları vardır.

Bu arada ailesinden ayrı yaşayan ve bu yeni düzene kendi çapında karşı çıkan iyilik abidesi Jeff''in ailesi de kaza sonrası aynı kişiler değildir. Boşanmak üzere olduğu Jeff'in eşi, yeni sevgilisiyle yeni bir düzen oturtmuştur bile. Jeff'in eski eşi oğlunun öldüğü kazada arabayı kullanan kişi olduğu için oğlunun ölümünden kendini sorumlu tutar. Bu kaza sonrası travma herkes de farklı şekillerde kendini gösterir, buna ikizlerden hayatta kalanı da dahil.

Öneri Makinesi

İnsanların hayatını değiştiren çocukların hayallerini süsleyen ve ticari getirisi azımsanmayacak ölçüde olan bu televizyon karakterinin günlük hayatta da bunu destekler biçimde davranması insanların daha çok yakınlarının sinirini bozacak şekildedir. Örnek bir insan olmak ve her şeyin en doğrusunu yapmak onu mutlu etse de Jeff'in unuttuğu şey bir karakter değil insan olduğudur. Televizyon karakteri Bay Pickles'ın gölgesinde yaşayan Jeff, yaşadığı birçok olumsuz durumda en doğrusunu yapabilmek için kendinden ödün vererek her şeyi olumlu karşılarken içinde biriken öfke tehlikeli bir şekilde ortaya çıkar. Tüm olumsuz duyguları kontrol altında tutuyor gibi gözükse de içinde biriken tüm öfke ani patlamalara sebep olur ve işte dizide Jeff'in karanlık yönünü gördüğümüzde dizi daha da güzelleşir. Jeff'in bu görünüşte mükemmel ama aslında talihsiz olaylar silsilesi içindeki bu hayatı karşısında Jeff ne Bay Pickles ne de kendisi olabiliyor. Bazen doğru ve iyi olanı yapmak için bazen de içinde biriken öfkesine yenik düşen Jeff'in verdiği tepkilerin sınırının olmadığını görmek ürkütücü ama kimsenin bu durumun ciddiyetini, Jeff dahil, hala fark etmemesi ise daha da korkutucudur.

Dizide komik diyebileceğimiz anlar olsa da arkasında ağır bir dram ve gerilim olduğu unutulmamalı. 10 bölümü Michel Gondry'nin çektiği bu dizi Jim Carrey'den güzel bir dönüş. Karakterin düz değil katmanları olması ve bunu inceden inceye işlemesi çok güzel. Jim Carrey'den başarılı bir performans ve güzel bir dizi izlemek isterseniz ortalama 20 dakikalık 10 bölümden oluşan bu diziye göz atmanızı önerir, keyifli seyirler dilerim :).
Devamını Oku »

13 Kasım 2018 Salı

Atıştırmalık #44 (2+1 Belgesel)

Son paylaştığım atıştırmalıktan baya önce izlediğim bu filmleri niye sonradan paylaştığım hakkında hiçbir fikrim yok. Siz bu aralar hangi tür filmleri izliyorsunuz?

Searching For Sugar Man - Malik Bendjelloul (2012)


Öneri Makinesi

Blogger kankam Gürültü'nün önerisiyle izlediğim muhteşem bir belgesel. Sixto Rodriguez adlı 70'lerde çıkardığı iki albümle Amerika'da duyulmamış ve 3. albümünü yarıda bırakmış bir adamı Güney Afrika'da bilinen adıyla Sugar Man'i arıyoruz. Öncelikle böyle muhteşem şarkıları olan bir müzisyeni tanıdığım için çok mutluyum daha sonrasında hikayesini öğrendiğime de çok mutluyum, bunun Gürültü'nün vesile olmasına ayrıca mutluyum :). Size tavsiyem Rodriguez hakkında hiçbir şey araştırmadan belgeseli izleyin ve benim gibi şaşırın :).

