atıştırmalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atıştırmalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2018 Pazartesi

Atıştırmalık #45 (Uzak Doğu Edebiyatı)

Merhabalar :). Uzun zamandır kitap okuyamıyorum ve şu anda da pek okuduğum söylenemez. En son Uzak Doğu filmleri izlerken elimde kitapları da olunca hevesim arttı ve başladım okumaya. İlgim merakım daha da arttı zaten önceden beri merak ettiğim bir kültür; film ve kitaplarla destekleyip bir de içinde mutfak geçince eve soya sosu ve noodle alıp birkaç tarif denememek için kendimi zor tutuyorum :). Tabi son yıllarda çevrilen kitaplar sayesinde seçeneklerimiz de artıyor ne güzel ki. Sizin de önermek istediğiniz filmler ve kitaplar hatta tarifler varsa yorumlarda paylaşırsanız çok sevinirim :).

Vejetaryen - Han Kang 



Bir kadını ve etkilediği hayatları üç faklı gözden dinlediğimiz üç farklı öykü. Sıradan bir kadının sıradan hayatında gördüğü bir rüyadan etkilenerek vejetaryen olmasıyla değişen ve değiştirdiği hayatları okumak güzel bir deneyimdi. Beni etkiledi. Hayatındaki hiçbir erkeğin sözünden çıkmamış hayattan bir beklentisi olup olmadığı bilmediğimiz bir kadının, belki de ilk kez isteği ve kendine ait verdiği tek karar vejetaryen olmasıyla yaşadığı değişimi kocası, eniştesi ve ablasının bakış açılarıyla dinliyoruz. Ailesi sayesinde geçmişi ve şimdiki hayatı hakkında verilen ufak detaylarla fikir sahibi olduğumuz Yonğhe'nin içinde kopan fırtınaları arada okusak da daha fazlası için büyük bir merak duydum ama üzüldüm de. Birçok açıdan incelenebilecek bir kitap, nasıl yorumlamak nereden bakmak isterseniz. Güzel bir kitaptı, Kore edebiyatından daha önce bir okuma yaptım mı bilmiyorum ama son olmaz herhalde.

Mutfak - Banana Yoshimoto 



İki kısa öykü. İlki özellikle benim gibi mutfak aşığı yemek için yaşayan insanlar için daha da cazibeli bir öykü. İki öyküde de ölüm teması ciddi bir biçimde işlenmiş ve yansımaları olabilecek en naif biçimde anlatılmış. Birinci ağızdan dinlediğimiz bu öyküler samimi ve sıcak. Özellikle ilk öykü o kadar tatlı ki bir şans vermenizi tavsiye ederim.
Devamını Oku »

13 Kasım 2018 Salı

Atıştırmalık #44 (2+1 Belgesel)

Son paylaştığım atıştırmalıktan baya önce izlediğim bu filmleri niye sonradan paylaştığım hakkında hiçbir fikrim yok. Siz bu aralar hangi tür filmleri izliyorsunuz?

Searching For Sugar Man - Malik Bendjelloul (2012)


Öneri Makinesi

Blogger kankam Gürültü'nün önerisiyle izlediğim muhteşem bir belgesel. Sixto Rodriguez adlı 70'lerde çıkardığı iki albümle Amerika'da duyulmamış ve 3. albümünü yarıda bırakmış bir adamı Güney Afrika'da bilinen adıyla Sugar Man'i arıyoruz. Öncelikle böyle muhteşem şarkıları olan bir müzisyeni tanıdığım için çok mutluyum daha sonrasında hikayesini öğrendiğime de çok mutluyum, bunun Gürültü'nün vesile olmasına ayrıca mutluyum :). Size tavsiyem Rodriguez hakkında hiçbir şey araştırmadan belgeseli izleyin ve benim gibi şaşırın :).

Iris - Albert Maysles (2014)


Öneri Makinesi

Iris Aphel'i bundan kaç yıl önce tanıdım bilmiyorum ama eminim bu filmin çıkış zamanlarına tekabül eder. Kendisinin, stilinin ve moda anlayışının hastasıyım. Bu belgeselle kendisini daha çok sevdim. O kadar çok altı çizilesi önemli sözler söylüyor ki sadece moda ikonu olarak moda ile ilgilenenleri değil bu hayatı yaşayan hepimizi bilge sözleriyle düşündürüyor. Eşini maalesef belgeselden bir yıl sonra kaybediyor lakin hayat arkadaşlıkları da özenilesi. Keşke o alıntıları sıra sıra yazsam ama siz izleyin de kendiniz o muhteşem kadının ağzından dinleyin :).

