26 Mayıs 2017 Cuma

Cannes Film Festivali 2017

Daha şuradaki Ankara, İstanbul Film festivallerine gidemezken, gitsem bile bilet bulamazken Cannes'a gitmek hayal gibi ama bir gün gerçek olabilecek bir hayal çünkü "why not" (neden olmasın) :). Bu seneki yarışma filmlerinden ilgimi çekenleri aşağıda listeleyeceğim. Festivalin jürisini sevdiğimiz isimler oluştururken başkanlığı da canımız Pedro Almodovar üstlenmiş.



Festivalde ilk dikkatimi çeken filmler bunlar ama yorumlara bakarım yine ilgimi çeken gözden kaçırdığım olursa diye. Zaten bazı filmlerin tam fragmanı ya da açıklaması yok, oldukça liste uzayacaktır. Şimdilik seçtiklerim bunlar, bakalım hangileri mutluluk hangileri hüsranla sonuçlanacak :)



Aus Dem Nichts - Fatih Akın 

Diana Kruger'in başrolü oynadığı bu film tahmin edilebilir gibi görünse de etkileyici sahneler vardı fragmanda. Fatih Akın ve Kruger'in hatırına izlerim. Bakalım uzun zamandır bizi çok da şaşırtmayan Akın'ın bu filmi izledikten sonra mutlulukla mı yoksa hüsranla mı sonlanacak :).

The Meyerowitz Stories - Noah Baumbach

Baumbach severim blogda da yazdım birçok kez filmlerini. "Francis Ha" en sevdiğim filmi. Filmin oyuncuları sevdiğim güzel isimler. Bakalım yönetmen bizi mutlu mu edecek bu güzel kadroyla yoksa ah be mi dedirtecek, merak ediyorum. 

Okja - Bong Joon Ho 

Konusuyla ilgimi çeken bir film. Bir de oyuncu kadrosu var ki ben deyim Tilda Swinton, Paul Dano; siz deyin Jake Gyllenhaal, Giancarlo Esposito. Macera ve hareket vadeden bu film, kadrosuyla da göz doldururken bakalım istenileni verecek mi? 

The Beguiled - Sophia Coppola

Yönetmeni severim, bu filmde de gözde oyuncularından Kirsten Dunst, güzel oyuncu Nicole Kidman, gümbür gümbür gelen yeni nesilden Elle Fanning ve İrlanda'nın bıçkın delikanlısı Colin Farrell ile kadro hayallerimizi süslerken bakalım ortaya nasıl bir iş çıkmış. 1971 yapımı aynı adlı filmin yeniden çevrimi. Etkileyici de bir fragmanı var biraz tırstım, tırsmadım değil :). Yine de merak ettiklerimden :).

Happy End - Michael Haneke

Resmen son zamanlarda altın çağını yaşayan, her oynadığı filmde övgüyle söz edilen Isabelle Huppert Haneke'nin son filminde de boy göstererek ikili olarak beklentileri arşa çıkartıyorlar. Yine tırsa tırsa beklediğim bir film. Acun bey büyük hissediyorum.



Wonderstruck - Todd Haynes

En son "Carol" ile adından sıkça söz ettiren (bence biraz fazla abartıldı güzel ama abartıldı) yönetmenin son filmini ve neler yaptığını merak ediyorum :).

Le Redoutable - Michel Hazanavicius 

İşte en çok merak ettiğim filmlerden biri. Cannes'dan da birçok kez eli boş dönmeyen isimlerden Jean Luc Godard'ın Anne Wiazemsky ile olan ilişkisini konu alan ve Wiazemsky'nin kitabından uyarlanan bu filmi tabi ki Jean Luc Godard'ı sevdiğimden merak ediyorum. Kendisine filmdeki makyajıyla benzettiğim ve sevdiğim Louis Garrel'ı bu filmde izlemeyi de.


The Killing of a Sacred Deer - Yorgos Lanthimos

"The Lobster" ile kalbimizin en nadide köşesinde yer alan Yunan yönetmen Lanthimos'un son filmi yine en merak ettiklerimden. Yanlış hatırlamıyorsam The Lobster'da ilk sahnede bir kadın geyik öldürüyordu. Yönetmenin bu filminin adının bu olması da tesadüf değildir herhalde :). Oyuncular "The Beguiled"'de de beraber oynayan Nicole Kidman ve Colin Farrell var. Farrell "The Lobster"'da da başroldeydi hatırlatalım. En çok "Clueless" ve Aerosmith'in "Crazy" klibiyle aklımızda kalan Alicia Silverstone'un da neler yapacağını merakla bekliyorum. 

A Gentle Creature - Sergei Loznitsa

Konusu ilgimi çekti, gizem türünde. Yönetmen "Sislerin İçinde" filmiyle daha önce ödülle dönmüş Cannes'dan. Daha önce yönetmenin hiçbir filmin izlemedim fakat bu neden ilk olmasın :).



Jupiter's Moon - Kornel Mundruczo

Yönetmenin "White God" filmi Cannes'dan ve Antalya Altın Portakal film festivalinden ödülle dönmüş. Macaristan yapımı bu filmin konusu ve adı ilgimi çekti bakalım neler çıkacak :).

L'amant Double - François Ozon

Aslında yönetmeni hiç izlemedim ve merak ediyorum. İlk bu filmini mi izlemeliyim emin değilim ama bir yerden başlamak gerek :). Önerilerinizi alırım :).

The Square - Ruben Östlund

Sanırım listeme eklemek ve filmleri izlemek istemem için içinde komedi kelimesi geçmesi yetiyor. Çok ağır dram kaldıramıyorum. İzliyorum yine de izlenmesi gerekenleri, beğeniyorum da ama her zaman ruh hali kaldırmıyor insanın, en azından benim. Bu film hakkında iyi yorum okudum, komedisi de varmış daha ne olsun :).

Until the Birds Return - Karim Moussaoui

Yorumların birinde merak uyandırıcı bir film olduğundan bahsediliyordu. Bir de dans sahnesi paylaşılmış afişte resmi olan. Bakalım ileride daha uzun bir fragmanı paylaşılırsa daha çok mu izlemek isterim, vazgeçer miyim göreceğiz :).

Wind River - Taylor Sheridon 

Polisiye, suç, gizem türünde. Güzel bir seyirlik olabilir. Elizabeth Olsen'ı da severim zaten, bakalım nasıl bir film :).



Patti Cake$ - Geremy Jasper

Fragmanı hoşuma gitti :). Rapçi olmak isteyen bir kadının hikayesi. Müzikli falan filan, dram yazıyor ama eğlendirir gibi de :).

Ava - Lea Mysius

Görme yetisini yakında kaybedecek olan genç bir kızın bu süreci anlatılıyor. Fragmanı ve konusu güzel gibi bakalım nasıl olacak :)

Oh Lucy - Atsuko Hirayanagi

Bu filmin kısasını Gezici Film Festivali'nde izleyip çok beğenmiştim. Hatta keşke uzun olsa demiştim, olmuş meğersem :). Bir yerde okudum, "Hello My Name is Doris"'in Japon versiyonu diye :). Onlar öyle desin önemli değil ben izlediğimde sevdim kısasını, çıktığı zamanda izleyeceğim. Komikti ve ben uzakdoğu filmlerini de severim zaten. Güzel bir uzun versiyon bekliyorum :).

Tehran Taboo - Ali Soozandeh

Adı ilgi çekici, animasyon olması ilgi çekici.çizimleri güzel duruyor, İran'ın underground yaşamını animasyon olarak anlatıyor gibi.  Merak ettim, bakalım nasıl?



Posoki - Stephan Komandarev 

Yönler diye çevrilmiş İngilizce'ye, altı farklı taksi şoförünün ortak kaderlerine doğru yol aldıklarını söylüyor fragmanda. Bence yeterince ilgi çekici, sıradaki :).

Before We Vanish - Kiyoshi Kurosawa

Akira Kurosawa ile akraba değilmiş, baktım :). Bilim kurgu dram türünde, şimdilik puanları düşük ama ben bir şans vereceğim :).

They - Anahita Ghazvinizadeh

Cannes'ın 2010 yılında eklenen bölümü Queer Palm'a aday olan bu filme bir şans vermek istiyorum.

How to Talk to Girls at Parties - John Cameron Mitchell

Listemizin ve doğal olarak Cannes'ın vazgeçilmezi olmaya aday Nicole Kidman - Colin Farrell - Elle Fanning üçlüsünden Fanning ve Kidman ikilisinin oynadığı bu filmde punk, müzik, dans, uzaylılar ve bol acayiplik göreceğiz gibi, valla heyecanlandık :). Isabelle Huppert'ın altın çağı dedik ama Kidman'da geride kalmıyor maşallah, dizisi filmleri derken bu aralar çokça görmeye başladık :). Bir Farrell- Fanning ikilisi eksik kalmış bu üçlüden festivalde :). 

Marlina the Murderer in Four Acts - Mauly Surya

Adı ilgimi çekti, suç filmi. Fragmanı fena, yine de merak ettim. Yorumlara göre yine bakarız :).


