Gidilesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gidilesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2026 Pazartesi

Gittim, Yaptım, İzledim, Okudum

Bu aralar biraz depresif bir dönemdeyim. Dışarıdan pek öyle görünmese de içimde bir savaş veriyorum. Kafamdakileri toplayıp yazamıyorum, yazsam sonuçlandıramıyorum. Rutinlerimi aksatmasam da böyle bir zihin dağınıklığı yaşıyorum. Kaygı beni hiç beklemediğim anda yakaladı ve bir süre de gitmeye niyeti yok gibi ama kontrolde tutmak için elimden geleni yapıyorum. Terapiye tekrardan gidebiliyorum ve bu sene kendim için en çok beden, ruh ve akıl sağlığı diliyorum. 

Yule Ball Nakış Etkinliği


Geçen ay gördüğüm andan itibaren parçası olmak istediğim bir etkinliğe katıldım. Sevdiğim üç şeyi aynı anda içeriyordu. Harry Potter, Yılbaşı ve Secret Santa hediyenin buluştuğu bir nakış etkinliği. Humulus Lupulus hesabını belki biliyorsunuzdur. Kendisi Jane Eyre, Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi gibi bir çok kitap/film temalı nakış etkinlikleri düzenliyor. En son film izleyip örgü ördükleri bir etkinlik de yaptılar. Kitaptan bölümler dinlerken bir yandan da nakış işliyorsunuz. Humulus Lupulus hesabının sahibi Elif çok tatlı ve sabırla tek tek herkesle ilgilenip yardımcı oluyor. Nakış tekniklerini gösteriyor ve hazırladığı malzemelerle bize nakış işlemeyi öğretiyor. Uzun zamandır takip ediyorum ve Harry Potter etkinliklerine katılmak istiyordum ama karşıda olduğu için üşeniyordum. Dediğim gibi yılbaşı etkinliği olunca kaçıramazdım ve katılmasam çok pişman olurdum. Yule Ball Etkinliğinde bize çok güzel stickerlar hazırlanmıştı ve ben aşağıda gördüğünüz Harry ve Ron'un bu perişan haldeki görselini seçtim. Ahahahhaha, çok komik değiller mi ama. Baya sabır ve özveri istiyor kaç kere yapıp söktüm ve ipin ucunu gerçek manada kaçırdım gösterebilirim. Yine de tahminimden hızlı bitti ve sonuç bu şekilde oldu. Bu benim ilk nakışımdı ve ben bayıldım. 

@mubisel Beraber nakış etkinliğine gidiyoruz 🎄🪄🧵🪡 # reklam değil #harrypotter #embroidery #yuleball #nakış #christmas ♬ orijinal ses - mubisel

Çok tatlı insanlarla tanıştım. Etkinliğin sonuna doğru da çekilişlerimizi yaptık. Bana çok güzel baston şekerli bir çorap ve kardan adamlı tatlı bir rozet çıktı. Ben tabi bu etkinliğe yazıldıktan sonra hediye olarak hemen Harry Potter Christmas Edition kitabını sipariş ettim. Hediye verdiğim kişi de Harry Potter içerikleri çeken Wandsandthecity hesabının sahibi Sevgi idi ve onda vardır diye endişelendim hediyeyi verirken ama neyse ki onda yokmuş. Çok mutlu oldu. Onun mutluluğunu görünce ben de mutlu oldum tabi. Sonuç olarak da böyle tatlı insanlarla tatlı bir gün geçirdim. 

Göremediğimiz Tüm Işıklar - Anthony Doerr 


Bu ay şirketimizin kitap kulübü için Göremediğimiz Tüm Işıklar kitabını okudum. Sanırım bir tek ben okudum çünkü toplantı tarihi iki hafta sonraya ertelendi. Kalın bir kitap ama kolay okunuyor hem puntoları büyük hem de anlatımı ağır değil. İkinci Dünya Savaşını biri Almanya diğeri Fransa'da yaşayan iki genç ana karakter üzerinden anlatıyor. Werner Almanya'da yaşayan kimsesiz bir çocuk ve kardeşiyle bakımevinde kalıyor; Marie Laurie ise çocukluğunda görme yetisini yitirmiş Fransa'da bir müzede çalışan anahtarcı babasıyla yaşayan bir çocuk. İkisi de çok zeki ve okumayı öğrenmeyi seven gençler lakin savaş bu gençliği de her şey gibi yok ediyor. Kitapta siyasi değişimin bir anda olmadığı ve nasıl günlük yaşamda küçük şeylerle değiştiğini çok güzel anlatıyor. Savaşın iki farklı tarafında yaşayan insanları okuyunca da bir kez daha savaşın kazananı olmadığını net bir şekilde okuyoruz. Ben sevdim, güzeldi. Zaman atlamalı bir kitap. Hem savaşın sonundaki hem de savaşın başındaki Werner ve Laurie'yi ve etraflarındaki insanları okuyoruz neler yaşadıklarını ve nelerden vazgeçmek zorunda kaldıklarını. Benim kalbimi en çok kıran sanırım Frederick karakteri oldu. Onu aşamadım. Frederick Werner'in gittiği okulda üst ranzasında kalan arkadaşı. Frederick kuşlara ilgisi olan düşünceli ve cesur bir karakter. Fikirlerini bulunduğu ortamda söyleyebilme cesareti gösteren ve bedel ödetilen bir çocuk. Onun çaresizliği ve yaşamak zorunda kaldığı durum beni kahretti. 

Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım - Elena Ferrante


Sonunda bir Elena Ferrante kitabı okudum. Kendisinin gerçek adı değilmiş şok oldum, kim acaba diye merakla araştırdım ama bulamadım. Napoli Romanları serisinin ilk kitabını bir diğer kitap kulübümde okuduk. Kulüpte tartıştıktan sonra anladım ki bu kitap beni sandığımdan daha çok etkilemiş. Merak ettim devamını ve aldım. Bu ay onu da okumayı planlıyorum. 

Lila'nın oğlu Rino'nun annesinin kaybolmasıyla arkadaşı Lenu'yu araması üzerine Lenu Lila'nın ortadan kaybolmayı istediğini hatırlar ve sonunda bunu gerçekleştirdiğini fark eder. Bunun üzerine de Lila'nın çocukluğuna dayanan arkadaşlığını yazmaya başlar. Lila'yı ve onunla olan arkadaşlığını sadece Lenu'nun gözünden okuyoruz. Kitapta Lila karakteri beni çok etkiledi. İkinci kitapta da karakter gelişimlerini okumak için heyecanlıyım.

*Spoiler içerir* 

Kitapta birçok çarpıcı anlar var benim gözümde. Lila'nın okulu bırakmak zorunda kalması ve bu kadar okumak isterken, başarılıyken eğitim hakkının elinden alınması çok ama çok üzücü. Öte yandan bir de evlendirilmek istenmesi ve sürekli baskı/şiddet görmesi de çok çarpıcı. Yaşamak zorunda kaldığı bir hayatın içinde kendi yolunu bulmak isteyen bir genç kız var. Kitabın sonundaki ihanet de çok çarpıcıydı. Ben kitabın adını okurken hep Lila ile özdeşleştirdim ama bu sözü Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım Lila Lenu'ya söylediğinde de çok etkilendim. Lenu yaz tatiline gidip güneşin ve kitapların tadını çıkarırken Lila'nın evde verdiği savaşları okumak da beni sarstı.  

