sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2018 Salı

Limonata Tadında Film Maratonu


Yazın sıcaklarında buz gibi limonataya kim hayır diyebilir ki ben kimim hayır diyeceğim :). Çocukluğumdan beri limonata aşığı biri olarak nanelisine, çileklisine, klasiğine bayılırım, yeter ki el yapımı olsun :). Sevgili Engineering Vibes ve Thesaglams limonata tadında bir film izleme maratonu başlattı; 2016,2017,2018 yılları arasında çıkan seçtiğimiz 30 filmi 9 Haziran ve 9 Eylül arasında izleyeceğiz :). Film listesi yapmayı ve sonra ona uymamayı çok severim, yaptığım diğer listelerde olduğu gibi :). Bu maratonun güzelliği sürenin uzun olması ve ben her zamanki gibi kendime çok güveniyorum :).



Bu üç yıl içinde çekilen ve benim izlemediğim filmlerin bazıları aşağıda. Halihazırda 2018 devam ettiğinden bu yıl izlemek istediğim binlerce filmden bazıları gösterime girmedi haliyle; lakin süper filmler bu yıl da bizi bekliyor. Liste genelde erişilmesi kolay ve izlemekte geç kaldığım filmlerden oluşuyor. Aa hala izlemedin mi bu filmi ne ayıp demek serbest ya da çabuk bu filmden başla durman kabahat demek de :).



Ola ki bu üç yıl içerisinde çekilen bir film izlersem film değiştirme hakkımı saklı tutarım çünkü bu maraton bitecek :).

1. Ahlat Ağacı - Nuri Bilge Ceylan (2018)

2. Annihilation - Alex Garland (2018)

3. Red Sparrow - Francis Lawrence (2018)

4. In the Fade - Fatih Akın (2017)

5. Oh Lucy - Atsuko Hirayanagi (2017)

6. How To Talk Girls at Parties - John Cameron Mitchell (2017)

7. Molly's Game - Aaron Sorkin (2017)

8. Happy End - Michael Haneke (2017)

9. Lucky - John Carroll Lynch (2017)

10. The Little Hours - Jeff Baena (2017)

11. The Killing of a Sacred Deer - Yorgos Lanthimos (2017)

12. 120 battements par minute - Robin Campillo (2017)

13. Loveless - Andrey Zvyagintsev (2017)

14. I, Tonya - Craig Gillespie (2017)

15. Song to Song - Terrence Malick (2017)

16. The Square - Ruben Östlund (2017)

17. Wonderstruck - Todd Haynes (2017)

18. Jupiter's Moon - Kornél Mundruczo (2017)

19. Get Out - Jordan Peele (2017)

20. On Body and Soul - Ildiko Enyedi (2017)

21. Faces Places - Agnés Varda, JR (2017)

22. Mother - Darren Aronofsky (2017)

23. A Ghost Story - David Lowery (2017)

24. Throughbreds - Cory Finley (2017) 

25. A Fantastic Woman - Sebastian Lelio (2017)

26. La Fille Inconnue - Luc Dardenne, Jean - Pierre Dardenne (2016)

27. Divines - Uda Benyamina (2016)

28. Don't Think Twice - Mike Birbiglia (2016)

29. Nocturnal Animals - Tom Ford (2016)

30. Joshy - Jeff Baena (2016)

Dipnot: Listeyi bitiremeden ve yayınlamadan listede olan üç filmi izledim ve onları listeden çıkartıp tekrardan film seçmek zorunda kaldım. Daha fazla yazıyı yayınlamadan film izlememek için günümün önemli bir kısmını listeye harcadım yoksa olacak kısır döngüyü fark ettiniz sanırım :).
Devamını Oku »

25 Ocak 2018 Perşembe

#Mim Sinema ve Ben

Merhabalar :). Nasılsınız? Bakıyorum uzun zamandır bloglarda mim yazısı yok ve hemen bir tane yapayım dedim :):). Daha önce müzikli bir mim yapmıştım (bknz.) bu sefer sinema ile alakalı hiç ya da seyrek film izleyenlerin bile cevaplamaktan hoşlanacağı sinema ile ilgili anılarımızdan konuşurken biraz nostalji yaşayacağımız, film izleme alışkanlıklarımızdan bahsedeceğimiz bir mim hazırladım :). Sorular altında sinema hakkında sohbet edeceğiz anlayacağınız. Eğleneceğiz biraz :). Cevaplarınızı merak ettiğim sorular var, bakalım beğenecek misiniz? <3

Sorular iki bölümden oluşuyor. Üç ana soru ve 5 tane çıtır çerezlik sorular :).