Şimdilik ilgimi çeken filmler bunlar, yorumlara ve ödüllere göre bir daha göz atar, eklerim çıkarırım zaman gösterecek. Bir de ben belgesel izlemeyi pek sevmem o filmleri yorumlara göre seçerim seçmem ya da konusu falan ilgimi çekerse bakarım, bu yüzden bu listede yarışan belgeseller yok. Keşke Sundance için de bu tarz bir liste yapsaydım, izleme haritası çıkardı ama bir dahakine artık :).

Sizin merak ettiğiniz filmler neler, aralarında ilginizi çeken oldu mu? Sizce hangileri ödül alır? Yorumlarınızı bekliyorum :). Sanatla kalın <3.

La Tortue Rouge (The Red Turtle) - Michael Dudok de Wit (2016)

Kırmızı Kaplumbağa - Michael Dudok de Wit (2016)



Geçtiğimiz yılın ödüle en çok aday olan ve hatırı sayılır miktarını kazanan "Kırmızı Kaplumbağa" sizi 1 saat 20 dakikalığına gerçek dünyadan alıp animasyonun güzel renk ve çizimlerine götürüyor.



Geçirdiği bir kaza sonucunda ıssız bir adada mahsur kalan baş kahramanımız adadan gitmek için sal yaparak kurtulmaya çalışır ama her seferinde sal yıkılır.



Yıkılan sallara inat bir daha bir daha yapıp tekrar adadan kurtulmaya çalışan kahramanımızın kasıtlı engellenen bu gidişinin bir nedeni vardır.


Tabi bu arada muzip yengeçler, sesleriyle filme katkı sağlayan martılar, avlanan balıklar ve zamanı gelince giyecek olarak işlev gören foklar da filme katkı sağlar.



Filmin en başında tüm ana renkler ve beyaz, siyah, gri vardır lakin biri dışında; kırmızı. Gök ve deniz mavi; kumlar kahve sarı; adamın kıyafetleri beyaz; gece ve rüyalar siyah, gri; orman ve çalılar yeşildir. Hepsi de belirgindir işte adamın, adanın ve doğanın eksik bu ana rengi kırmızı bu kaplumbağa ile tamamlanır :).


Filmde diyalog yok, ama buna gerek de yok. Bazen hayvanların bazen ise klasik müziğin desteğiyle bu masal akıp gidiyor.


Doğanın her halini; büyüklüğünü, acımasızlığını ya da bağışlayıcı yanını, insan - doğa çatışmasıyla beraber gördüğümüz bir film "Kırmızı Kaplumbağa". Animasyon bile olsa doğanın güzelliklerini ve renklerini fantastik ögelerle gösterdiği için bile izlenir. Küçük büyük herkese hitap eden bu masalsı "Kırmızı Kaplumbağa" filmini izlemenizi şiddetle öneriyorum. Pişman olmayacaksınız :).

Görsellerin hepsi imdb'den alınmıştır. 

30 Şarkı Meydan Okuması #21

Ayy sayılı günler kaldı resmen nasıl geçti anlamadım :). Neyse boşta kalmadım diğer meydan okuma var hala bakmadıysanız liste burada :). Bir de şurada kitap önermenizi istedim, beklerim :).

21. Adından isim geçen bir şarkı

Aynı sorunun kitaplısı diğer meydan okumada da var :). Ben sanırım resmi değil ama videoyu da şarkıyı da çok seviyorum, mitolojiyi de severim o yüzden buyurun benim şarkıma :).

"the chances I must waste"

Cocteau Twins - Persephone


25 Mayıs 2017 Perşembe

Atıştırmalık #17 (Bir Android Parodisi - P-Android Paranoid)

Blade Runner - Ridley Scott (1982) - Bıçak Sırtı


Ayyy çok sıkıldım. Uzun zaman sonra film izleyeyim dedim, kitabını okudum filmine bakayım dedim bakmaz olaydım. Kitapla filmi karşılaştırmıyorum bile, filmi kendi içinde değerlendirip şöyle özet geçeyim. Bir baş kahramanımız var, dünyayı androidlerden koruyor ama çok da havalı hani ben mesleğe geri dönmem ayaklarında özgürüm ben diye takılıyor sonra şefi ikna ediyor sana ihtiyacımız var, sen keskin nişancısın (blade runnersın) kendine gel diyor kabul ediyor ve başlıyor android avına. Böyle karışık kuruşuk oradan oraya geziyor buluyor imha ediyor derken, bir androide de aşık olmayı ihmal etmiyor. Android bunun için başka android öldürüyor falan bildiğiniz gibi değil büyük aşk :). Sonra ev androidiyle mutlu dışarıdaki kötü androidlere karşı savaşan polisimiz baya badireler atlatıyor işte. O arada onlar kaçıyor, yaratıcılarını bulup "sohbet ediyorlar" sonra işte kötü emellerine alet ediyorlar iyi insanları derken meğersem onların ikisi de birbirini seviyormuş bak sen androide. İnsan olmuş da aşık da olur, sevdiğinin ardından ağlarmış. Bu nexus 6 (android son sürümü) bir harika dostum. Sen duygu testi yap insan çıkmasın ama sevdiğinin ardından gözyaşı döksün. Başlarım öyle teste ben, sen koy en sevdiğini karşısına bak nasıl insanlık yapıyor. O zaman anlıyor musun aradaki farkı, koy koy ama yok o teste göre insan çıkmalı ki ilk testten sonra önemi kalmıyor zaten filmde de. İmha etmek için dayandıkları testi de öyle başta tanıtım amaçlı gösteriyor. Sonrası keskin nişancı süper kahramanımız gözlerinden tanıyor androidleri, test falan hikaye insanlık öğretiyor resmen. Öğretemezse vay haline. Zaten bu androidler çok zeki, anlayan anlıyor bak ev androidine.

Bir de sonu var ki bak anlatayım nasıl tanıdık gelecek sene 1982 hala Hollywood aynı, değişiklik olmamış o zamandan bu zamana. Zamanda ileriye gitmişler ama polis süper kahraman hikayesinin ötesine geçememiş. Zaten şu anda da ileri gittiği söylenemez pek. Neyse olay mahaline tekrar dönelim. Şimdi gece, böyle açık alan alengirli yerler yani ben deyim kule sen de binanın 464854854. katı. Öyle yüksek. İyi adam nasıl olduysa bir anda kurban oldu, ava giderken avlandı avlanacak nedense yine de en zor yerlere gidiyor. Yani o öldürmese kendi kendini öldürecek, tutana aşk olsun. Büyük adam o insan o akıllı olsun herkes, o öldürülmez ölür; seçilmez seçer; kovulmaz istifa eder öyle biri o sipirmin o. Yalnız hava şartları da tabi ki bol sulu, yağmurlu zemin kaygan yani. Gerekli ortam yavaştan hazırlanıyor. Kötü adam bu sefer iyiyi kovalıyor onu tekrar hatırlatalım o önemli ama bir farkla. O nasıl bir yiğittir ki resmen varlığıyla insanlık dağıtıyor kahramanımız, en azılı androidi bile insana çeviriyor. Nedenini ve nasılını anlayamadığım niyesini sorgulamadığım göğsü bağrı açık haldır huldur çorap, ayakkabı ve boxer üçlüsüyle uluyarak peşine düşen kötü android nasıl oluyorsa afili sözlerle insanlık dersi veriyor bu kahramanımıza bir de hayatını kurtarıyor. Hey yavrum hey siz bilmezsiniz o ne insandır o onu bir gören andriodliğini unutur en insandan daha insan olur anlamazsınız. İşte öyle bir kahraman bu Decker ama ismin önemi yok zaten, sen de süpermen ben diyeyim spaydırmen (sevdiğim nadir herolardandır not düşeyim) öyle yani. Özel gücü ne derseniz kaç satırdır ne anlatıyorum insanlık insanlık insanmen o insan! Çevresine öyle bir insanlık yayıyor ki 100 metre insanlık 50 metreden yakını direkt insan oluyor. Engel olamıyor artık hangi androide denk gelirse. İyi adam iyilik saçıyor. İşte sonunda da kötü android bunu çok güzel kurtardıktan sonra afili sözlerle ebediyete kavuşuyor, bir süre önce yaratıcısını ve masum bir adamı acımadan öldüren adam insanmene gelince dalgalanıp duruluyor, dedik ya adam insanlık saçıyor sen yaklaştıkça insanlığı da aşıp daha üst mertebelere yükseliyorsun, iyilik saçıyorsun. Artık kötü olmayan eski kötü androidimiz de böyle gitti androidlerin güzel dünyasına. İyilikle. İşte sonunda da zaten ev androidiyle uzak diyarlara iyilikler ülkesi, androidlerin insan insanların androidlik dersi verdiği güzel diyarlara doğru yol alıyorlar. Ne diyelim onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. Biri insanmen diğeri ev androidi olunca (kendisinin 4 yıl gibi sınırlı süresi var ama olsun) birbirlerinin açıklarını kapatıp mükemmel bir çift olarak hayatlarını iyilik saçıp androidlerin elektrikli koyun değil insanmen düşlediği diyarlara yol alıp mutlu sona ulaşıyorlar.