Arkada Yaylılar Çalıyor - Melikşah Altuntaş


Kitaptan çok kitabın kalitesi beni etkiledi. Sayfa kalitesi, punto büyüklüğü çok idealdi benim için. Okuması çok rahattı. İçerik olarak öyküler otobiyografik ögeler içeriyor ama kurgu karakterler anladığım kadarıyla. Melikşah'ın hayatını paylaştığı kadarıyla bilmemden kaynaklı mı bilmiyorum, bu kurgu beni içine alamadı. Otobiyografi de denilmiyor ve arada sıkışmış gibi. Hikayeler daha çok estetik yazılmış bir günlük gibi. Sevdiği film ve kitaplardan şairlerden söz ediyor onlarla kıyaslıyor bazı yerlerde kendini ki çok normal mesleği yazarlık olan biri için. Bir de yas ve baba figürü önemli iki konu kitapta. Aslında iki konuya da bakarsak, karşısına alıp yüz yüze konuşamadığı figürlerle yazı aracılığıyla konuşan öyküler. Okuduğuma pişman değilim. Merak ediyordum bu kitabı ama beğendiğim ve aklımda kalan bir öykü de yok açıkcası. 

Gerçekçi olursak en çok izlediğim şey yine Friends. Tekrardan baştan sona bitirdim ve üçüncü kez sanırım üst üste yeniden başlayarak kendi rekorumu kıracağım. Daha önce de birçok kez izleyip bitirdim ama hiç üst üste sil baştan bu kadar izlediğim olmadı sanırım. Biliyorsunuz ki sevdiğimiz eski dizi ve filmleri izlemek duygu regülasyonu, güven ihtiyacı ve rahatlık gibi birçok sebebi olabiliyor aslında ve benim de en çok ihtiyacım olan şeyler bunlar şu aralar sanırım o yüzden dert etmiyorum. Friends severim zaten sonsuz kez izleyebilirim. 

Oh. What. Fun. - Michael Showalter (2025)


Noel filmleri, romantik komediler izlemeyi çok severim. Bu sene Noel filmleri bulmakta zorlandım açıkçası. Yeni çıkan kötü iyi tüm filmleri izlerim ama bu sene varsa da ben bulamadım. Ocak ayında hala izleyip mutlu olabilirim önerileriniz varsa yazın lütfen. Bulabildiğim tek film Mişel Fayfırın filmiydi. 

Öncelikle Mişel hanımefendinin güzelliği için bir saygı duruşuna geçebilir miyiz. Kendisi ekrana çok ama çok yakışıyor. Star ışığı artmış sanki. Çok hayranlıkla izledim. Çok güzel bir kadın. Filmde de annelerin aslında ne kadar uğraşıp geride kalıp görünmediğinden bahsediyor ve tatlı bir aile macera filmi olmuş. Oyuncular tanıdık ve sevdiğimiz isimler. Ben keyifle izledim. Ev dekorasyonu da kostümleri de çok güzeldi. Zaten noel filmlerinden en büyük beklentim de budur. Noel dekorasyonu ve komedi. E bu filmde sıkmıyor, aktı gitti. 

Serendipity - Peter Chelsom (2001)


Bugüne kadar izlemediğim çok az romantik komedi vardır. Hele ki 90lar ve 00lerde ise ama bu film nedense gözümden kaçmış. En son yine Noel filmleri listesinde görünce e artık izleyeyim dedim. Birbirlerinden hoşlanan iki karakterin sonraki buluşmalarını kadere bırakmalarıyla beraber yolları ayrı düşer. İki sene sonra da ikisi de farklı partnerler ile yola devam ederler. Lakin bu tek günün hayaleti peşlerini bırakmaz ve kaderin peşine düşerler yeniden kavuşmak için. Konusunu beğenmedim. Yeterince Noel süsü de yoktu zaten. Bir de ilginçtir, Sex and the City izlediyseniz ordaki Big'in eşi Natasha ve Carrie'nin Aiden'ının sonları burada da SATC'deki gibi oluyor. Araştırmadım ama tesadüf gibi gelmedi bana. 

*Spoiler* 

Adam neredeyse evlenecek ve başka bir ihtimalin peşine düşüyor. Hem de evlilikle alakalı tereddütlerini ve endişelerine partnerine anlatmayıp partneri fark edince de onu rahatlatıp bir şey yokmuş gibi davranıyor. O yüzden bu erkek kişisinin ikiyüzlülüğü beni çileden çıkardı film boyunca. 

Bende son durumlar bu şekilde. Yılbaşı hediyesini de bir sonraki postta açıklarım eğer hala katılmak isterseniz yazı burada.  Bu hafta sonu seçeriz bir aksilik olmazsa. Sizin yeni yılınız nasıl geçti? 


Marka görünüyorsa #reklam değildir.

Devamını Oku »

7 Aralık 2025 Pazar

Self Date - Taksim'de Bir Gün - Bale Gösterisi

Ben üniversiteye kadar hatta üniversite de dahil tek başıma sinemaya bile gidemezdim. Bir sürü etkinliğe katılmak isterdim ama benle kimse gelmezse ben de gidemezdim. Sonra o zamanki yakın bir arkadaşım ben tek başıma sinemaya gidiyorum ne var ki gibi bir şey dedi ve ihtiyacım olan motivasyon buymuş gibi o andan sonra film festivalleri, konserler, sergi, tiyatro gitmek istediğim hangi etkinlik varsa kimse gelmese de gitmeye başladım. Hatta artık tek başıma bazı etkinliklerde daha çok keyif aldığımı hissettim ve çoğu zaman tek giderek daha çok zevk alacağımı bildiğimden birini çağırmadım bile. Tek başıma o kadar keyif alıyorum ki bazen de o etkinlikten en az benim kadar zevk almayacak birini çağırıp modumu düşürmesindense tek başıma konsere gidip dans etmek daha çok hoşuma gidiyor mesela. Bir de şunu çok net biliyorum ki bir etkinliğe sırf tek başıma olmayayım diye gitmemektense; tek de olsam o etkinliğe gitmiş olmak beni daha çok mutlu edecek. Ben orada olmak istiyor muyum, evet; her zaman birine muhtaç mıyım, hayır. O yüzden artık bir yere gitmek istiyorsam sorduğum ve fikrini önemsediğim tek kişi kendimim. O zamandan beri hayatım daha renkli ve benim tercihlerimle ilerliyor. 

Bu cumartesi de o günlerden biriydi. Geçen yazımda baleyi sevdiğimi ve tekrar gitmek istediğimi söyledim. Romeo ve Juliet'e de yakın tarihte bilet bulunca hemen biletimi aldım. Taksime doğru yola koyuldum Hava da o kadar güzeldi ki tam bahar havası. Ne terletir ne üşütür apaçık bir gündü. Lakin yerim çok kötüydü, izlerken çok zorlandım. Fotoğraflardan zaten anlarsınız. Bir ara yükseklik korkusu da yaşadım üçüncü katta olunca ama neyse ki çabuk geçti. 

