24 Nisan 2017 Pazartesi

Atıştırmalık #14

Kendini Tutan Su - Yalçın Tosun




Yazarın öykülerinin hayranıyım. En sevdiğim yazarlardan bknz. Ben şiirden pek anlamam ama bu kitap ortalamaydı bence. Güzel şiirler de var olmayanlar da. Kişisel bir şey bu şiir olayları da zaten. Ben başka diyarlara dalarım o hiçbir şey anlamaz ki genelde şiirde "o" ben oluyorum :).

Paterson - Jim Jarmusch





Jarmusch film yapar da ben sevmez miyim? Bayılırım bayılır. Çok güzel olmuş, zaten Adam Driver genelde sinir bozucu rollerde oynasa da bir severim bu adamı. Bu rolde de çok iyiydi yine sevdim. Cool ve entellektüel bir duruşu var filmlerinde de genelde o tarz rollerde izledim. Bu sefer de otobüs şoförü ama şiir sevdalısı, teknoloji sevmeyen, kendi halinde bir adam. Şiirlerini okuma şansına hatta okuma ve dinleme şansına film boyunca erişiyoruz. Filmde gördüğümde beni mutlu eden şey, Paterson'ın yolcularından ikisinin Wes Anderson'ın sevdiğimiz filmi Moonrise Kingdom'ın iki başrolünin olmasıydı :)  Çok güzel bir sürprizdi, Bir de ben bu çift kadar sakin bir ikili görmedim :). Sade, sizi sıkmayan güzel bir film. Ben çok sevdim filmi, size de tavsiye ediyorum :).

Bildiğin Kızlardan Değil - Lena Dunham




Bu kitabı merak edip aldım ama neden merak ettim bilmiyorum :). Etmesem de olurmuş, adı ilgi çekici, yazar da aynı şekilde, çizimler de çok güzel ama istediğimi alamadım. Daha derinlikli, mizahi bir kitap bekliyordum ama ikisi de yoktu. Bir de bildiğin kızlardan değil diyor ama ne kadar kitapta bunu destekliyor emin değilim :/. Yine de bir şekilde merakım gitmiş oldu, en azından fikrim var kitap hakkında :).

21 Nisan 2017 Cuma

Abur Cubur #36 (Son Çıkanlar 3)

Merhabalar, bu aralar daha önceden de bahsettiğim gibi bir yoğunluğum var hatta yoğunluktan çok yorgunluğum var, genelde boş vakitlerimi uyuyarak geçirmeyi tercih ediyorum :). Hali vaziyet böyle olunca da günlerimin bir kısmı kullanılamaz oluyor, bloga ayırdığım vakit de azalıyor. Öyle ki bilgisayarı bile pek açamıyorum açsam da sorunları var zaten neyse. Hazırladığım yazıların son rötuşları hep eksik kaldığından yazılar gecikiyor :(, ama yakında yayınlamaya çalışacağım yine de.

Bu arada güzel yorumlarınızı okumak beni çok mutlu ediyor, gerçekten ihtiyacım varmış. Beni ne kadar mutlu ettiğinizi bilemezsiniz. Çok şaşıracaksınız (!) ama yine zor ve şanssız günler geçiriyorum bir de yoğunluk ve yorgunluk olunca yorumlar ilaç gibi geliyor belirtmeliyim :). Çok teşekkür ediyorum, lütfen devam edin (Happythankyoumoreplease) :):):). Bana şans dilemeyi lütfen unutmayın, her zamanki gibi çok ihtiyacım var <3.

Sıcakların artmasıyla yeni şarkılar da artıyor ve resmen yetişemiyorum :). Yine de gördüğüm duyduğum şarkıları burada paylaşacağım, eğer sizin şu şarkı da güzel dedikleriniz varsa belki bir sonraki abur cuburda yayınlanır yorumlarınızı eksik etmeyin yani :). Ben şu aralar hip hop dinliyorum sürekli, indie dinlemeyi tabi ki bırakmadım fakat havalardan mıdır nedir elim hep hip hopa kayıyor, Drake'in katkısı da yadsınamaz hani. Drake'in yeni albümünü sürekli dinliyorum, favorilerimden olan bir şarkıyı daha önce paylaşmıştım, şimdi yine onlardan bir tanesini daha paylaşacaktım ama mümkün olmadı :). Baya sevdiğim albümler var belki istek de olursa biraz daha çabalayıp bir yazı yazabilirim, gerçekten bu yaz baya bereketli geldi. Güllük ve Abur Cubur yetmedi yeni çıkanlara, ayrı bir yazı yazabilirim :).

Çenemin düştüğü bir günden herkese mutlu günler diliyorum, sizleri seviyorum <3.

Son Çıkanlar 1 için tıktık.
Son Çıkanlar 2 için tıktık.


1. Incubus - Glitterbomb



2. Father John Misty - Total Entertainment Forever



3. Athena - Geberiyorum


4. Cigarettes After Sex - Apocalypse



5. Slowdive - Sugar for the Pill



6. London Grammar - Oh Woman Oh Man



7. Lola Marsh - Wishing Girl

17 Nisan 2017 Pazartesi

Abur Cubur #35 (Son Çıkanlar 2)

Baharın gelmesiyle hareketlenen müzik dünyası sıcakların artmasıyla da bu hareketi iyice arttırmaya başladı :). Sevdiğimiz isimler yeni albümlerinden yavaş yavaş şarkılar paylaşmaya başladı, severek takip ediyorum. Son çıkanların ilki için buraya tıklayabilirsiniz :). Hele iki listede de özellikle sevdiğim isimler var, çok güzel geliyorlar, albümleri için çok heyecanlıyım <3. Şubat 2017'den Nisan'a bu listede yeni çıkan şarkıları dinleyebilirsiniz. Her şeye rağmen güzel bir yaz olması dileğimle :).

1. Ah Kosmos & Mabel Matiz - Mavi



2. Deniz Tekin - Bende Bir Problem Var



3. Sofi Tukker - Johny


4. Beach Fossils - Saint Ivy



5. Mac Demarco - On The Level



6. Kodak Black - Tunnel Vision



7. Rae Sremmurd - Swang


16 Nisan 2017 Pazar

Doğum Günümde Hediye Edilmesini İstediğim 6 Kitap (Pazar 6'lısı)

Ayyy en sevdiği pazar altılısına gelmiş sıra, bir dahaki doğum günü listesine kadar en favorim olarak kalacak :). Ben hediye yapmaya, vermeye ama en çok almaya bayılırım. Kitap hediyelerini de çok severim. Hediye olayına zaten bayılırım ama özellikle beni tanıyan biriyse hoşuma giden şeyler alınırsa off ki ne off <3. Zaten doğum günüm de yaklaşıyor, şahsen bir idefix hediye çekine hiç hayır demezdim :). Yok ben kendim seçicem derlerse de altı değil de sepetimdeki tüm kitapları göstersem aç gözlülük yapmış olur muyum :). Bu haftaki tema için 6 değil 60 kitap yazabilirim ama maksat adet yerini bulsun :), burada pazar altılısında daha önce hiç bahsetmediğim kitapları yazayım. Zaten okumak istediğim kitap ve serilerde yazdıklarım oldu ama bu sefer onlardan farklı kitap seçeceğim. Hediye almak isteyenlere de alttan mesaj vermiş olayım :). Hediye, doğum günü konusunda yüzsüz çıktım hadi hayırlısı :). Bu arada istemeden baya bir idefix reklamı yaptık, buradan sesleniyorum belki doğum günümde bir sürpriz yapmak ister :):).




1.  Vejetaryen - Han Kang

Bu kitabın kapağı, konusu ve hakkında söylenenler olsun çok ilgimi çeken bir kitap. Bu kitabı hediye olarak diğer kitapların yanında isterdim :).

2. Godard Godard'ı Anlatıyor - Jean-Luc Godard

Aslında bunu temsili yazdım genel olarak Godard ile alakalı tüm kitapları merak ediyorum. Sinema ile alakalı kitaplar okumayı zaten seviyorum, bu kitabı da çok merak ediyorum.

3. Anemon - Lale Müldür

Lale Müldür'ün birkaç satırını Yalçın Tosun'un kitabında okuduğumdan beri okumak isterim. Hala okuyamadım. Doğum günü vesilemle okumak isterim :):).

4. Murphy veya Üçleme - Samuel Beckett

Godot'yu Beklerken adlı oyunu benim için çok önemli olan yazarın bu romanlarıı da çok merak ettiklerimden. Beklentilerim büyük, yakın zamanda umarım okuyabilirim.

5. Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? - Philip K. Dick

Senelerdir abartmıyorum senlerdir okumak istediğim bir kitap, hala ne aldım ne okudum. Adı bile ilgi çekici, bir de film uyarlaması falan var çok merak ediyorum.

6. Seveceğimi düşündüğü hiç bilmediğim yazarın bir kitabı

Bu seçeneği de alacak kişinin beni tanımasına ve seçim gücüne bırakıyorum :). Sürpriz severim, beni şaşırtsın :). Hatta kendine güvenen arkadaşlardan bu başlığa uygun yorumlar bekliyorum :).


Erken doğum günü kutlaması yapayım, bu şarkı da bu sene tam benlik :)


Nil - İyi Ki Doğdum

15 Nisan 2017 Cumartesi

Abur Cubur #34 (Son Çıkanlar)

Son çıkanlardan bir liste yaptım. Tür konusunda cimri davranmadım :). Bazıları zaten dinlediklerimizin görseli, bazıları yeni çıkanlar, umarım siz de seversiniz :).