Her zaman derim siz karar verin diye de yok ya, izlemeyin bu filmi. Hayır bunca yıllık android izleyicisiyim yok önermiyorum; gidin Bergman olmadı Jarmusch biraz da Burton falan izleyin. Daha güzel android, yapay zeka filmleri var onları izleyin. Bir de kitap okuyun, kitabı daha güzel :). Bu da böyle bir yayın oldu, geldi durduramadım ama eğlendim de. Biraz saçmaladım, abarttım lakin eğlendim. İnsanmen değilsek de bir parodimen olma yolunda ilerleriz belki kimbilir. Hayır çevremizde şöyle insanmenler vardı da biz mi olamadık? Yoktu olsaydı şöyle bize de verseydi biraz, artık olduğu kadar. P- androidlik ile idare edeceğim bir süre olmadı paranoidlik ne güne duruyor :). İnsanlıkla kalın :).


Radiohead - Paranoid Android

Abur Cubur #39 (Yeni Çıkanlar)

Gününüz güzel olsun, bugün yeni çıkanlardan oluşan güzel bir abur cubur sizleri bekliyor. Aşağıdaki isimlerin hepsi ortalamanın üstünde hatta bazılarının ortalamanın çok üstü üstü sevdiğim gruplar. O yüzden böyle denk gelmesi de ayrı güzel oldu. Aralarında yine de beni en mutlu eden Grizzly Bear çünkü onların "Veckatimest" albümü benim gelmiş geçmiş en sevdiğim albümlerden biri. Çok güzel bir grup. Özlemişiz. Bunun dışında Oscar and The Wolf, Muse, Fleet Foxes, The National, Beach House, Chromatics, Broken Social Scene zaten sevdiğimiz isimler. Yeni şarkıları da gayet güzel. Onlar da yaza hazır kendi stillerinde :). Beach Fossils ve Mac Demarco yeni albümlerinden şarkılar yayınlamaya devam ediyor ve benim en sevdiğim albümler olma yolunda güzel adımlar atıyorlar. Bu arada "Son Zamanların En Dinlenilesi Albümler"'ini de hazırlamaya devam ediyorum. Lana Del Rey ve James Blunt severler ki ben de severim ama şimdilik buraya koyacak kadar değil yeni şarkılar paylaşmışlar meraklılarına duyurulur.


1. Oscar and the Wolf - So Real



2. Muse - Dig Down



3. Fleet Foxes - Fool's Errand



4. Grizzly Bear - Three Rings



5. Beach House - Chariot



6. Beach Fossils - Down the Line



7. The National - The System Only Dreams in Total Darkness



8. Mac Demarco - One More Love Song



9. Chromatics - Shadow



10. Broken Social Scene - Hug of Thunder


30 ŞMO #20

20. Senin için anlamı büyük olan bir şarkı.

Bu şarkı benim için çok değerli, anlamı da büyük. Çok da güzel bir düet. Söyleyecek pek de bir şey yok o yüzden.

"I heard it said somewhere that
One day all good things come to an end
I turn around to see you
If I do or not it all depends"

The Smithereens - In a Lonely Place



Son Meydan Bükücüler <3

Mürekkeple Hayaller

24 Mayıs 2017 Çarşamba

Yarıyıl Reading Challenge 2017

Merhabalar :). Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi meydan okuma başlattım kendi kendime hadi bakalım :). Aranızda katılanlar oldu, kararsız olanlar oldu belki bu yazıdan sonra fikri olumlu yönde değişenler olur :). Bakalım kimler meydan bükücü olup ne kitaplar seçecek merakla beklerken gelelim benim seçtiklerime :).


1. Grapon Kağıtları - Didem Madak

Yeni meydan okumamın ilk maddesine 2 yıl uğraşıp da tamamlayamadığım 2015 reading challenge vasıtasıyla okuduğum kitabı seçmem de pek manidar oldu :). Beş yıldız verdim mi hatırlamıyorum ama çok sevmiştim, onu hatırlıyorum. Geçenlerde fuardan da son Madak kitabımı aldım, beraber okurum bir şekilde artık :). Ne yalan söyleyeyim biraz da kısa olur diye seçtim çabuk bitsin diye. Biraz strateji yapacağım kusura bakmayacaksınız artık :).

2. Tepki - Stephen King veya Boş Koltuk J.K.Rowling

Daha yeni aslında kıpkırmızı kapaklı bir kitap okudum fakat şu an elimde tam anlamıyla bu şartı karşılayan bir kitap bulamadım. Boş Koltuk var Rowling'in o da tam kırmızı değil ama en kırmızı o, bir de Tepki var King'in zamanında başladım ama devam etmedim nedense bir daha baştan okumam gerek. Henüz karar veremedim hangisini okursam okumuş sayacağım :).

3. Otostopçunun Galaksi Rehberi - Douglas Adams

Bu kitabın şu kalın beşli hali var ya indirimden aldım ilk iki kitabı okudum gayet akıcıydı üçe gelip biraz okuyup ara vereyim dedim çünkü üst üste biraz sıkılmıştım ara veriş o veriş, dönemedim. Bu bahaneyle bitirmeyi planlıyorum seriyi. Kalın olması ya da başlarda geçen tanımlamalar gözünüzü korkutmasın bir süre sonra alışıyorsunuz.

4. ----

İşte bu kitabı aşağıdaki yorumlara göre karar vereceğim. Önerdiğiniz kitapların ilk beşinden anket açıp oy çoğunluğu olanı alıp okuyacağım :). Çok öneri gelirse kısa zamanda seçeneklerde ona kadar arttırırız. Tek ricam önerileriniz ne olursa olsun akıcı olsun. Az çok zaten biliyorsunuz ne sever, okurum size güvenim sonsuz. Mutlaka okumalısın dediğiniz kitapları yazın, hatta ilk siz yazın sizinki hemen listeye girsin :). Güzel önerilerinizi bekliyorum <3.

5. Franny  ve Zooey - J.D Salinger

Çavdar Tarlasında Çocukları çok severim, bayadır da yazarı okumuyordum. O kitaptan sonra en çok bu kitap sevilir. Geçen fuarda ikinci el, temiz bulup almıştım. Bu vesileyle de bu öyküleri okuyalım bakalım :).

6. Konteyner Zaafı - İsahag Uygar Eskiciyan

Okumak istediğim o kadar çok kitap var ki yeni çıkanlar da hiç yardımcı olmuyor :). Bu öykü kitabı Sel Yayınlarından Mayıs ayında yani bu ay çıkmış. Yazar ödüllü şair ve öykücü. Bu öykü kitabı öncelikle kapağıyla ilgimi çekti çünkü ben kaktüsü çok severim ve kapakta sarı üstüne çok güzel bir kaktüs var. Bunun dışında iddialı bir açıklaması var kitabın şuradan okuyabilirsiniz. Kara mizah, alegori kelimeleri de ilgimi çekti, eğer seversem yeni de bir öykü yazarı keşfetmiş olurum :). Diğer kitaplarıyla devam ederim.



7. Zamanın Kısa Tarihi - Stephen Hawking

Zorlandığım bir madde. Önceki meydan okumada elimde olan böyle bir kitap seçtim ama tarzı çok sevmesem de bu kitabı sevdim diyebileceğim bir kitap olmadı maalesef çünkü başlasam da devamını getiremedim. Şimdi ne seçeceğime de pek karar veremedim. Sonra okumadığım kitaplarıma bakarken gözüme çarptı, bu kitap. Normalde bu tarz kitaplar okuyan biri değilim lakin bu ilgimi çekmişti alırken. Zaman zaten benim için çok gizemli bir kavram. Zaman hakkında kurgu okumayı severim bakalım bu kitabı okumak nasıl bir deneyim olacak, umarım akıcıdır :). Kapağı ve renkleri de çok güzel söylemezsem olmaz :).

8. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi - James Joyce

Az okumadık Britanya'da geçen kitapları :). Bu sefer bu maddeyle ilintili okuyalım :). Bu kitabı seçtim ama gözümü korkutan bir kitap belki okuduğum kitaplardan oralarda geçen olursa değiştiririm ama elimde hem İngilizcesi hem Türkçesi olan bir kitap. Bir yerden başlamak gerek :). İrlanda'da geçen bu kitap Stephen Dedalus'un hayatını anlatıyor. Otobiyografik ögeler içeren bu kitap Joyce'un en önemli eserlerinden.

9. Sombrero, Bir Japon Romanı - Richard Brautigan

Yazar ve kitapları hakkında ayrı, yayınevi hakkında ayrı bir yazı yayınlayacağım çok yakın bir zaman zarfında olmasa da. Şu ana kadar üç kitabını okudum yazarın sevmediğim yok. Bu kitabını da çok merak ediyorum. Elimde olan yazarın son kitabı, diğer kitaplarını da kesinlikle alırım.