Romeo ve Juliet'i Siyah Kuğu'daki ile aynı balerin ve balet Batur Büklü ve Berfu Elmas yine baş dansçı olarak dans ettiler. Kötü adam karakterinde ise yine Nuri Arkan vardı. Benim favorim ise Matthew Solovieff idi. Çok güzel rol yaptı, çok güldüm. En çok alkışı da o aldı zaten bu fikrimde yalnız olmadığımı düşünüyorum. Bir ay boyunca Romeo rolünde sahne alacakmış. Ben de onun Romeo'suna denk gelmek isterdim. Batur Büklü çok iyi bir balet kendisinin hayranıyım ama daha önce de baş balet olarak izlediğim için Matthew da bu kadar güzel dans etmişken onu izlemek isterdim Romeo olarak.


Genel olarak müzikleri ve hikayeyi beğenmedim. Siyah Kuğu ile karşılaştırdım ister istemez ve orada o kadar çok etkilendim ki hem müziklerden hem de koreografi ve kostümlerden Romeo ve Juliet beni etkilemedi. Yine de yine de bale izlemek güzel, oturup iki saat dans izlemek beni mutlu ediyor, hareketlerini tekniklerini incelemek de. Bu arada ben Shakespeare'in Romeo ve Juliet'ini de sevmem. Bu gösteri de benim için vasattı, ruhu yok gibi geldi. 

Oyun sonrası İstiklal Caddesinde iki metro arası yürüyüp yılbaşı süslerine baktım. Kiliseye girdim, oradaki süslemelere de baktım. Vitrinlerdeki dekorasyonlar içimi açtı. Yeni yıl ruhu gelmiş Taksim'e de. Birkaç işimi hallettim. Benim klasiğim favori balıkçımda midyemi, balığımı yedim. Biraz kitapçıları gezdim, Almanca kitaplar buldum sonunda seviye seviye. Derken keyifli bir gündü benim için. Kalabalık beni rahatsız etmedi; aksine ışıklı cıvıl cıvıl süsler arasında insan sesleriyle yürümek hoştu. Uzun zamandır erteliyordum kendimle date'i ve keyifli bir gün geçirdim kendimle. En az bir buçuk sene olmuştur kendime böyle vakit ayırmayalı. Siz en çok kendinizi nereye götürürsünüz? Dışarıda yalnız yapmaktan hoşlandığınız şeyler neler? En son ne zaman kendinizi date'e çıkardınız? Yorumlarınızı merakla bekliyorum.





Marka görünüyorsa reklam yoktur. 

Devamını Oku »

3 Aralık 2025 Çarşamba

Son Zamanlarda Dinlediğim Albümler/ Şarkılar ve de Festival Anıları

Yeni yıla da yaklaşmışken şöyle bir saydım da yılların sayısı 12 olmuş. Dile kolay 12 yıldır blogda yazı yazıyorum. İlk blog yazmaya başladığımda yurtta kalıyor, üniversitede okuyor ve Ankara'da yaşıyordum. Şimdi İstanbul'da kendi evimde yaşıyor ve çalışıyorum. Hayat çok garip. Daha doğrusu benim hayatımın bu kadar eski dönemini hatırlamam çok garip ya da benim dünyada insan olarak eski olmam. 

Yıllar içinde ilgi duyduğum konular değişse de temelde 12 senedir kitap, müzik, film, dizi alanında hep söyleyeceğim şeyler olmuş. Sanat dalında farklı etkinlikler eklenmiş, yeni hobiler de edinmişim. Bazılarına ara verip bazılarıyla devam etmiş bazılarını da yazmadan takip etmişim. Yapma şekillerim değişse de temelde bu alanlara ilgim değişmemiş ve yazma ihtiyacım. Bir şekilde az ya da çok her sene paylaşım yapmışım. Bununla alakalı ne hissedeceğimden emin değilim ama günün sonunda mutluyum. Beni ben yapan şeylerin bir parçasının bu olması beni mutlu ediyor. 

Sunny Hill Festival

Her gün müzik dinleyip en az bir şarkı keşfetmeme rağmen en az yazdığım yazılar müzik yazıları olmuş. Bu sene sanırım iki müzik festivali ve birçok konsere de gittim burada bahsetmediğim. Tabi bazı aksilikler de yaşandı. Bu sene daha önceki senede olan bir şey yeniden oldu ve bir konsere gitmeyi unuttum hem de uğruna konserlerde çaldıkları şarkılardan playlist oluşturduğum ve gitmeden önce saatlerce dinlediğim Khruangbin'in Harbiye Açık Hava Konserine. Çok üzüldüm ama o da gitmeyi unuttuğum konserler arasına eklendi maalesef. Konser günü tesadüf takip ettiğim hesaplardan birinin hikayesini izleyince bilet aklıma geldi, yıkıldım tabi. Bu sefer hemen bir gün sonraki DIIV konserini neyse ki hatırlamış oldum ve onu kaçırmadım. Daha önce de Bad Bad Not Good ve Blonde Redhead konserlerine gitmeyi unutmuştum takvimde yanlış tarih işaretlediğim için onlar da art ardaydı ve ben iki bilet için de farklı tarihleri bekledim gitmek için. O tarih geldiğinde konser çoktan geçmişti tabi.

Şimdi son zamanlarda severek dinlediğim albümleri ve isimleri paylaşacağım. Biraz da festival ve konser anıları sıkıştırdım araya. Sizin aralarında sevdikleriniz var mı merak ediyorum.

Tame Impala - Deadbeat (2025)


10 yılın sonunda Kevin Parker bizi sonunda Tame Impala albümüne kavuşturdu. Konserden konsere yere kilim serip klavyesini çalıyor. Orada olup bu deneyimi yaşamak için neler vermezdim ama henüz vizem yok. Şimdilik uzaktan ama belki bir gün canlı olarak bu deneyimi yaşamak istiyorum. Ben albümü çok sevdim ve favorilerim Dracula, My Old Ways, Loser, No Reply ve Afterthought. Albüm çıktığından beri bu şarkılar arasında mekik dokuyorum. Albümün ilk şarkısı "Back into my old ways again" ile de açılması yeterince her şeyi açıklıyor ve hoşgeldin Kevin'cım hoşgeldin Tame Impala diyorum. Kendisi bu arada artık iki çocuk babası ve albüm kapağında da kızı ile poz vermiş. Çok tatlı değil mi?


