28 Şubat 2016 Pazar

Abur Cubur #21

Uzun zaman sonra Abur Cubur huzurunuzda :). Bayadır sizleri abur cubursuz bıraktım ama eminim bu listeyi seveceksiniz çünkü bu sefer tek vokal değil çoklu vokal ile müziğini icra eden, grubu sevseniz de içten içe favoriniz olan ve keşke hep o söylese dediğiniz gruplardan oluşan bir liste olacak. Sanırım yine indie ve türevleri ağırlıklı oldu ama yapacak bir şey yok arkadaşlar seviyorum :). O zaman başlayalım.

Bu arada çekiliş bu hafta sonlanacak katılmayı unutmayın :) Bu güzel hediyeleri kazanmak için çekilişe katıl.

1. Yine Türkiye'ye benim tanıttığım ama buralara gelseler ilk gidemeyecek olanın ben olduğu, en sevdiğim gruplardan biri ile açılışı yapıyorum. Bu grubumuzun temamızın da gereği olarak iki vocali var; Ed Droste ve Daniel Rossen. Benim favorim şarkıdan da anlaşılacağı üzere belli ama ikisini de çok seviyor muyum, seviyorum. Hangisini koysam karar veremedim ama sanırım onlarla ilk tanıştığım şarkı buydu o yüzden onu koyayım. Yoksa bitmez bu yazı :).



2.  Sanırım Chuck dizisi günlerimden kalma, yani orada duyup sevdiğim bir grup The New Pornographers. Şimdi burada da en güzel şarkılarından biri listemize giriyor.



3. Benim en sevdiğim indie gruplardan Belle&Sebastian zaten olmazsa olmaz. Çoklu vokali bırakın çok elemanlı bir gruplar zaten. O yüzden bir vokal yetmez demişler herhalde :) Üyeleri çok değişti, bir şeyler oldu ama güzel şarkıları baki kaldı efenim. Yine zor bir seçim olacak ama burada ben bir öneriyorum siz evde zaten bakarsınız :).



4. Sıradaki grubumuz Amerikalı ikili Mates of States. Şarkılarını beraber söyleyen çiftimiz "At least I have you" ile listemizde. Ayrıca beraber bir filmde de oynamışlar, merak etmedim değil. Siz de merak ettiyseniz The Rumperbutts. (Bir kere bile Vampir Günüklerini izlemiş değilim ama soundtrackleri harika oluyor :)).



5. Yine şarkılarını beraber söyleyen bir ikili ile devam ediyoruz. Bir dönem ülkemizi kasıp kavuran, sosyal paylaşım sitelerinde profilinde paylaşmayanın dövüldüğü bir şarkıları vardı. Ama ben "Dance me to the end of love" coverlarını paylaşmayacağım burada. Onun yerine yine çok sevilen şarkıları "Poison & Wine" listede.



6. Yavaş yavaş listemizin sonuna yaklaşıyoruz. Şimdi de bazen kız bazen erkek kardeşin söylediği hatta bazen beraber söylemeyi tercih eden bir grup geliyor. Angus & Julia Stone'dan "Big Jet Plane".



7. Ve geldik sonuna. Biliyorum hiç bitsin istemediniz, hep devam etsin. böyle gitsin istediniz ama her güzel şeyin bir ajskasjka. Ne saçmalıyorum ya bir daha ki abur cubura kadar sağlıcakla kalın, eski abur cuburları yenileri gelene kadar dinleyin, bir güzel tüketin efenim. Hadi bb :).


24 Şubat 2016 Çarşamba

İlk Aşk/Ergen Aşkları

Ne kadar ciddiyetsiz ne kadar anti elitist bir blogger oldum ben böyle o kadar da ciddi bir kültür sanat blogu derken :P :). Başlıktan da anlaşılacağı üzere bu listede ergenlik ve ilk aşk temalı bir film listesi hazırladım. Yine Başka Aşk temalı bir liste daha var ona da bakmak için şuraya tıktık. Bu arada 5 martta bitecek bir çekilişim var, katılmak için de şuraya bir tıktık alayım :).