1. Sinemada izlediğin ilk film :)?


Ben vcd çocuğuyum, o jenerasyondan gelmeyim. O yüzden evde çokça film izledim. Hani şu haftalık cd kiraladığımız dönemler :). Evde çokca film izlemişimdir bu sayede ama sinemada ilk izlediğim film hala defalarca severek izlediğim Harry Potter ve Felsefe Taşı filmidir. Hiç unutmam cuma okuldan eve geldiğimde apar topar annem beni hazırlayıp amcamla sinemaya göndermişti. O zaman Antakya'da tek sinema var o da Konak. Hani şurada yazdığım :). Orada mavi salonda (o zaman ki en büyük salondu sonra genişlettiler :)) ilk sinema deneyimimi Harry Potter ile yaşadım ve harika bir deneyimdi :). (Zaten ondan sonra serideki tüm filmleri de sinemada izledim, gelmesini sabırsızlıkla bekledim :)). Film izlemeyi zaten severim de sinemada ayrı sevmeye başladım. O gün bugündür sinemaya giderim anlayacağınız :).

2. Film en güzel ..............'de/a izlenir.


Valla bana göre film güzelse her yerde izlenir :). Ev, sinema, sınıf, açık hava, bilgisayar ekranı, televizyon ya da projeksiyon aletiyle gösterilmiş olması fark etmez. Ortamın sessiz olması ve herkesin filme odaklanmış olması yeterli :). Benim film zevkim zaman mekan tanımaz yani :).

3. Film izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler?


Film izlerken istediğim şey sessizlik aslında. Dikkatimin dağılmasını istemem. Bir de filmi en başından izlemeyi severim, ortasından başlamayı pek sevmem. Onun dışında olmazsa olmazım dediğim bir şey yok herhalde :).

Gelelim çerezlik anket sorularına :).

a. Tek başına mı kalabalık mı?


İkisi de, zaman mekan fark etmez dedik ya :):):). (kendim soruları hazırlamamış gibi cevaplıyorum, kişilik bölünmesini göze alarak :)).

b. Mısır mı cips mi?


Yani şimdi ben de Isabelle Huppert gibi cool olup sadece film demek isterdim ama bazı filmler tam atıştırmalık o yüzden ikisi de :).

c. İki boyutlu mu üç boyutlu mu?


Şimdiye kadar iki, sonrasına bakarız.

d. Avm sineması mı sokak sineması mı?


Tercihim her zaman sokak sineması olur ama yeri geldi mi diğerine de gidiyorum.

e.  Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi, yorumlarını okumak mı?


Yani yerine filmine göre değişir ama  filmden önce konusu dışında fazla bir şey öğrenmek istemem o yüzden fragmanını bile bazen izlemem fazla ipucu olmasın diye ki yorumlarını da çok okumam kafama koymuşsam izleyeceğim diye :). Filmden sonra film hakkında çok okurum ama :).

Sorularımız bunlar umarım mimden ve cevaplardan keyif almışsınızdır. Bir sinema sever olarak ben cevaplarken (kendi mimim diye söylemiyorum:')) zevk aldım :). Bakalım sizler ne cevaplar vereceksiniz :).

Blogunda film yorumu yayınlayan arkadaşlarımı öncelikli olarak mimledim ama herkes bu mime davetlidir :). Siz de en az üç arkadaşınızı mimlemeyi unutmayın, sinemayla kalın :).