Dua Lipa - Radical Optimism (2024)


Sunny Hill Festival

Bu sene bir çılgınlık yapıp müzik festival deneyimimi bir üst seviyeye ülke dışına taşıdım ve Dua Lipa'nın babasının Priştin'de düzenlediği Sunny Hill Festival'a gittim. Hayatımda verdiğim en iyi kararlardan biriydi. Dua Lipa reklamında oynuyor diye aldığım ayakkabılarla Dua'nın memleketine konserine gitmek de varmış hayatta. 7 Aralıkta 10 yıl olacak ama İki Sınav Arasında Konsere giden kız değişmedi arkadaşlarım. Bu kız yine biletlerini aldı, ayarlamalarını yaptı ve o konsere gitti, iyi ki de gitti. Hem yeni sanatçılar keşfedip hem de Dua Lipa'yı dünya gözüyle sahnede izlemek muazzamdı. Umarım son olmaz çünkü ben ağustostan beri etkisinden çıkamadım sadece bu albümü değil tüm şarkılarını sırayla dinliyorum. Seni seviyorum Dua Lipa, sen Priştin'in başına gelmiş en güzel şeysin. Sahne gösterisi de çok güzeldi, tüm sahne dekorunu getirmiş kraliçe. Çok da güzel dans ettiler. Albümde de en sevdiğim şarkıları sıralamam gerekirse seçemem. Hepsi benim bebeğim seviyorum. 


Manifest - Manifestival (2025)


Big5 izleyicisi olarak ben bu grubun doğuşunu başından sonuna takip ettim. Sen hangi üyesin diye sorarsanız cevabım da hazır; Zoktay ve Minayım. Esin ve Sueda'nın da fanıyımdır. Bu albümü tabi ki çok dinledim. Tek ısınamadığım şarkı "Hayır" onu bir türlü sevemedim ama ezberledik yine de yarın öbür gün konserine gideriz lazım olur. Rüya'yı da beğendim ben şimdi de yeni şarkıyı bekliyorum. 


Aydeed - #SOLO (2025)


Big5 izleyicisi olarak ben de Aydeed dinlemeye başladım tabi hemen. Son çıkardığı EP'yi de beğendim, kendisinin şarkıları güzel, Türkçe'de pek duymadığımız tarzda o yüzden de hoşuma gidiyor. Benim bu EP'deki favorilerim; Tane Tane, İtiraf, On ve Bu Aşk. 


Müzik festivalinden bahsetmişken İstanbul'da da üçüncü kez gittiğim Gezgin Salon Festival'inden de bahsetmek isterim zira üç yıl içindeki en kötü seneydi. Bu iki günlük Parkorman'da gerçekleşen festivalin benim için tek artısı Neil Frances'tır. Çok ama çok eğlendim. Çok güzel çaldılar. Konserden çıkınca da bir süre etkisinden çıkamayıp sayısız kez aşağıda paylaştığım şarkılarını dinledim. Festival ise genel anlamda çok ruhsuzdu; Air hayal kırıklığı, Slowdive iyiydi ama sahne iletişimi azdı. French 79 da yine enerjisiyle en iyilerinden biriydi. Blind'da DIIV konseri vardı ona gittim bu sene, o da güzeldi. Sunny Hill Festival'da da Edis rüzgarı esti. Yani orada olan biri olarak söylüyorum müthiş bir hayran kitlesi var ve festivalde Türkiye'den çok insan gelmişti ama onun dışında yabancı da çok fazla hayranı var. Hak ediyor da ama muhteşem bir sahne şovu sundular Elements of Dance Co. ekibiyle. Arasız üst üste neredeyse tüm popüler şarkılarının hepsini söyledi ve o kadar çok eğlendik ki anlatamam. Edis konserine gidilir ve bolca eğlenilir. Zaten çok istiyordum izlemeyi sahnede, normalde de dinlediğim biri olduğu için bu festivalde de ilk kez izlemek çok güzeldi. 




Bir de Girl Power tadında son çıkan şarkılardan en çok Tyla, Tate Mcrae, Lady Gaga, Sabrina Carpenter, Katseye, Raye, Dojo Cat şarkılarını dinliyorum. Aşağıda da en çok dinlediklerimden bir liste hazırladım bakmak isterseniz diye. Müziksiz gününüz kalmasın, görüşürüz efem. 
 

Devamını Oku »

17 Kasım 2025 Pazartesi

Bir Tiyatro, Bir Film, Bir Müzikal

İki haftadır cumartesi günleri tiyatro ve müzikale gitme şansım oldu. Perşembe günü de Frankenstein'ı izledim. Daha önce İstanbul'da hiç gitmediğim sahneleri de görme şansım oldu. O açıdan da güzeldi. İstanbul'a ilk geldiğimde uzaklık benim için sıkıntı değildi, her yere gidiyordum ama artık yakın çevrelerdeki etkinlikleri tercih edip arada çok istediğim etkinlikler olunca yaka değiştirmek ya da zorunluluktan gider oldum uzak yerlere. Yaşlanıyor muyum zamanım artık daha mı değerli bilmem ama son bir iki senedir bu şekilde tercih ediyorum.

Köpek Kalbi Tiyatro Oyunu


Geçen hafta (8 Kasım 2025) Sadabad Sahne'de Köpek Kalbi oyununa gittik. Mihail Bulgakov'un aynı adlı kitabından uyarlanan bir tiyatro oyunu. Öncelikle sahne dekoru çok güzeldi, köpek kostümü de. Köpek rolünü oynayan Caner Çandarlı da başarılıydı, lakin ben oyunu sıkıcı buldum. Sahne çok karanlık ve hikaye de akmıyordu. Kitabı da okumayan biri olarak ana fikri anlasak da oyunun içine girmek ve duyguları anlamak çok zor. Ben genel olarak beğenmedim.

Oyunun özeti;

"1924 yılı… Sovyet Rusya’nın karanlık atmosferinde, toplumsal düzenin ve bürokrasinin içine sıkışmış Profesör Preobrajenski insan beyni ve gençleşme üzerine çalışmaktadır. Ona dünya çapında şöhret kazandıran, insanların gençleşmesini sağlayan bir teknik geliştirmiştir. Beyin araştırmaları sürecinde yeni bir deney yapmayı tasarlar. Sokak köpeği Şarik’e zor bir ameliyatla bir insandan alınan hipofiz ve testisleri nakleder.

Fakat ameliyattan sonra beklenmedik değişimler baş gösterir, Şarik insana dönüşmeye başlar. Bu değişim Profesör Preobrajenski’nin evinin kurallarını altüst edecektir.

Köpek Kalbi, toplum mühendisliği, çürümüş bürokrasi ve sınıf savaşlarıyla toplumsal barışı yitirmiş bir halk üzerinden, insanı insan yapan şey nedir sorusunu soruyor."

Alıntıdır. 

Frankenstein Filmi


Yakın zamanda Frankenstein kitabını okuyan biri olarak Guillermo del Toro'nun Franskenstein'nını izledim hemen. Del Toro'nun filmi olduğunu bilmesem yine onun filmi olduğunu tahmin ederdim. O yeşil tonunun ağırlığı, canavar hikayesi ve yer altı mekanı ve su teması ile önceki filmlerindeki görsellerle benzer yapıda. Oyunculuklar kötü değil belki ama bana hitap etmedi özellikle Victor'u oynayan Oscar Isaac'i fazla abartılı buldum. Jacob Elordi'nin dans eder gibi yaptığı roller hoşuma gitmedi. Mia Goth iyiydi bence bir tek onu ve amcasını oynayan Christoph Waltz'u sevdim oyunculuk olarak. Kitaptan bire bir uyarlama değil daha çok yorum olarak uyarlanmış bir film.