1. Submarine - Richard Ayoade (2010)


Bir numarada benim en çok sevdiğim filmlerden, kaç kere izlesem sıkılmayacağım, her şeyiyle ikon olan ve soundtrackiyle de gönülleri fetheden çok güzel bir film, bayılacaksınız. Ergen aşkı deyip geçmeyin güzel, bol alıntılı bir film. Facebook kapak fotoğraflarınızı şenlendirecek müthiş resim gibi sahneler görmek mümkün. Ve yine bolca alıntılar yapabileceksiniz.

Craig Roberts filmdeki başrol oyuncusu, yönetmenlik yapmaya başlamış ve filmi IF Bağımsız Film Festivali kapsamında Ankara'ya geliyor. Benim de merak ettiğim filmlerden biri. Filmin adı Just Jim ve fragmanı izlemek için tıktık. Hazır yeri gelmişken festival programını düzenleyenlere sesleniyorum, Ankara'nın ulaşım sisteminden bir haber olarak nasıl filmleri o saate koyarlar anlamış değilim. Bunun çok tatlı bir yazı olması gerekiyordu ama bu ulaşım çok dertli bir konu arkadaşlar neyse ben hemen başka bir filmle kapatayım konuyu :).




2. Moonrise Kingdom - Wes Anderson (2012)


Yine aynı şekilde birçok ikonik sahneleriyle akılda kalan Wes Andersen filmi. Sarı rengin yoğunlukta olduğu, takıntılı yönetmenimizin yine bol aktörlü filmlerinden biri.





3. Me Earl and the Dying Girl - Alfonso Gomez Rejon (2015)


Film Ekimi'nde istediğim filmlerden izleme fırsatı bulduğum nadir hatta belki de tek filmdir kendisi. Aslında böyle aşktan çok arkadaşlık teması derdim buna ama bence aşk da var :). Çok güzel bir filmdi. Başrol oyuncusu çok iyiydi. Bir de filmde böyle klasik filmlerin parodileri vardı ki ayriyeten onları gösterseler izlerim :). Kesinlikle izlemelisiniz. Benim bile yazarken tekrardan izleyesim geldi :).



4. The Perks of Being of a Wallflower - Stephen Chbosky (2012)


Filmin kitabını okumak isterdim öncesinde ama dayanamayıp izledim :). Güzel bir filmdi. Yukarıdaki filmlere göre daha az not verirdim ama kendi türü içerisinde başarılı olan bir film. İzleyin pişman olmazsınız.



5. Love, Rosie - Christian Ditter (2014)


Bu filmi benden beklemeyeceksiniz ve çok şaşıracaksınız ama itiraf ediyorum ben büyük bir Sam Claflin hayranıyım :). Onun vesilesiyle zaten bu filmi izledim. Açıkçası film beklentilerinizi hiçbir şekilde boşa çıkarmayan klasik iki çok yakın arkadaşın lise döneminden başlayan daha sonrasında aşka dönüşen hikayesi. Açık ve net bir şekilde film bu ama güzel bir soundtrack fazla abartmadan anlatılan hikayesiyle film kendini izlettiriyor. Film klişe uyarmadı da demeyin :).



6. Flipped - Rob Reiner (2010)


İşe size çok güzel, naif bir ilk aşk hikayesi. Sıkılmadan izleyeceğiniz çok tatlı bir film.



7. A Swedish Love Story - Roy Andersson (1970)


Şimdi 70'ler İskandinavya'sına gidiyoruz. Herkesin sarışın olduğu bir film düşünün :). Yine bir ilk aşk hikayesi ve diğer filmlerden daha farklı. Eğer daha önce oralardan bir film izlemediyseniz sıkıcı veya soğuk gelebilir ama seviyorsanız da bakmanızı öneririm.