1. Lorde - Green Light



2. Marian Hill - Down



3. Melody's Echo Chamber - Cross My Heart



4. Bruno Mars - That's What I Like



5. Can Kazaz - Bunca Yıl



6. Cihan Mürtezaoğlu - Bir Beyaz Orkide



7. Drake - Passionfruit


Öneri Makinesi'ne Önerdiler #1 (The Private Lives of Pipa Lee + Big Little Lies)

Merhabalar, nasılsınız? Bugün sizlerin karşısında yeni bir bölümleyim. Bu sene baya yeni seriler başlatıyorum ve devamı da gelecek :). Bu arada eski listelere devam ediyorum; incelemeler, abur cuburlar, atıştırmalıklar ve HP Yazı serisi vb. Bir Yayınevi Beş Yazar/Kitap için de listeler hazırlanıyor :). Hepsi sırasıyla :). Gelelim şimdiki yazımıza. Bugüne kadar hep ben önerdim şimdi sıra sizde :). Sizin önerileriniz benim için çok önemli, siz de yorum yapıp bana önerilerde bulunuyorsunuz ben de bakacağım deyip geçmiyorum. Önerdiklerinizden bir liste çıkardım ve ruh halime göre sizden gelenleri izledim, izliyorum. Şimdi de onları paylaşacağım bu başlık altında. Şimdilik film ve dizi oldu ama müzik ve kitap da zaman zaman olacaktır. Benim için yorumlarınız çok değerli, böyle bir yayınla da tescillensin istedim. İllaki gözümden kaçan olmuştur, şimdiden kusura bakmayın Bu sefer ben değil siz öneriyorsunuz yani :). Özellikle belireyim bloga yorum olarak yapılan önerilerden listem var ve onlar arasından izlediklerimi yazıyorum. Önerilenlerden izlediklerimden ikisini aşağıda yorumladım. Önerenlere benimle fikirlerini paylaştıkları için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum, çok değerlisiniz. İyi ki varsınız, lütfen daha çok önerin :).

The Private Lives Of Pippa Lee - Rebecca Miller




Pippa Lee kendini evine ve kocasına adamış bir ev hanımdır. Kendisinden yaşça büyük Herb ile evlidir. Pippa'nın yaşamı sıradan gibi görünse de bu konuma gelene kadar birçok şey yaşamıştır. Yaşamını anlatmaya doğumundan itibaren başlar ve şimdiki hayatına kadar yaşadıklarının kısa bir özetini geçer. Aynı zamanda zaman tabi ki akmaya devam eder ve şimdiki zamanda da özel yaşamını izleriz. Başta daha fantastik bir şey anlatacak gibi dururken sonra normal büyüme evrelerini gösterdi.  Film kötü değil fakat karmaşık. Şöyle ki bence aynı anda birden çok şey anlatmak isteyip üzerine eğilmesi gereken konularda yüzeysel kalmış. Keşke tek bir yolu seçip ondan da biraz alayım şundan da bahsedeyim demeseymiş daha başarılı bir film olacağını düşünüyorum. Bazı konularda yüzeysel değil de daha derin yaklaşsaydı daha güzel olabilirdi yani. Oyuncular hep tanıdık. Yalnız Winona Ryder'ın oynadığı karakter beni baya güldürdü :). Onun sahneleri eğlenceliydi. Keune Reeves gibi bir karizma vardı mesela ama keşke sadece bahsedilip geçilmeseydi o karakter. Az görünmesine rağmen daha öz olsaydı eminim film daha etkileyici olurdu. Müzik ile de desteklenebilirdi bazı sahneler ama cimri davranılmış o konuda. Genel olarak seyirlik bir film. Öneren Momentos'a çok teşekkür ediyorum :).

Big Little Lies




Yorumlarda önerdiniz de önerdiniz, övdünüz de övdünüz ben de tabi ki kayıtsız kalamadım ve hemen izledim. Bu diziyi kolektif olarak önerdiniz :), isim vermem gerekirse Eren izlediğini söyledi, Muzaffer direkt önerdi ve Şule de izlememiş ama çok iyi yorumlar duymuş :). Herkese teşekkür ediyorum iyi ki yazmışım o yazıyı güzel diziler izliyorum sayenizde. Bu dizi de güzeldi. Öyle ki iki günde hemencecik bitirdim. Sonraki araştırmalarımdan öğrendim ki kitaptan uyarlama bir senaryo. Yazarın kitapları da Türkçe'ye çevrilmiş.

Oyuncu kadrosu efsane söylemeliyim, çok güzel bir beşli olmuş. Özellikle sevdiğim karakterler; Reese Witherspoon'un oynadığı Madeline karakterine ilk andan itibaren ısındım :), aklında neyse dilinde, bir de Renata karakteri Laura Dern'in oynadığı beni güldürenlerdendi. Şöyle baktığımızda komedi kısmını bu iki karakter taşıdığından da olabilir ama Renata karakteri diğerlerine göre daha az ama özdü, bayıldım. Witherspoon zaten mimikli yüzü ve sempatikliğiyle kalbimi kazandı :). Dizi geçmiş ile gelecek bir arada sürüyor ve başından beri asıl olay tahmin ettiğim gibi oldu sonunda çok şaşırmadım ama bu demek değil izlemesi sıkıcı aksine süreç önemli ve bu dizide de süreç ön planda sonucun başta gösterilip gösterilmemesi pek de önemli değil aslında. Bu yüzden böyle bir yol seçilmiş varsayıyorum lakin yinede tahmin edilebilir.

Dizi mükemmel bir hayat mükemmel bir yalandır sözünden yola çıkarak beş farklı kadının hayatından bize kesitler sunuyor. Nicole Kidman, Reese Witherspoon ve Shailene Woodley 'nin oynadığı karakterler ön planda ve onların görünen hayatlarıyla özel hayatları arasındaki fark bu sözü desteklediği gibi diyaloglarla da bu motto sürekli destekleniyor. Kan kusup kızılcık şerbeti içtiğini söyleyen atasözümüzün bu dizinin Türkçe'ye çevrilirken ki tanıtım mottosu olmasını ciddi bir şekilde öneriyorum. Misal Nicole Kidman'ın oynadığı karaktere cuk oturacak bir atasözüdür kendisi. İşte beş farklı kadın, beş farklı hayat, yaşam mücadelesi, kadınlar arasındaki görünmez savaşlar, çekişmeler ama yine de en sonunda birbirleri için yine bir arada, beraber olmaları temalardan bazıları olabilir. Bu ön planda olan üç kadın dışında Laura Dern'ün oynadığı ve Zoe Kravitz'in oynadığı karakterlerde daha az ama etkiliydi. İtiraf edeyim Zoe'nun oynadığı karakter Madeline'den de etkileniş olabilirim :),o kadar mükemmeldi  ki sinir bozuyor :) ama sonunda azıcık pişman oldum :). Baştan beri gerçekten çok cool ve mükemmel bir profil çiziyordu ki mottomuzu hatırlayacaksınız, mükemmelliği büyük yalanlar oluşturuyor. Aslında onunda bir nedeni vardı tabi ki bu mottoyu desteklemek için.

(Bilmiyorum dikkat ettiniz mi ya da bilginiz var mı ama Revenge diye bir dizi vardı, oradaki kafe ve evleri anımsattı bana bu dizinin mekanı. Aynısı olma ihtimali var mıdır acaba?)

Genel olarak akıcı, güzel bir mini dizi, sıkılmadan izleyebilirsiniz. Şarkılarla güzel desteklenmiş, dizinin genel havasına uygun. Ben zevk aldım, çok fazla olay olması farklı hayatlar görmek güzeldi. En sonuna da bayıldım, deniz kıyısında olana, çok güzeldi. Tek bir şey söyleyeceğim Skarsgard gibi bir adamdan nefret ettirmek için elinden geleni yapan senaristler var :), şaka yapıyorum tabi ki kendisi ben sadece über yakışıklı bir adam değil aynı zamanda iyi bir oyuncuyum, arkada oyuncu akademisi kuracak kadar ailem var diyen bir insan olduğunda tek tip rollerde oynamıyor ve her rolü üstüne çok güzel giyiyor. Psikopat görünen bir yanı da var inkar etmeyeceğim :). Zaten komple ailesinin işlerini severek takip ediyoruz :). Bu aile hakkında full konuşabilir aslında her bireyin nasıl oyuncu yeteneğiyle doğduğundan falan ama gereksiz uzatmasam iyi olacak :). Güzel dizi, izleyin. Böyle güzel mini dizi önerileriniz varsa diğer öneriler gibi her zaman açığım :).

Bu bölümün ilki sonlansın diğerleri gelsin, görüşmek üzere <3.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Hikayeler #5 (Jane Bowles + Sezgin Kaymaz)

Açık Havada Bir Gün - Jane Bowles



Bu kitap Eganba'dan yapmış olduğum alışverişten hediye geldi ve bence internetten alışverişin en güzel hediyesi kitap, sonra defter veya ajanda ve bilimum çeşitli kırtasiye malzemeleri :).. Çok sevdiğim ama indirim konusunda cimri bulduğum bir yayınevinden çıkan bu kitabı hediye etmeleri çok güzel. Çok teşekkür ediyorum. Sanırım artık kitap hediye etmiyorlar, ilk çıktıkları zaman her ay farklı bir kitap hediye ediyorlardı ama artık denk gelmiyorum, bilgisi olan varsa yazarsa sevinirim.

Bu kitaba gelecek olursak içinde anladığım sayılı öykü var ama sevdim :). Akıcı bir anlatımı var. Bir şey anlatmak istiyor mu yoksa anlatıyor da benim kapasitem mi yetmiyor diye düşünsem de genelde bu tarz yorumlar gördüm Goodreads'de. Onlara katılıyorum çok anladığımı söylemem ama çabuk da bitti böyle bir kendini de okutturdu. Güzeldi de aslında. Kendiniz okuyun bir karar verin ben de sizin yorumlarınız okuyayım eminim daha dişe dokunur yorumlar çıkacaktır :).

Bugün Bize Kim Geldi - Sezgin Kaymaz



D&R'ın indirim köşesinde ilk öyküsüne göz gezdirip aldığım kitap. İyi ki almışım, çok eğlendim aynı zamanda üzüldüm. Otobiyografik bir kitap, içinde bir adamın üç farklı döneminden biraz hüzünlü biraz komik (bazen çokkk komik) öyküleri. Ben severek bir çırpıda okudum. Yazarı ilk okuyuşum ama son olmayacak, romanlarını da merak ediyorum. Arkada kapakta yazar hakkında yazılanları okuduktan sonra otobiyografik olduğunu düşündüğüm kitap. O yazıdaki son cümle de beni çok etkiledi.