American Animals - Bart Layton (2018)


Öneri Makinesi

The Imposter filminin yönetmeninden yine belgesele göz kırpan bir film. Hani Flash TV'de (ya da Show TV miydi?) olurdu ya yaşanmış olayları karakterler anlatır bize de olay anını canlandırmayla gösterirlerdi işte onun gibi bir anlatımı var. Tabi Flash TV senaryosu ve oyunculuğu yok, maskeler de :). Bu filmde de yaşanmış bir olay anlatılıyor, bir grup üniversite gencinin kütüphaneyi soyma planlarını izliyoruz. Aksiyonu iyi, komedisi yerinde güzel bir film. Yarı belgesel tadında ama biraz uzun gibi geldi daha kısa olabilirdi ama yine de iyi.
Devamını Oku »

10 Kasım 2018 Cumartesi

Atıştırmalık #43 (2018'in Yere Göğe Koyulamayan 4 Festival Filmi)

The Kindergarten Teacher - Sara Colangelo (2018)



Güzel sinematografi, rahatsız edici bir baş karakter. Doğuştan yetenekli bir şairin öğretmeni olunca kendisinin gölgeye dönüştüğü bir hayatta yeteneğinin kaybolmaması için uğraştığı küçük çocuğa olan ilgisi takıntıya dönüşürken etik kuralları nasıl hiçe saydığını izliyoruz. Güzeldi, beğendim. Bir ara orijnalini de izlemeli.

Madeline's Madeline - Josephine Decker (2018)



Yetenekli genç bir aktris Helena Howard'ın başarılı performansıyla Madeline's Madeline'de, hayal ile gerçeğin veya performans ile kendi kişiliği arasında sınırının olmadığı bir gencin zihninde adeta bir yolculuk. Bir an olsun rahat nefes almıyor her an bir şey olmasını gerginlikle bekliyorsunuz. Başarılı oyuncular, görüntü yönetimi, her şey o gerilimi destekliyor. Bakış açımız sürekli değişirken kapana kısılıp karakter gibi hissetmemek elde değil. Ya sever ya nefret ederseniz öyle filmleri var yönetmenin, uyarayım. Ben beğendim.

Burning - Lee Chang-dong (2018)



Muazzam sinematografi ve müziğin muhteşem uyumu. Gizemli olaylar, hatırlanmayan anılar, karmaşık ilişkiler, patlamaya hazır öfkeler, sona doğru artan gerilim, metaforlarla dolu hikayeler. Tüm sorularınızın cevaplanacağını düşünüyorsanız hiç başlamayın ama biraz cesaretiniz varsa güzel bir seyirlik. Bu filmi de beğendim.

Cold War - Pawel Pawlikowski (2018)



Siyah beyaz şiir gibi bir film. Çok kısacık bir film zaten çok detay vermeyeyim ama iki aşığın dramı. Müzikler ve resim gibi sahnelerle gözümüzü kulağımızı hoş ediyor, sade güzel bir film. Beğendim.

4 filmde güzel de bazen abartılıyor mu diye düşünüyorum ama yok ya iyi filmler, festivalde kaçıranlara öneririm :). Keyifli seyirler, mutlu kalın :).
Devamını Oku »

1 Kasım 2018 Perşembe

Atıştırmalık #42 (Övdüğünüz Kadar Güzel Olan 2+1 Film)

Gerilim filmlerini ne kadar seviyorsam korku filmlerini o kadar sevmem. Tabi gerilim filmlerinde korku elementi olmuyor değil ya da hiç korku filmleri izlemiyorum demek de değil. Tercih etmem çünkü korkma eylemi sevdiğim bir şey değil. Bir de iyi değilse komik oluyor iyi olsa sevmiyorum bana pek uygun değil. Lakin gerilim filmlerine bayılırım. İyisini çok severim. Önerileriniz varsa iyi gerilim filmleri beklerim. Bu sefer de son izlediğim birçok yerde gördüğüm iki gerilim bir korku filmini yazacağım.

A Quiet Place - John Krasinski (2018)


Öneri Makinesi

Bazı klişelerden kendini arındıramasa da güzel bir gerilim filmi. Fikir güzel, uygulaması da. Keyifli bir seyirlik. Sese duyarlı bir yaratıkla bol çocuklu bir ailenin sınavı.

Get Out - Jordan Peele (2017)


Öneri Makinesi

En çok gördüğüm ama türündeki korku ibaresinden dolayı uzak durduğum lakin korku değil gerilim ağırlıklı olan bu filmi çok sevdim. Güzel bir senaryo. Fikrini de çıkan işi de sevdim. Mizah kısmını en çok sevdim, bakınız sonu :). Mümkün olduğu kadar yorum okumadan izleyin ve filmin tadını çıkarın :). Keyifli bir seyirlik olmuş. Sevdiği kızın ailesiyle tanışmak hiç bu kadar zor olmamıştı.


Hereditary - Ari Aster (2018)


Öneri Makinesi

Filmden korkmadım bu güzel bir şey çünkü korkma eylemini sevmiyorum. Ruhani bir korku filmi. Neden izledim çünkü çok karşıma çıktı, fikirsiz kalmak istemedim. Filmin ilk yarısı çok güzel bir dram keşke öyle devam etseydi. Ev çok güzeldi ormanın içinde, maketler çok güzeldi. Aynı yerde aynı oyuncular aynı hikayeyle korku yerine dram komedi tarzı bir şey çekilseydi beni çok mutlu ederdi ama film Ari beyin. Korku severler şans versin ama pek korkunç değil sinemada izleyecektiniz :). (Spoiler) Bu arada Toni Collette iyiydi ta ki duvarlarda tırmanana dek.
Devamını Oku »

23 Ekim 2018 Salı

Atıştırmalık #41 (3 Hitchcock)

Notorious (1946)


öneri makinesi

Cary Grant Hitchcock'un sevdiği aktörlerden biri burada kendisine İsveç'in güzeli Ingmar Bergman eşlik ediyor. Romantizmi yüksek bu film noir yani kara filmde Amerika için ajanlık yapmayı kabul eden Bergman ajan Grant'a aşık olunca Grant'ta karşılık verince olanlar olur. Hitchcock'un gerilim ve suç filmlerini daha çok severim özellikle mizahla birleşince ama bu da fena değildi.