Yorum Atölyesi 
Entel Karınca
Okuyan Muggle
Sinemarquez
Mariposa
Umut Durakları
Blue Things/Aysel
Mavera
Dr. Coffee
Leylak Dalı
Arif Öztürk
Berke Kocademir
Maydanoz


Dipnot: Mimi yapan arkadaşların linklerine adlarına tıklayarak ulaşabilirsiniz. Aşırı eğlenceli ve okumasına doyulmayan yazılar hepsi benden söylemesi :).
Devamını Oku »

26 Aralık 2017 Salı

Sinema Güzeldir #6 (Başka Sinema: İşe Yarar Bir Şey ve Sarı Sıcak)

Başka Sinema sen ne harika şeysin :). Sinema Güzeldir serisine Başka Sinema'yla devam ediyorum, havama, lüksüme bakın <3<3<3. Öncelikle beni çok ama çok heyecanlandıran bir haberi paylaşmak isterim. Şu yazımda şehrime gelmeyecek dedim ve şehrim beni öyle güzel öyle güzel yanılttı ki ... Geldi çünkü. Gönlümün efendisi, çok merak ettiğim, hemen koşup izlemek istediğim "Godard ve Ben" şehrime geldi <3<3<3<3. Planlar yapıldı hemen hafta sonu gidilip izlenilecek <3. Sonra da yorumu sizlerle paylaşılacak :). Bu Başka Sinema çok güzel ya, çok ama çok mutluyum. Antakyalılar siz de bir el atın şu sinemaya böyle güzel filmler geliyorken. Haftada en az bir kez gidin, çok güzel filmler geliyor. Ben de o izlediklerimden ikisini önereceğim şimdi. Hadi bakalım, bir de lütfen Konak Başka Sinema'ya devam et <3.

İşe Yarar Bir Şey - Pelin Esmer (2017)




Harika bir film. Tek kelimeyle harika. Bayıldım, her dakikasını zevkle izledim. Bir tren yolculuğu iki kadın ve bir karar. Edebiyatla iç içe, gizem, kara mizah, gerilim bu filmde. Bir de alıntılar, şiirler var ki en olmadık yerlerde gözlerinizi dolduracak cinsten. Biliyorum geç kaldım yazmak için ama olur da hala oynuyorsa sinemalarda mutlaka gidin izleyin, teşekkür edeceksiniz. Barış Bıçakçı okuma isteği uyandıracak, yazarı severler filmdeki etkisini zaten hissedecek. Teşekkürler Pelin Esmer, teşekkürler Barış Bıçakçı. Başak Köklükaya, Öykü Karayel ve Yiğit Özşener. Çok güzel film çok <3.

Sarı Sıcak - Fikret Reyhan (2017)




Giriş sahnesiyle beni bir güzel geren sonrasında da sırtımızda o sarı sıcağı hissettiren bir film. İbrahim'in hayatına odaklanıyoruz bu filmde. Hayallerini, onlara kavuşmak için uğraşını ama bu arada da güç dengelerini, ataerkil aile düzenini, değişen sistemi de İbrahim dolayısıyla görürüz. Kısa, sade bir film.

Bu iki filmi de ben beğendim ama İşe Yarar Bir Şey tekrar izleme isteği uyandırdı. Çok ama çok sevdim <3. Kitap alıntıları, şiiri, müzikleri, görüntüler, oyunculuk kısaca her şeyiyle ben çok sevdim :). Sonuç olarak ikisini de beğendim. Başka Sinema'ya sevin, sevdirin  <3.
Devamını Oku »

7 Aralık 2017 Perşembe

Sevgili Güllük #56 (5. Antakya Uluslararası Film Festivali + Başka Sinema)

Merhabalar!! Yine güzel kültür sanat haberlerimle buradayım. Hem bu haberi verdiğim hem 2017'yi böyle bir haberle bitireceğim için (yok son yazı değil, yani umuyorum :)) de çok mutluyum. Başka Sinema artık Antakya'da!!! Bununla da kalmıyor beşincisi düzenlenen bir festivalimiz varmış ki ben şahsen bu sene öğrendim, doğma büyüme buralı olduğum halde.



Yine de önemli olan sevgili Hataylılar bilin ki 7-12 Aralık'ta devam eden bir film festivali ve artık Başka Sinema gösterilen bir sinemamız var :). Festival filmleri dört lira bilginize. Yılların sineması, benim sinemada ilk filmimi izlediğim yer olan Konak Sinema'da. Bir ara kapandı açıldı derken böyle bir dönüş yapması bizi avm sinemalarına mahrum bırakmayıp alternatif filmleri yayınlamasıyla bir kez daha gönlümü kazandı, daha da değerlendi. Siz de lütfen fırsat buldukça gidin ve bu sokak arası sinemamız kapanmasın ve büyük yapımcıların sadece filmlerini oynatabildiği sinemalara mahrum kalmayalım. Zaten o filmlere illa bir yerde denk geliriz ama bu filmler çok ama çok değerli. Ülkemizde güzel filmler çok güzel filmler yapılıyor. Bu fırsat ayağımıza kadar gelmişken destek olalım ve bu sanatı daha yakından takip edelim.




