ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2017 Pazar

İsminde kış mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların kışın geçtiği 6 kitap (Pazar 6'lısı)


Temasına bayıldım ama kitap bulmakta zorlandığım bu pazar altılısı yazısıyla şubatın ilk altılısını yapıyorum. İlk iki temada ilki çevrilmesini istediğim kitap olmamasından; zorlasam bir iki tane çıkar ve romantik türde kitap okumadığımdan; yine aynı şekilde uğraşsam bir iki tane çıkar) bu ay çok istememe rağmen iki hafta yazamadım ama bu hafta zorlanmama rağmen online kütüphanemi tekrardan gözden geçirip gözüme ilk çarpan bu altı kitabı seçtim. Belki sonradan daha farklı kitaplaraklıma gelir ama ilk izlenimler bunlar olduğu için pişman olacağımı sanmıyorum.

22 Haziran 2016 Çarşamba

Sevgili Güllük #10

Merhabalar, nasılsınız? Havalar güzelleşti gibi, artık bayılacağız bu sıcaktan deme vakti çoktan geldi bile :). Merhaba yarı yanmış kollar :). Dikkat edin kendinize, öyle çok güneşte kalmayın :). Canım okuyucularıma bir şeycikler olmasın. Ben bu aralar sıcaklardan değil ama deli gibi kışı özlüyorum, Ankara'nın kışını. Renkli kazaklar, çoraplar giymeyi, atkısız beresiz çıkmamayı, Ankara'nın o güzel grisini, karını, o soğukta içilen sıcacık kahveyi, okunan kitabı, botlarımı, kalın paltomu, Aylak Madam'ın yokuşunu tırmanmayı, yeni yerler keşfetmeyi, tiyatroya gitmeyi, Sakarya'da yürümeyi, Tunalı'da gezmeyi, Kızılay'da yemek yemeyi, sahaf araştırıp, kitap karıştırmayı ve karanfil kokusunu... Özlüyorum işte. Şimdi de yapılmaz mı illa ki yapılır ama o his yok. O kışın güzel kokusu yok. Bir şeyler eksik sanki. Kış gelirse belki o his gelir diyorum, Ankara'daki ilk kışımın o tertemiz, güpgüzel, mis kokusunu tekrar hissederim belki. Ahhh saçmalıyorum sanırım,temanın beni getirdiği haller herhalde, yine aşkım kabardı canım Ankarama :). Sanırım platonik takılıyorum. Pek bir karşılığını alamadım. Nankörlük mü ediyorum acaba :). Neyse o anlar beni sevmese de. Ama umalım ki o da beni seviyor olsun :).

O değil de beni bu şarkılar mahvetti. 

Karanfil kokuyor cigaram, cigaram





10 Şubat 2016 Çarşamba

#Ankara

Ankara, Ankara, bu sefer başka!

Tunalı'sı, Bahçeli'si, Kızılay'ı, Sıhhıye'si, Koru'su ama en çok Beytepe'si.

Birçokların ilki.

Karı, kışı, soğuğu, egosu, bitmeyen sıraları, tiyatrosu, festivalleri, metrosu, Aşti'si, avmleri, kapıları, heykelleri, ha bi de fıskiyeleri :).

4 yıl, az değil. İyisiyle, kötüsüyle, sevinciyle, üzüntüsüyle dört yıl. Bundan sonrası ne olur bilmem ama şimdiye kadar yaşattıklarınla hep iyi ki Ankara!

Herkes sevmez seni, boşver onları. Evet gri şehirsin, evet memur şehrisin ama sen böyle çok güzelsin.

İçim acır da gitmek istemem. Ağlayasım gelir.

Yani sen de biliyorsun ki bu sene, bu sefer bambaşka.

En güzel Ankara şarkılarıyla :).








                                         



Evet bu da var, hep hüzünlü değil Ankara, biraz da böyle :)