Strangers On A Train (1951)


öneri makinesi

Eşinden boşanmak isteyen ünlü tenis oyuncusu Guy Haines eşini ikna etmeye trenle giderken yolda ilginç bir adam, Bruno Antony ile tanışır. Sohbete başlayan ikiliden Bruno varsayımsal olarak yakalanmadan cinayet işleme fikrini ortaya atar ve buna öyle inanır ki kaçınılmaz son maalesef gecikmez. Ustadan başarılı bir gerilim ama Bruno'yu canlandıran Robert Walker'ı anmak gerekir. Öyle güzel ki sinir bozucu. Bruno karakteriyle Psycho tadı almadım da değil :). Çok sevdim.

The Man Who New Too Much (1956)


Öneri Makinesi

1934 Hitchcock yapımı filmin Doris Day ve James Stewart'lı yeniden çevrimi. Doris Day'in ünlü Que Sera Sera şarkısını seslendirdiği film. Fas tatillerinde istemeden bir suikast planını öğrenen Amerikalı bir ailenin oğullarının kaçırılınca, ebeveynlerinin onu aramalarını izleriz. Çok ağır ilerleyen bir film, mizah yönü iyi ama bir şeyler eksikti filmin çok iyi olmasına mani. Yine de ben Hitchcock derim başımın üstüne koyarım tabi o ayrı :). Bir de James Stewart yine Hitchcock'un sevdiği aktörlerden, ikilinin diğer iş birliklerine de bakmanızı öneririm.

Önceki Alfred Hitchcock atıştırmalığına gitmek için tıktık ve tıktık.
Devamını Oku »

18 Mart 2018 Pazar

Atıştırmalık #40 (Üç Güzel Film)

Dazed and Confused - Richard Linklater (1993)



70'ler lise ve okulun son günü, sinyırlarla fireşmınların kapışması ama kapışmaması da, bol bol alkol, duman ve müzik. Süper bir playlist var, eğlenceli. Richard Linklater'ın ilk dönem filmlerinden. Bol bol ünlü oyuncuların gençliklerini içerir, bilginize :). Şurada kendisinin harika Before serisinin linkini bulabilirsiniz tıktık.

The Loves of A Blonde - Milos Forman (1965)



Çokk güzeldi, siyah beyaz Çek Yeni Dalgasından, beyaz ve kara komedi. Başarılı <3. İlgililer kaçırmasın <3.

Thou Wast Mild & Lovely - Josephine Decker (2014)



Efsane film, bu filmde ne demek istediğimi en ama en sonunda anlayacaksınız. Bayıldım. Görsellik şahane, her bakımdan sade, Pinteresk diyaloglar, şairane bir hava. Diğer filmlerini de hemen izlemek istiyorum. Yeni filmi Miranda July'li Madeline's Madeline'i de :). Yalnız filmin afişi ve adı beni izle diye bağırmıyor mu <3.
Devamını Oku »

6 Mart 2018 Salı

Atıştırmalık #39 (Son İzlediklerim - 6 Film Birden)

Heathers -  Michael Lehmann (1988)



Beğenmedim ya, kara mizah severim de filmi pek sevmedim. Seksenler Amerikan lisesi pop klibine cinayetler dizisi eklemişler. Kötü değil aslında konu da fena değil de niye sevmedim bilemedim :).

North By Northwest - Alfred Hitchcock (1959)



Hitchcock'a bayılıyorum, güzel sıkılmadan izlenilecek bir film daha ve Cary Grant'ın o ikonik sahnesini Emir Kusturica'nın Arizona Dream'inde de izlemenizi öneririm. İkisini de izleyenler sanırım bir tebessümle bu yorumu okuyorlar şu an :).

Phantom Thread - Paul Thomas Anderson (2017)



Daniel Day Lewis'da psikopat bir hava var, her izlediğimde hafiften yusuf yusuf olmuyor değilim. Sağ olsun Anderson da müziklerle gerilimi düşürmemiş. Ara ara komik olması da güzeldi de film neydi ne oldu. Başlarken moda dünyasındaki entrikaları izleyeceğimi sanırken sonunda saplantılı bir aşk hikayesine dönüştü. Filmi sevdim, fena değildi. Sıkılmadan izledim. Sevgili Gürültücüğümün dediği gibi ama fazla abartmaya bence de gerek yok :/. Jennifer Lawrence'ın dediği kadar da değil tabi :). Jen'e bayılıyorum ve yeni filmini de merakla bekliyorum bu arada, gerçi daha izleyemedim Mother'ı bile hala ama olsun :).