10. Biz - Yevgeni Zamyatin

Birçok bilim kurgu romanına esin kaynağı olarak gösterilen bu romanı artık okuma zamanım geldi de geçiyor :). Sonrasında da bundan esinlenilen Cesur Yeni Dünya'yı okumak isterim.

11. Ripley Serisi - Patricia Highsmith ya da Karanlık Zihinler - Alexandra Bracken

Bir serinin tamamı elimde olmadan başlamayı sevmem ama okurken ya da sonra bir şekilde almaya çalışacağım. Çok merak ettiğim seriler ikisi de. Hangisini okursam artık. Fuarda stant görevlisinin önerisiyle aldık Karanlık Zihinleri ama ilkini beğenirsem devam ederim artık zaten maddede seriye başla diyor bitir demiyor beğenmezsem de kitabı okur çekilirim köşeme :). Belki iyi bir çocuk olur ikisini de okurum bu meydan okuma vasıtasıyla ve devam ederim çabucak :).

12. Şahbaz'ın Harikulade Yılı 1979 - Mine Söğüt

Yine sahaflardan aldığım bir kitap fuarda. Mine Söğüt'ü seviyorum. Bu kitabının ağır olduğunu okudum Şebnem'den ki büyük ihtimal öyledir ama adı üstünde boşuna meydan okumuyoruz :).


Benim şimdilik seçtiğim kitaplar bunlar, zamanla değişen olabilir duruma göre bakarız artık. 4 numara için önerilerinizi bekliyor olacağım :). Bu arada bu kitapları okudukça tek tek yorumlayacağım çünkü yanda anket açtım ve beşte beş yapan bir bölüm var, anlaşılan en sevilen o. Bu yüzden bu yazarları ve kitaplarını bu başlık altında okudukça tek tek inceleyeceğim :).

Sizin aralarında okuduğunuz var mı ya da ilginizi çeken? Siz neler seçtiniz? Yorumlarınızı bekliyorum :).

30 ŞMO #19

19. Sana yaşamı düşündüren bir şarkı

Çok zorlandım seçeneklerim yoktu çünkü hayatı düşündüren bir şarkı varsa ki kesin vardır ama düşündükçe daha çok uzaklaşıp bulamadım. O yüzden bu kadar geç kaldım. Bu listede bir şekilde Radiohead olmalıydı, onları ve Thom Yorke'u sesini, söyleyişini ayrıca severim. Benimle tamamen tezat olan adına rağmen sözleriyle kısmen beni anlatan şarkılarından biri olan bu şarkıyı seçiyorum. Zaten hangi şarkılarını dinlesem hayatımı anlatan bir kısım buluyorum. Özel bir grup benim için, Bu sorunun cevabı da böyle olsun :). Yorke gibi diyelim tekrardan "I feel my luck could change" :).


"This time, I feel my luck could change,
Kill me Sarah, kill me again with love,
It's gonna be a glorious day."


Radiohead - Lucky




Son Meydan Bükücüler <3

Mürekkeple Hayaller
Okuyan Muggle
Benim Blokum Bu

23 Mayıs 2017 Salı

Sevgili Güllük #34 (Yarıyıl Reading Challenge 2017)

Merhabalar, nasılsınız? 30 Şarkı Meydan Okuma'mızın yarısını kattettik bile ve yılında yarısını aynı şekilde. Pinterest'te challenge bakarken tam benlik bir reading challenge buldum çok zaman önce. Nasıl mı? KISA. Yani tam benlik :). Sanırım 12 soru 12 ay için planlanmış ama yılın beş ayını neredeyse geride bırakıp altıya geçerken diğer yarısı için böyle bir meydan okuma güzel olur gibi geldi. Bir de maddeler elimdeki kitaplara çok uygun bu listeyle daha çok okumayı umarak başlayacağım. Tabi ben yapacağım ama aranızda katılmak isteyenler olursa soruları paylaşarak çok ama çok mutlu olurum :). Beraber yılın geri kalan zamanında güzel kitaplar okuyalım beraber. Katılmak isteyen olursa seçtiği kitaplarla oluşturduğu yayını aşağıda yorumlarda paylaşabilir ben de bu yayında bir liste hazırlarım devam eden meydan okumamızdaki gibi ama bu sefer tek liste yapacağım bu yayının altında.




Yeri gelmişken hatırlatayım diğer meydan okumada günlük paylaşım yaptığım için o gün kim benimle paylaşır ya da takip ettiğim arkadaşlarımın yayınlarında görürsem o günkü yayınıma ekliyorum. Tabi arada beni de mazur görün yetişemeyip paylaşamadığım oluyor ama merak etmeyin meydan okumayı yapıp da bu listelerde adı olmayan yok :). Zaten otuz günün sonunda ki 12 gün kaldı yine toplu liste yayınlayacağım, tek yayın yaptım günlük yayınlanmıyor diye üzülmeyin :).

Daha önceki reading challenge maceram 2 sene sürdü bakalım bunu yarıyılda bitirebilecek miyim :). Bir yıllık meydan okumayı bitiremeyip 6 7 ay gibi bir sürede meydan okuma cesaretim bile alkışlanmalı asdfffg :). Challenge'ın hakkını vereceğim bu konuda böyle bir risk alarak :). Benim için kendime karşı gerçek bir meydan okuma olacak :). Yine de bu sefer iddialıyım, kendime güveniyorum :).

En zevkli işlem olan maddelere uygun kitap seçme işlemini başka bir yayında paylaşacağım. Mızıkçılık yapmayıp yılın ilk yarısında ya da son günlerde okuduğum uygun kitapları koymayacağım :). Sizin önerilerinize ihtiyacım olacak, takipte kalın :). O zaman Yarıyıl Reading Challenge 2017 başlasın, bakalım kimler bu sefer meydan bükücü olacak :).

Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/328199891586377039/

30 ŞMO #18

Listede yavaş yavaş sona doğru ilerlerken bugün sizlere bir sürprizim olacak, bakalım tepkiler nasıl olacak çok merak ediyorum :). Yarınki makul bir saate kadar şimdilik listemizin 18 numaralı şarkısına geçelim :).

18. Doğduğun yıl çıkan bir şarkı

Ayyy çıktı yaşımız şimdi görüyor musun, bakalım kimlerin büyüğü çıkacağım yine :). Doğum günüm doğum günüm diye gez ortalarda yıla gelince mırın kırın. Doğum gününde bir tek hediye ve kilo alınıyordu zaten dimi Makine'cim, asıl amacı yaş almak değil onun zaten; ama ikinci dilim pastayla bu gerçekle daha az yaşayabilirim :).

Benim çok ama çok sevdiğim bir grup olan Nirvana'nın bu efsane şarkısı benim doğduğum yıl çıkmış, iyi ki çıkmış. Mevlana esintili resmen olduğun gibi gel diyor Nirvana da :). Çok seviyorum grubu ya keşke ölmeseydi, sesi de çok güzeldi Kurt Cobain'in :(.



Son Meydan Bükücüler <3

Mürekkeple Hayaller
Beyda'nın Kitaplığı
Haykırarak Yazıyorum

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Atıştırmalık #16 (Ortalama Film ve Kitaplar)

Anarşist Bir Film Teorisi - Nathan Jun




Kitap değil makale desek daha doğru olur. Üç bölümden oluşan küçücük bir kitap, fotoğrafa aldanmayın :). Şuradan okuyabilirsiniz, fuardan aldım. Son bölüm hariç pek beğenmedim, hatta son bölümü de pek beğendiğim söylenemez, fena değildi. Yüzeysel geldi bana. Öyle yani :).

One, Two, Three - Billy Wilder




Yine ne sevip ne sevmediğim bir film. Başrol oyuncusu harikaydı onu belirteyim de bir baştan. Genel anlamda güldüm mü evet çok mu hayır. benim için ortalarda, vasat diyebileceğim bir film. Sunset Bulvarı'ndan beri pek barışamadık yönetmenle bir de Some Like It Hot'ı severim onu şuradan okuyabilirsiniz. Garsoniyer'e de çok gülmedim buna da ama bu Garsoniyer'den bir tık daha komik olabilir. Yine de ne izleyin derim ne de izlemeyin :). Müziği çok güzeldi bir de :).

Birinci Kötü Adam - Miranda July




Goodreads'te 3 verdim ama tam üç buçuk olduğundan dörde elimin gitmediğinden :). Miranda July'nin filmlerini severim o yüzden kitabını da okumak istedim bence çok özel bir kadın. Eksantrik filmlerini tanımlamak için güzel bir kelime bence, kitabı da öyleydi. Bu kitapla Lena Dunham'ın kitabıyla internet alışverişimde beraber aldım ve sonradan fark ettim ki ikisi yakın arkadaş ve birbirlerinin kitapları hakkında yorum yapmışlar. Bir eyvah dedim eğer Dunham'ın kitabı gibiyse diye ama türleri bile farklı zaten. Ki Miranda July geçmişim var ve sevdiğim bir isim. Kitap da akıcı ve güzeldi. Lakin bazı yerler çok eksik, kesik kesikti. Başta o eksantriklik daha çok hissedilse sonradan kayboldu ve sonunda hiç tahmin edemediğim bir yere gitti kitap. Yine de kendini okutturdu hem de merakla. Bu kitapta ortalamanın bir üstü. July'nin diğer kitapları da umarım orijinal kapakla basılır buradan fuarlarda indirim yapmayan Everest'e sesleneyim :).