8. 10 Things I Hate about You - Gil Junger (1999)


Ve bir klasik filmle kapanışı yapalım Heath Ledger'ı da anarak. Güzel bir film. Yine bir American High School'dayız ama sırf Heath Ledger'in şu performansı için bile izlenilebilir tabi Joseph Gordon Levitt'in mini mini bir hallerini de izlemek de mümkün. Ayrıca diğer örneklerine göre daha eğlenceli :).



14 Şubat 2016 Pazar

Kitaplık Kedisi Reading Challenge 2015 (1/4)

Ahhh ahh nasıl utanıyorum bu yayını paylaşırken bir bilseniz. Bu sene biliyorsunuz ki Reading Challenge'a katıldım ama bir türlü yorumlarımı paylaşamadım. Boşuna demiyorum dünyanın önde gelen üşengeç markasıyım diye. Sene oldu 2016 ben hala 2015 reading challenge paylaşıyorum. Bu yayın aylardır duruyor ama son düzenlemeleri yapıp bir türlü paylaşamadım. Devamını paylaşıp paylaşmam biraz da isteğe bağlı aslında. Ama sonuçta öneri öneridir ve yine beğendiklerimi paylaşma durumu olabilir. Bu arada şöyle bir çekilişimiz var katılmak için tıktık :).

Sıralamayı benim listedeki sırayla paylaşacağım. Eğer benim listemin tümüne bakmak isterseniz o da burada :).


1.Bir biyografi ya da anı kitabı
Bir Dinozorun Anıları - Mina Urgan




Mina hocamızın bu güzel anılarını okumak büyük bir zevkti. Kesinlikle sıkılmayacağınız, müthiş samimi bir kitaptı. Gerçekten acısıyla, tatlısıyla güzel bir yaşam yaşamış. Birçok sanatçıyla ve yazarla dostluk kurmuş, gezmiş, okumuş ve neler neler. Anlatımı o kadar içten ki resmen akıp gidiyor.  Bu arada söylemeden edemeyeceğim, kitapta kızından, Zeynep Irgat, bahsederken ve tiyatrocu olduğunu söyleyince internette araştırırken gördüğüm oyuncu karşısında şaşkınlığa uğradım. Belki hatırlarsınız en bilinen rollerinden biri benim en sevdiğim dizilerden Bizimkiler dizisinde, Almanya'dan göç eden ailenin yanında çalışan Ayşe idi. Yok benim yaşım yetmez yaşlı seni der iseniz ise şimdi Kırgın Çiçekler adlı dizide de Hediye rolünde oynamaktadır. Yine saptım konudan, mazur görün artık :). Ben kitabı ve bu "dinozor"un anılarını okumaktan müthiş keyif aldım. Zaten ne kadar baskı yaptığını görünce siz de anlayacaksınız ki bu kitabı okuyanlar azımsanacak gibi değil. en yakın zamanda hocamızın diğer kitabı "Bir Dinozorun Gezileri" kitabını da okumayı düşünüyorum.

2.Kapağında "deniz" olan bir kitap

The Tempest - William Shakespeare



Ve geldik Shakespeare'e. Bu oyunun çevirisi "Fırtına" diye geçiyor bakmak isteyenlere. Yani nasıl desem ne etsem de daha az eleştiri ve kınama alırım bilmiyorum ama ben Shakespeare üstadımızı pek sevmiyorum :(. Yani kesinlikle çok önemli bir yazar ama ben hala pek ısınamadım. Kısaca Hamlet dışında okuduklarımdan çoğunu sevmedim ve bu kitabı da beğenmedim. Ama tabi ki soneleri çok güzeldir. Mutlaka alın okuyun :).