The Florida Project - Sean Baker (2017)



İzlediğim ikinci Baker filmi ve yine çok sevdim. Moone ile toplu konutlarda tek odalı evlerde yaşayan insanların dramı, işte Amerika'nın çok da gösterilmeyen ama belki de en çok yaşanılan yüzü. Sonlara doğru film içinde dolduğunuzu aslında renklere rağmen yüreğinize bir ağırlık çöktüğünü o küçük kız ile annesinin son sahnelerinde fark ediyor ve ister istemez gözlerinizde yaşlar ile filmi bitiriyorsunuz. Baker dramın dozunu müzikler, renkler ve tabi ki baş karakter o sevimli minik yeteneğin hayat enerjisiyle dengelemiş. Kendine has yöntemleriyle çok başarılı bir iş çıkarmış Baker. Ben çok sevdim :).

Patti Cakes - Geremy Jasper (2017)



Çok sevdim, bayıldım. Hip hop ve rap sevmiyorsanız hiç bulaşmayın (ya da bulaşın eğlenceliydi, belki seversiniz)  ama birkaç şarkı bile dinliyorsanız çok eğleneceksiniz. İzlerken aklıma Iggy Azelia ve Work şarkısı geldi. Zaten bir gönderme de vardı filmde kendisine. Güzeldi, sevdim.

Ingrid Goes West - Matt Spicer (2017)



Aubrey Plaza'yı çok seviyorum ve sebebi özellikle Parks and Recreation tabi ki ama Safety Not Guaranteed de yine sevdiğim bir bağımsız filmi. Filmi de çok merak ediyordum, Olsen'lardan Elizabeth'i de severim :). Bu filmde birçok mesaj var ve hepsi güzel aslında. Sosyal medyanın pek tartışmadığımız ama bizi belki de tahminimizden fazla etkileyen diğer yüzünü gösteriyor bize, sonu da hoş ve manidardı. Ben bu filmi de sevdim :).

Özlemişim Amerikan bağımsızlarını izlemeyi, özellikle bu türlerde. Son iki film o yüzden çok iyi geldi ve lütfen bana benzer türlerde bağımsız güzel filmler önerin :). Siz en son neler izlediniz, yorum bırakmayı unutmayın :).
Devamını Oku »

4 Mart 2018 Pazar

Atıştırmalık #38 (Son Okuduklarım - 5 Kitap Birden)

Merhabalar, harika mis gibi bir hafta sonu var buralarda. Yormadan yorulmadan kendi halinde bir müzik listesi çalıyor arkadan, kuşların cıvıltısı eşlik ediyor :). Bahar geldi, arada hava bozsa da sanırım geldi :). Çok uzun sürmez yaza geçeriz biz hemen, bahar yaşamayız bile pek ama bugün tam bir bahar havası <3. Bu aralar izlediklerim ve okuduklarım birikti ben de ikiye ayırdım, ilk başta okuduklarımı paylaşacağım sonra da izlediklerimi. Siz bu aralar neler okuyorsunuz? Önereceğiniz çok sevdiğiniz bir kitap var mı, varsa nedir nelerdir? Yorumlarınızı merakla bekliyorum :).

Kahve ve Şiir - Mark Opsasnick



Aslında alt başlığın bu kısacık kitabı yeterince açıkladığını düşünüyorum ve eğer bu konuyla ilgiliyseniz bir göz atmanızı öneririm :).

60'larda Radikal Sanat Manifestoları - Kolektif


Kapak tumblr'dan fırlamış gibi değil mi <3
Ehh işte, pek beğenmedim ama kötü de değil :). Subpress'i Richard Brautigan sayesinde keşfettim ve Sarah Kane çevirdiklerini de öğrenince kanım ısındı, denk geldikçe okurum kitaplarını :).

Bunny Munro'nun Ölümü - Nick Cave



Nick Cave'in şarkılarına bayılırım. Kitabı için de çok heyecanlıydım. İlk çıkardığı kitaptan 20 yıl sonra yazdığı bu kitapla başlama sebebim diğer kitabın tükenmiş olması. Baş karakterin huyu suyu rahatsız edici uyarayım, okuması yer yer çok zordu. Öyle bir baş karakterden öyle tatlı ve duyarlı bir çocuk çıkmış ki kitapta bu canınızı daha çok yakıyor ve istemeden üzülüyorsunuz. Onun dışında kitabı pek sevemedim, ama yine de ilk kitabını okumak istiyorum Cave ustanın. Zira o daha iyi yorumlar alan bir kitap.

Adınla Çağır Beni - Andre Aciman



Ayy bir daha anlatıp üzülmek istemediğimden Goodreads yorumumu kopyala yapıştır yapacağım ve söyleyebileceğim tek şey ise hem kendisi hem uyarlaması güzel olan nadir kitaplardan. Ha bir de bildiğiniz içim çıktı, aklıma getirmemeye çalışıp kitaptan uzak durup geçmesini ya da hafiflemesini bekliyorum. Niye bu kadar etkilendim pek fikrim yok :(.

"Kitabı bitirmemden biraz zaman geçtiğine göre yazabilirim. Aciman çok vicdansızsın, yok böyle bir son ve dördüncü bölüm. Üç bölüp dolup dolup son bölümde boşalıyorsunuz hazırlıklı olun. Film daha insaflı kitaba göre çünkü kitap filme nazaran çok ama çok daha can yakıyor. Evet, filmde de canınız yanıyor. Yine de bu deneyimi yaşamaya değer.