Anlayacağınız ben festivallere gidemiyorum diye üzülürken festival ayağıma geldi :). Sinema artık daha güzel benim için. Her gün plan yapıp filmleri zamanında takip edebileceğim, program yapacağım. Yine yeniden. Artık daha güncel sinema yazıları da olacak ki şimdiden programlar yapıldı, ilk yazı da yolda :). Bu çevrede olan herkesin de en azından haftada bir kere ne var ne yok diye uğramasını canı gönülden isterim. Siz de ne kadar çok paylaşırsanız bu haberi sadece sözlü bile olsa eminim ki daha çok insana ulaşacaktır. Ben önünden geçmesem haberim olmazdı, tanıtımı maalesef yeterli değil ama yine de kulaktan kulağa yayılsa bile daha fazla insana ulaşabilir.

O yüzden Konak Sinema'ya, sinemamıza sahip çıkalım, hem de böyle film seçimleri yapmışken <3.



Aşağıda Instagram hesaplarını takip edebilir, güncel film ve seans bilgilerini öğrenebilirsiniz :). Sinemayla kalın :).

https://www.instagram.com/antakyakonaksinemasi/?hl=tr
Devamını Oku »

30 Eylül 2017 Cumartesi

Adana Sinema Müzesi ve Adana Film Festivali

Merhabalar :). Uzun zamandır yayın yapamıyordum, bu yayın eksikliğini şöyle gidilesi etkinlikler ile kapatayım dedim :). Adana'ya gittiğimde Sinema Müzesi'ne hep gitmek istiyordum uzun zaman sonra yanlış hatırlamıyorsam beş sene sonra gittiğim Adana'da ilk durağım bu müze oldu ama nasıl :). Benim gibi şanssız ve bahtsız bir insanın yerini bilmediği bir yeri bulma şansı sizin oturduğunuz yerden Bağdat'ı bulma şansınızdan kat be kat düşük o yüzden iki vasıta ve bolca yürüyüş sonunda müzeye vardım. Adres soranlar için tek basit bir cevap var; adliyenin orası :). Adliye'ye gidip oradan birine sormanız Adana Sinema Müzesi'ni bulmanız için yeterli arkadaşlar aklınızda bulunsun. Ne yandex ne google haritalar, ihtiyacınız olan tek adres adliyenin orası o yüzden hiç diğer maceralara atılmayın :). Ha adliyenin ya da müzenin yeri değişir bilemem ama şimdilik adres budur :).



Gelelim müzeye bu kadar yürüdükten sonra ne bulduğuma. Bir kere en büyük keşfim canım canım Şener Şen Adanalıymış :). Onu öğrendim. Yine kendisi gibi oyuncu olan babası Ali Şen de Adana doğumlu lakin Şener Şen'in filmlerine ait bir oda dolusu poster bu müzede sizi karşılayacak. İki katlı odaları çeşitli temalarla donatılmış bu müzede, Şener Şen 'in odasının bir tek balmumu heykeli eksik :(. Neden eksik çünkü Yılmaz Güney, Abidin Dino, Orhan Kemal gibi isimlerin heykelleri varken Şener Şen ve Yaşar Kemal de bu heykellerden en önemli eksiklerdir diye düşünüyorum.





 



Evet, madem Yılmaz Güney dedik kendisi müze de adı en çok geçen isim olabilir. Heykeli, mektupları, film afişleriyle odasına sığmayıp koridorlara taşan bilgi belgeleri sergilenen bu önemli yönetmen ve oyuncunun Cannes Film Festivali'nden ödülle dönmesi ve Türk Sineması'na olan etkisinden dolayıdır diye düşünüyorum. Abidin Dino ve Orhan Kemal aşağıdaki gibi karşılıklı sonsuza kadar oturacaklar, karşı duvarlarında Adanalı ünlü oyuncuların fotoğraflarının sürekli neden kalabalıklaştığını merak ederek (en azından ben öyle varsayıyorum :))

 


Bu odaların birinde fotoğraf makinesi arşivi de sergileniyor. Fotoğraf sanatı düşkünlerinin özellikle ilgisini çekecek bu oda ile de güzel bir nostalji yaşıyoruz.