Genel anlamda vasat şeyler okuyup izlemişim bu yayında. Güzelleri sonraya sakladım, sırasıyla gelecek :). Siz neler atıştırıyorsunuz bu aralar? Bu kitapları okunuz mu, filmi izlediniz mi? Yorumlarınızı merakla bekliyorum :). Sanatla kalın <3.

30 ŞMO #17

17. Karaokede düet yapabileceğin bir şarkı.

Bu sorunun cevabı ilk okuduğumda aklıma gelen isimleri paylaştım. Şarkıyı ve söyleyenlerin sesini çok seviyorum. The National'ın solistinin zaten olağanüstü karizmatik bir sesi olduğunu düşünüyorum. St. Vincent'ın yorumuyla da muhteşem bir kombo olmuş. Ayrıca cover bir şarkı orijinali de güzel ama bu düet harika olmuş <3.


" We take our empthy hearts and fill them with broken things"


The National and St. Vincent - Sleep All Summer


Diğer meydan bükücüler <3

Sevgili Güllük #33 (Yeni Tema)




Merhabalar :). Uzun zamandır tekrardan temada beyaza dönmek istiyordum yaz da gelmişken gri gri içim karardı zaten bu nedenle ilk rengime döndüm. Turuncu çiçeklerle güneşi, sıcağı, taze meyveleri, bitkileri kısacası yazı bloga getirmek istedim bu sebeple Twitter'da da bir değişiklik oldu aşağıdan linkine bakabilirsiniz :). Bakmışken takip de ederseniz fena olmaz hani :).

https://twitter.com/onerimakinesi

Yaz blog ve benim için de önemli Haziran doğum günüm, Temmuz da blogun doğum günü şöyle ferah ferah yeni yaşlarımızı kutlayalım umuyorum. Güzel arkadaşlıklar, bol yazılarla gelsin yeni yaşı Öneri Makinesi'nin. Yine Makine'nin bir klasiği olan çekilişle taçlandıracağım bu yeni yaşı da bir aksilik olmazsa, takipte kalın :).

Sizce nasıl? Beğendiniz mi? Nasıl buldunuz? Enerjik? Ferah? Sıkıcı? Dinamik? Dikkat çekici? Klasik? Samimi? Başka? Yorumlarınızı merakla bekliyorum :).

21 Mayıs 2017 Pazar

30 ŞMO #16

Vay vay vay listeyi yarıladık ve diğer yarıya geçtik bile. Bir bakmışız bitmiş :).

16. Klasik müzikten çok sevdiğin bir şarkı.

Bu sorunun cevabı kesin ve net Eric Satie, hatta dün fuardan önce oturup kahve içerken bu bestesi çalıyordu yok artık dedim. Minimalist müziğini etkileyici ve dokunaklı buluyorum. Çok seviyorum aşağıdaki enim ama tüm Gymnopedie'ler ve Gnossienne'ler güzeldir :).


Eric Satie - Gymnopedies 1



Diğer Meydan Bükücüler <3

Ruhuna Renk Kat K
Ruhuna Renk Kat N
Mürekkeple Hayaller
Momentos 
Benim Blokum Bu
Haykırarak Yazıyorum
Okuyan Muggle

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Hatay Kitap Fuarı #2


Hatay Kitap Fuarı #1


Merhabalar :). Yine bir fuar yazısıyla karşınızdayım ve yine sıcağı sıcağına :). İlki için üstteki mor yazıya tıklamanız yeterli :). Yarın SON GÜN bir hatırlatayım ve sohbetimizi başlatalım. Bu sefer gerçekten vurgun yaptım diyebilirim :). Yine dayanamayıp aldım da aldım resmen önünü alamadım :). Hele bir de son günden bir gün önce olunca aklımda kalmasın diye yine aldım :). Özetle aldım yani :). Bu sefer o kadar kalabalıktı ki çok mutlu oldum. İlk hafta boş geçiren fuar görevlileri umarım bu talepten memnun kalırlar ve seneye tekrar gelirler ama aşağıda dedikodu yapacağım zaten konuşuruz :). Yine de çok mutluyum, bu kalabalığı gördüğüm için :).


İlk durağımız sahaflardı çünkü onlar değerli <3. Bu sefer 4 sahafı da gezdim, birinde bir kitap buldum fiyatta anlaşamadık, birinden önceki yazımda da bahsettim o zaman kitap aldım ama bu sefer almadım. Lakin geriye kalan iki sahaftan güzel alışverişler yaptım. Kitapların toplu fotoğrafını çektim ama içlerinde kardeşiminkiler de var lakin onlara da göz koydum, okurum büyük ihtimalle :). İlk alışveriş yaptığım sahaftan kardeşim ikinci el bir kitap alırken ben indirimli metis gördüm ve üç yeni kitap aldım. Kibrit Sahaf'ın sahibi Ali bey çok kibar, ilgili aynı zamanda bilgili biri. İstanbul'da Beyoğlu'nda yeri varmış. Belki gitmişsinizdir bile. Bir bakın çok güzel ikinci el temiz kitaplar var aynı zamanda yeni kitapları da indirimli bulabilirsiniz. Bir de bilimkurgu serileri var, Metis ve Baskan'dan ilgililer bilir değerlidir. Kendisine memnun olup olmadığını ve yine gelip gelmeyeceğini sordum ve diğer sahaflardan biri düşüneceğim diğeri büyük ihtimalle hayır dediği halde kendisi istiyorum diyerek zaten kalbimi kazandı :). Eğer seneye olursa en azından bu güzel sahafın gelmesini bekleyebiliriz :). Siz eğer İstanbul'daysanız da yerine bir uğrayın derim :).


Bir diğer sahaf alışverişimde bu iki güzel kitabı çok güzel bir fiyata satın aldım ve Susan Sontag'ın ikinci elini bulduğum için ayrıca şanslı sayıyorum kendimi. Gelecek sefere düşünmediğini söyleyen sahaf abimizin yeriydi burası ama maalesef sahafın adına bakmayı da fotoğraf çekmeyi de unuttum artık ne kadar üzüldüysem gelmeyi düşünmüyorum deyince :(. Yine de listeden adına bakabilirsiniz, İstanbul'daysanız oraya da uğrayın çünkü çok güzel kitaplar var özellikle metis bilim kurguları ilgimi çekti lakin bakmakla yetindim :)



Yayınevlerinden 6:45 yine gittiklerimden oldu. Daha önce aldığım yazarın kitabını okuyup beğenince ki bloga da yazacağım, iki kitabını daha aldım bir de Junky'i. Yazarı merak ettiğimden stant görevlileri de ilk bunu önerdiğinden Burroughs'a bu kitapla giriş yapayım dedim. Zaten Beat kuşağını severim, bunu da sevmeyi planlıyorum :).




Daha önce de bahsettiğim ve fotoğrafını çekmeyi unuttuğum Parodi Yayınları'ndan iki kitap aldık. Biri kara mizah diğeri distopik bir seri önceki yazımda bahsettiğim seriydi :). Sadece ilk kitabını aldık sevmezsek devam etmeyiz belki diye :). Yayınevi fuarın en çok indirim yapan stantlardandı. Her kitap 10 lira ve bu tarz kitap severler bir baksın, ben de bu kitapların yorumlarını okuduktan sonra paylaşırım daha çok tanımak amaçlı yayınevini. En güzel stantlardan biriydi ben baya sevdim.



Bir de Pegasus'tan filmini çok sevdiğim Ben, Earl ve Ölen Kız'ın kitabını aldık. %30 indirim vardı fena değil. Umarım film kadar güzel bir kitap okuruz.

Aylak Adam'a bir kez daha gitmek isterdim ama unuttum karmaşadan :). Şimdi iyi ki unutmuşum diyorum :), malumunuz baya kitap aldım. Diğer büyük yayınevlerinden zaten bahsettim, bir daha anlatmak istemiyorum, şuradan okuyabilirsiniz.



Bunun dışında güzel bir fuardı özellikle bugünkü kalabalıkla. Tekrardan hatırlatayım yarın SON. Bugün gidip yazıyı hemen yayınlamamın sebebi de bir kişiye bile ulaşsam kardır. Umarım seversiniz.

Bir de bu ilk fuarda bizi yalnız bırakmayan ve gelen tüm yazarlara teşekkür etmek istiyorum, çok iyisiniz. Umarım daha nice nice fuarlar olur ve ben de güzel anılarımı yazarım <3.