Aciman’a vicdansız dedik ama güzel kitap yazmış. Her şey yerli yerinde ve unutmamak lazım ki bu sadece Elio’nun bakış açısı, duyguları ve yanılsamaları... Belki bir gün Oliver’ın gözünden okur muyuz ki, bu kadar etkiler mi yine bizi?"


Koleksiyon - Harold Pinter



Pinter İngiliz tiyatrosunda çok önemli bir yere sahip bir oyun yazarı. "Doğum Günü Partisi" oyununu zamanında okudum ve bu aralar aşırı oyun okuma isteğimden kaynaklı kitaplarının çevrildiğini görünce bu kitabı sepete attım ve yarım saatte bitti lakin öyle kolay bir kitap değil. Pinteresk kelimesini bilenler anlayacaktır, yazarın kendine has tehdit unsurlarını ve belirsizlik temalarını ya da uzun duraklamalarını. Asla gerçek ne emin olamıyorsunuz ve karakterler sizi geriyor. Eminim sahnede izlemesi de güzel bir oyundur. Önerilir.

Sizin de bana başarılı oyun önerileriniz varsa seve seve okurum. Bu aralar çok seviyorum oyun okumayı, alışveriş yaptıkça da her seferinde sepetime eklemeyi düşünüyorum. Özlemişim :).
Devamını Oku »

17 Şubat 2018 Cumartesi

Atıştırmalık #37 (Genç Bir Doktorun Anıları, The Disaster Artist, Doğu Ekspresinde Cinayet)

Genç Bir Doktorun Anıları - Mihail Bulgakov 



Kitapkurtlarımızdan Şule'nin çekilişinden gelen bu kitaba bir pazar günümü ayırdım ve hemencecik bitti. Gayet akıcı ve kolay okunabilir bir kitap. Adı zaten her şeyi özetliyor, hikaye tadında kısa kısa anılarını paylaşmış bizimle. Otobiyografik bir kitap olabilir çünkü yazar ile karakterin benzer özellikleri var, ikisinin de doktor olmaları gibi :). İyi bir klasikti sıkılmadan okudum.

The Disaster Artist - James Franco (2017)



Filmi izlerken aynen şunu düşündüm, Franco kardeşlerin anneleri gurur duymuştur filmde kardeşleri karşılıklı oynarken izleyince :). Filme bayıldım, çok güzeldi. Ed Wood'a benziyordu, onu da çok severim. Dave Franco canlandırdığı oyuncuyu oynamakla kendi oyunculuğunu göstermek arasında sıkışıp kalmış gibiydi başlarda da sonrası daha iyiydi ama James Franco baya başarılıydı. Bahsi geçen filmi çekerken kendisi aslından daha güzel oynamış o konuda biraz daha az efor sarf etmeliydi bence ama çok başarılıydı :). Ve bence James Franco Tom Wiseo'dan çok Tom Hiddleston'a benzemiş, hatta Only Lovers Left Alive'daki haline :). Çok güzel filmdi ya ben baya sevdim, eğlendim bu kadarını beklemiyordum :). Konusunu da pek bilmiyordum açıkçası güzel sürpriz oldu :). The Room'u izlemeli şimdi bu bilgilerle :). 

Doğu Ekspresinde Cinayet - Kenneth Branagh (2017)



Hem yönetmeni hem de baş rolü olması dolayı ile Branagh'ı merak ediyordum çünkü kendisini severim :). Tabi bir de Christie romanı olması daha da cezbediyor. Johnny Depp'in olması da ballı kaymak dedim ama tahmin ettiğim gibi ölen adam kendisiydi :). Pek kalmadı. Zaten o kadar çok oyuncu vardı ki hepsine düşen süre çok çok azdı bir de  filmin süresini oyunculara bölsek kendisine düşecek süre kadar bile görünmeyenler vardı. Güçlü bir kadro, yolcuların hepsi ünlü oyuncular. Lakin film motamot bir uyarlamadan öteye gidemedi, heyecanla sıkılmadan izledim ama çok başarılı bir film olarak görmüyorum. Keyifli bir seyirlik ama bu kadar :). 
Devamını Oku »

12 Şubat 2018 Pazartesi

Atıştırmalık #36 (4:48 Psikoz, Shampoo, Bir Dakikalık Öyküler)