5.En az 20 yaşında olan bir kitap

Ekmek Arası - Charles Bukowski




Veee Bukowski. en merak ettiğim yazarlardan biriydi. Duruyordu kenarda ve nedense çekindim okumaya belki de beklentiler büyüktü diye ama bu liste sayesinde sonunda aldım kitabı başladım okumaya. Ama ne okumak sen 24 saat içinde bitiver ve tadı damağında kalsın. Ben fark ettim ki birinci tekil ağızdan anlatılan bu tür romanları seviyorum. Misal; Çavdar Tarlasında Çocuklar (favori kitaplarımdan), İçeriden Ölmek (yine bir diğer favori kitabım) kısaca şu tarzdaki kitapları severim. Hele bir de böyle asi, herkesin uygun gördüğü yaşamı yaşamayan, "diğerleri" veya "öteki"  dediğimiz kişilerse. Bu kitapta yazarın hayatından bol bol anı içeren, hatta çoğunlukla otobiyografik bir kitap. Ben severek okudum ve diğer kitapları da artık okumak istediklerim arasında.

6.Gitmek istediğiniz ülkede geçen bir kitap

Senin Köylerin- Cesare Pavese




Pavese yine merak ettiğim yazarlardan biriydi. Özellikle kendi yaşamına son verdiği için ve bazı duyduğum alıntılarından ötürü.  Bu kitap benim en çok gitmek istediğim,hatta bir dönem dilini öğrenmeye çalıştığım hala da öğrenmek istediğim ülkede geçiyor. Neden bilmem ama İtalya'nın adı bile beni mutlu ediyor. Ama bu sefer İtalya'da geçen bu öykü beni pek mutlu edemedi. Yaşanan olayların vahimliği, olaylara ses çıkarılmaması ve bunca olayın arasında önemli olan şeyin hasat olması düşündürücü ve biraz da tanıdık maalesef. Pavese'nin en çok okunan ve önerilen diğer kitapları da okuma listeme eklendi.

8.Arkadaşınızın çok sevdiği bir kitap

Grapon Kağıtları - Didem Madak




Biraz şanslıyım aslında. Seçtiğim kitapların çoğunu beğendim ve yazarların diğer kitaplarını da okumaya karar verdim. Didem Madak'ta onlardan biri. Ben çok şiir insanı değilim ancak bazı klasik ve oradan buradan duyduğum şairleri okurum. Mesela bir şarkının sözleri bir şiire aitse ve ben o şarkıyı seviyorsam merak eder ve alır okurum örneğini de diğer bir yazımda da göreceksiniz :). Bu kitabı da arkadaşımın önerisiyle okudum listenin gerektirdiği gibi ve iyi ki okumuşum çok sevdim. İçinde çok güzel sözler var. İnsanın hissettiklerini anlatıyor aslında hatta belki yaramız var ki ona dokunuyor ve gocunuyoruz. Aslında pek de yalnız değiliz ve bu dertleri yaşayan tek kişiler değiliz. Zaten edebiyatın, sanatın önemi burada ortaya çıkıyor.  Hem destekleyici hem üzücü. Diğer kitabı "Pulbiber Mahallesini"'de okumaya başladım ama bazı nedenlerden ötürü yarım kaldı ama tabi ki o da bitecek çünkü Didem Madak okumayı herkes gibi ben de çok seviyorum.

Bu arada yorum yazmayı, sizin düşüncelerinizi paylaşmayı unutmayın :)

13 Şubat 2016 Cumartesi

Nina Simone

Bu dünyadan Nina Simone geçti arkadaşlar. Şarkıları, piyanosu, kendine has tarzıyla bizi bizden aldı hala ve hala onu dinliyoruz ve dinleyeceğiz. Şarkıları böylesine hisseden ve karşı tarafa hissettiren nadir sanatçılardan. Onun ne sesi ne şarkıları eskiyecek. Zamansız, az biraz atarlı, bol şenlikli bir kadın. Söyleyecek fazla bir şey yok aslında, güzel kadın Nina Simone. Sizi onun güzel şarkılarından sadece yedi tanesiyle baş başa bırakıyorum.

