9 Şubat 2017 Perşembe

My Blueberry Nights - Wong Kar Wai (2007)

Wong Kar Wai'nin en güzel anlattığı belki de anlatmayı en çok bildiği iki duygu var; aşk ve acı. Birini anlatmadan diğeri eksik kalıyor sanki. Mesela acısız aşk olmuyor mu? Yok mu bir çaresi hocam diye sormak geliyor içimizden. Çaresi yok en azından filmlerinde. Acıyı dibine kadar yaşayıp aşkı doruklarda hissetmek ruhunda var. Ayrılmaz ikili, birbirleri olmadan varlık gösteremiyorlar sanki. Nasıl Days of Being Wild, In the Mood for Love ve 2046'da derin acıları ve umutsuz aşkları
izliyorsak Chungking Express ve Happy Together'da umudu görüyoruz. Tabi duyguların ikisi de hep orada. Bazen umudu atıp sırt çantamıza yolumuza devam ederken bazen derin kederde boğulup kurtaramıyoruz yakamızı. My Blueberry Nights'da ise sırt çantamız dolu. Aşk dolayısıyla acıyı derinden yaşayıp sonunda yine aşkı buluyoruz. Ve önemli olan bulmak değil bu uğurda katettiğimiz yol oluyor. Bazen Simyacı'daki gibi dibimizde olan şeyleri görmek için miller katetmemiz gerekebilir. Uzun yollar gidip dünyayı görüp daha sonra eve döndüğümüzde başka gözle bakabiliriz evimize. Lizzie'nin de yaşayacak ayları oluyor bu uğurda. Çok şey öğretiyor zaman.

Arnie: Yaşamı basit, gündüz polis olarak görevini yap, her akşam son gecen gibi iç. Hala sevdiğin gitmemiş gibi evlilik oyununu sürdür. Ta ki içtiğin son geceye kadar.




Sue Lynne: Adı gibi şiir, Şiir gibi kadın. Genç ve güzel. Asla kurtulamadığı bir sevdiği var. Ta ki altı yıl sonra ilk içtiği kadehe kadar.



Leslie: Okumadan önce olasılık yapmayı öğrenmiş, genç bir kadın. Kendine belki de en çok güvendiği kumar masalarında yaşayan. Bu hayatı öğreten babasına asla güvenmeyen ta ki son gününe kadar.



Jeremy: Elinde anahtar kapısı açık bekleyen hayallerini bu uğurda feda eden bir genç. Bir gün yanlış anahtarla yanlış kapıda beklediğini öğrenene kadar.



Lizzie: Acısını yollarla avutmaya çalışan aşık bir genç. Uğradığı her durak acısından bir parça alır mı yoksa yenisini mi ekler bilinmez ta ki evin yolunu bulana kadar.



Bir de küçük bir denklem kuralım; Lizzie'nin de dediği gibi her şeyin bir nedeni var. Blueberry'nin de. Blue, blues da keder demek, belki de bu geceler blueberryli turtalı geceler değil de kederli gecelerdir ya da jazz söyleyen Norah Jones'un oynadığı bu karakterin hüzünlü aşk şarkılı jazz geceleridir. Sırtımız dolu dedik boşuna değil, ta ki hüzün yerini ağızda tatlı ekşi "blueberry"'li turta tadını bırakana kadar :).



blues: hüzün, keder, caz...


Wong Kar Wai'nin İngilizce çekilmiş filmi, başrolde Norah Jones, Jude Law, Rachel Weisz, Natalie Portman ve David Strathaim gibi ünlü oyuncuların olduğu bu filme ben bayıldım. Kar Wai'nin filmlerini bayıldığımı her filmini yazdığımda zaten bağıra bağıra söylüyorum. Müzikleri, görselliği, çekim teknikleri ile beni benden alan bir yönetmen. O hep çeksin ben izleyeyim. O kadar güzel bir tat bıraktı ki üstüne film izlemek istemedim. Hani çok tatlı bir şey yersin de ağzının tadı bozulmasın diye üstüne su bile içmezsin öyle bir his. İçindeki hikayeler öyle içten geldi ki özellikle Arnie ile Sue Lynne'nin aşkı hala tüylerimi diken diken ediyor. Müthiş bir hikaye ve senaryo. Weisz ve Strathaim'in oyunculuğu özellikle beni benden aldı, muazzam. Soundtrack'e özellikle dikkat edilmeli. Yine filmin halet-i ruhuyesine uygun müthiş seçimler. In the Mood for Love severlerin gözünden mi desem kulağından mı kaçmayan Yumeji's Theme de sürprizi. İçi acıtan şarkılar vardır, onlardan. Wong Kar Wai'nin filmleriyle uyumlu bu kadar güzel seçimleri yapması ayrı bir olay, bu yüzden de çok seviyorum. Ben yine bu soundtrackten bir tanesini paylaşayım. Tüm listeyi paylaşmak lazım da şimdilik bir tane olsun :). Çok güzel alıntılar da var, beğendiklerimin hepsi aşağıda bu yazı çok uzun olmasın diye tekrarlamıyorum. Bu filmi kesinlikle öneriyorum.




Diğer Wong Kar Wai yazılarım için tık ve tık.

Daha fazla gif ve resimler için TUMBLR hesabımı takip edin :). Alıntılar da bonusunuz :).


Öneri Makinesini Sosyal Medyada Takip Edin:

https://soundcloud.com/ms-m-5
https://www.tumblr.com/blog/mubblr
https://twitter.com/onerimakinesi

Dipnot: Fotoğrafların ve giflerin hepsi bana aittir.

10 yorum:

  1. Ayrıntılı, güzel bir anlatım olmuş. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim güzel yorumunuz için :).

      Sil
  2. Ask ve aci... Ne de guzel. Ruhsal aci cok gercek degil mi. Bunu ve diger muthis duygulari bize yansitan filmler iyi ki var. Bazen goz gorur ama kagida ya da ekrana yansimaz hissesilen wong kar wai gibi bazi yonetmenler gordukleri duyguyu bizlere de gosterebiliyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle, wong kar wai forever :).

      Sil
  3. çok sevdiğim film ve çok sevdiğim yönetmen eveeet :) bir de baksanaa, bu filmin öyküsünü yazan ise amerikan lawrence block. yaşayan polisiye roman efsanesi. romanlarını kaçırma bak. türkçede var. bernie rhodenbarr ve matthew scudder polisiyeleri :) bir de baksanaa eveeet, amerikan sineması aşkı anlatamaz. yani o duyguyu iyi veremez. oyuncular oynar ama hissetmez. yok bu onlarda. ama avrupa özellikle fransız sineması ve uzakdoğu eveeet :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senarislerinden biri Lawrence Block, Wong Kar Wai hikayenin ve senaryonun sahibi. Ben bir bakayım polisiyelerine, hep okumak istiyorum diyorum ama bir türlü okuyamadım. İyi bir polisiye okumak lazım.

      Sil
  4. çok güzel ifade etmişsin en kısa sürede izlemek isterim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler, izledikten sonra da yorum yapın :).

      Sil
  5. Bu filmi ben de çok severim. Norah Jones muhteşem oyuncular arasında çok sönük ama diğerleri harika.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet biraz sönük ama çok da sırıtmıyor. Ben de başka bir oyuncuyu izlemeyi tercih ederdim.

      Sil