Yazının bundan sonrası spoiler içerir.

Kitaptan farklı olarak filmde Victor karakterinin geçmişi daha güzel resmedilmiş ve karakterinin gelişimini anlamak daha kolay. Annesi ve babası ile ilişkisinde; sevgi dolu annesine özleminden kaynaklı ölümü yenme isteği ve yarattıktan sonra soğuk ve katı babasına dönüşme hikayesinin anlatımı başarılı. Aynı şekilde kitaptan farklı olarak Victor'un finalde özür dilemesi belki de tüm filmin can alıcı noktası çünkü kitaptaki Victor'un böyle bir kapasitesi yok ama bence sıkıntı şu filmde resmedilen Victor karakterinin de böyle bir kapasitesi yok; o yüzden Canavar'ın onsuz olan hikayesini dinleyip bir anda özür dileyen bir karaktere dönüşmesi çok hızlı ve nitekim inandırıcı gelmedi. Olması gerekeni gelişim olmadan verince çok çiğ kalıyor. Burada benim filmi sevmememin en büyük sebebi olan şey de bu aslında. 

Esas canavarın Victor olması ve bunun birçok şekilde film boyunca Victor'un yüzüne vurulması yine kitapta bunu düşünen sadece biz yani okuyucuyken, filmde çevresinin de bunu görüp kendisine direkt söylenmesi bir nebze de olsa içimize su serpiyor. Prometheus yorumu filmde de karşımıza çıkıyor ve modern Prometheus insanlığa ateşi(bilgiyi) veren el kendini burada da yakıyor. Viktor kitaptan farklı olarak filmde daha olması gerektiği gibi cezalandırılıyor bir nevi ve farkında olarak ölüyor ki bence bu filmin çok sevilmesinde önemli bir etken, benim filmi sevmem için yeterli olmasa da.

Film çok katmanlı, altyapısı güçlü hem psikolojik olarak komplekslerden ve insan ilişkilerinden bahsetmek mümkün hem Yunan mitolojisinden destek alması filmi incelemeye birçok alanda okumaya da açık bırakıyor. Bu yönden film incelemelerini farklı bakış açılarından okumaya yer açması açısından film güzel. Tabi esas kaynağın bu kadar güçlü bir metin olması zaten Frankenstein'ı evrensel bir başyapıt yapıyor. Teşekkürler Mary Shelley diyoruz. 

Spoiler bitti. 

Fosforu Cevriye Müzikali


Suat Derviş'in Fosforlu Cevriye kitabından uyarlanan oyunu canlı orkestra eşliğinde müzikal olarak Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahne'sinde dün gece (15 Kasım 2025) izledik. Ve öncelikle sahne çok güzel. En beğendiğim tiyatro sahnelerinden biri oldu. Yaklaşık arayla beraber 3 saat süren oyun bence uzundu. Lakin müzik güzeldi, oyunculuklar güzel ve hikaye de güzel anlatıldı. Benim özellikle oyunculuklarını beğendiğim karakterler Güllü ve Sümbül karakterlerini oynayan Yağmur Damcıoğu Namak ve Binnur Özpınar oldu. Bence çok ama çok başarılıydılar. Yağmur hanım zaten bu rol ile ödüllerini de almış ve fazlasıyla hak etmiş. Binnur hanımı da Bizimkiler dizisinden Dunkof'un aşkı Dilek olarak hatırlarsınız belki yaşınız yetiyorsa ama benim çok sevdiğim bir dizi olduğundan bu bilgi beni mutlu etti. Oyunda aksanını bir an olsun bile değiştirmedi ve hep karakterde kaldı. Cevriye rolünü oynayan Irmak Örnek'i bu role pek yakıştıramadım. Sesi güzel oyunculuğu da kötü değildi ama nedense tam o karakterin ruhunu yansıttığını düşünmüyorum.

Oyuncular aktif olarak hem şarkı söyledi hem dans etti hem seyirciyle hem de orkestra şefi ile aktif iletişim halindeydi. Sesleri hepsinin çok güzel ama özellikle pembe paltolu bir oyuncu vardı isminden emin olmadığım için yazmayacağım ama izlerseniz Hasret diye de bir şarkı söyledi. Zaten en çok şarkı söyleyen oyunculardan biriydi. Sesi çok güzel. 

Sahne dekoru yine güzeldi ve hem Köpek Kalbi'nde hem de bu oyunda döner bir sahne kurdular ve farklı mekanlarda yer değiştirilmesi çok hoşuma gitti. Fosforlu Cevriye'nin de dekoru güzeldi ve ikisinin de tasarımı Barış Dinçel'e ait. Köpek Kalbi'ndeki ayrıca güzeldi, detaylar hoşuma gitti. Kendisinden de bahsedelim bu kadar beğenmişken iki oyunda da.

Oyun özeti alıntıdır. 

"Anne babasını tanımadığı için gökteki yıldızlardan doğduğuna inanan, denizin kucağında bir sokak çocuğu olarak büyüyen, Galata mevkiinde karnını doyurabilmek için “icra-i sanat” eyleyen Cevriye, sıradan bir sokak kızı değil aslında İstanbul sokaklarının ta kendisidir. Hastalık ve soğuktan ölüme yaklaştığı o gece, karşısına çıkan esrarengiz bir Adam sayesinde hayata ve kara sevdaya tutunur. Cevriye’nin daha önce tanıdığı erkeklere hiç benzemeyen ve ona “siz” diye hitap eden bu Adam aslında gizli yaşayan bir idam mahkûmudur. Cevriye onu tanıdığı günden sonra artık bambaşka bir “insan” olmuştur. Hapis, sürgün, aradan geçen zaman ve türlü belalara rağmen bu aşktan vazgeçmeyen Cevriye, sevdiği için her şeyi göze alacaktır."

Bu aralar White Lotus'a başladım ve 3. sezona girdim. Bir diziyi hem bu kadar itici bulup hem de izleyip merak ettiğim olmamıştı sanırım. Bir şekilde merak edip izlemek istiyorum devamını ama beni çok da rahatsız ediyor karakterler biri hariç, Peppa Pig'imiz Jennifer Coolidge. Kendisine bayılıyorum ama detaylı yorumlarımı yine üçüncü sezonu da bitirince yaparım. Kendinizi sevmeyi ve yeni şeyler denemeyi unutmayın, sevgiler. 

Devamını Oku »

27 Ekim 2025 Pazartesi

Kuğu Gölü Bale Gösterisi, Çorba Mevsimi ve Kitap Kulübü

Öneri Makinesi

Öneri Makinesi

Çorba mevsimi geldi. Gerçekten özlemişim. Sabahları kalktığımda mercimek çorbası içmek bana ayrı keyif veriyor. Mahluta ya da süzme mercimek şeklinde haftada bir yapıp içiyorum sanırım. Kara lahana ve beyran da en sevdiğim çorbalardan. Domates, brokoli ve ezogelinden bahsetmezsek olmaz, onları da çok seviyorum. Erişteli mercimek, yüksük çorbası da yine en çok yaptığım ve severek içtiğim çorbalardan. Ekşili köfte sulu yemek mi çorba mı emin değilim ama yine de çok güzel. E bi de ekşi aşı çorbası var onu da annem anneannem yaparsa yerim çünkü kendim içli köfte yapamıyorum. 