1. Don't Let Me Be Misunderstood



2. Feelings



3. Feeling Good


4. Just in Time. (Efsane son sahnelerden birinde de duyabilirsiniz :).


5. Love or Leave Me


6. I put a spell on you


7.  You don't know what love is

#çekiliş (kapandı)


Merhabalar efenim :). Uzun zamandır bir şeyler paylaşmamıştım ama geçen gün twitter'dan da belirttiğim üzere Öneri Makinesi (evet Öneri Makinesinin Twitter'ı var ulaşmak için tıktık.) durdurulamıyor :).  Paylaştığım üç öneri yayınından sonra benim en sevdiğim bölüme geldik :). Tabi ki çekiliş bölümü. Bu çekilişe birinci yıl kutlamaları diyemem bir yılı aştık :), yılbaşı diyemem onu geçtik, sevgililer günü diyemem biliyorsunuz ki bu ciddi bir kültür sanat blogu :P (ayrıca hiçbir "-ler gününe" inanmadığımı da belirtmek isterim :)). Yani çekilişin adı, sebebi pek de önemli değil. Siz yine de istediğiniz bir şekilde ad verebilir, tema koyabilirsiniz :) (temalı blog kurup temasız çekiliş yaparak amacından sapan blogger). Ama sizce de hediye alıp vermek dünyanın en güzel şeylerinden biri değil mi <3. Ne gerek var sebebe, siteme, sonuçta hayat paylaşınca güzel :). Sonuç olarak uzun zamandan beri planladığım ancak bu zamana denk gelen bir çekiliş yapıp sağ salim sizlerden şanslı bir kişiye göndermek istiyorum. Bu ilk çekilişim ve umarım güzel bir şekilde atlatırım. Hatta bakarsınız o kadar güzel geçer ki yakın zamanda yine bir çekiliş ayarlarım :). Sizinle paylaşmak istediğim o kadar güzel şey var ki umarım her şey güzel olur ve devamı gelir. Ne gevezesin hediye kısmına gel dediğinizi duyar gibiyim. İşte hediyeler :).

Ankara kitap fuarından Aylak Adam standından aldığım, içinde Freud'un üzerinde düşünülesi, en güzel alıntılarını içeren bu kitabı ve kendi yaptığım bu kalp detaylı, iki yönlü, christmas temalı ayraçla beraber yollayacağım.

Bu vesileyle Aylak Adam yayınlarından bahsetmek isterim sizlere. Fuarda en güzel indirimi yapan ve standa gelenlerle canı gönülden ilgilenen, işini severek yaptıkları her hallerinden belli olan müthiş bir ekipler. Ben de onlara buradan ufacık destek olmak ve sizlerle bu kitabı paylaşmak istedim. Bence tek dikkat etmeleri gereken şey sanıyorum ki basımdan kaynaklı teknik sorunlar ama tabi ki halledilmeyecek şeyler değil :). Severek okuyoruz.




Ama bu kadar mı hayır. Benim gibi defter aşıklarına ve okuduğu kitaplardan alıntılarını yazmayı sevenleri de unutmadım. Benim kendime de bayılarak aldığım, mor olmasıyla ayrıca beni mest eden, her sayfasının alt kısmında alıntılar olan dünyalar tatlısı metis defteri ve kayınvalidesinden geline mor bir kalem :). Bu kalemi hem renginden hem de rahatlığından dolayı seviyorum. Şu aralar en çok kullandığım kalemdir kendisi.



Ve gelelim şartlara :). Aslında -lar fazla oldu tek şartımız var bu güzel hediyeleri kazanmak için.

  • Şu sağ tarafta benim naçizane fikrim olan şarkı adlarıyla sizlere seslendiğim "gel gel gel güzelim gel" kısmından bu siteye görünür olarak katılıp bu yayının altında yorum yaparak belirtmeniz. 