Hikayelerin çoğu uzun ama dediğim gibi çok akıcı. Hiç sıkılmadan okuyordunuz bir bakıyorsunuz öykü bitmiş. Özellikle birkaç öyküde, çocukluk yıllarını karakterin kahkahalarla okudum, o ne yaman ne bitirim bir çocuk inanamazsınız :). İlk öykü de aynı şekilde trajikomikti, yine gülerek okudum. Son öyküde daha doğrusu mektupta baya duygulandım. Bu arada yazarın "Bakele" kitabı da indirimde, onun da ilk öyküsünü okudum, güzeldi o kitap hala varsa belki alırım. Siz de almayı düşünürseniz, haberiniz olsun o da indirimde :).

Ben size bu kitabı öneririm, hazır indirimdeyken alın yazın güzel gider. Hafif, kahkahalı, güzel bir kitap.

10 Nisan 2017 Pazartesi

İki Mini Dizi (And There Were None + The Night Of)

Merhabalar, genelde dizi yorumu yapmıyorum ama artık yavaş yavaş başlayacağım :). Ben çok dizi izleyen bir insandım ama son zamanlarda filmlerle daha çok haşır neşir olup dizileri bir kenarda bekletiyor sadece birkaç devam eden dizimi usulca takip ediyordum. Severek takip ettiğim iki blogda üst üste iki mini dizi önerisine denk geldim ve hemen izledim. İkisi de polisiye, gerilim biri çok sevdiğim Agatha Christie'nin On Küçük Zenci kitabından birebir uyarlama diğeri ise İngiliz bir dizinin Amerikan uyarlaması.

And There Were None




Çok güzel kurgusu olan bir dizi. Kitaptan birebir BBC uyarlaması. Sevgili Fermina Daza'nın blogunda görünce dedim kitabı da unutmuşumdur artık iyi olur izlerim diye ama unutmamışım :). Başından beri her şeyi hatırladığım için pek şaşırmadım ama son bölümde yine de acaba mı dedirtmeyi başardı. O yüzden eğer kitabı yeni okuduysanız tekrarı olacaktır. Tabi görsel olarak uyarlanması çok iyi bir kitap izlerseniz de pişman olmazsınız. Çok etkileyici öyküler var içinde. Onları unutmuşum mesela baya güzel izledim onları. Ama katili biliyordum sürprizi kaçtı her şeyin :). Yine de güzel bir dizi, izlemeyenlere bir kez de ben önereyim.

The Night Of




Bu diziyi de sevgili Sibelynka'nın blogunda gördüm, konusu da ilgimi çekince hemen bakayım dedim. İyi ki izlemişim, iyi geldi valla. Hele John Turturro 'nun avukat rolüne ba-yıl-dım. Müthişti. Oyunculuğu çok güzel, karakter çok güzel kesinlikle serinin devamı olmalı bu karakterle çünkü çok devamlılığı olan bir karakter, daha birçok bölüm taşıyabilir tek başına. Zaten daha açık yerler var hayatında, onları da dolduracaklarını düşünüyorum.

İzlerken fark ettim ki dizinin orijinali İngiliz yapımıymış. Bilsem önce onu izleyebilirdim o da beş bölüm ama bunu izlediğim için de pişman değilim tabi ki Turturro'nun etkisi büyük. O dizi de iki sezon olmuş bu uyarlamanın da ikiden aşağı olmamasını umuyorum.

Bu dizi de insanların ön yargılarını ve bu ön yargılarla nasıl bir suçlu yarattıklarını görüyoruz. Irkçılığı, kendiden olmayanı dışlayanı, kafamızda oluşturduğumuz kalıpları ve bunları sorgulamadan nasıl korumak istediğimizi gösteriyor film bize. Tabi bunlar temaların bazıları ve mesajlarından biri. Çok yönlü bir dizi. Komedi hatta kara komedi de var ki çok güzel. Avukatın katkısı yadsınamaz. Finalle alakalı birkaç soru işaretim hala var ama genel olarak ben daha alternatif çarpıcı son hayal ediyordum ama yine de etkileyiciydi. Umarım devamı gelir, tabi aynı avukatla :). Soundtrack'i az ve öz; kuvvetliydi. Her bölüm bir şarkı keşfetmeniz muhtemel :).

Ben iki blog arkadaşıma da buradan teşekkür edeyim, sayelerinde dizi dünyasına hızlı bir giriş yaptım özlemişim, hepsi de güzeldi. Devamını bekliyoruz :).

9 Nisan 2017 Pazar

O An: Snape'in Harry ile İlk Karşılaşması (HP Yazı Serisi)

Harry Potter film bir: Snape ile Harry'nin ilk resmi karşılaşması. İksir 101. Snape afili bir şekilde derse girer ve kurallarını saymaya başlar. Not tutan Harry'i ilk kez yakından gören Snape, Harry'nin babasına duyduğu katıksız nefret bir yanda Harry'nin inanılmaz benzerliğiyle vuku bulurken yakından baktığında gördüğü Dumbledore'un sözlerinin doğruluğunu kanıtlayan her zaman sevdiği ve seveceği Lily'nin gözleridir. İşte filmdeki bu iki duygunun ancak yedinci kitaptan sonra anlayacağımız iki ruh hali; Snape'in biri buz gibi soğuk olan diğeri kazandan yansıyan ateşle alev alev yanan gözlerine yansıyacaktır. Hangi gözle Harry'de kimleri gördüğünü söylememe gerek yok sanırım :(.




Dipnot: Görsel tarafımdan hazırlanmıştır.

Sevgili Güllük #30 (Taze Çıktı)

Mitski - Thursday Girl



Melody's Echo Chamber - Cross My Heart


Okumak İstediğim 6 Seri (Pazar 6'lısı)

Evvet, birkaç haftalık ayrılıktan sonra yine kavuştuk pazar altılısıyla :). Artık biliyorsunuz pazarları Harry Potter yazı serisi de yayınlıyorum, oh oh ne güzel :). Bir güne iki yazı. O yazıların ilki için buraya, ikincisi için buraya üçüncüsü için takibe tıklayınız :). Bu haftaki tema çok güzel, sanırım yine Şule'nin önerisi ki ben bayıldım. Bu tarz listelere bayılıyorum. Yeni yeni kitaplar görme şansım da oluyor. Yazmak da okumak da eğlenceli. Şimdi gelelim benim bu pazarın altılısına bakalım neler çıkmış :).


1. Yetenekli Bay Ripley - Patricia Highsmith


Bu seriden daha önceki şu pazar altılımda da bahsettim, değişen bir şey yok hala okumak istiyorum :). Bu aralar polisiye diziler ve kitaplar okumuşken bu seriyle taçlandırmak da güzel olur hani :).

2. Ölüm Kapısı Serisi - Margaret Weis+Tracy Hickman


Yaklaşık 6-7 seneye yakın kitaplığımda bulunan serinin ilk iki kitabını diğerlerini alana kadar okumayayım biraz beklesin diye diye bu kadar senedir duruyor. Bu arada ben eski Kayıp Rıhtım forumcularındanım, aranızda olanlar varsa selam olsun :). Bayadır aktif olmasam da hala severek takip ettiğim bir site. Orada önerilen bir seriydi. Ben de sahafta görünce almıştım.  İşte nereden nereye, bu vesileyle bir başlayayım ben ona :).

3. Yerdeniz Serisi - Ursula K. Le Guin


Yazarı zaten seviyorum bu seri de en çok okumak istediğim kitaplarından. Umarım severek okurum.

4. Dune Serisi - Frank Herbert


Bilim - kurgu fantastik kitapsever biri olarak serilerimin çoğunun bu türde olması da kaçınılmaz oluyor :). Yine Kayıp Rıhtım sağ olsun bu kitabı da ilk orada gördüm sanırım. Siyah kapakları olsun, hakkında yazılan yazılar olsun bir gün okuyacağım inanıyorum :). Küçük kitap olması da gerçekten çok hoş :). Ben eski tip belki bilirsiniz Bilgi Yayınevinden ya da Baskan'dan çıkan eski kitaplar gibi küçük kitaplara bayılıyorum. Keşke bazı kitaplar bu kadar büyük olmasa :/.

5. Vakıf Serisi - Isaac Asimov


Yazarı çok seviyorum öyle ki bir öykü kitabı vardır, en sevdiklerimden. Bu serisi de çok beğenildiğinden ben de okumak isterim :).

6. Sandman Serisi - Neil Gaiman


Fantastik ve bilim kurgu türünün listeyi ele geçirdiği bir pazar altılısının sonuncusu da bir çizgi roman. Normalde böyle bir okuma alışkanlığım yok ama hem çok sevilmesinden hem de yazarın Neil Gaiman olmasından kaynaklı beklentilerim büyük. Yeni seti çıkana kadar çok zor bulunan da br seriydi. Merakla okumayı bekliyorum :).


Bonus: İnce Memed Serisi - Yaşar Kemal


Yine okumak istediğim kitaplar pazar altılısında bu seri de vardı. Büyük eksilik, kesinlikle okumak istiyorum bu seriyi :).

Dipnot: Görseller tarafımdan hazırlanmıştır.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Kan ve Gül - Alper Canıgüz

Merhabalar, merhabalar :). Her ne kadar touchpad beni sinir etse de inat ettim yazacağım bu yazıyı :). Kaç yıl sonra en sevdiğim yazarlardan Alper Canıgüz kitap çıkarmış ben de dayanamayıp önsiparişle almış hemen okumuşum tabi ki yazacağım kim yazacak başka :). (Ben yazıyı bitirene kadar halloldu sorun :))


Kitap güzeldi. Dıştan içe doğru bir anlatayım; kapağın rengine bayıldım teşekkürler April  "Cehennem Çiçeği'nde" yeşilin en cafcaflı ve hoşa gitmeyen tonunu kullanıp bu açığı mavinin en güzel tonuyla kapattığın için :). Gördüğünüz gibi kapağı da rengi kadar güzel. Bunun dışında kitabın bölüm başlıklarının çok sevdiğim Nirvana grubunun şarkı adlarından oluşması harikaydı :).