Iris - Albert Maysles (2014)


Öneri Makinesi

Iris Aphel'i bundan kaç yıl önce tanıdım bilmiyorum ama eminim bu filmin çıkış zamanlarına tekabül eder. Kendisinin, stilinin ve moda anlayışının hastasıyım. Bu belgeselle kendisini daha çok sevdim. O kadar çok altı çizilesi önemli sözler söylüyor ki sadece moda ikonu olarak moda ile ilgilenenleri değil bu hayatı yaşayan hepimizi bilge sözleriyle düşündürüyor. Eşini maalesef belgeselden bir yıl sonra kaybediyor lakin hayat arkadaşlıkları da özenilesi. Keşke o alıntıları sıra sıra yazsam ama siz izleyin de kendiniz o muhteşem kadının ağzından dinleyin :).

American Animals - Bart Layton (2018)


Öneri Makinesi

The Imposter filminin yönetmeninden yine belgesele göz kırpan bir film. Hani Flash TV'de (ya da Show TV miydi?) olurdu ya yaşanmış olayları karakterler anlatır bize de olay anını canlandırmayla gösterirlerdi işte onun gibi bir anlatımı var. Tabi Flash TV senaryosu ve oyunculuğu yok, maskeler de :). Bu filmde de yaşanmış bir olay anlatılıyor, bir grup üniversite gencinin kütüphaneyi soyma planlarını izliyoruz. Aksiyonu iyi, komedisi yerinde güzel bir film. Yarı belgesel tadında ama biraz uzun gibi geldi daha kısa olabilirdi ama yine de iyi.
Devamını Oku »

10 Kasım 2018 Cumartesi

Atıştırmalık #43 (2018'in Yere Göğe Koyulamayan 4 Festival Filmi)

The Kindergarten Teacher - Sara Colangelo (2018)



Güzel sinematografi, rahatsız edici bir baş karakter. Doğuştan yetenekli bir şairin öğretmeni olunca kendisinin gölgeye dönüştüğü bir hayatta yeteneğinin kaybolmaması için uğraştığı küçük çocuğa olan ilgisi takıntıya dönüşürken etik kuralları nasıl hiçe saydığını izliyoruz. Güzeldi, beğendim. Bir ara orijnalini de izlemeli.

Madeline's Madeline - Josephine Decker (2018)



Yetenekli genç bir aktris Helena Howard'ın başarılı performansıyla Madeline's Madeline'de, hayal ile gerçeğin veya performans ile kendi kişiliği arasında sınırının olmadığı bir gencin zihninde adeta bir yolculuk. Bir an olsun rahat nefes almıyor her an bir şey olmasını gerginlikle bekliyorsunuz. Başarılı oyuncular, görüntü yönetimi, her şey o gerilimi destekliyor. Bakış açımız sürekli değişirken kapana kısılıp karakter gibi hissetmemek elde değil. Ya sever ya nefret ederseniz öyle filmleri var yönetmenin, uyarayım. Ben beğendim.

Burning - Lee Chang-dong (2018)



Muazzam sinematografi ve müziğin muhteşem uyumu. Gizemli olaylar, hatırlanmayan anılar, karmaşık ilişkiler, patlamaya hazır öfkeler, sona doğru artan gerilim, metaforlarla dolu hikayeler. Tüm sorularınızın cevaplanacağını düşünüyorsanız hiç başlamayın ama biraz cesaretiniz varsa güzel bir seyirlik. Bu filmi de beğendim.

Cold War - Pawel Pawlikowski (2018)



Siyah beyaz şiir gibi bir film. Çok kısacık bir film zaten çok detay vermeyeyim ama iki aşığın dramı. Müzikler ve resim gibi sahnelerle gözümüzü kulağımızı hoş ediyor, sade güzel bir film. Beğendim.

4 filmde güzel de bazen abartılıyor mu diye düşünüyorum ama yok ya iyi filmler, festivalde kaçıranlara öneririm :). Keyifli seyirler, mutlu kalın :).
Devamını Oku »

4 Kasım 2018 Pazar

In The Long Run (2018)

In The Long Run

Idris Elba'dan, kendisinin yazıp baş rolünü üstlendiği yarı otobiyografik, komik, sıcak bir aile dizisi. Seksenler Londra'sında geçen dizimiz, şimdilik tek sezon ve çerezlik 20 dakikalık 6 bölümden oluşmakta. İkinci sezon 2019'da gelir diyorlar.