İşte bu kadar tek şartım bu. Zaten takip ediyorsanız da yine bunu yorumlarda belirtmeniz gerekiyor tabi ki :). Yok ben bloga bayılıyorum, her sabah bir kez bakmazsam güne başlayamıyorum, aman hediyelerin de ne güzelmiş diyor ve bu tarz yorumlar yapıyorsanız da ben yok demem :). Ha bir de bana bu kadarı yetmez ben şansımı arttırmak istiyorum diyenlere de iki seçenek yazacağım ama tabi ki bunlar isteğe bağlı.

  • Eğer kendi blogunuzda paylaşıp yorumunuzda link verirseniz +1
  • Eğer Twitter'da da onerimakinesi 'ni etiketleyerek bu yayını paylaşıp yorumunuzda link verirseniz  +1 

Böylece şansınızı üçe katlayabilirsiniz :). Öneri Makinesinin bir tek Twitter adresi olduğundan o sosyal mecrayı çekilişe dahil etmeyi seçtim. Bunun dışında bu şartların hepsini ya da birkaçını yapanlar tek bir yorumda bahsederse sevinirim. Çekiliş hesapları veya türevleri dikkate alınmayacaktır. Bir de yurt dışına gönderme gibi bir olanağım da yok :(. Çekiliş bitmeden bu şartları yapıp silenler veya hesabı gizli olup görünmeyenler yine sayılmayacaktır. Çünkü çekilişin son gününe kadar verdiğiniz linkleri görebileyim ki çekilişe dahil olabilesiniz:).

Şimdi gelelim son gün ne zaman, ne kadar sürecek bu çekiliş diyenlere. Ben sabırsızlıkla hediyeleri hemen verip yollamak istiyorum aslında. Bekletmeyi de beklemeyi de sevmem ama bir şekilde çekiliş yapılacak kadar katılımcı olması da gerekiyor :). O yüzden kendi içimde ki bu çetin çatışmanın orta yolunu bulmaya çalıştım ve üç hafta hiç de fena değil gibi geldi.



Katılımın son günü 5 Mart 2016 23.59 (hehehe 59 dedim:)) Daha sonrasında da ben hepsini tek tek yazacağım (dünyanın önde gelen üşengeç markalarından ben bunu yapacağım, bana inanın) ve random.org dan çekilişi yapacağım. Sonuçlar için takipte kalmayı unutmayın :).

Bu ilk çekilişim, yeterince açıklayıcı olduğumu düşünüyorum ama yine de sorunuz olursa tabi ki cevaplayacağım.

Şimdilik benden bu kadar :). Sevgiyle kalın <3.

10 Şubat 2016 Çarşamba

Sevgili Güllük #4 (Karanlık Şarkılar)

The Last Shadow Puppets - Bad Habits




Rihanna - Bitch Better Have My Money






Sevgili Güllük #3 (Siyah Beyaz)

Les Quatre Cents Coups - François Truffaut (1959)





Bandé a Part - Jean-Luc Godard (1964)






Mouchette - Robert Bresson (1967)




Frances Ha - Noah Baumbach (2012)





#Ankara

Ankara, Ankara, bu sefer başka!

Tunalı'sı, Bahçeli'si, Kızılay'ı, Sıhhıye'si, Koru'su ama en çok Beytepe'si.

Birçokların ilki.

Karı, kışı, soğuğu, egosu, bitmeyen sıraları, tiyatrosu, festivalleri, metrosu, Aşti'si, avmleri, kapıları, heykelleri, ha bi de fıskiyeleri :).

4 yıl, az değil. İyisiyle, kötüsüyle, sevinciyle, üzüntüsüyle dört yıl. Bundan sonrası ne olur bilmem ama şimdiye kadar yaşattıklarınla hep iyi ki Ankara!

Herkes sevmez seni, boşver onları. Evet gri şehirsin, evet memur şehrisin ama sen böyle çok güzelsin.

İçim acır da gitmek istemem. Ağlayasım gelir.