O kadar yol gitmeme değdi mi, bir sinema sever olarak tabi ki değdi. İyi ki gitmişim, çok güzel zaman geçirdim. Sizin de yolunuz düşerse uğramadan geçmeyin ki adresi (adliyenin orası) zaten biliyorsunuz :).



Adana'ya gittiğim zamanın Film Festivali ile çakışması tabi ki benim için bir şanstı ta ki Salı günü için üç filmlik bir liste yapıp acilen eve dönem gerekmeseydi :/. O üç filmlik liste de üst üste Haneke'nin Happy End'i, Wind River ve The Shape of Water vardı. Hepsi de tabi ki merak ettiğim filmlerdi ve hepsinin aynı salonda sıra sıra olması gibi harika bir denk gelişi vardı ta ki benim salı sabahı apar topar memleketime gitmem gerekene kadar. Velhasıl Filmekimi'ne gidemeyip Adana Film Festivali'ne sevinecekken yine şansım beni şaşırtmadı ve onun da kıyısından dönüp festivale sadece ve sadece bir film ile kapatarak kaçırılmış festivaller listeme bir yenisini daha ekledim. O filmi de festivalin ilk günü izledim, çok sevdiğim "Tabutta Rövaşata" filminin yönetmeni Derviş Zaim'in "Filler ve Çimen" filmiyle festivali başladığım gibi bitirdim :). Yorumunu atıştırmalıkta yazmak istiyorum, merak edenler beklemede kalsın :).



Festival ücretsiz ki bu durum avantaj gibi gözükse de dezavantaj olabilecek bir durum. Yine de eski yeni güzel filmlerin olduğu güzel bir festival umarım zamanı olanlar bu festivali kaçırmamıştır çünkü pazar günü son. Birçok film dışı etkinlikte oldu ama açıkçası onlar nasıl geçti pek bir fikrim yok Katılan duyan varsa yorumlarını bizle paylaşırsa sevinirim :). Tarihimin en kısa, jet festivalini tek film ile kapatmaktan gururlu ve mutlu olmasam da umudumu kaybetmiyor bu sefer de Viyana Uluslararası Film Festivali'ne oynuyorum çünkü neden olmasın?? :).


Dipnot: Fotoğrafların hepsi bana aittir, izinsiz kullanmayınız.
Devamını Oku »

14 Haziran 2015 Pazar

Locke - Steven Knight (2013)

Web'ten alınmıştır

Spoiler içerir.

"Eğer bir hata yaparsan tüm dünya başına yıkılır" - Locke

Tom Hardy (Nasıl bir isimdir bu ya adam zaten İngiliz bir de böyle bir ada sahip, resmen ünlü olmak için doğmuş)'nin tek başına müthiş bir oyunculuk sergilediği Locke, insanın kendiyle, başkalarıyla yaşadığı çatışmayı yansıtan güzel bir dram. Ivan Locke aniden gelen bir telefonla bir anda işini ve ailesini arkada bırakarak bir buçuk saatlik yola çıkar ve biz de onun hayatının bu bir buçuk saatine ortak oluruz. Tek başına arabasıyla bu yolu giderken, 'tarih yazacak' kendisinin sorumluluğunda olan bir binanın temelinin atılacağı günün öncesinde ve ailesi onu heyecanla evde maç izlemek için beklerken gelen bu ani telefonla her şeyi geride bırakır. Bunlara engel olacak şey, onun  bu çok değer verdiği iki şey, ailesi ve işi, onları kaybetmesine de sebep olacaktır. Peki bu çok önemli olan şey tüm bunlara değer mi göreceğiz.

Ivan işinden alelacele çıkarak arabasına atlar ve yola çıkar. İzledikçe anlarız ki telefon tek gecelik ilişki yaşadığı bir kadından gelir. Kadın doğum yapmak üzeredir ve Ivan doğumda yanında olmak için her şeyini arkada bırakarak yola çıkar. Bu sırada inşaatına başlanacak binanın temeli ertesi gün atılacaktır ve Ivan'ın sorumluluğunda olan bu projeyi de ardında bırakır, işten kovulacağını bile bile. En değer verdiği şeylerden biridir binalar Ivan'ın. Ve tabi ki sembol olarak binaların seçilmesi tesadüf değildir. Filmde de Ivan'ın hayatıyla ve binalarla film boyunca yakın ilişki kurulur. İş arkadaşı Donal ile binanın temeli hakkında konuşurken one "Eğer bir hata yaparsan tüm dünya başına yıkılır"der. Aynı Ivan'ın hatası gibi. O da tek bir hata yapmıştır ve geri dönülmez yola girmiştir. Eşini, evini ve işini kaybetmiştir. Yani onun da dünyası başına yıkılmıştır.