Merhabalar, ben yine atıştırmalıklarımla izninizle yayın akışınıza dahil olacağım :). Umarım keyifli günler geçiriyorsunuzdur ben ise biraz şans istiyorum kendime :). Bu aralar Richard Brautigan'ın toplama şiirlerini okuyorum, instagram hikayelerden izleyenler bilir Sub Press bugüne kadar yayınlanan Brautigan'ın tüm şiirlerini toplamış. Onun dışında drama okumayı çok özlemişim, yine bir kitap alışveriş yaptım, birkaç oyun ekledim. Onun dışında en son keşfettiğim isimler var müzik listemde genelde onları dinliyorum :). Fırsat buldukça da film izlemek en büyük zevkim zaten biliyorsunuz, bir de hoşuma giderse tadına doyum olmuyor hak verirsiniz ki :). Bir de mektup arkadaşlığı maceralarım var sosyal medyada sürekli sizlerle paylaştığım. Hem gelenleri sevmek hem sevgi dolu mektuplar göndermek de vaktimi severek verdiğim en güzel uğraşlarımdan :). Bir şeyler üretmek küçük de olsa mutluluk verici, birilerinin sizin için uğraşması da tabi :). Yeni insanlar tanımak, bir şeyler paylaşmak çoğalmamı sağlıyor, mutlu oluyorum. Üzüldüğüm zamanlar da oluyor ama bardağın dolu kısmını buraya yazmak da iyi geliyor :). Ukulelem ve küçük ailemizin yeni üyesi melodikamla çok ilgilenemedim ama ilk fırsatta yeni şarkılar öğrenmek istiyorum özellikle melodikamla :). Almanca'ya tam çalışmaya başladım derken geri dönemedim, ona da bakmalı tekrardan. Günler böyle geçip gidiyor, ben bazen yoruluyorum, umudum da çokça kırılıyor, üzülüyorum, üzüyorum ama c'est la vie! dostlar, hayat bu, yaşıyoruz, yaşayalım!

4.48 Psikoz - Sarah Kane



Yazarın intihar etmeden önce yazdığı son oyunu. Parçalı bir anlatıma sahip, belirli bir oyuncu listesi yok oyunun. Yazarın ruh halini biz de okurken hissederiz. 4:48'n de onun her gece kalktığı saat olduğunu ve adının buradan geldiği söyleniyor. Kane okuması kolay olmayan bir yazar. Çok çarpıcı ve rahatsız edici. Blasted adlı oyunu da çok başarılıdır ama bu kitap daha da ağır, çok ağır. Sarah Kane herkesin sevebileceği tarzda oyunlar yazmıyor ama biraz rahat ortamından çıkmak isteyenlere önerebileceğim kitaplar.

Shampoo - Hal Ashby (1975)




Ashby'den politik dokundurmalı bir komedi daha. Ashby'i seviyorum adam tam bir hippie :). Kendisi gelmiş geçmiş en sevdiğim filmlerden biri olan Harold and Maude'un yönetmeni. Bu film de eğlenceli, 70'lerdeyiz ve kendi salonunu açmak isteyen bir adamın trajikomik hikayesi var. Sonlara doğru bir dengesini kaybetti sanki film ama yine de ben sevdim. Güzel komediydi.

Bir Dakikalık Öyküler - İstvan Örkeny 




Kara komedi olması, öykü kitabı olması, kısa olması ve tanıtım yazısı bu kitabı almaya ben ittiyse de çeviri olmasından ya da kültürüm yetmediğinden bu kitabı pek anlamadım. Anladıklarım da güzeldi :). Macaristan'da derslerde okutulan bir yazarmış, sanırım ben mizahı anlayacak yeterli bilgiye sahip olmadığımdan pek anlamadım.

Gif Tumblr'dan alıntıdır.
Devamını Oku »

10 Şubat 2018 Cumartesi

Atıştırmalık #35 (Sleepless in Seattle, Diabolo Menthe, Blow-Up)

Sleepless in Seattle - Nora Ephron (1993)



Ayy uykumu getirdi, adı ile tezat olarak. Çok sıkıcıydı ve spoylır veriyorum baş roldeki iki aşık filmin sonunda sadece bir araya geliyorlar. Hiç sevmedim. Meg Ryan filmlerini sevmeme rağmen :/. Cık, sıradaki.

Diabolo Menthe - Diane Kurys (1977)



70'lerde Fransa ve ben bu ikilinin uyumunu çok seviyorum hele bir de işin içine güzel bir mizah girerse. Bu filmde de iki kız kardeşin bir yaz tatilinden diğerine geçen zamanda yaşadıkları var ama mekan, dekor, müzikler falan harika. Çok tatlı film. Lütfen bu tarz filmler biliyorsanız bana önerin. 70'lerde çekilen her komedi içerikli filmi önerebilirsiniz, bayılıyorum :).

Blow Up - Michelangelo Antonioni (1966)



Deeptone'un profil resmi ile özdeşleşmiş film. Orada sürekli görünce izleyeyim izleyeyim diyordum geçen izledim sonunda ve sevdim. Yönetmenin filmlerini izlemişliğim var, zaten tanıyordum. Bu film de güzeldi, önerilir :).

Bir atıştırmalığın daha sonuna geldik, diğeri yolda hem de kitap önerim de olacak onun içinde :). Siz neler atıştırıyorsunuz en çok; kitap, film veya dizi? Benimle paylaşın, sanatla kalın :).
Devamını Oku »

8 Şubat 2018 Perşembe

Atıştırmalık #34 (I, Origins, Minority Report, Gravity)

Bilim kurgu ağırlıklı üç film atıştırmalığımla buradayım :). Eminim birçoğunuz bu filmleri izlemişsinizdir, ben baya geç kaldım :). Siz bu aralar neler atıştırıyorsunuz? Benimle paylaşmayı unutmayın :).