30 ŞMO #15

15. Yeniden yorumlanan (cover) bir şarkı

Geldik en kazık sorulardan birine, bir sürü var ya az buz değil seçim çok zor olacak, daha önce soundcloudda bir kısmını paylaştığım bir liste var buradan bakabilirsiniz. Buraya hangi şarkıyı seçsem ki çok zor. Biraz daha az bilinen seçeyim. Türkiye'ye benim şahsen tanıttığım bir grup olan Hurts'ten gelsin Her ne kadar Türkiye'ye geldiklerinde bu emeklerimin karşılığını vip biletle + kulis ile alamasam da yine de güzel grup, severiz. Yine de çok fazla güzel cover yapan var ya hele ki Türkçe müzikte, içime sinmiyor aralarından seçip bir tanesini paylaşmak neyse olduğu kadar :/.

"I'm only gonna let you kill me once"


30 ŞMO #14

14. Düğününde çalmasını istediğin şarkı.

Bizim şarkımız assdfdfdf :). Hahaha soruya bak cevabı al. Yok yok, evlenir miyim evlenirsem düğünüm olur mu olursa ne çalar bilmiyorum ama ne istemediğimi biliyorum. O dönemin favori, en çok çalınan hatta her düğünde çalınmazsa düğünün olmayacağı sevimsiz şarkılar (Bağdat, Ferhat Göçer, Mustafa Ceceli, ya da buna benzer klasik çalınan İngilizce şarkılar gibi) çalmasını birinci elden önleyeceğim şarkılar olmaz ve öyle bir durumda çıkmam zaten gelinsiz devam eder düğün :) (biraz daha büyük konuşayım da ne istemesem başıma gelsin :)).

Biraz daha özel olması için uğraşırdım. Yazarken de bir yandan karar verdim hem alışılmamış, hem orijinal betimlemelere sahip hem de sözleri çok ama çok güzel olan amacına da uygun olduğunu düşündüğüm alışılmadık orijinal bir şarkıyı seçtim. Herkes sevmez ama anlayan anladı :). Zaten benim gibi biri ancak iki insanın hayatını birleştirip sonsuza kadar mutlu olmayı dileyeceği bir günde ölmenin bahsini açardı :):). Yine de şarkı birliktelikteki sonsuzluğu simgeliyor ve anlatıyor. Bir de sisteme karşı gelmeyip unofficial olarak bir ek daha paylaşacağım zira o daha beklenilen ama sevdiğim bir şarkı :). Yine de ilki çıkış şarkısı :):).


"Baby your love is bigger than a football field
Sometimes we win but sometimes we lose our dreams
But I always wear the colors of your team
I'm the hooligan of your heart
.......
I hope we die at the exact same time"





Resmi olmayan alışıldık romantik bir şarkı ama güzel :) BURADA

18 Mayıs 2017 Perşembe

30 ŞMO #13

13. 80'lerden favorin olan bir şarkı

Dönem müziklerini severim. Seksenlerde de yine güzel gruplar, efsane, ölümsüz şarkılar çıkmıştır. Yine de bu başlığı gördüğümde aklıma gelen ilk ismi ve dönemin bize en güzel hediyelerinden Depeche Mode'un bir şarkısını sizlerle paylaşmak isterim. Çok ama çok sevdiğim bir grup. Seksenlerde çıkış yaptılar ve bugüne kadar geldiler. Böyle ayrılmayan ve hala güzel müzik yapan gruplara hayranım, herkese nasip olmuyor böylesi ama efsane de kolay olunmuyor. DM de bunu başaran nadir gruplardan.

Dave Gahan'a da ayrıca bayılırım, sesi çok özel ve + karizmatik :). Onların birçok sevdiğim şarkısı var ama mesajı da güzel olan bir şarkıyla bu soruyu da cevaplandıralım :).

Şurada da çok sevdiğim zamanında reklam müziği olan bir versiyonu var ayrıca güzel <3.

"I can't understand what makes a man hate another man,
Help me understand"



Bugün Chris Cornell vefat etmiş, çok üzüldüm. RIP Chris, seni seviyoruz <3.

Diğer Meydan Bükücüler <3

Belle'nin Kütüphanesi
Okuyan Muggle
Mürekkeple Hayaller
Benim Blokum Bu

17 Mayıs 2017 Çarşamba

30 ŞMO #12

12. Gençliğinden (ergenliğinden) bir şarkı.

O dönemler dinlediğim grupları bir özet geçeyim de o arada düşüneyim seçme de kolay olsun :). Linkin Park, Evanescence, Placebo, HIM, Lacuna Coil, Flyleaf ilk aklıma gelenler,  Şimdi baktım da hiçbiri neredeyse yok şu an, nasıl bir dönemden geldiysem hiç kalıcı olmamışlar hahahaha :). Gothic gruplar dinliyormuşum bir de hafif asilik var ama metali o zaman da kafam çok kaldırmıyor bir iki şarkı, indie'nin yolunu o zamandan yapmışım. Bir de punk da etkiliydi, hatırlıyorum az çok dinliyordum. Bir de emolar vardı off ya nasıl bir dönemdi o, kıyafetleri falan filan bir onları sevmezdim herhalde. Metal de baya revaçtaydı, rap rock da onlardan da birkaç sevdiğim vardı işte. Rock her zaman kalbimizde zaten, bugünlere geldik :). Yine iyi gelmişim yani, neler atlatmışız ya yazdıkça geliyor aklıma :):). Türkçe müzik ayrı bir olaydı yeri gelirse onu ayrıca anlatmak isterim :).

Şimdi yazarken o gruptan o gruba geçiyorum da büyük nostalji yaşadım, ne günlerdi ya offf... Forumlar falan vardı Flyleaf'in de vardı, çok iyi hatırlıyorum, orada üye falandım :). Birkaç üye olup yorum yaptığım forumlardan biriydi sonra solisti değişti falan tutunamadı ama baya severdim (şimdi dinliyorum sözler kalmış aklımda, hala hatırlıyorum :'( <3), LP'a göz kırpıp Evanescance'dan paylaşacakken öyle karar verdim şu an, hadi bakalım :). Özlemişim de biraz, bakalım aranızda bilenler var mı :).

"I'm so sick infected with where I live
Let me live without this"



Diğer Meydan Okuyucular

Mürekkeple Hayaller
Haykırarak Yazıyorum
Beyda'nın Kitaplığı
Belle'nin Kütüphanesi

16 Mayıs 2017 Salı

Petrol Değil Toprak (İklim Krizi Döneminde Çevresel Adalet) - Vandana Shiva

Sinek Sekiz yayınevinin kitaplarına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Malumunuz daha önce bir kitaplarını yine okuyup yazdım şurada, burada da okumak istediğim kitaplarından (yani hepsinden) bahsettim. Bu kitaba gelirsek genel anlamda bazen bazı şeyleri birçok kez tekrarlaması ve bir iki bölümü yüzeysel geçmesi dışında kitabı sevdim. Kapaklarına yayınevinin bayılıyorum zaten, bu da çok güzel. Biliyorsunuz ki kitaplarda geri dönüştürülemeyen hiçbir madde kullanılmıyor.


Sinek Sekiz'in bu kitabı yine bizlere iklim, gıda ve enerji yani petrol krizinin ne kadar yakın olduğunu ve aynı müsrif alışkanlıklarımıza devam edersek ne gibi sonuçlarla karşılaşağımızdan ve ne yapmamız gerektiğinden bahseden bir kitap. İklim değişiklikleri, küresel ısınma, endüstriyel gübreler, gıdadan yakıt üretimi, araba üretimi ve kullanımı, ambalajlı ürün tüketimi, hatta genel olarak tüketim kitapta bahsedilen konulardan bazıları. Genelde Hindistan'dan örnek verilerek kitap işlense de birçok farklı yerden istatistik okuma şansımız da var. 

İklim, gıda ve enerji aslında hepsi birbirine bağlı birbirini etkileyen üç konu. Petrolün tepe noktasına ulaşmasını öngören istatistik ve çeşitli verilere dayanarak çok da fazla zamanımızın kalmadığı ve petrol olmadığı zaman ne yapabileceğimiz hatta o noktaya gelmeden iklimimizi, soluduğumuz hava ve elde ettiğimiz gıdanın nasıl ve ne şekilde korumamız gerektiğini ekolojik yaşam, toprak üzerinden anlatan bir kitap. Küçük bir denklem yapalım daha iyi anlamak için; bir traktörün çalışması için enerjiye ihtiyacın var, bu enerjiyi de petrol olarak adlandıralım; fakat zaman gelecek petrol zor bulunacak hatta belki hiç. Şirketlerin de, araba satıp para kazanmak için senin araba kullanmana ihtiyacı var lakin petrol yok ya da pahalı, o yüzden bu para kaynağı kesilmesin diye bilimi, belki de hükümetleri kullanarak yeni alternatifler üretiyor. Bu alternatifler için yerel çiftliklerin topraklarını şirketler almak istiyor, doğal alanlar bu uğurda yer açmak için kesilip biçiliyor, gıdadan önce yakıt ihtiyacını karşılamak gelince de sadece yakıt üretilebilecek gıdalar üretiliyor. Gıda seçeneği azalırken, ormanlar, verimli topraklar da monokültüre yani tek tip gıda üretimine odaklandığı için gıda krizine yol açıyor. Ormanlar, verimli topraklar gider, yerine çalışan arabalar gelince temiz hava azalıyor, iklim değişiyor. Doğanın dengesiyle oynanıyor ve kötü havayı emen ağaç ya da toprak kalmıyor. İklim krizi, küresel ısınma kaçınılmaz oluyor. Senin arabanın çalışması için, gıdan ve temiz hava hakkın engelleniyor ve toprakların elinden alındığı gibi yoksul yine yoksul kalıp şirketler bu sonuçları düşünmeden parasına para katıyor. Tabi yakıt alternatifinden biri bu, diğer getirilen alternatifler de bundan daha az zararlı değil çevreye. Araçlara yol yapmak için katledilen ormanlar, ağaçlar da cabası.