Kitap yavaş başlayıp son bölümlere doğru hızını arttıran fantastik, polisiye biraz da kara komedi türlerinde ilerledi. Daha ne olsun :). Şu türleri saymam bile eminim size neden yazarı sevdiğimi açıklamama yetiyordur :). Bir de zaman yolculuğu, paralel evrenler var ki ba-yı-lı-rım. Değmeyin keyfime yani. Bunun dışında diğer kitaplara göre bu kitapta biraz daha politik gibi duran diyaloglar olsa da vermek istediği mesaj başkaydı. Tamamen farklı düşünsek de en sonunda alt tarafı sohbet ediyoruz demeleri çok güzeldi. Onlar farklı düşünen bundan beslenen ve gelişen arkadaşlardı. Birbirlerini dinleyen ve kendi düşünceleri olan bunları savunan gençlerdi. İşte her şey bu kadar basitti. Farklı görüşleri olan ve bunları birbirleriyle özgürce paylaşan arkadaşlar. Bunun dışında diğer kitaplara göre komedisi daha az diye düşünürken sona doğru hatta 12. bölümde bir hazırlıksız yakalanmışım ki off ne güldüm ne güldüm. O an daha iyi anladım Canıgüz okumayı özlediğimi.

Kitabın konusuna gelirsek Aziz, kuru temizlemeci ararken geçmişini bulur. Aynen baya bildiğiniz şu zaman yolculuğunun kaynağı kuru temizlemeci adı da Kan ve Gül nedeni ise İskender Doğan'ın açtığı bir işletme olması :). Kendisi bir zamanlar bu şarkıyla zirveye çıkan bir isim. Kitapta bundan da bahsediliyor. Kitabın adı da buradan geliyor işte.

Baş karakterimiz Aziz, eşinden boşanmış 13 yaşında bir kızı olan çevirmenlik yaparak hayatını idame ettiren kendi halinde bir adam. Kuru temizlemeci ararken eski bir arkadaşıyla karşılaşıp sohbet ettikten sonra Kan ve Gül kuru temizlemecisini arkadaşının önermesiyle ceketini ertesi gün almak üzere oraya bırakır ve sahibi İskender Doğan ile bu sayede tanışır. Daha sonra bir yangın sırasında farklı bir evrende geçmişte uyanır ve bir cinayeti çözmeye çalışır. İşte kısaca konumuz bu. Birkaç nokta dışında kitabı beğendim.

Eleştirilerim şu yönde kitabın biraz dağınık olması. Bazen bir şeyden bahsederken asıl konunun dağıldığını hissetmem ve bazı karakterlerden daha çok bilgi almak isterken kısa kesilmesi mesela Fulya ve İskender Doğan karakterleri başta olmak üzere kilit noktalar gibiydi ama sona doğru pek bahsedilmedi. Bu iki nokta dışında güzel bir kara dejavu :). Tabi bunlar benim kuruntularım da olabilir :).

Leon severlerin gözünden kaçmayan bir kiralık katil var ki hoşuma gitti :). Bunun dışında biraz otobiyografi ben de sezdim. Bir de Onur Ünlü geldi aklıma. Hani onun da karakterleri böyle sıradışıdır ya, imamdır ama silah taşır dedektiflik rolü üstlenir. Burada da şu an söylemek istemediğim sıradışı karakterler var. Aslında sıradışı veya normal nedir o da ayrı bir konu. Karakter demişken yazar olmak isteyen Alper karakteri de vardı bilmem tanıdık geldi mi :).

Sonuç olarak da yazarı severler hiç kaçırmadan hemen alsın kitabı, yazarı okumayanları buraya alalım. Bir göz atın sıra sıra okuyunuz :). Aşağıda linkini verdiğim röportajda da çok sevdiğimiz dedektif Alper Kamu'nun üçüncü kitabının yolda olduğu müjdesini de vereyim, okuduğumda resmen havalara uçtum :).

Alıntılar;

"Kan ve gül birbirinden çok farklı değildir. Unutmayın, güle rengini veren kandır."

"Gelecek, bazıları için, hakikaten de uzak bir hatıradan ibarettir." (Adet yerini bulsun, yazar iddialı cümlelerle girişi sever :))

"Peki hayatta hangileri başarı kazanırdı? Babası zengin olanlar, elbette."

"Kaderin acımasız ağları aslında ne kadar da zayıf bağlarla örülmekteydi."

"İnsan ne bayağı bir yaratıktı. Sevmek ne kadar çok çaba gerektirekteydi ve buna karşılık nefret için neredeyse hiçbir şeye ihtiyaç yoktu."

"Sanatçı ruhu, tabi. Naif, alıngan ve kötücül."

Ve birçokları...

Kitap ile ilgili Murat Menteş Alper Canıgüz'e çok güzel sorular sormuş, cevapları da bir o kadar güzel :). Okumanızı şiddetle tavsiye ederim :). Kitabı daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır Linki aşağıda :). Kapanışı da tabi ki o kadar bahsettikten sonra başka şarkıyla yapamazdım :). Edebiyatla kalın :).

http://www.hurriyet.com.tr/kan-ve-gul-kahkaha-ve-polisiye-40419324



Marka Mimi

Merhabalar :). Bugün bir mim yazacağım. Sevgili deeptone, bizi mim konusunda hiç kırmayan, ne zaman mimlesek koşup gelen bu vefalı arkadaşımız böyle çok tatlı bir mim hazırlamış :). Ben de hemen gönüllü oldum. Kendisinin mimini okumak isterseniz burada. Bu mimde sevdiğimiz üç markayı yazıyoruz. Ben de henüz karar veremesem de yazdıkça karar verip üç markayı sizlerle paylaşacağım ve yapmak isteyen herkesi şimdi, şu an mimliyorum :).

Markalarda indirimi görünce ben :) hahahaha


1. Pull&Bear + Stradivarius

İkisi de aynı şirketin farklı kolları olduğundan (bakınız kapitalizm :)) ikisini yazmakta bir sıkıntı görmedim :). Hatta bu gruba Bershka, Zara'yı da ekleyebiliriz yine aynı yerden gelip aynı yere giden bir alım satım durumu var. Zira dördünü de severim :). Takıları, aksesuarları, ceketleri, tshirtleri, etekleri falan filan genelde benlik, seviyoruz.

2. Puma

Uygun fiyat ve kalite bir arada :). Hhahaha, reklamlara da girdik :). Yok ya güzel spor ayakkabıları var, seviyorum, Adidas gereksiz bu kadar pahalı olmasa onu da yazabilirdim ama puma da güzeldir :).

3. Iphone

Şu anki telefonum apple, memnunum. Bundan önceki kötü bir Samsung deneyiminden sonra iyi gelmişti. Buna bir şey olsa yine devam ederim herhalde.

Kendimi bolca kapitalizmin kölesi olarak hissettikten sonra bu mimi bitiriyorum :). Kendinize iyi bakın :).

7 Nisan 2017 Cuma

Atıştırmalık #13

Berlin Üzerindeki Gökyüzü - Wim Wenders (1987)




Fragmanını izlediğimde tekrardan izleyesimin geldiği bir film :). Müziğiyle, tekniğiyle, anlattığıyla şiirsel bir film sunan Wenders'ın bu filmine göz atmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Alman dışavurumculuğu ve şairane gerçeklik akımlarından etkilenilmiş bir film. İzlerken aklıma sevdiğim bir film olan "City of Angels" geldi ve nihayetinde bu filmin yeniden yapımı olduğunu öğrendim. Birkaç yeri alması dışında bu filmi izledikten sonra anladım ki Melekler Şehri bu filmin ucuz bir kopyası. O filmin de hakkını yemek istemiyorum ama çok abartılacak bir film değil, sanat eseri de değil. Güzel seyirlik bir film. Hollywood işine gelen temaları alıp başka bir film yapmış her ne kadar fikir aynı olsa da biri sanat diğeri seyirlik olmuş. Demek ki neymiş niyet önemliymiş :). Bu filmde felsefe, şiir, varoluşsal sorunlar ön planda. Savaş sonrası Almanya'sı var. Dışavurumculukta oradan geliyor zaten. Müzikleri harika. Nick Cave ve Zülfü Livaneli'yi beraber dinleyebileceğiniz bir soundtrack'e sahip. Onlar dışında da çok güzel şarkılar, müzikler var. Yine ilk yarıda yavaş yavaş ilerlerken ikinci yarıda iyice açılan bir film var, diğer film "Paris, Texas" de yavaş gelip hızını arttıran bir film vardı. Bu gidişle ben Wenders filmlerine devam edeceğim sanırım :).

Oz: Kansaslı Dorothy - Adam Fawer



Bu kitabı yarım bırakalı baya oldu aslında. Şöyle ki aşırı sıkıldım, öyle böyle değil zor dayandım böyle yarısına kadar. Oz Büyücüsü'nü de şu malum meydan okuma vesilesiyle okumuştum :), bu kitap da onun aynısı sadece yetişkinler için olanı. Hani biraz mizah olsaydı bari okusaydık o da yok. Sıra sıra ilerleyen olaylar aynı sadece yaş ortalaması yükselmiş, başka da kendini okutturacak özelliği olmayan bir kitaptı. Hemen takasla da değiştirdim ama hani şurada bahsettiğim olay vardı ya ilk kez başıma gelen o kitap bu kitaptı. Fawer'ın kitaplarını zamanında okumuş, Olasılıksız'ı çok, Empatiyi'de normal beğenmiştim. Bu kitabı da D&R'da okuyamadığım dönemde hafif bir kitap okumak için alıp tekrar okuma hızıma kavuşmak için aldım ama pek istediğim amaca hizmet edemedi :).

Ölüm Pornosu - Chuck Palahniuk




Uzun zaman sonra ilk kez iki film değil iki kitaptan bahsedeceğim :). Bu aralar da okuduğum bir dönem bir de ikinci mini dizimi bitirmek üzereyim hepsinden sırası gelince bahsedeceğim. Bu kitabı ukitapta takasla edindim. Yazarı "Dövüş Kulübü" filminin kendi kitabından uyarladığını öğrendiğimden beri okumak isterim. İlk bu kitabını okudum. Akıcı bir kitap, ünlü aktörler hakkında ilginç bilgileri de bulabileceğiniz 4 farklı karakterin gözünden anlatılan bir dünya rekoru denemesine şahit oluyoruz. Adından anlaşılacağı gibi bu porno ile ilgili bir rekor ve önceki rekorlardan da bahsediliyor. Kitap bence ortalamaydı. Beni şaşırtan yerleri de oldu, üzen yerleri de. Yeraltı edebiyatından bir göndermeyle başlayan bu kitabın karakterlerini de porno dünyasından seçmesi şaşırtıcı değil. Bir de ben adını bu kadar gerçekçi olarak düşünmüyordum aslında, yani metafor ya da ne bileyim bir sanat olayı sandım ama değilmiş :), öyle de bir şaşırdım :). Etkileyici bir kitaptı, ben yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum.