I, Origins - Mike Cahill (2014)



Güzel başlayan ama sonunu getiremeyen bir film. Yine de bilim kurgu severler bir baksın. Sıkılmadan merakla izledim ama sonu hiç tatmin etmedi :/.

Minority Report - Steven Spielberg (2002)



Filmin sonunda yönetmeninin şipilbörg olduğunu fark ettiğim film :). Ben sevdim valla, güzel bir aksiyondu. İrlanda'nın bıçkın delikanlısı Colin Farrell gençliğiyle tomkruza eşlik ediyordu. Yalnız tomkruz da boşuna can yakmamış, bu filmde onu hissettim :). Filmde baş karakter fellik fellik her yerde aranır kaçarken en müdavimi olduğu yerden yetkilerinin alınmayıp hala elini kolunu sallaya sallaya bir değil iki değil girip çıkmasıyla ya biri de kapatmaz mı arandığı an dedirtse de görmezden gelip aksiyona kaptırdım kendimi. Güzeldi :).

Gravity - Alfonso Cuaron (2013)



Bu filmin çok sevildiğini hatırlıyorum çıktığı yıl ama beni maalesef etkilemedi. Hatta yanlış hatırlamıyorsam Sandra Bullock ödül falan aldı da ben beğenemedim, Cuaron'u çok çok başarılı bulsam da Children of Men ve Azkaban Tutsağı'nda, üzgünüm, tek hayırla yolladım :/.
Devamını Oku »

1 Şubat 2018 Perşembe

Atıştırmalık #33 (Lady Bird, Call Me By Your Name, The Shape of Water)

Lady Bird - Greta Gerwig (2017)




Greta Gerwig severim, kalemini de severim. Güzel bir film yazıp yönetmiş ama çok çok beğenip açıp açıp izleyeceğim bir film değil açıkcası. Yine de izlemesi keyifli, sıkılmadan izleniyor lakin sanki biraz abartılmış :/. Yine de Gerwig bence güzel bir film yapmış, severek izledim :). Kendisini zaten çok sevdiğimden kredisi çoktur ben de :).

Call Me By Your Name - Luca Guadagnino (2017)




Nasıl güzel bir filmdi, abartıldığı kadar varmış. En merak ettiğim filmlerden biriydi yorumlarından ve her yerde görmemden kaynaklı. Çok sevdim, bayıldım. Hele o Timothée yok mu o Timothée nasıl bir rol kesmektir öyle, aşık oldum. Harikaydı. Kendisinin "Lady Bird"'de de küçük bir rolü olduğunu hatırlatayım ama bu filmde ışıldayan bir karaktere bürünmüş. Filmde Sufjan Stevens ve "Love My Way" detayları çok hoşuma gitse de müziğin kullanımında bana göre yönetmenin yanlış tercihleri mevcuttu. Onu da görmezden geldim çünkü harika bir film olmuş. Bana "Carol" ve "Weekend"'i hatırlattı bazı sahnelerde. Sonuç olarak bildiğimiz bir hikayenin güzel bir yorumu. Bir şans verin :).

Bu filmi izlerken film boyunca sizin de aklınızdan sürekli Ege'den Yaz Aşkım çalmadı mı? Şahsen ben filmi o şarkıyla resmen özdeşleştirdim :).

The Shape of Water - Guillermo del Toro (2017)




Sıkılmadan izledim mi? İzledim. Beğendim mi? İşte ona karar veremiyorum. Bana konu ya da işleyiş bakımından ya da herhangi bir bakımdan daha ilgi çekici ya da orijinal gelmedi. Büyülenmedim de. Sadece sıkılmadan iyi bir film izledim. Nedense adından kaynaklı daha farklı bir şey bekliyordum çünkü bence adı çok güzel :).

Şimdi şu üç film arasında şöyle bir ilişki kuracağım ve beni sadece bu üç filmi izleyen ya da araştıran anlayacak. Sırasıyla;

Timothee Chalamet ve Michael Stuhlbarg

Ne gereği vardı, yoktu ama okudunuz artık yapacak bir şey yok :).

Filmler her yerde karşıma çıkınca yorumlardan geri kalmamak amaçlı öncelik verdim :). Sonuçta kambersiz düğün olmaz :). Çoğunu da sıkılmadan izledim açıkçası. Ben bu atıştırmalığın üstüne iki atıştırmalık daha izledim onlar da gelir yakında. Sinemayla kalın :).
Devamını Oku »

8 Aralık 2017 Cuma

Atıştırmalık #32 (Tür Karmaşası)

This Must Be The Place - Paolo Sorrentino (2011)



"Benim Adım Sam" filmini izlediğim günden itibaren Sean Penn'e bir sevgim var, çok iyi oyuncu. Bu role de çok yakışmış ama hikaye sanki tam bir kendini bulup toparlanamamış gibi. "Youth"'da da birçok konu hikaye iç içeydi ama o daha derli toplu çok güzel bir filmken bu filmin dağınıklığı girilen daha az detay filmi biraz aşağı çekmiş ama yine de sevdim, önerilir :).

Eski bir rock starın uzun süreli emekliliği ve can sıkıntısı onu yollara dökecektir.