"Eğer bir binanın temelinin betonu doğru olmazsa, bir santim bile kayarsa çatlaklar oluşur.eğer çatlaklar oluşursa zaman geçtikçe büyürler ve tüm bina yıkılır."- Locke

Peki ya Locke'un temeli. Filmde kendiyle hesaplaşmasıyla anladığımız kadarıyla Ivan'ın babasıyla sorunları vardır hatta belirli bir yaşına gelene kadar görüşememişlerdir. Babasının onu terk etmesi yüzünden Ivan'ın pek de sağlam bir temeli olduğunu söyleyemeyiz çünkü ölen babasıyla hayattayken hesaplaşamaması onun şimdiki hayatında hala problemlere sebep oluyordur. Film de kendi kendine konuşurken hitap ettiği kişi hep babasıdır. Onu suçlar, ona içini döker aynı zamanda ona hesap sorar. Bu hata olarak gördüğü bebeğin peşinden gitmesi aslında babasının kendisi için yapmadığı babalığı o çocuktan esirgememektir. Ona soyadını vermek, onu kabul edip ilk anında yanında olmak, onu sevmediği bir kadından olmasına rağmen çocuğu olarak kabul etmesi, bu kendi içinde tamamlayamadığı baba boşluğunu o çocuğa yaşatmak istememesidir. Bu evini, işini ve eşini kaybetmek pahasına da olsa. Yani onun da Ivan gibi temeli sağlam olmayan kendi binasının, yani kendi hayatının; çatlakları gittikçe büyümüş ve en sonunda yıkılmış bir hayatının olmasındansa onun yanında olmak ve çocuğunda kendi gibi olmasını önlemek için çıktığı bir yolculuktur. Ivan'ın bu bir buçuk saatte arkada bıraktığı sadece yollar değil ailesi ve çok sevdiği işidir de. Ama filmin sonunda her şeye rağmen bir hayat, bir ömür başlar. O bebeğe sahip çıkarak bebeğin hayatında oluşabilecek olası çatlakların önüne geçmek ister. Bu yüzden Ivan gibi kendi hayatının, kendi binasının yıkılma olasılığını yok eder. Bu bebek, hem Ivan'ın yenilenmesi hem de kendi babasından farklı olarak bebeğin yanında olması bu döngünün kırılması için bir umuttur.

Steven Knight'ın yazıp yönettiği, başka sinemanın örneklerinden bu film Tom Hardy'nin güzel oyunculuğuyla ve güzel konusuyla kendini öne çıkarır. Filmde mekan yollardır. Ve arabayı kullanan Ivan'ın yanına Knight seyirciyi oturtuverir ve onunla beraber biz de Ivan ile yola koyuluruz.

Bu filmi seven bunlara da göz atsın :).

1.Telefon Kulubesi (2002) - Joel Schumacher
2. Looper (2012) - Rian Johnson (Çünkü bazen bu döngüleri kırmak için fedakarlık yapman gerekir)
3. Next (2007) - Lee Tamahori (Ve binalar yıkılmadan öngörmek gerekir olacakları, ona göre davranmak için.)

Muhtemel Soundtrack ile de bitireyim.

1. Bonny M - Daddy Cool (Dram dram nereye kadar :))
2. Glasvegas - Daddy's Gone (Chuck dizisinden hatırlayanlar olacaktır.)
3. Radiohead - No Surprises
4. Muse - Unintended
5. The Beatles - Yesterday (Ivan'ı ve filmi anlatan en iyi şarkı herhalde gerçi hangimizi anlatmıyor ki, güzel şarkı yapacak bir şey yok :/)

Bonus : Carly Rae Jepsen - Call Me Maybe Tom Hardy belki bizi de bir gün ararsın :))

Devamını Oku »