5 Nisan 2017 Çarşamba

Sevgili Güllük #29

Bugün iki sevdiğim yazarın kitabı elime ulaştı. Özellikle Yalçın Tosun'un kitabını çıktığından beri almak istiyordum, bir diğer sevdiğim yazarın kitabı da çıkınca ikisini de almak şart oldu :). O yüzden kargonun diğer kitaplarla beraber gelmesiyle çok sevindim, her ne kadar çoğu kitapta küçük hasarlar olsa da sabırsızlıkla okumak istediğim kitaplar elimde. Bu kitaplar başta olmak üzere sırayla okuyup blogda paylaşmayı planlıyorum :).

Şimdilik önceki Yalçın Tosun Sevmek yazım için buraya, Alper Canıgüz Sevmek yazım için ise buraya tıklayabilirsiniz. Edebiyatla kalın :).



Dumbledore'un KSKS Hocası Dediğinin Bir Yıl İçinde Bir Gün Bile Görmediği 6 Öğretmen (HP Yazı Serisi)

Ayy arkadaşlar ben üç gün dedim de yok yani biraz abartmışım. İki gün bence ideal benim gibi üşengeçe çok bile. Tekrardan bir düzen yapayım, yazılar çarşamba ve pazar olsun, gönlümüz doysun :). İlki için tıktık. 

Geldik benim en eğlendiğim yazıya :). O yüzden hemen sizinle paylaşmak istedim :). Çok sevdiğim bir karakter olan Dumbledore'un ne kadar iyi bir büyücüyse o kadar kötü bir büyücü hoca seçicisi olduğu bu listeyi umarım siz de seversiniz :). Dumbyciler bana kızmayın ben de sizlerdenim, ama doğruya doğru :).

Allah muhafaza yani olur da ruh emici veya ölüm yiyenlerle karşılaşmazsanız başınıza gelebilecek en büyük felaket Dumby'nin size Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin yeni hocası sensin demesi olabilir zira kendisinin maşallah dediği çok yaşamıyor. Tabi yaşayanlar var ama halleri pek de iç açıcı değil. Resmen Harry Potter'da başınıza gelebilecek 7 felaketi sayın derlerse bunu yazarsınız. Zira kendisinin ömrü yettiği sürece seçtiği hocalarla altı kitabın hepsinde de istikrarını bozmamış ve Potter'a sen de mi Dumby dedirtecek kıvama getirmiştir :). Kendisi Azkaban ile yarışır hani. Öldüren öldürmese delirten delirtmese hapsedilen o da olmadı hafızanı yitirttiren bir hocalık benden uzak Merlin'e yakın olsun dedirten seçimler öyle böyle değil :). Yok ben o bir yılı bile doya doya yaşayayım yeter ki o dünya da olayım da diyebilirsiniz ama demeden önce gelin bu başına gelmedik iş kalmayan altı öğretmene bir göz atalım, kararınız değişiyor mu :).

Yalnız Divine Magic yazısının yanında da çok cool değil mi ya :).


1. Profesör Quarrel




Kendisi Harry Potter'ın ilk profösürü bu alandaki. Potansiyel bir tehdit gibi hiçbir zaman görülmeyen, Snape dışında kendisinden kimsenin şüphelenmediği, kekeleyen, pek göze çarpmayan kendi halinde bir profesör sanıyorduk. Lakin Dumbledore'un bundan sonraki felaket seçimlerinin de resmen habercisi olan bir şekilde Quarrel'ı Hogwarts'a profesör ama dikkat edelim özellikle Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü yapması başta Potter olmak üzere bütün büyücü dünyasını tehdit eden Voldemort'u dolaylı yoldan Hogwarts'a sokmuş ve küçücük çocuklara profesör yapmıştır. Kendisinin gerçek kimliği ve akıbetini zaten hepimiz biliyoruz. Kendisi gerçekten savunma değil de saldırı kısmındaymış haberimiz yokmuş. Bizzat yaşayarak öğreten bir profesördü, bu profesörü bırakıp boşluğunu dolduran bir diğer isme geçelim. Zira ilk profesörlerinin Voldemort olmasıyla çıtayı arşa çıkararak daha ne kadar kötü seçimler yapılırın sinyallarini güçlü bir şekilde veren Dumby'nin ikinci seçimiyle, devam edelim.

2. Gilderoy Lockhart




Hayır sen koskoca zeki yetenekli büyücü Dumbledore'sun. Nasıl böyle hatalar yaparsın, sen git dersi iş bilmez, üç kağıtçı, gösteriş meraklısı Lockhart'a ver. Hadi alırken anlamadın sonradan da mı fark etmedin, Komik bir hocaydı güldürdü eğlendirdi tamam da Voldemort'un peşinde koşa koşa küçücük çocukların yedin bir yılını daha. Voldemort bangır bangır geliyor çocukların savunmaya ihtiyacı var, çocuklar koruyor profesörü tehlikelerden. Yok Dumbledore, sen iyi bir büyücüsün ama sanırım anlamıyorsun hoca seçmekten. Sıradaki.

3. Profesör Lupin




Hıhh, tam iyi bir seçim yaptı, çocuklar çok güzel öğrendi dedik kırk yılda bir sonunda turnayı gözünden vurdun dedik sen git bu gelecek postası okuyan ön yargılı velilere kurtadam hoca bul. Bence süper, bana uyar,hatta çok da güzel olur, Lupin canımız ciğerimiz zaten ama adamı üzdün. bitirdin adamı. Hadi en azından bir sene de olsa çocuklar bir şey öğrendi, Lupin mutlu oldu, en azından bazı ön yargıları kırdı. Çok üstüne gelmeyeceğim, zira Potter bundan sonra hep ekmeğini yedi bu derste öğrendikleri büyülerin zira muhteşem seçimlerinden koca Harry Potter Expelliarmus, Stupify, Patronus büyülerinin ötesine geçemedi yedi kitap boyunca lakin bu sefer de adamı bitirdin be Dumby :(.

4. Deligöz Moody




Yine güzel seçim yanlış adam. Ya sen dostum, arkadaşım dedin adam uyuttu seni Hogwarts'a girdi, Voldemort'un destekçisi çıktı. Hiç mi anlamadın aynı adam olmadığını. Yani dehanı, büyücülüğünü sorgulamamak elde değil. Onu da geçtim bu konuda geçmişin pek parlak değil sonuçta arkadaşın olmadığını da mı anlamadın? Ya sen yine orada burada koştur küçücük çocuklara gitsin lanetleri öğretsin, psikolojisini bozsun. Arkadaşın yedi kat yerlerde, sandıklarda hapsolsun. Yok Dumbledore senin de suçun yok. Artık mimlendin kimi seçersen seç profesör dışında her şey oluyor.

5. Profesör Dolores Umbridge




Dumbledore dedi ama formaliteden, kendisini büyücü bakanlığı atadığından pek söz hakkın olmadı ama yolu da sen açtın seçimlerinin kötülüğünden açık verdin Dumby yani. Umbridge, benim gibi eminim birçok fanın tek ama tek koşulsuz şartsız nefret ettiği kişidir herhalde. Mıymıntı sesi, kuralları, duruşu, tavrı, kedileri, pembenin 5000 tonu kısacası her şeyiyle antipatik olmayı başaran bir karakterdi. Yapmadığını bırakmadı, neyse ki Fred ile George son yaptıklarıyla içimize az da olsa su serpti tabi Hagrid'in kardeşini de unutmamak lazım :).

6. Profösör Severus Snape




Sen bizim gördüğümüz beş yıl adamı süründür, kesinlikle istediği dersin hocalığını da verme verme sonunu hazırlamak için sanki gel bu yıl profesör yap. Tabi bunca yıl bunca ünden sonra adam nasıl yapsın işini, mimlenmiş iş bir kere Snape nasıl kurtarsın. Muslera muamelesi yap adama; çocuk bakıcılığı yaptır, Voldemort'a köstebek yaptır, bir de kendine katil, bir de çocuklara hoca yaptır. Kendin gittin adamı da aldın yanına. Valla Dumby Snape'in bir zaafından adama yapmadığın kalmadı. En son hoca da yaptın, daha da iflah olmadı.

Yedinciye fırsat kalmadan hem canımız Dumby'miz öldü hem de Harry okulu bıraktı. Hayır bazen düşünüyorum acaba dostunu yakın düşmanını daha yakın tut sözünden fazlaca etkilenip bilerek mi yaptın bazılarını, bu zekaya bu hocaların başka açıklaması olamaz :).  Neyse Dumby, seni severim bilirsin, baya severim hatta. Burada biraz yüklendim sana ama kusuruma da bakmıayacaksın, yani az da olsa hak ettin. Küçücük çocuklara savunma diye, karanlık sanatların baş müdavimlerini mi hoca yapmadın, hedef haline mi getirmedin yaptın da yaptın. Yine de her şeye rağmen ilklerimdesin, senin dehan tartışılmaz. Zaten ancak büyük insanların büyük hataları olur. RIP Dumbycim, özledik <3.

Dipnot: Göresellerin hepsi tarafımdan hazırlanmıştır. 

3 Nisan 2017 Pazartesi

Bir Sen Xavi, Bir Ben, Bir de Cannes Jüri Üyeleri - Alt Tarafı Dünyanın Sonu

Xavier Dolan'ın olaylı son filmi "Alt Tarafı Dünyanın Sonu" izleyenleri ve Dolan severleri resmen ikiye ayırdı. Ben de tescilli bir sever olarak bu filmi hemen izledim. Yönetmen güzel, oyuncular güzel, çok şey vadediyordu. Tüm yorumlara da kulaklarımı tıkadım, sevgim öyle büyük (bknz.) :). Şimdi gelelim benim yorumuma. Benim yorumuma bu tarihten bir buçuk ay önce de gelebilirdik lakin masaüstünde gözümün önünde endamı arz eden yazıyı kaybetmeseydim. Bakar kör olduğum doğrudur :). Kambersiz düğün olmadığı gibi makinenin yorumsuz bıraktığı Dolan filmi de olmaz. O yüzden yerden yere vurulmalara inat bir senin, bir benim, bir de Cannes jüri üyelerinin çok sevdiği bu filmi neden sevdiğime gel bakalım beraber Xaviercim.