Meet the Parents - Jay Roach (2000)



Televizyonda denk gelince izledim, güldüm geçti ve bitti :). Serinin devamını izler miyim, izlerim. Önerir miyim, daha iyi filmler bulabilirsiniz. Ancak televizyonda falan denk gelince izlemelik tam bir hafif atıştırmalık :).

Eski CIA ajanı baba rolündeki De Niro'yu komedi filminde izlemek güzel ama sanki arada çakmak çakmak "Taksi Şöförü" bakıyor gibi oluyor bana :). Ben Stiller kendini aileye kabul ettirmeye çalışan damat adayı rolünde. Bu iki erkeğin ortak noktası tabi ki güzel kızımız Teri Polo.

Karışık Aile - Frank Coraci (2014)



Bir diğer mesaj kaygılı Adam Sandler aile komedisi. Yine kendimi DIY işlerime vermişken karşıma çıkan ve değiştirmediğim bir film. Yine hafif atıştırmalık, konusu, komedisi her şeyi tahmin edilebilir, ortalama bir Sandler filmi. Bu adamın filmlerini de eskiden beri izler hatta bazılarını severim. Sizi şaşırtmaz, üzmez, vauv dedirtmez ama izletir, hatta çoğu zaman güldürür. Önerir miyim, önermem. Bu tarz çok film var, hangisine denk geldiğinizi aradaki farkı anlamazsınız bile o yüzden olurda denk gelirse zaten kendinizi izlemiş bulursunuz :).

Adam Sandler'ı daha önce de ekranda çift olarak gördüğümüz Drew Barrymore ile yalnız ebeveynler olarak izleriz. Çocukları için çırpınan bu anne ve babanın yolları yine onları mutlu etmek için keşisecektir.

Serpico - Sidney Lumet (1973)



Al Pacino tatlımın Frank Serpico'yu canlandırdığı biyografik bir film. Polis merkezindeki çürümeyi anlatan bu filmde Pacino'yu hippie olarak izlemek mümkün. Film genel anlamda fena değil ama stereotip suçlu profili siyahiler olup bir de kadın dediğin evi temizler mantığı beni memnun etmedi. Onun dışında bence ortalama bir film. İzlenilebilir, Pacino'yu hippie görmek için bile :).

Devamını Oku »

23 Kasım 2017 Perşembe

Atıştırmalık #31 (Ortaya Karışık, Dört Farklı Türde Film)

Take Care of Your Scarf, Tatiana - Aki Kaurismaki (1994)



Yine çok tatlı siyah beyaz bir Aki Kaurismaki filmi. Yönetmenin neredeyse izlemediğim filmi kalmadı o yüzden bir sevmek yazısı yolda :). Bu filmde Kaurismaki'nin filmlerinde çok kez gördüğümüz benim de çok sevdiğim oyuncular; Matti Pellonpaa ve Kati Outinen var. Onları "Cennetteki Gölgeler" filminde de beraber görmek mümkün ki bence harika bir çift uyumu var aralarında. Ayrı ayrı da ben çok beğenirim. Bu film kısaca bir yol filmi. Kahve ve içki düşkünü iki adam ile başlayan yolculuğun sonunda biri eve yalnız dönecektir.

My Best Friend's Wedding - P. J. Hogan (1997)



Bu filmi bana öneren arkadaşlar, mutlu musunuz? Çok ağladım ya, ihtiyacım vardı herhalde ama Julia Roberts'a çok üzüldüm ya. Makine daha farklı mutlu son istiyor gençler :). Komik, romantik öyle bir filmdi, hoşuma gitti :). Cameron Diaz'ı da hiç sevmem sonunu da o yüzden pek sevmedim. Yine de çerezlik dediğimiz filmlerden. Adından anlaşıldığı üzere en yakın arkadaşının düğününe gitmesi ve ona aşık olduğunu anlamasıyla gelinle savaşa giren sakar bir Roberts görüyoruz :).

Acı Aşk - A. Taner Elhan (2009)



İlk başta sinir olarak izlediğim sonra Halit Ergenç'in oynadığı Orhan karakterinin Songül Öden (Şule/Ayşe) ile bir restoran sahnesi vardı ki kahkahayı bir kopardım sonrası absürt komedi oldu :). Ergenç'i en sempatik bulduğum işi bu herhalde. Dizilerinde denk geldiğimde pek hoşlaşmadığımdan bu filmde hoşuma gitti, yine de karakter kaynaklı bolca da sinir oldum :). Onur Ünlü'nün senaryosunu yazıp ama yönetmediği bir film. Ünlü'nün işi olduğu absürt komedisinden zaten belli ki ben filmde konusundan dolayı sinir olsam da mizahından dolayı sevdim :). Televizyonda denk gelip izledim, planım yoktu baya sansürlü kesmeli biçmeli oldu tabi film ama yine de izlenilebilir güzel bir film :).

Le Mepris - Jean Luc Godard (1963)

Vayyy be, ne filmdi. İzleyeli kaç gün oldu hala ne güzel film diye düşünüyorum. Çok güzeldi, hiç anlatmak da gelmiyor içimden konusunu, çok güzel filmdi işte. İzleyin, şiddetle önerilir.
Devamını Oku »