Aynı çorbaları içmekten sıkılınca mevsimin gözbebeği balkabakları ilişti gözüme. İlk kez balkabağı çorbası ve kahve sosu yaptım balkabağından. Hemen tarifler araştırıldı ve bol baharatlı elmalı zencefilli boğazı tatlı tatlı yakan ama tatlı kabağın tadını damakta bitiren o çorbayı yapmaya başladım. En az lifli olan butternut kabağın bu çorbaya uygun olduğunu öğrendiğimden onu tercih ettim. Kesince öyle güzel bir kokusu çıkıyor ki daha yaparken heyecanlandım. Butternut hazır almışken bir kısmı ile de pumpkin spice sosumu da yaptım. Çok sevdim. Yine bol baharat az şeker ile maksimum lezzet. İnsanın içini bir sıcaklık kaplıyor süt ve kahve ile birleşince. Muhteşem de bir koku sarıyor etrafı tam sonbahar gibi. 

Yeni çorbalar denemeye devam ettim. Mevsiminde olunca pırasa aldım ve hemen tarif araştırmaya başladım. Tiktokta gördüğüm tavukla ve makarnayla yapılan bir tarifi merak ettim ve hemen işe koyuldum. Sizle de paylaşıyorum merak eden olursa diye. Bence pırasanın o lezzetli tadını ortaya çıkaran ve peynirle mükemmel ikili olduklarını gösteren çok katmanlı güzel bir çorba. Eğer siz de klasik çorbalardan sıkıldıysanız bir bakın derim.

Tavuklu Pırasa Çorbası

Bir ilk daha yaşandı. Hayatımda ilk kez bale gösterisi izledim. Orkestra eşliğinde müthiş yetenekli insanları izlemek olağanüstüydü. P.İ.Çaykovski'nin müziği eşliğinde bu gösteriyi izlemek de ayrıca çok güzeldi. Çıktıktan sonra yol boyunca mırıldandım. Dört perdeden oluşuyor gösteri. Ben özellikle beyaz kuğuları ve o kostümleri izlemeye bayıldım bayıldım. Çok güzellerdi. Beyaz kostümlere özellikle bayıldım. Üstü ışıl ışıldı ve o kadar güzel estetik duruyordu ki gözlerimi alamadım. Keşke ben de beyaz kuğu olsam...

Hikaye şu şekilde;

Prenses Odette’e aşık olan genç Prens Siegfried’in hikâyesini konu alır. Kötü kalpli büyücü Baron von Rothbart, yaptığı büyüyle Odette ve arkadaşlarını kuğuya dönüştürür. Gündüzleri hep birlikte bir gölde yüzerek zaman geçirir ve sadece geceleri insan formuna geri dönerler. Yalnızca gerçek aşk bu büyüyü bozabilecektir ve Rothbart bunu engellemek için tüm gücünü kullanacaktır. 

Alıntıdır.

Bir haberde başrollerin dönüşümlü olarak farklı dansçıların canlandıracağını okudum. Uzun araştırmalar sonunda da 25.10.2025 tarihindeki gösteride de yazacağım sanatçıların olduğunu öğrendim. 

Odette ve Odile rolünde Berfu Elmas çok güzel bir gösteri sundu. Beyaz ve siyah kuğunun tezatlığını çok güzel bir şekilde yansıttı. Batur Büklü ise Prens rolünde özellikle ilk perdeden sonraki bölümlerin birinde çok güzel dans etti. Büyücü ve soytarı da yine seyirciyi mutlu etti zaten en çok alkış alan karakterlerdendi onlar da. Tabi diğer dansçıların senkronları ve dansları da muazzamdı. Hepsi biblo gibi öyle zarif ve güzellerdi ki çok keyifle izledim. Teknikleri zaten çok başarılı, hayran hayran o esnekliği ve gücü en estetik haliyle izledik. Böyle canlı bir şekilde orkestrayı dinlemek de çok keyifliydi. 

Balenin büyüleyici bir yanı var. Daha ilk izlediğim gösteri karşılaştırma yapamıyorum lakin bundan sonra takipçisi olacağım. 


Koreograf:  Ricardo AMARANTE (M.PETIPA ve L.IVANOV’dan sonra)

Orkestra Şefi : İbrahim YAZICI

Dekor Tasarımı: Ferhat KARAKAYA

Kostüm Tasarımı: Serdar BAŞBUĞ

Işık Tasarımı:  Ahmet DEFNE

Ve bir diğer ilkim de bu ay ilk kez bir kitap kulübüne katılmış olmam. Çok keyifliydi. Farklı görüşleri duymak ve göremediğin ayrıntıları görmek kolektif biçimde bir kitabı yorumlamak bana çok iyi geldi. Frankenstein kitabını okuduk ve kesinlikle tavsiye ediyorum. Adı bile olmayan bu canavarın hikayesini okuduğunuzda asıl canavarın kim olduğunu da fark ediyorsunuz. Klasik olmanın hakkını veren çok güzel bir kitap, herkese de tavsiye ederim. Benim kitapla alakalı eleştirim yaratıcı yani Victor'ın karakterinin zayıf betimlenmesi ve birçok konuda onu ve kararlarını anlamlandıramam oldu. Aynı şekilde ırkçı, kolonyalist ya da soy üstünlüğü yorumları hoşuma gitmedi. Onun dışında Mary Shelley çok başarılı bir yazar. Canavarı anlamak ve empati yapabilmemiz bence çok güzeldi. Çağının ötesinde ve ilk bilim kurgu kitabı olarak kabul ediliyor zaten. 

Şimdi merak ettiğim tek hatta iki soru var. En sevdiğiniz çorbalar neler?  Bana hangi çorba tarifi verirdiniz? Tabi kitabı okuduysanız ya da bu gösteriyi izlediyseniz ya da bale izleme deneyimlerinizi duymak da çok istiyorum. 

Yorumlarınızı okumayı merakla bekliyor ve görüşmek üzere diyorum. Kendinizi sevin. 

Devamını Oku »

4 Eylül 2024 Çarşamba

2022 Etkinlik Özeti

Merhabalar! 2022 yılında gittiğim etkinlikleri sonunda düzenleyip yayınlıyorum :). Kendime bir not ve burada da anı olması açısından benim için önemli. Umarım unuttuğum bir şeyler yoktur, varsa da düzenlerim aklıma gelirse. En son Ocak 2023'te yazmış bırakmışım. Şimdi güncelledim ve yayınlıyorum. Umarım siz de keyifle okursunuz. 