5 Mart 2015 Perşembe

Londra Bulvarı/London Boulevard #Ezeli Düşmanlar #vol1

Geçenlerde bilirsiniz belki Ankara'da kitap fuarı oldu ve bitti. Ben de ancak geçen cumartesi gidebildim. Keşke hafta içi gitseymişim. Sahaflar o kadar kalabalıktı ki hiçbir kitaba bakamadım ve bir ilki gerçekleştirdim. İlk bir fuardan sadece ve sadece iki kitap aldım. Ben bile inanamadım ama o kalabalıktan ve organizasyonun kötülüğü nedeniyle maalesef ben bile iki kitapla döndüm. Beni en çok rahatsız eden iki nedeni yazayım da içimde kalmasın. Güzel yetkililer bizi dışarıda uzun bir sıraya aldılar bir de utanmadan bakın ne kadar da çok katılımcımız var (!) diye fotoğraf çektiler. Ve sırf hafta sonu diye öğrenci olmamıza rağmen bizden bir buçuk liraya bilet kestiler ve iki adım sonra o bileti elimizden aldılar (!) evet bunlar en göze batan kusurlardı ama bunları bir kenara bırakacak olursak aldığım o şanslı kitaplardan biri Londra Bulvarı'nı size filmli, kitaplı, hatta karşılaştırmalı mümkün olduğunca az spoiler ile tanıtmak isterim. Sel Yayınlarındaki 5 liralık bölümden aldığım kitap konusu dolayısı ile ve 2010 yılında Colin Farrell'in başrolü oynadığı bir filminin olduğunu öğrenmemle ilgimi çekti.

                                           


Kitabın yazarı İrlandalı Ken Bruen birçok ülkede İngilizce Öğretmenliği yapmış bir öğretmen aslında. Kitap 2010 yılında çok sevdiğim Sel Yayıncılık'tan çıkmış, Kapak başarılı. Renkler, tabancalı bir adam gayet etkileyici. Hatta bana İletişim Yayınlarından çıkan Murat Menteş, Alper Canıgüz kitap kapaklarını anımsatmadı değil. Gelelim içeriğine. Mitchell 3 yıl hapishanede kalmış, delilikle normallik arasında gidip gelen bir kız kardeşe ve bolca suç dünyasına ait arkadaşa sahip biri. Her ne kadar tekrardan suç dünyasına bulaşmak istemese de ister istemez olayların içine çekiliyor. Olaylar esas adamımızın hapishaneden çıkıp arkadaşı Billy'nin onu almaya gelmesi ile başlar. Billy ona içi dışı hatta gardıropları bile dolu bir ev verir. Tabi karşılığını da ister. Onun hapishaneden çıkışının şerefine bir parti düzenler. Ve Mitchell partiye giderken bir kızacağımıza yardım eder. Ve bu iyilik de karşılıksız kalmayacaktır. ama bu iyiliğin iyi mi kötü mü olduğuna da siz karar verin. Mitchell'ın dikkat çeken özelliklerinden biri kitaplara düşkünlüğü ve sürekli alıntılar yapması. Kitapta bolca alıntı okuyabilirsiniz. sonuç olarak kitaptaki karakterleri ve hikayeyi her ne kadar sevsem de yeterince iyi olduğunu düşünmedim. Kitap akıcı, merak ettiriyor ama tekrar okuyacak kadar değil. Sinematografik anlatıma sahip ama klasik olacak kadar değil.. Hikaye yeterince orijinal değil, okuyucuyu şaşırtmıyor. Klasik bir suç/aksiyon türü konusundan öte değil. Çeviriden mi baskıdan mı anlamadım bazı kopukluklar var kitapta. Buna rağmen okuması kolay, biraz rahatlamak için okumalık.



Filme gelirsek arada karakterler ve özellikleri arasında büyük farklar var. Kitapta Mitchell'ın hayatında iki kadın var filmde ikisini birleştirmişler. Jordan karakteri kitaptakinin tam tersi özellikte ve sevdiğimiz oyuncu David Thewlis tarafından oynanmış. Keşke kitaptaki karakteri oynasaydı eminim doktürürdü. Baş karakterimize hayat veren ise Colin Farrell. Bir diğer başrol benim kişisel olarak pek haz etmediğim ama her İngiliz filminde bulunma zorunluluğu olan Keira Knightley. Bir de Mitchell'in kız kardeşi var tabi ki. Kitapta sempatimizi kazanırken film de bize bu imkan sunulmuyor. Bu yeni karakterlerle senaristimiz farklı bir sonu uygun görmüş ki pek sevemedim. Kitaptaki son cümle kitabın belki de en güzel yeriyken senarist filme kendi sonunu yazmak istemiş. Kitaptan bağımsız olarak düşünürsek konu zayıf. Mitchell yine aynı şekilde hapishaneden çıkar, arkadaşı tarafından alınır, partiye davet edilir ve bir şekilde Charlotte ile ben kitaptaki Lillian Palmer ve Aisling birleşimi (Mitchell'ın hayatındaki kadınlar) demek isterim, Keira Knightley'ın tüm iticiliği ile hayat bulur. Charlotte evinden çıkamayan, çok ünlü, her gün evinin önünde gazetecilerin beklediği ünlü bir aktristir. Ve beklenildiği gibi Mitchell'in aktristin evinde işe başlamasıyla birbirlerine aşık olurlar ama Mitchell'ın geçmişi bu aşka pek de izin verecek gibi değildir. Filmin tek güzel yanı müzikleriydi sanırım ve en beğendiğim şarkı filmin hem başında hem de sonunda çalan şu şarkı. tüm şarkılara erişmek isterseniz buyrun.