İşte yazarın isyan ettiği nokta burası; petrol için bu kadar yıkıma gerek yok, onsuz da yaşayabiliriz hatta daha güzel yaşarız. Toprak bir ister beş verir. Kötü havayı azaltır, birçok doğal afeti önlerken, aynı zamanda sana çok çeşitli yani biyoçeşitliliği yüksek besin imkanı sağlar. Doğayla savaş halinde değil onunla beraber çalıştığında, insan veya hayvan gücü kullanarak toprağın daha verimli olmasını sağlarsın, ne çevreye ne de insanlığa zarar verirsin. Yazar işte bu yüzden de sürekli yerelliği savunuyor. Tüketimden veya hazır gıda yerine üretimi destekliyor. Gıdaları daha verimli yapmak için bilime gerek olmadığını çünkü zaten çeşitli bitkileri yetiştirdiğinizde hem daha sağlıklı hem daha lezzetli hem de daha bereketli olduğunu vurguluyor. Eğer yakıt için veya satmak için tek tür bitki üretilirse birçok açıdan çevremize ve bize zarar vereceğini söylüyor.

Aslında birkaç konuda aklıma takılan yer oldu, onlardan biri; GDO'lu ürünler. Bu konu hakkında detaya inilmemiş ve ben bu konuda bir sunum izledikten sonra bazı düşüncelerim sorgulandı. Bu kitapta o konuların cevabını bulmak isterdim ama bu konunun üzerinde pek durulmamış. GDO'nun yararlı ya da gerekli olduğunu düşündüğümden değil ama bazı şeylerin netlik kazanmasını isterdim belki başka kaynaklarda :). Bir de hayvanlar ile alakalı bir konuda tam olarak aydınlanamadım :).

Genel olarak bu üçlü kriz; gıda, iklim ve enerji üzerinden anlatılan bu kitabı şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum. İlk başlarda fazlaca veri, rakam veya istatistik olsa da daha sonra petrol yerine neden toprak dediğini anlatan güzel makaleler var. Hepsi de verilere dayalı. Etkileyici, hatta çarpıcı bir kitap. Bugüne kadar belki de gıdanızın nereden geldiğini hiç düşünmediniz ya da trafikten arabalardan ve egzozdan şikayet ettiniz ama bir eylemde bulumadınuz. Bu kitaptan sonra bunların nedenleri hakkında daha da düşünme belki de bir adım atma isteği duyacaksınız. Endüstriyelleşme, gelişme ve ilerleme adı altında nasıl bazı şeylerin geri dönüştürülemez şekilde yok edildiğini okumak kolay olmayacaktır lakin bu kitap nasıl bunlara engel olabileceğiniz için size fırsat sunabilir; ufak bir değişiklik olsa bile.

Her zamanki gibi altını çizmediği yer kalmadı gibi; bu yüzden ben de bazılarını paylaşacağım.

Alıntılardan Bazıları;

"Daha önceleri büyük çaplı savaşlar, sömürgeci genişleme ve kölelik sonucu insanın kendi kendini perişan edip yıktığına şahit olduk. Fakat insanlığın bir kesiminin hareketlerinin bütün insan türünün varlığını tehdit ettiğine bugüne kadar hiç görmemiştik."

" Önerdikleri, nükleer enerji ve endüstriyel biyoyakıt gibi sürdürülemez enerji seçeneklerinin teşvik edilmesi, karbon "dengeleme", kirlilik ticaret ve pazarları ile umarsız teknolojik maceraperestlikten başka bir şey olmayan fikirler, örneğin gökyüzüne reflektör, okyanusa da metal dolgular yerleştirmek gibi karbondioksit miktarını azaltalım derken ekolojik süreçlere daha da zarar verecek projelerdir."

"Yenilenemez enerjiyle çalışan makineler yenilenebilir insan ve hayvan enerjisinin yerini alınca, atmosferin karbon dengesi bozulmaya başladı."

"Arabalar insanları yutuyor. ...... Arabalar toprağı ve ekosistemleri yutuyor. Atmosfer fosil yakıt emisyonlarınca yutuluyor."

"İnsanlar arabalara kurban edilir; onların geçim kaynaklarının, topraklarının ve soludukları havanın yok edilmesinde bir sakınca yoktur."

"Önümüzdeki üçlü kriz. yani iklim değişikliği, petrol arzının tepe noktasına ulaşılması ve gıda-tarım krizi, değişmemizi ve petrol ötesi bir çağa geçiş yapmamızı zorunlu kılıyor."

30 ŞMO #11

11. Dinlemekten asla bıkmayacağın bir şarkı.

Çokkk zor bir soru, baya düşünmem gerekti. Sanırım benim kralımın eski grubundan bir şarkı paylaşacağım bir klasik olur. Bu şarkı çok güzel, benim için de anlamı büyük, söyleyen zaten yaşayan efsane (konserine gidişimi daha doğrusu ne kadar sevdiğimi okumak için tıktık), grup da eskimeyenlerden ee daha ne olsun nasıl bıkayım ben bu şarkıdan :).

"So for once in my life
Let me get what I want,
Lord knows, it would be the first time"


The Smiths - Please Please Let Me Get What I Want




Diğer 30 ŞMOcular <3

Haykırarak Yazıyorum 
Mürekkeple Hayaller
Yine Bir Gün Biz Böyle

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Bol Kahveli Mim



Merhabalar, mimlenmediğim bir mimle karşınızdayım :). Kendimi yine de mimli sayıyorum çünkü Deeptone arkadaşımız mimlerinde isim belirtmese de herkesi mimliyor ve eminim özellikle belirtmese de beni de kastetti :). Kahve işin içinde olunca bensiz olmaz dedim bir kahve aşığı olarak :). Biraz da sorularla ve güzel, canınızı çektirecek kahve fotoğraflarıyla gevezelik edeyim, bahanem olsun :). Bu arada bu mimi hazırlayan bol kahveli arkadaşımızın mimi de şurada :).




1. Kahve içmeyi en sevdiğiniz ve en sık içtiğiniz yer neresidir?




Her yer :). Evde, kafede, işte, okulda fark etmez. Kahvenin olduğu yerde yaşarım öyle söyleyeyim. Kahve bana gelmez ben giderim. Öyle severim hatta çayı sever kahveyle aşk yaşarım :). Çeşitli demleme kahve, farklı aromalar, stiller falan filan onlara da aşırı meraklıyım verdiğim paraya da acımam :). Geçen sene Ankara'da bir kahve festivali vardı, Özge'yle gittik, var ya her standa uğradık, denedik, dinledik. İkimizde kahveci olduğumuzdan bayıldık. Bir de çikolatalar vardı ki off ki ne off. Senede iki kere falan oluyor siz de fırsat bulunca gidin enfes. Tadımlık, bedava, bir sürü kahve. Kahve gurmesi (kesin özel bir adı vardır) olursunuz, çeşitli kahve çekirdekleri falan filan. Bir de muhteşem bir kokusu var ki söylemeden edemeyeceğim. Mest olursunuz. Ben de kahvelerin hepsini sevdim herhalde :), hatta aklımda kalan Federal'in bir aroması vardı latteye ekleyip yapıyorlardı aşık olmuştum. Tabi bu aklımda kalan, o kadar görgüsüz gibi saldırdık ki stantlara daha çok beğendiğim oldu da hatırlamıyorum :). Kremalı, aromatik kahvelere de bayılırım. El emeği olan antin kuntin kahvelere yani. Kahve mekanları da vardır ya mesela böyle güzel, orijinal kafeler, oralara gidip özel tatlısıyla güzel bir kahveye asla hayır diyemem <3. Anlaşıldığı üzere kahveyle tatlı bir şeyler atıştırmayı da severim :).




Nescafe dediğimiz kahveyi de severim. Sade sevsem de evdeyken süt veya süt tozu koyar koydururum midemi rahatsız etmesin diye. Dibek kahvesi vardır bayılırım, özellikle Ankara'da Hamamönü'nde bir yer var kumda yapılan dibek kahvesi en çok orada içmeyi severim, çikolatalı lokum yerken tavla atmayı da (içinden İsmail abi çıktı, çaktırmayın :)).