Konserler/Müzik Festivalleri

Melike Şahin - Harbiye Açık Hava Konseri


Diva bebe'yi Harbiye'de izlemek o kadar güzel ve hoş ki, sahne şovu kendisi her şeyiyle diva gerçekten. Star ışığından etkilenmemek imkansız. Yine nerede olsa takipçisiyim, giderim konserine. Bayılıyorum. Hem ağlatıyor hem eğlendiriyor. Melike Şahin playlistlerimin vazgeçilmezi ama sahnesinin ayrı hayranıyım, konserden diva olmak istiyorum diye çıktım. Böyle de bir show, kaçırmayın konserlerini.

Onur Özdemir - Sakin Tribute - Zorlu Performans Sanatları Merkezi

Ahh Onur'um ya, seni Sakin'in şarkılarını canlı dinlemek de nasip oldu ya, çok mutlu oldum. Göz Göre Göre'yi söylemedi bir tek ama onun dışında tüm sevdiğimiz Sakin şarkılarını söyledi. Çok güzeldi, denk gelirsem yine bu Sakin Tribute'e giderim. Sakin sevgimi buradaki eski bloggerlar da bilir, sonuç olarak gidin efenim canlı canlı dinleyin.

Anıl Durmuş - Zorlu Performans Sanatları Merkezi

Ahh ahh, pop, arabesk, fantezi, sanat müziği ne ararsan var bu çocukta. Sesi her türe mi uyar hepsinde mi güzel söyler. Kendisini Mert Demir sayesinde tanıdım o günden beri tiryakisiyim. Albümü de öyle güzel ki, bir tane boş yok. Tüm şarkıları çok güzel. Bir tek Hastayım Sana söylemedi ama onun dışında yine tüm sevdiğim şarkılarını hem de daha önce dinlemediğim yeni sevdiğim şarkılar eklendi. Bir de hiç bilmediğim Güncel Gürsel Artıkay konuk geldi. İki şarkısını söylediler, Gürsel beyin canlı performansı heyecandan olsa gerek Anıl kadar başarılı değil ama şarkıları çok başarılı. Artık Bu yüzden ve Uzun Yol da playlistimin vazgeçilmezleri.

Jazz Konseri

Beyoğlu'nda bir mekanda arkadaşımın özel isteği üzerine Jazz bara gittik ama adını asla hatırlamıyorum, güzeldi ama ben çok içselleştiremedim. Sevenler Beyoğlu'ndaki mekanlara bakabilir. 

Nick Cave and The Bad Seeds - Parkorman

Sen neymişsin be Nick Cave, oturur saatlerce izlerim sahnesini. Önde duran seyirciler çok şanslıydı, ama değerlendiremediler maalesef. Adamcağız o kadar rock starlık yaptı bir taşıyamadılar düşüyordu, tutamadılar. Çoğu şarkısını bilmiyormuşum meğer, canlı dinlemek çok güzel oldu. Sevdiklerimizi de çaldı tabi, deli bir kalabalık, güzeldi. 

Cheerz Festivali - Parkorman

Tuğçe Şenoğul

Ha bu kız Queendir. Seni Görmem İmkansız grubunu oldlar bilir, ordan beri severiz. Konseri de çok güzeldi. Yine denk gelirseniz canlı izleyin derim. 

Köfn

Ben anlarım şarkısını ben geç sevdim ve pek de bilmiyordum grubu ta ki bu konsere kadar. Drake mashup yaptılar ya orada bir yakınlaştık Köfn'le aşırı eğlenceliydi. Diğer şarkılarını da çok sevdim, kısacası artık fanıyızdır. (Peki ben yazana kadar grubun dağılması :)).


Belle and Sebastian

Benim için yeri çok ayrıdır. Ergen beni mutlu ettik yine. Tam zamanında çıktı ve indi. Eğlenceliydi. 

Islandman

Seveni çok ama bana hitap etmedi, iki konser arasında dinleme ve yemek molası olarak kullandım. Dinlediğim kadarıyla baya fanı vardı, başarılarının devamını diliyorum :).


Franz Ferdinand

İşte sahne şovu işte Rock starlık! Rock'n roll ölmedi ya, müthiş bir grup enerjik, bayıldımm! Konserden önce dürüst olmak gerekirse bu kadar hayranları değildim ama konser sonrası açıp şarkılarını tekrar dinledim. Çok güzeldi. Bir daha yakalarsanız gidin, pişman olmazsınız.

Mix Festival - Zorlu Performans Sanatları Merkezi

                           

The Away Days

Men I Trust

Mix değil de sosyofobi ve anksiyete sahnesi diyebiliriz, hayatımda gördüğüm en heyecansız sönük sahneydi. İki grubu da severim ama evde de dinlesem olurmuş. İki solist de sahne performansı ve seyirci iletişimi düşüktü. The Away Days'i yıllar önce Ankara'da izlediğimde böyle miydi hatırlamıyorum, eski yazılara dönmem lazım ama solistten anksiyete şov gibi bir durum vardı. Solist sadece teşekkür ediyor ama kendi kendine konuşuyor gibi, Men I Trust da hiç enerji yoktu. Şarkılar güzel, canlı dinledik bir de öyle avutuyorum kendimi :). Hayatımda gittiğim en anksiyetik konser olabilirdi, hem de üst üste. Neyse ki bilet almadan davetle gittim de biraz içim rahatladı. Bir de para verip gitsem üzülürdüm :D. 

Kit Sebastian 

Men I Trust'tan sonra yan sahnede Kit Sebastian dinlemeye geçtik. En sevdiğim şarkısı Yalvarma'yı dinleyemedim söyledilerse de ama geri kalanında böyle 60-70lerden gelen bir ruh ve sahneyle çok eğlenceli bir konser yaptılar. 

Stand - up gösterileri


Deniz Göktaş - Dasdas

10 numero 5 yıldız. Yeni seti olursa yine ordayım. Seviyoruz kendisini veganlar, athena gökhanlardan beri, takipteyiz.

Doğu Demirkol - BKM

İki yarıdan oluşuyor, kötü başlayıp iyi devam eden ilk yarı, ikinci yarı da kötüden iyiye şeklinde. En çok ilk yarının sonunda Nuri Bilge Ceylan film seti anıları ve ikinci yarının sonunda ailesi ile arasındaki çatışmayı anlattığı yerlerde çok güldüm. Kötü dediğim kısımlarda oturmamış şakalar vardı, bence yeterince çalışılmamış ki hem uykumu getirdi hem de yersizdi. 

Pınar Fidan - Moda Sahne

Müthiş bir sahne müthiş bir enerji. Soluk almadan konuştu ve su bile içmedi dikkat ettim. Mutlaka gidin izleyin, benim çenem ağrıdı gülmekten. Volkşov bağımlısı biri olarak bir de Pınar'ı beklerken Oktay ve Vildan Kaya çiftiyle minik bir sohbet etme imkanı buldum. O arada Oktay'a da Volkşov sevgimi ne kadar anlatabilirsem o kadar anlattım :). Vildan çok tatlı bir insan.  Keşke yeniden yapsalar Volkşov'u. Hasret kaldık. 

Sergi

Meşher - Ben-Sen-Onlar: Sanatçı Kadınların Yüzyılı

Güzel bir sergiydi. Yine resim görmem lazım diyerek bulduğum bir sergiydi ve beni tatmin etti. 