Film bir oyundan uyarlama ki bu hal çok önemli çünkü filmin büyük ölçüde beğenilmemesinin sebebi bundan kaynaklı. Film değil de tiyatro oyununun kameraya alınması gibi durması. Filmde veya oyunda sıkışmışlık, kapalı alan önemli. Bunu da filme uyarlayınca kısıtlı olması sahnede avantajken sinemada dezavantaja dönüşebiliyor. Bunun dışında müzik seçimlerinin bazılarının çiğ durduğu yorumuna da katılmak zorundayım. Sözlü müzik en fazla bir tane kullanılması daha uygun olurdu hiç kullanılması belki daha iyi çünkü ne filmin vermek istediği atmosfer ne de mesaj bunu kaldıracak durumda değil özellikle bu şekilde seçilen yol bu olunca. Bana gelirsek müzik (hepsini hesaba katmazsak) kapalı alanlar o sıkışmışlık ve kapana kısılmışlık hissini destekliyor. Dış mekan neredeyse hiç yok ve olanlarda kafe veya arabanın içi. Hüznün rengi mavi film boyunca baskın. Filme uyarlanırken daha farklı yöntemler belki düşünsek buluruz ama çok kötü bir film diyebileceğim kadar rahatsız etmedi. Film değil de dramadan uyarlama olduğu baştan beri belliydi. Sanırım filmin sıkıntısı da bu. Filmden çok tiyatro oyununun kameraya alınması hissi vermesi.


Eğer bunları bir kenara bırakırsak da ben filmi çok sevdim. Hem de baya sevdim. Oyunculuklar çok başarılıydı. Özellikle Lea Seydoux'a bir kez daha hayran kaldım. İzlediğim kötü filmi yok sanırım. Yer aldığı filmler hep başarılı. Bu filmdeki karaktere bürünüp oynaması çok ama çok güzeldi. Bu övgüleri tüm oyuncular içim rahatlıkla söyleyebilirim. Benim canım Marion Cotillard, Vincent Cassel ve Nathalie Baye başta olup Gaspard Ulliel de iyiydi :). Louis iyiydi de diğerleri çok iyiydi :). Kötü olduğundan değil yani :). Özellikle monologlarda ön plana çıkan bu oyunculuklar muazzam.

Filmi izlediğimde çok az yorum okudum etkilenmemek için ama bir oyundan yazıldığı belliydi ve bana direkt drama derslerimi özellikle çok sevdiğim bir hocamdan aldığım dersi anımsattı :). Ben de bu filmi biraz drama inceler gibi inceledim. Notlar falan çıkardım. Çok başarılı bir drama olduğunu düşünüyorum. Yukarıda zaten bunun artı ve eksisini yazdım.




Gelelim filmin konusuna; Louise yıllar sonra ölmek üzere olduğunu söylemek için ailesinin evine gelir. Bunca yıldır özel günlerde yolladığı kartposallar dışında ailesi ile iletişim kurmamıştır. En son küçükken gördüğü kız kardeşinin büyüdüğünü, abisinin ne eşini, ne düğününü ne de çocuklarını görmüştür; çocuklardan biri kendisinin adını taşısa bile. Bunca yıl sonra katedilen mesafeler bu aile ile Louise'in arasını böyle bir neden ötürü bile kapatabilecek midir işte sorularımızdan biri budur. Zaman geçer, insanlar değişir. En çok tanıdığını sandığın insanlar bile. Zaman da ne Louise'i ne de ailesini es geçmiştir. Yıllar içerisinde özlem, merak,sitem, kızgınlık ve kırgınlıkları da bugüne getirmiştir. İşte buluşulan bu sıcak günde, yenilen son yemekte herkes eteğindeki taşları dökmek için hazırdır. Yıllardır yokluğuyla bile var olan, "evin babası" rolünü bunca yıldır yanlarında olmasa bile üstlenen yapılanlar veya yapılmak istenenler için  onay beklenen Louise beklediğinden çok daha fazlasıyla karşılaşacaktır. Louise'in öleceğini bilmeyen ve ziyaretini dört gözle bekleyen ailenin geri kalan üyelerinin Louise'de söyleyecek iki çift lafı olacaktır.



İletişimsizlik, yabancılaşma, soyutlanma, sıkışmışlık, aidiyet ve yüzleşme gibi temaların ön plana çıktığı, çeşitli çatışmalar ve uzun monologlar filmin genelini kapsıyor. Yengesi Catherine ve kız kardeşi Suzanne onu ilk kez görürler ve tanışırlar. Kız kardeşi sadece ona anlatılardan oluşturduğu imajla gerçeğini bağdaştırmaya çalışırken onunla zaman geçirmek en iyi halini göstermek ister. Annesi en güzel kıyafetlerini giyip oğluna sevdikleri şeyleri hazırlar. Abisi her ne kadar uzun zamandır etrafta olmadığı için ona kızgın olsa da ondan gelecek adımları bekler. Catherine ise ona çocuklarını yani Louise'in yeğenlerini ve nasıl oğullarına onun adını verdiklerinden bahseder. Herkesin söyleyecek şeyi vardır. Loise annesinin dediği gibi iki üç cümleden başka bir şey diyemez. Herkes ona kaçırdıklarını anlatmak için can atar. Her ne kadar fazla heyecan onları farklı hallere soksa da iletişim kurmak için çabalarlar ama bir türlü karşılık bulmaz bu çaba. Cümleler ve hikayeler hep yarım kalır. Bazen anne bazen abi hikayeleri yarıda bıraktırırlar. İletişimsizlik ve yabancılaşma had safhadadır. Diyalogdan çok monologların ön plana çıkması da bu sebeptendir, karşılıklı konuşmaların hepsinin de tartışma olması gibi. Loise onlarlayken bile başka yerdedir. Bir türlü sohbetlere dahil olamaz ve kendini yabancı hisseder. Oraya ait değil gibi. 




Suzanne ona hayrandır. Hiç tanımadığı ama kan bağı olduğu ünlü bir abi. Makaleleri ve onun hakkında anlatılan hikayeleri olan ünlü bir abi. Kartpostal dışında kimseyle iletişim kurmamış. Mektup bile yazmamış sadece birkaç cümle. İletişim kurmak için daha fazlasına gerek görmemiş, abisinin düğününe gitmemiş, kendini tamamen soyutlamış ama ailenin her üyesinde kartpostal “koleksiyonu” olmuş biri Louise. Kız kardeşinin dediği gibi, insan postacının bile okuduğu bir şeyi yazmak, paylaşmak ister mi? İşte bu kadar uzak Louise ailesine ailesi de ona. İki şehir arasındaki mesafelerin kapanması onların arasındaki mesafeleri kapatmaya yetmez. Mesafeler beraber otururken bile somut ve görülebilirdir. Aynı oturma odasında oturmak bu uzaklığı dindirmez. Louise saatine bakar, uzaklara dalar. Sohbete dahil olmaz, dinlemez. Oraya ait değildir. Suzanne ona dair ortak özel bir anıya sahip olabilmek için adeta yalvarır ama Louise’nin başka dertleri vardır. Pişman olmak fayda etmez, onun pek fazla ömrü kalmamıştır. 




Abisi ona kızgın, onu bırakıp gittiği için, yalnız bıraktığı için. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Louise’nin iletişim kurmaya çalıştığı iki kelimeden fazla konuşmak istediği abisi onu reddeder. Her şey değişmiştir. Kimse kimseyi anlamaz. Varoluşsal sorunlar baş gösterir. Catherine, iletişim kurmaya çalışanlardan biri. Hiç görmediği kocasının kardeşi. Yokluğuyla bile yankı yapan bu insanın varlığı tüm aileyi etkiler. O iletişim kurmaya çalışır ama ayrıntıya dikkat edersek iletişim kurmada, konuşmada zorluk çeken birisidir. Cümleleri yanlış kurar ve kelimeleri yanlış seçer. Konuşma teşebbüsü hep birileri tarafından kesilir ama o yine de Louise ile tek konuşabilen kişidir. O da tam olarak ya kendisinden dolayı veya dış etkenlerden dolayı kesilir. Aile öfkelidir. Louise bu sıkışmışlık, yabancılaşma duygularını en derinden hisseder ve bu mekana da havaya da yansımıştır. Hava sıcaktır, adeta nefes alınamayacak kadar. Louis'de öyle bunalmıştır işte bu geçikmiş ziyaretten. Kendini oraya ait hissetmez artık, kaçtığı sıkışmışlık duygusunu yeniden hisseder. Louise kendini bu sorumluluk duygusundan ve sıkışmışlık hissinden kurtarmış başka yere gitmiştir ama aynı şeyi Suzanne yapamamıştır ve mutlu değildir. Abisine gıptayla bakar. Hayranlık besler ona karşı. Louise ise kimliğini rahat yaşayabildiği başka bir yerde yaşamayı tercih etmiş ailesiyle sınırlı sayıda iletişim kurmuştur. Peki aile daha onun varlığına alışamamışken yokluğuna hazır mıdır? Uzakta da olsa 'yaşadığını' düşünmek belki de daha az hasar bırakacaktır.

Dipnot: Görsellerin hepsi tarafımdan hazırlanmıştır.