Bunun dışında Türk kahvesine de bayılırım, sade, bol köpüklü ve fincanda :). Fal baktırmayı da sevdiğimden (bir kere bile para vermedim), hep kapatır karşımdakini bakmaya zorlarım :):). Aşırı severim o ritüel gibi şeyi, eğer bir gün olur da sizlerle de buluşursak ilk söyleyeceğim Türk kahvesidir fal bakıyor musunuz diye test etmek için :).

Şu lotusa da bayılırım hani <3

Genelde klasik kahvelerde şekersiz ve sade veya sütlü kahve sevsem de kremalı ve farklı yerlerde şekerli, aromatik kahveleri içmeyi de severim. Çeşitli, farklı tatlar denemeyi sevdiğimden sürekli denerim :). Kahveyi her şekilde severim yani :).

2. Kahveyi ne zaman tercih edersiniz? Sabah kahvesi mi akşam kahvesi mi?




Kahvaltıdan sonra bir Türk kahvesi içerim, sade, köpüklü, fincanda :). Bizim evde kahve eksik olmaz, herkes Türk kahvesi içer olmadığı gün krize gireriz mazallah, o yüzden ben de çoğunlukla sabahları içerim bir tane. Daha sonra nescafe ya da bir ihtimal bir Türk kahvesi daha ya içerim ya içmem. Dışarı çıkarsam da farklı türde kahvelerden bir tane içerim mutlaka bir yere oturursak hatta bazen iki. Fal baktıracağım biriyse ille Türk kahvesi söylerim bir tane, başka şeyler içsem de :). Zaman yok gördüğünüz gibi kahve içilen farklı mekanlar var, kahve hep var yani :). Tam bir kahve insanıyım dimi :).

3. Kahvenin 40 yıllık hatırı var derler, inanır mısınız? Var mıdır hatırı?



Olmaz mı bea, sohbeti bile başkadır onun. Muhabbeti öyle güzeldir ki, kahve sohbetin tüm acısını alır, ardında sohbetten mi kahveden mi anlayamadığın muhteşem bir tat ve koku bırakarak sen bilmeden sohbetin nedeni olur. Yaaa öyle güzeldir kahve işte, değil 40 ömürlük hatırı vardır <3.

O kadar yazdım ki resmen birinin sormasını bekliyormuşum, hahaha :). Bu mim tüm kahve aşıklarına gelsin :).


Dipnot: Fotoğrafların hepsi (aslında benim de güzel kahve fotoğraflarım var ama çok üşendim bu yüzden) tumblr'dan; çaktırmayın ;)

30 ŞMO #10

Valla şaka maka 10'a geldik. Özellikle biz gün be gün yapıp istikrarla bu yola baş koyanları tebrik etmek istiyorum :) çünkü benim meydan okuma geçmişimi bilen bilir :). Bu 10'da 10 beni mutlu eden bir durum, devamı da gelir umarım:).

10. Seni üzen bir şarkı

Beni çok mutlu eden şarkı olduğu gibi belki de daha fazla üzen şarkı var. Aşağıdaki de onlardan biri.


Crystal Castles - Tell Me What to Swallow




Diğer Son Meydan Bükücüler <3

Mürekkeple Hayaller 30 ŞMO
Okuyan Muggle 30 ŞMO
Beyda'nın Kitaplığı 30 ŞMO

14 Mayıs 2017 Pazar

Hatay Kitap Fuarı



Selamlar :). Bugün sonunda fuara gittim ve hemen sıcağı sıcağına sizlerle 2 saatlik fuar anılarımı paylaşmaya geldim. Normalde aldığım kitapları yazmıyorum ama bu fuara özel aldığım kitaplardan da bahsedeceğim, ve her zamanki gibi yayınevlerinden de :). Büyük yayınevleri resmen hayal kırıklığı baştan söyleyeyim, Can, YKY, Everest, Doğan Kitap, İş Bankası şaka gibi %20 indirimle beni üzen yayınevleri, böyle olmamalıydı. Bilmesem inanacağım yani, Everest'e diyorum ama kitaplar ucuz diyor; YKY'ye diyorum gülüp cevap bile vermiyor. Olmadı cık. Kırmızı Kedi fena değil %30'du yanlış hatırlamıyorsam.



Lakin yine beni sevindiren ve mutlu eden yayınevleri de vardı. Onlara geçmeden önce bahsetmem gereken bir şey var; katılım çok az ve yayınevleri mutsuz :(. Organizasyonla alakalı diyen var, katılım az diyen var ama bugünden itibaren fuara ücretsiz otobüslerle gidebilirsiniz. Öğretmenler, sizlere sesleniyorum, öğrencilerinizi alın alın gidin. Aileler yine aynı şekilde. Bu fuar birde kalmasın, geleneksel olsun devam etsin. Böyle güzel bir etkinlik başlamış, başlamadan bitmesin :(. İmkanı olan herkes ziyaret etsin. Ben bugün yine dayanamayıp elim kolum dolu dolu döndüm çok güzel iki saat geçirdim, bütçem gönüllü olarak sarsıldı ama mutluyum. Sizlere de tavsiye ediyorum.



Sahaflardan başlayalım, o kadar güzel sahaflar gelmiş ki yok yok. Neredeyse yeni, modern edebiyat, klasikleri, az bulunanlardan çok satanlara kitapları olan çok güzel sahaflar var. Mutlaka göz atın, çok uygun fiyata yeni gibi kitaplar var. Özellikle birinden Volga Sahaf'tan ben dört kitap aldım aşağıda görebilirsiniz. Çok tatlı da bir sahibi var baya sohbet ettik, İstanbul'dan gelmiş. Belki gitmişliğiniz bile vardır, Ortaköy'de yeri varmış.



Diğerlerine bu sahaf kadar bakamadım lakin, daha fuar devam ediyor kesinlikle gidip bir daha göz gezdireceğim. Satışı olmayan ya da eski sevdiğim basımlardan güzel kitaplar var, kaçırmak istemem :).



Bir diğer çok alışveriş yaptığım yayınevi %30 indirimiyle 6:45 oldu. Bu yayınevini seviyorum. Yazarları güzel. Okumak istediğim birçok yazardan birkaçını erittim bu vesileyle. Zaten kitapları tanıtan ve satan arkadaşlar Ayten ve Çağrı size eminim çok yardımcı olacaklardır, bana çay ikram ettiler ve bilirsiniz ki kahvenin hatırı varsa çayın da ondan aşağı kalır yanı yoktur :). İşini yine severek yapan insanlar, fuarın güzelliklerinden biri. Önerilerini dikkate alın, ben şahsen aldım çünkü kitaplarının ve yazarlarının farkında bilgililer. Bakalım sizler neler keşfedeceksiniz. Ben istediğim kitapların çoğunu alsam da bir tur daha yaparım, dediklerine göre gelecek kitaplar da var. Yine oraya gitmek de şart :). Kitapları bitirince belki sıradaki "Bir Yayınevi Beş Yazar/Kitap" onlardan gelir. Zaten küçük kitap basmaları da beni mutlu eden bir durum, bir de daha önce bu yıl okumak istediğim kitaplarda bahsettiğim bir kitabı da aldım, bulana 100 puan benden :).





Bir diğer sevdiğim yayınevi Aylak Adam'dan da bir kitap aldım ama yine aynı çatı altında olan bir diğer yayınevi Zeplin'den. Yine bu kitabı almamı sağlayan Öner öğretmenimiz çok övdü zaten yazarı da sevdiğimden merak ettim ve aldım. Aylak Adam ve Zeplin her zamanki gibi %50 indirimle beni en çok mutlu eden yayıneviydi. Aylak Adam'dan çok kitap göremesem de çok popüler olan benim de bir çekilişimde hediye ettiğim aforizmaların hepsi vardı ve 5'i 20 liraydı. Gayet güzel bir indirim. Bir kez daha tebrik ediyorum kendilerini, fuara en çok yakışan yayınevlerinden hep gelsinler.



Fotoğrafını çekmeyi unuttuğum ama hoş sohbeti olan, güzel indirim yapan bir de Parodi Yayınevi vardı. Yeni bir yayınevi ama bir distopya önerdi satış görevlisi, o aklımda belki duymuşsunuzdur distopya türünde Karanlık Zihinler onu alabilirim. İlgimi çekti. Okuyanınız varsa yorumlarınızı alırım :). Yine güzel indirim yapan yayınevlerinden, uğramadan geçmeyin, siyah stantları da çok güzel.



Benim kitaplarım ve izlenimlerim bu yöndeydi, umarım katılım artar ve devamı gelir. Ben en az bir kere daha gitmeye çalışacağım, genel anlamda sevdim. O büyük dediğimiz yayınevlerine ekstra bir indirim olmaması durumunda uğramam ama sahaflar ve indirimli yayınevlerine bir kez daha uğramazsam eksik olur o yüzden eğer yakınlardaysanız siz de bir uğrayın, bu güzel yayınevlerine hoşgeldin deyin :).