Biraz daha yazarsam dayanamayıp sonunu yazacağım sanırım. en iyisi burada bırakmak. Çok başarılı bulmadığım bu kitap/film ikilisinden ben kitabı önerirdim. Filmi de özellikle bir oyuncunun hayranıysanız izlemenizi öneririm, izlemezseniz pek de bir şey kaybetmezsiniz :).

1 Aralık 2014 Pazartesi

Ane Brun #konser



Evett, her zaman  öneri yapacak değiliz biraz sohbet edelim. Yine bilmeyenler için öneri olacak ama bilenler için anı okumak gibi. Taa haftalar önce gittiğim canım cicim Ane Brun konser izlenimimi paylaşmak isterim. Ankara Nordik Müzik Festivali kapsamında gelen Ane bizi sesiyle büyüledi. Albüm kaydı gibi güçlü sesi ekstra hayran olmama yetti de arttı bile. Yalnız konserden önce de sonra da dilimden düşmeyen şarkı ve bence konserin tek eksiği "These Days" idi :'( :'(. Hala içimde yaradır. Onun dışında tek kişilik sahne performansı sergileyen Ane cesaretiyle de takdir edilesiydi. Gitarlar geldi gitti, piyano da çaldı. Arka fonu sürekli değiştiren (ışıkçı)  arkadaşın konser başlayınca ayakkabılarını çıkartıp konser bitince giymesi ayrı bir olaydı :).




Ama asıl bomba, provaları kaçak olarak izlememizdi herhalde :). Zaten bir işte ben varsam olaysız geçmez o gün, Anlatayım hemen. Biz erkenden ODTÜ'ye gittik, ben daha önce gitmediğim için bi görmek istiyordum ki çok güzel bir yer; çarşısı, kırtasiyesi, kitapçısı,yemekleri güzeldi :). Yere bakalım da biletleri alalım diye erkenden gittik salona. Bir bakalım mı içeri noluyor ne bitiyor derken arkadaşıma "Ya gel bi bakalım nolcak" deyip kapıyı açmamla Ane Brun'un provasını görmemiz bir oldu. Zaten sahne hariç her yer karanlık bari oturalım dedik :). Görevli bizi fark edene kadar oturduk izledik. Sonra adamın kaba bir şekilde "Sizi dışarı alabilir miyim" demesiyle gerçek dünyaya dönüp konser saatine kadar ODTÜ çarşının teras kısmında takıldık.Ama biz göreceğimizi gördük havalı arkadaşım :P. Kapı açılışı söylenilen saatten daha önce açıldığı için birazcık arkalarda olsak da Ane'in sesi ve sempatikliği bize ulaştı. Kendisi Türkçe konuşmayı da ihmal etmedi, Ordan da aldı gönlümüzü. Sonra başladı o güzel aşk şarkılarını söylemeye. Do You Remember, To Let Myself Go, Undertow, Words, This Voice, The Light from One ve daha hatırlamadığım bir çok şarkı. Şenlik gibi müthişti ya :) Seyirci de maşallah bir elit bir kaliteli, zaten birçok erasmus öğrencisi gelmişti. O eltlikten utanmasam bağıracaktım These Daysss diye zor tuttum kendimi :). Hala atlatamadım.





12 Aralık'ta  Küçükçiftlik Park konseri olacak kendisinin. Orada çalarsa bir video falan atarsınız artık. Sonuç itibariyle harika bir gündü. Buradan kendisine teşkkür ediyor bir daha These Days'i repertuvarına almasını o şarkı olmadan gelmemesini, vallahide billahi de darıldığımı söylüyorum. Daha canlı dinleyip ağlayacaktım ya :(. Neyse ilk etkinlik yazımın sonuna geldim. Başta kendime ve sizlere bol etkinlik dolu günler, öneri makinesi olmadan geçen gününüz olmasın der bu yazıyı da bitiririm. Birkaç fotoğraf atayım bari uzaktan uzaktan. (Fotoğraflar arkadaşım Anıl'a aittir, onun güzel blogunu ziyaret etmek isterseniz tıktık .)