2 Nisan 2017 Pazar

Harry Potter'da Hiçbir Şeyin Boşuna Söylenmediğinin 5 Kanıtı (HP Yazı Serisi)

Merhabalar. Ben dikkatli okuyucularımın bildiği üzere Harry Potter hayranıyım. Onunla büyüdüm, hala seriyi elime aldım mı bitirmeden bırakmıyor ve filmlerini tekrar tekrar izliyorum (David Yates'in katlettiklerine rağmen). Böyle bir sevgi olunca dikkatimi çeken şeyler oluyor ve bu kadar sevmeme de etkisi olan şeyler ortaya çıkıyor. Bunların biri de tekrar izledikçe okudukça fark ettiğim foreshadowing'ler. Tam Türkçe karşılığı yok ama önceden ima etme manasına geliyormuş. Zaten internette aratırsanız eminim birçok liste çıkar karşınıza Harry Potter için. Ben de bu yüzden yapmak istemiyordum fakat o kadar güzel ince detaylar var ki hoşuma gidiyor. O yüzden yine de yapmak istedim bunlar zaten benim dikkat ettiklerim, kopyala yapıştır ya da çeviri diye düşünmeyin çünkü değil, belli başlı dikkatimi çekenlere ben de yorum yapmak istedim. Zaten Harry Potter serisini birden çok izlemiş neslin gözüne çarpan şeyler bunlar. İlla ki benzerlikler olacak ama bunların hepsi benim öznel yorumlarım ve gördüklerim.Artık haftanın üç günü; pazar, salı ve cuma günlerinize bol kahkaha ve biraz hüzün getirmek istiyorum bu yazılarla. Şimdiden çoğu hazır. Blogda da Harry Potter' a özel bir bölüm hep olsun ben hep yazayım istiyordum da, bu seri altında yayınlamaya başlayacağım artık yazıları sıra sıra.

Tabi bunların hepsini bize veren ve bize bu dünyayı sunan saygıdeğer J. K. Rowling. Onun ince espri anlayışı ve zekası kitabın her yerinde var. Kendini hissettiriyor. İlk kitapta hiçbir şeyin boşa söylenmediği her noktasının dikkat edilmesi gerektiğini bize söylüyor. Ben böyle muhteşem bir seri için kendisine teşekkür ediyorum (eminim o da beni okuyordur :/). Temaları o kadar güzel ki herkes her yaş okuyabilir. Bunu başarmak da kolay değil tabi. Kaç sene oldu hala konuşacak konusu var hala inceleyebiliyor ve devamlı okuyup izleyebiliyoruz. Bu döneme yetiştiğim için çok mutluyum. Daha önce de bahsettiğim gibi benim için önemli bir seri, tekrar yazıp iyice kafanızı şişirmeyeyim merak edenler buraya tıklayabilir. Ve bu serinin ilk listesi başlıktan anlaşıldığı üzere önceden ima edilen yedinci kitaba kadar önemi olan şeyler. Bu listede sadece ilk filmde ve kitapta gördüğümüz beş olay var. Birinci filmde bile serinin son kitapları düşünülüp ona göre söylenmiş öyle şeylerle dolu ki bu beş az bile. Böyle bir giriş yapıp yavaş yavaş ilerleyen yazılarda hızımızı arttıracağız :). Çok güzel yazılara hazır olun. Bol bol güleceğiz :). Daha yeni başladık yani :). Uzun zamandır hazırladığım, emek ettiğim bir seriyi sonunda sizlerle paylaşıyorum. Hep birlikte çok eğleneceğiz :).

1. Burun Lekesi Ron




Filmde bahsedilmese de ilk kitapta Ron'a burun lekesini silmesini söyleyen ilk annesidir. Daha sonra filmde de kitapta da o leke temizlenmez ve Hermonie'de belirtir lekeyi. Bu durumun birçok yorumu olsa da bence bu leke belirtme olayı Ron'un hayatındaki önemli kadınların bu lekeyi söyleyenler olduğudur. Ron'un hayatındaki en önemli kadın annesi sesli bir şekilde ona söylerken bunu dile getiren ikinci kişinin Hermonie olması tabi ki tesadüf değil, hayatındaki en önemli ikinci kadının Hermonie olacağının işaretiydi <3.


2. Snape ve Bezoar




Snape ilk dersinde filmde hatırlayacaksınızdır Harry'e birçok soru yöneltir, babasının oğlu olması sebebiyle ve şöhretine duyduğu katıksız nefretle :). Snape'in ilk dersinde Harry'e sorduğu sorulardan biriydi Bezoar ve bu bilgi Harry'nin altıncı kitapta kardeşi gibi gördüğü Ron'u kurtarmasına yardım etti. Tabi bu bezoar sadece ilk filmde değil daha sonraki kitaplarda da adı geçen bir taştı. İşte bu bağlantılar bize Potter dünyasını daha çok sevdirdi. Daha bahsetmediğim bir çokları gibi.

3. Draco'nun Harry'e Arkadaş Mesajı




İlk kitapta arkadaşlarını iyi seçmelisin lafının kendi geleceğini yansıttığını bilmeyen Draco, Lanetli Çocuk'ta Harry'nin zamanında beğenmediği arkadaşlarını övmüştür. Evet, aslında verdiği öğüt kendisine dönmüş ve Harry Hermonie ve Ron gibi arkadaşlar edinirken kendisinin Crabbe ve Goyle gibi insanlarla olan arkadaşlığının Harry'nin seçimlerinin aksine yararından çok zararını gördü desek pek de yanılmayız herhalde :).

4. Altın Snitch




Adı gibi altın değerinde olan özellikle Harry için anlamı büyük olan altın snitchde son kitaba kadar değerini korur. İlk kitapta ve filmde Harry en genç Quidditch oyuncusu olur ve ilk maçında altın snitch'i yakalayarak tarihe bir kez daha adını yazdırır. Sadece almasıyla değil alma şekliyle de. Bu yakalama şekli Dumbledore'un müthiş zekasına yedinci kitapta göndermeyle de hafızalarımızı yokladı. Tabi ki bu Harry'nin ilginç bir şekilde yakaladığı ilk snitchten başkası değildi. Bunun dışında Oliver'ın Harry'e oyunu ilk anlattığında sahnedeki son sözü şu olur tatlı kaçık Oliver'ımızın "Eğer bunu yakalarsan Harry, bir kazanırız." Harry birçok kez snitchi yakaladı ve takımının oyunu kazanmasına vesile oldu; lakin snitch bundan fazlası oldu ve son kitapta ona hayat da verdi :).

5. Büyücü Asası




Asa büyücüyü seçer. Harry'nin asasının Voldemort ile bağlantılı olması tabi ki tesadüf değildi. Yedinci kitaba kadar birçok kere bu kardeş asaların yararını gören Harry, Voldemort'a karşı büyük avantajlar sağladı ve gerçekten Ollivander'ın dediği gibi büyük işler başardı. İlk kitapta ve filmde Harry'i seçen bu asa sadece son kitapta veya filmde değil tüm kitaplarda bu sözü kanıtladı :).

Bonus: -You're a wizard Harry!

- I can't be a wizard, I mean I'm just Harry, just Harry




Tabi bu daha uzun bir diyalog ve böyle art arda şekilde değil ama ben kısalttım. İşin özü şudur, Harry büyücüdür ve "sadece Harry" değildir. Harry'nin Hagrid'den büyücü olduğunu öğrendiği an herhalde her Potterfanın kalbinde özel bir yer edinmiş, mektup beklemiş ve birinin bize de büyücü veya cadı olduğumuzu söylediği anı hayal etmiş en azından düşünmüşüzdür (sadece ben de olabilirim :)). Harry'nin evini bulacağı bu yolculukta birçok macera bizi beklemektedir ve Harry'nin kapıdan çıkıp gittiği andan itibaren hayatında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır :). O aslında gerçekten de sadece Harry idi ama düşündüğü gibi değil bütün bu zorluklarla  karşı göğüs geren yetenekli, cesur, sevgi dolu bir büyücü olarak <3.

Girişimizi yaptık, ne diyorsunuz; daha çok yazı için meraklandınız mı? :). Sizin nasıl bu olmaz dedikleriniz neler? Yorumlarınızı bekliyorum, güç sizinle olsun (yok bu o değildi), Merlin aşkına???? :) Salı günü bu bölümde görüşmek üzere :).

Dipnot: Görsellerin hepsi tarafımdan hazırlanmıştır :).

1 Nisan 2017 Cumartesi

Sevgili Güllük #28 (Neden Tarkovski Olamıyorum...)

Bugün 01.04.2017. Bugün severek okuduğumuz Masa Online Dergi'si okur masasında Murat Düzgünoğlu filmi "Neden Tarkovski Olamıyorum..." incelemem yayınlandı. Okumak isterseniz aşağıdaki linkin üzerini tıklamanız yeterli :).



http://masadergi.com/neden-tarkovski-olamiyorum-murat-duzgunoglu/



Masa Dergi Sosyal Medya Hesapları

http://masadergi.com/
https://twitter.com/masadergi
https://masadergi.tumblr.com/

31 Mart 2017 Cuma

Sevgili Güllük #27

Alper Canıgüz yeni kitabı için gün saymaya başlayabiliriz. Çok sevindim. Birçok online siteden 3 Nisan'da ön sipariş verebilirsiniz ben de yakın zamanda okumayı planlıyorum çünkü çok özledik <3.

Alper Canıgüz yazım için tıklayınız.



28 Mart 2017 Salı

Kitaplık Kedisi Reading Challenge 2015 3/4

Asdfgghgjghdssshf. Arkadaşlar ciddi kalamıyorum :). Bu başlığı attıkça ciddi olamıyorum. Bu arada başlığı görüp de şaşırmayın 2017'den yazıyorum :):). Efenim, yıl oldu dediğim gibi 2017 insanlar kaç meydan okuma bitirdi yeni yılda yenilerine başladı ben 2015'te kaldım. Resmen kaldım :), ama azimliyim bu yıl bu meydan okuma bitecek ve ben yeni bir meydan okumaya başlayacağım dedim ama sonra vazgeçtim. Bu meydan okumayı uzun zaman sonra bırakıyorum, pes ediyorum. Demek ki bazı şeyler olmayınca olmuyor ama bu demek değil ki bir daha hiç böyle etkinliklere katılmayacağım. Aksine kıyıda köşede duyduklarınız varsa yorumlarda belirtin katılacağım (akıllanmadı) ama kısa bir liste uzun vadede olmak şarkıyla yoksa hangi yıl biter onu bilemem :). Aşağıda öyle kitaplar var ki seneler öncesi okumuşum, şu an verdim mi evde bir yerde ben mi bulamıyorum bilemiyorum. Artık kısaca bahsedeceğim ve kapatacağım bu defteri. Kaç zamandır duruyor yazı bunu da yayınlayıp bitiriyorum. Okuyamadığım 6 kitap oldu sanırım ama canımız sağ olsun yapacak bir şey yok :).