Pilevneli: Esra Gülmen - Don't Play with My Emotions

Esra hanım siz ben misiniz acaba, sanki kendisi günlüğümü sergi yapmış. Muazzam! Kaçırdıysanız da burdan bakın biraz da yalnız değiliz diye bağıralım beraber. 


Devamını Oku »

21 Ekim 2023 Cumartesi

Film Ekimi, Bir Oyun ve Birkaç Kitap

Merhaba, arkadaşımın hatırlatması ile Film Ekiminde bu sene iki filme gitme fırsatı buldum. Üçüncüsünü de yarın izleyeceğim. Bu hafta içinde hastalıktan kırılsam da iki film ve bir oyuna gitmeyi ihmal etmedim. Şimdi biraz onlardan bahsedeceğim. Bahsetmeden önce iki sorum var. Bayadır kitap almıyorum, son zamanlarda en çok sipariş verdiğiniz ve güzel kampanyaları olan site hangisi? Ben genelde Amazon'dan sipariş veriyorum, tek tük aldığım kitaplarda toplu bir alışveriş yapabilirim alternatif bu aralar hangi siteler var merak ediyorum. Diğer sorum da arada eskiden katıldığım ama yazmadığım etkinlikleri okumak hoşunuza gider mi? Yorumlarda beni aydınlatın :D . 

All of Us Strangers - Andrew Haigh 


Başrol oyuncuları hot priestimiz Andrew Scott ve After Sun'ın daddysi Paul Mesal'i görünce yönetmen de çok sevdiğim  45 Years ve Weekend filmlerinin yönetmeni olunca beklentiler hayli yüksek salonun yolunu tuttuk lakin ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Film çok kötüydü. Senaryo o kadar kötüydü ki kitabı okumasam anlamakta güçlük çekerdim. Kitabı da elimdeydi ve gitmeden bir hafta önce okudum ve kitaptaki fikri sevsem de beni çok şaşırtmadı, sonu da tatmin etmedi. Kitapta karakterlerin neyi niçin yaptığı çok net iken filmde karakter derinliği asla olmaması beni filmin içine baştan sona alamadı ve duygudan uzak kötü bir film izledim. Yer yer didaktik olması da beni rahatsız etti. Muhteşem oyuncu kadrosu maalesef kötü senaryoda kaybolmuş Claire Foy'a ayrı parantez açmak isterim zira kendisi endişeli anne rolünde diğerlerinin yanında parladı. Soundtrack de çok güzeldi, görüntüler de. Onun dışında maalesef benim filme puanım beş üzerinden 2 kitaba ise 3. 

Filmi ilk kez gitme fırsatı bulduğum Kadıköy Sineması'nda izledim. Koltukları aşırı rahatsız, belki de benim boyumun uzunluğundan kaynaklı sığamadım, bacağım ağrıdı. Kutsal Motor'dan Zeynep ve Kaan hatta bana kitap okumayı yeniden aşılayan Melikşah da bu seanstaydı. Sahi araları neden bozuldu, aşırı meraktayım.

Kitap: Yabancılarla Bir Yaz - Taiçi Yamada



Anatomy of a Fall - Justine Triet


Toni Erdmann filmine bayılan biri olarak Sandra Hüller'i bir saygı duruşu ile selamlayıp iki buçuk saatlik serüvenimize başladık. Filmde kocası çatıdan düşüp ölen bir kadının kocasının ölümünden suçlanmasıyla açılan davada iki görüşe de ortada duran ve kararı tamamen seyirciye bırakan bir film izliyoruz. Kadın gerçekten kocasını öldürdü mü yoksa bu bir kaza mıydı? Film baştan sona tutarlı ve iki fikre de eşit uzaklıkta olmasıyla takdire şayan olsa da Palme D'or alıyorsa da diğer filmler ne kadar kötüydü diye düşündürmedi değil. Benim puanım filme beş üzerinden 3.5. 

Filmi Atlas'ta izledik ve koltuklar nitekim daha rahattı :).

öneri makinesi



Güne Bakan Cam Kırıkları - Memet Baydur


Oyuncular: Almila Uluer ve Kerem Atabeyoğlu


Bir parkta tanışan iki yabancının sohbet/hikayelerinden oluşan yer yer güldüren ama yazım ve sonu bakımından pek de güçlü olmayan bir oyun. Minoa Pera'da her perşembe sahneleniyor bildiğim kadarıyla. İstanbul Modern Sanat'ın geçici yerini muhteşem bir yer yapmış Minoa, bayıldım. Buraya da birkaç fotoğrafını koyacağım. Zamanında Agnes Varda'nın Yersiz Yurtsuz'unu izlediğim salonda izledik bu oyunu. O salonu sahne yapmışlar iyi de yapmışlar umarım daha çok şey izleriz orada zira mekan o kadar güzel ki sık sık oraya gideceğim gibi duruyor. Kafesi açılsın, o bitkiler ve kitaplar arasında Christmas zamanı gitmek için sabırsızlanıyorum. 








Anais Nin - İçsel Kentler Serisi


Şimdi serinin üçüncü kitabına başlamış bulunmaktayım. Ateş Merdivenleri çok sevdiğim bir başlangıç kitabıydı Albatrosun Çocukları ise ilki kadar sevebildiğim beni içine alan bir kitap olmadı. Ateş Merdivenleri kadın olmak ve seçimleri ile ilgili o kadar düşündürücüydü ki bakış açısı ile özellikle yazıldığı dönem düşünülürse çarpıcı bir roman. Serisinin devam kitapları da elimde, sıra sıra okunmayı bekliyor. Benim metro kitaplarım oldu, kısa romanlar olmasına rağmen okuması çok da kısa sürmüyor akıcılık bakımından ondan kaynaklı olsa gerek metroda daha rahat okunuyor :D. 

Buse Cinayeti - Mehmet Murat Somer (Hop Çiki Yaya Serisi)


Bir dedektiflik serisinin ilk kitabı ama bazı kaynaklara göre Peygamber Cinayetleri ilk kitap. Emin olan varsa aydınlatsın. Gündüzleri website güvenliği ile uğraşan geceleri pay sahibi olduğu kulüpte çalışan karakterimiz kulüpte çalışan kızlardan biri öldürülünce merakına yenik düşerek cinayeti aydınlatmaya çalışır. Rengarenk karakterleri ile sonundan çok karakterin günlük yaşamını okumak daha çekici. Sonunu öğrenmek için değil karakterin tepkileri için okuyorum bir yerde ve polisiye olarak çok heyecanlandırmasa da klasik müziğe bayılan Rupaul hayranı Audrey Hepburn kostümleri giyen karakterimizin yaşamını okumak çok daha çekici. Bir de Hüseyin ile olan ilişkisi biterse üzüleceğim şu an net gibi lakin 7 kitap okuyacak kadar şans verir miyim izleyip görelim. Keşke dizisi olsa da izlesek diyeceğimiz bir roman. 


Sizin aralarında izleyip okuduklarınız var mı sizin puanlar nasıl? 
Devamını Oku »