öneri makinesi

Dinimiz, dilimiz, ırkımız, geleneklerimiz veya kültürlerimiz farklı olabilir ama en nihayetinde hepimiz aynıyız diyen In The Long Run, Sierra Leone'den İngiltere'ye göçüp yuva kurmuş Easmon çekirdek ailesinin, Sierra Leone'de büyümüş ve yetişmiş evin babası Walter'ın kardeşi Valentine'ın kalıcı olarak İngiltere'ye gelmesi ile değişen rutinlerine konuk oluyoruz.

Valentine'ın aileye katılması ve İngiltere'deki yaşamına alışması konu edilirken İngiltere'de göçmenlerin maruz kaldığı ayrımcılık çok da derine inmeden küçük detaylarla yansıtılıyor. Ayrımcılığın çeşitli hallerini gördüğümüz dizide karşılıklı ön yargıdan da aynı şekilde bahsedilirken hepsini mizahi ve tatlı bir dille mesajına eklemeyi ve adına sadık kalarak her zaman orta yolu bulmayı ihmal etmiyor.

öneri makinesi

Dizinin bir diğer ailesi esas ailemizin üst komşuları aynı zamanda en yakın arkadaşları olunca dizi daha da renkleniyor. Evin babaları aynı yerde çalışıyor ve eşleri de yakın arkadaş, aynı okula giden çocukları gibi. 4 kişilik komşu ailemizin 4. üyesinin melez olması diziye ayrı bir renk, daha çok empati ve başka mesajlar da eklemiş.

Dizi de bedava konser veren yetenekli bir gençten güzel şarkılar dinliyoruz ki bu da kısacık dizimizde keyif veren ayrı bir detay. Dönem kostüm ve dekorları da ayrıca hoş. Soğuk İngiliz havası ne kadar sıcak gösterilebilirse o kadar gösterilmiş.

öneri makinesi

Idris Alba'dan yarı otobiyografik bu dizi, çok etliye sütlüye karışmadan farklılığımız zenginliğimiz diyen komedisi bol güzel kısacık bir aile dizisi. İkinci sezonunun gelmesini umduğum bu diziyi türünü severlerine önerir, keyifli seyirler dilerim :).
Devamını Oku »

1 Kasım 2018 Perşembe

Atıştırmalık #42 (Övdüğünüz Kadar Güzel Olan 2+1 Film)

Gerilim filmlerini ne kadar seviyorsam korku filmlerini o kadar sevmem. Tabi gerilim filmlerinde korku elementi olmuyor değil ya da hiç korku filmleri izlemiyorum demek de değil. Tercih etmem çünkü korkma eylemi sevdiğim bir şey değil. Bir de iyi değilse komik oluyor iyi olsa sevmiyorum bana pek uygun değil. Lakin gerilim filmlerine bayılırım. İyisini çok severim. Önerileriniz varsa iyi gerilim filmleri beklerim. Bu sefer de son izlediğim birçok yerde gördüğüm iki gerilim bir korku filmini yazacağım.

A Quiet Place - John Krasinski (2018)


Öneri Makinesi

Bazı klişelerden kendini arındıramasa da güzel bir gerilim filmi. Fikir güzel, uygulaması da. Keyifli bir seyirlik. Sese duyarlı bir yaratıkla bol çocuklu bir ailenin sınavı.

Get Out - Jordan Peele (2017)


Öneri Makinesi

En çok gördüğüm ama türündeki korku ibaresinden dolayı uzak durduğum lakin korku değil gerilim ağırlıklı olan bu filmi çok sevdim. Güzel bir senaryo. Fikrini de çıkan işi de sevdim. Mizah kısmını en çok sevdim, bakınız sonu :). Mümkün olduğu kadar yorum okumadan izleyin ve filmin tadını çıkarın :). Keyifli bir seyirlik olmuş. Sevdiği kızın ailesiyle tanışmak hiç bu kadar zor olmamıştı.