(Yazı uzun olduğundan tek şarkı yetmez anca liste paklar dedim :))

Birkaç gündür buralarda yoktum ve şu an size farklı bir evden yazıyorum :). İnternet daha yeni bağlandığı için ve telaşımız biraz da olsa azaldığı için şu an buradayım. Kaldığımız yerden devam edeceğiz eğer bu sefer de bilgisayarım "error" vermezse şu aralar gitti gidecek diye çok korkuyorum. Eğer bir sıkıntı olmazsa çok güzel yayınlar hazırladım yeni yazılar olacak aynı zamanda eskiler de devam edecek onları da fırsat oldukça düzenleyip yayınlamaya çalışacağım. Bana çok çok şans dileyin, bolcasına ihtiyacım var :). Bu arada ukitaptan güzel takaslar yapıyoruz, onları da kısa zamanda okuyup yazmak istiyorum ve kullananlara bir şey danışmak istiyorum. Çekilişlerimde de takaslarda da kitaplar gönderdim ama ilk kez başıma bir iş geldi. Gönderdiğim yeni, hasarı sıfıra yakın kitap iki büklüm üyenin eline ulaşmış ve çok ama çok üzüldüm. Her zaman gönderdiğim gibi gönderdim fakat kargoda sorun oldu ve böyle bir şeyle karşılaştım. Bunun önüne geçmek için önerilerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim. Bu riski de sonraki takaslarımda ortadan kaldırmak istiyorum. Ptt zaten poşetle göndermemize izin vermiyor onu da belirteyim ve yardımcı olursanız çok sevinirim. İlk kez karşılaştığım için de diğerlerinden ne farkı oldu çok merak ediyorum ama ne kadar üzüldüğümü anlatamam kargonun hatası olmasına rağmen ve yorumlarınızı bekliyorum bu konuda.

Bu derdimi de paylaştıktan sonra sabrınız için teşekkür eder ve sizlere çok zaman önce okuyup çok zaman önce yazdığım ve çok zaman önceki bu dört kitabı sizlerle paylaşıp bu güzel meydan okumayı bir şekilde bitirip yenilerinde görüşmek dileklerimi sunarım :).

1. Yavaşlık - Milan Kundera


Bu kitabı sevdiğimi ve diğer kitaplarını okumak istediğimi hatırlıyorum. Azıcık varsayımsal olarak konuşuyorum, çünkü baya zaman oldu tamamen hatırlamakta zorluk çekiyorum :). Postmodern roman özelliklerini görebilirsiniz. Kısacık bir kitap ama birçok zaman, mekan ve karakter çeşitlemesi var.

2. Türkü Söylüyor Otlar - Doris Lessing


Çok güzel "postcolonial" sömürgecilik sonrası bir roman. Irkçılık, sömürgecilik, sömürge, sömürgede oturan beyazlar ve bu bölgelerdeki zencilerin (kitapta böyle bahsedildiği için ben de öyle yazdım) durumu, bu iki farklı ırkın arasındaki ilişki, başlıca temalar olabilir. Bu kitapta okuduğum Albert Memmi'nin okuduğum bir makalesinin örneğini gördüm diyebilirim.

3. Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri - Yekta Kopan


Beğenmedim. Üzülerek söylüyorum fakat bazı öyküler dışında kitabı beğenmedim. Baş karakterlerin hemen hemen her öyküde yazarlıkla ilgilenip başka iş yapması, karakterler arasında hep aynı kişiyi okuyormuşum etkisini vermesini sevmedim. Birkaç şey daha vardı sevmediğim fakat pek hatırlamıyorum malumunuz sebeplerden :)))). Bunun dışında büyük umutlarla aldığım bu öykü kitabını sevemedim ama kesinlikle başka kitaplarını okumak isterim.

4. Rüzgarın Adı - Robert Rothfuss


Sayfası dolayısıyla indirimden aldığımdan beri okumadım sonra bir yaz aldım okudum liste dolayısıyla ama o kadar zaman oldu ki kitabı bile bulamadım :) sonra taşına vesilesiyle buldum :). Kitap güzeldi ama nedense ikincisini almadım, bir yandan da olayları, adları unutmuşumdur diye biraz çekiniyorum devamını okumaya. Çok çok ayılıp bayılmadığımdandır herhalde böyle bir ikincisini almadım ama olsa okurum. Kalınlığı sizi hiç korkutmasın akıp gidiyor. Yalnız yine de okuması rahat, güzel bir kitap.

Adet yerini bulsun istenin tamamı --->>>> burada, bunlar da bir ve iki.

22 Mart 2017 Çarşamba

Abur Cubur #33 (Rock&Roll)

Merhabalar :), bugün eskilere gidiyoruz. Türe hakim olmasam da herkes kadar bildiğim sevdiğim bu türden en bilinenlerden yedi şarkı paylaşacağım sizlere. Özellikle bu aralar çok dinliyordum paylaşacağım ilk şarkıyı sonra dedim ki neden beraber dinlemeyelim :). Geçen hafta canım çektiğinden bir Back to the Future izledim bayadır izlemiyordum. Çok iyi geldi, fanlar bilir Johnny B. Goodie ilk filmin starıdır. Ben de bayılarak dinliyorum. Filmi izlediğimin ertesi günüydü Chuck Berry'nin vefat ettiğini öğrendim ve üzüldüm :(. Eminim aranızda benim gibi bu filmi bu şarkıyla özdeşleştirmiş birçok insan vardır. O yüzden bu liste de Chuck Berry'nin anısına olsun.

1. Chuck Berry - Johnny B. Goodie



2. Chubby Checker - Let's Twist Again



3. Bill Haley & His Comets - Rock Around the Clock



4. Elvis Presley - Jailhouse Rock



5. Roy Orbinson - Oh Pretty Woman



6. Little Richard - Tutti Frutti



7. Ike Turner/Jackie Brenston - Rocket 88



Üşengeçler için :)

19 Mart 2017 Pazar

Abur Cubur #32 (Kısa Film Tadında Klipler)

Aylar yıllar sonra bu listeyi hazırladığım için çok mutluyum çünkü şu aralar blogda filmler ön plana çıksa arada kitaplar ben buradayım dese de burada bir müzik arşivi de var, öneri makinesi aynı zamanda müzik blogu da fakat üşengeç yazar adının hakkını verdi ve upuzun bir ara verdi. Arada ... sevmek yazılarında müzikten bahsetsem de uzun zamandır playlist ya da abur cubur hazırlamadım. Baya da güzel gruplar, isimler keşfetmişken hem de. Baya boşladım anlayacağınız ama her hafta en az bir liste çıkarmayı düşünüyorum ve hazırlıyorum. Müziğe doyacaksınız arkadaşlar, güzel bir dönüş olacak :). Dile kolay şimdiye kadar sadece abur cuburlar 31 tane. Bir de ... sevmek ve tematik uzun müzik listeleri var, bir arşiv yatıyor burada :). Sağ tarafta beni kategorize etme bölümünden ilgili etiketlere tıklayıp ulaşabilirsiniz. Zamansız şarkılar hepsi, eminim siz de seveceğiniz yeni bir şey bulacaksınız. Yine çenem düştü ama mazur görün. Kaç ay sonra bir dönüş oldu ve çok mutluyum hele bugünkü tema da hem göze hem kulağa hitap edecek şarkılar seçtim. Temamız kısa film tadındaki klipler. Bu tarz çok fazla klip var, bu tema için bu sadece bir başlangıç. İkincisini de büyük ihtimal yaparım. Bu listeye gelirsek ise klipleri izlemekten şarkıya odaklanamasanız bile ilk dinleyişte ikincisinde de şarkıya bayılacaksınız. Özellikle çok sevdiğim şarkıları seçtim. Böylece yeni sezonun açılışını da yapmış olayım. Heyecanlanınca çeneme vuran bir günden daha selamlar :). Siz de yorumlarınızı eksik etmeyin :).

1. Rhye - The Fall


Bugüne özel şarkıları ve klipleri de tek tek yorumlayacağım ohh sefam olsun :). Bu klipte olaylar olaylar, paralel evrenler bir bir şeyler. Şarkı zaten büyülü. Tiryakisi olacaksınız :).



2. Yakup - Platonik


Eski bir şarkı eski bir klip ama çok güzel. Daha doğrusu Cenk Özakıncı'nın kısa filmi imiş ama bence müthiş bir uyum var. Çok tatlı bir film. Yakup sanırım şu aralar şarkı yapmıyor ama bu şarkıyı Dream Tv döneminin güzide gençleri özellikle hatırlayacaktır. Tabi hala var ama eskisi bir başkaydı :).




3. The Away Days - Calm Your Eyes


Bu kısa film tadındaki klip de şarkı da çok güzel. Gruba zaten şu ve şuradan aşinasız. Bu klipte benim Almadovar'ın en sevdiğim filmi Volver'in afişi de açılışta sizi karşılıyor :).



4. Father John Misty - Hollywood Cemetry Sings


Aubrey Plaza'nın arz-ı endam ettiği bu klip etkileyici:). Şarkı ise on numara, bir arkadaşımın önerisiyle dinledim öyle ki baya dinledim bir süre. Bozuk plak gibi öyle derler ya, siz de çok seveceksiniz :).



5. Athena - Ses Etme


Bu klip olaylı. Şöyle ki Denizatı adlı kısa film ile benzer olduğu söyleniyor. Ki ben izledim çok benziyor ama şöyle bir şey var Denizatı da başka kliplere benziyor. Mesela şuradaki gibi. Bu iki Türk yapımının benzediklerini okuup gördüm fakat yabancı ve önceki versiyonlarını da filmin sayfasında baylaşmışlar yorum olarak orada da görünce ben şarkı güzel klip de mesajlı burada dursun izledim. Kısa filme gelince o da güzel :).


6. Mitsky - Happy


Afedersiniz apışıp kalacağınız bir klip ama kalmayadabilirsiniz :). Ben kalmıştım. Şarkı deseniz teşekkür edeceğiniz cinsten. Ben bayılıyorum birkaç gündür de bağımlısıyım. Günde iki üç dozdan aşağısı kurtarmıyor. Bazen klip bazen şarkı bazen ikisi birden beni alıp götürüyor :).


7. Massive Attack - Voodo in My Blood


Rosemund Pike'ın oyunculuğunu konuşturduğu bir klip. Kadın yetenekli yapacak bir şey yok :).