Hereditary - Ari Aster (2018)


Öneri Makinesi

Filmden korkmadım bu güzel bir şey çünkü korkma eylemini sevmiyorum. Ruhani bir korku filmi. Neden izledim çünkü çok karşıma çıktı, fikirsiz kalmak istemedim. Filmin ilk yarısı çok güzel bir dram keşke öyle devam etseydi. Ev çok güzeldi ormanın içinde, maketler çok güzeldi. Aynı yerde aynı oyuncular aynı hikayeyle korku yerine dram komedi tarzı bir şey çekilseydi beni çok mutlu ederdi ama film Ari beyin. Korku severler şans versin ama pek korkunç değil sinemada izleyecektiniz :). (Spoiler) Bu arada Toni Collette iyiydi ta ki duvarlarda tırmanana dek.
Devamını Oku »

30 Ekim 2018 Salı

Don't Worry, He Won't Get Far On Foot - Gus Van Sant (2018)


Good Will Hunting filmiyle yıldızımızın barışmadığı Gus Van Sant ile karikatürist John Callahan'ın hayatına tanık olma fırsatını yakalıyorum ve seviyorum. Geçirdiği kaza sonrası felç olan Callahan 13 yaşından beri muzdarip olduğu alkolizmden kurtulmak için bir kulübe yazılır ve adım adım kendini bulmaya doğru yol alır.


Yetimhaneden evlat edilinen John, evde birçok sorun yaşadığı gibi annesinin kendisini terk etmesine de öfkelidir. Cevabı alkolde bulunca bu yıllarca böyle devam eder ta ki az çok tanıdığı bir adamla yaptığı yolculuğa kadar. Uyandığında birçok vücut hareketini kısıtlayacak felç geçirdiğini öğrenir ve içmeye devam eder. Alkoliklere destek olan Donnie ile tanışınca adım adım "ayık olmaya" ve hayatında işleri yoluna koymaya başlar.


Bu yolculuğunda John'a eşlik eden arkadaşları ve onların hikayeleri de John'un yalnız olmadığını görmesini sağlar. Donnie, terapisti diyebileceğimiz daha önce bu yollardan geçmiş bir birey olarak John'a destek veren ve örnek olan önemli bir karakter. Onun dışında hastanede tanıştığı Annu da hayatının önemli bir parçası oluverir.

Filmin kadrosu oldukça ilginç ve ünlü; bu ünlülük sadece film değil müzik dünyasından bir isim Gossip ile tanıdığımız Beth Ditto ile güçlendirilmiş. Joaquin Phoenix'e Jonah Hill, Rooney Maara ve Jack Black gibi isimler eşlik ediyor.


Komedisi ve dramı dozunda tutulmuş akıcı bir film. Her ne kadar John kimliği öne çıksa da karikatürist kimliğiyle karşılaştığı olumlu olumsuz tepkiler de güzel yansıtılmış. Anakronik anlatım tarzını sevdim ama bunu seçerken filmdeki bazı önemli detayları atlamak zorunda mı kaldı diye de düşündürüyor. Önemli geçiş süreçleri olabildiğince yumuşak ve çabuk anlatılmış. Birçok şey anlatmak isterken bazılarının derinliğinden feragat edilmiş olabilir. Biraz ondan biraz da bundan derken filmde bir dağınıklığa da sebep olmuş.


Karikatürist John Callahan, daha önce karikatürlerini ya da hayatını bilmediğim bir sanatçı lakin bu film sayesinde tanıştığıma memnun oldum. Siz de onun bu yolculuğuna eşlik etmek isterseniz bu filme bir şans verin, benim gibi Gus Van Sant ile kötü bir tecrübe geçirdiyseniz bu sefer daha iyi bir tecrübe olacağına eminim :). Keyifli seyirler.
Devamını Oku »