Yani sen de biliyorsun ki bu sene, bu sefer bambaşka.

En güzel Ankara şarkılarıyla :).








                                         



Evet bu da var, hep hüzünlü değil Ankara, biraz da böyle :)


26 Aralık 2015 Cumartesi

Xavier Dolan Sevmek

Ve ve ve canım canım, çok sevdiğim izlemekte geç kaldığım ama bir başlayınca hepsini izlemeliyim dediğim birçoğunuzun bildiği Xavier Dolan filmlerinden bahsedeceğim. Kendine has tarzı olan, son zamanların en başarılı yönetmenlerinden sayılan, film yapsa da izlesek artık dediğimiz bir yönetmendir kendisi. Yazmakta geç kaldığım gibi, hazırlaması da zahmetli olunca biraz paylaşmam uzun sürdü ama umarım değmiştir. Tüm fotoğrafları ve gifleri tek tek kendim hazırladım bu sefer. Daha önce belirttiğim gibi diğer yazılarda fotoğrafları genelde Google hazretlerinden alıyordum. Baya uzun gibi görünse de çoğu fotoğraf. Umarım sıkılmazsınız ve izlemediyseniz bir fikriniz olur siz de Dolan filmlerine bir göz atarsınız :).

Ben kronolojik olarak izledim filmleri (Bir tek Laurance Anyways'i en son izlemiş olabilirim), ve hep daha fazlasını izlemek istedim. Hepsini izlemem bir haftamı almamıştır herhalde. Velhasıl bu genç yönetmene ben de hayran kaldım. İlk filmi I Killed My Mother ile güzel şeyler yapacağının sinyallerini veren Dolan, Mommy ile zirveye ulaşır, en azından benim gözümde :). Aslında sadece benim gözümde değil Cannes Film Festivali'nde de jüri özel ödülü başta olmak üzere bir çok ödülü yazıyor hanesine. Tabi bu ilk Cannes ödülü değil. Daha önce de Laurence Anyways ile Queer Palm ödülünü alıyor. Kanadalı yönetmenin hemen hemen her filminde gördüğümüz kareler, teknikler, bazı ufak detaylar mevcut. Filmlerin ona ait olduğunu söylemek için adının yazmasına gerek yok bundan dolayı. Benim gözüme çarpan bazı detayları tek tek paylaşacağım, filmleri incelemek yerine. Belki başka bir gün ayrıca incelenebilir tabi ama şimdilik bu güzel detaylarla Dolan filmlerine bir göz atalım. 

1. Oyuncu olarak Dolan


Oyuncu olan ve ses dublajı da yapan Dolan beş filminin üçünde başrolü kimselere vermiyor. İyi de yapıyor aslında hele ki otobiyografik özellikler de içeren ilk filminde kendisinin oynaması gayet iyi de olmuş. 



Ve en sevdiğim film sıralamamda ikinci sırayı Annemi Öldürdüm ile paylaşan, Heartbeats'de yine kendisini görüyoruz. 



Ve bir diğer filmi, bir tiyatro oyunundan uyarlama ki benim sıralamam da en altta kalıyor ama asla kötü değil Tom Çiftlikte'de de yine kendisini başrolde görüyoruz. En alt sırada yer almasının sebebi şu saman saçları da olabilir tabi :).


Ve sadece bir görüneyim de benim filmim olduğu belli olsun dediği, Laurence Anyways'de sigarasıyla bir görünüp kaybolur.


2. Anneler, annelerimiz


Dolan'ın her filminde küçük de olsa büyük de olsa anneler ve anne-oğul ilişkisi önemli yer taşır. filmlerinin üçünde anne karakterini vazgeçemediği oyunculardan biri olan ve oynadığı her filmde bu rolü canlandıran öyle bir kadın var ki, müthiş oyunculuğuyla her filmde yok artık dedirtir. Ve hepsinin karakter olarak ortak özellikleri olsa da asla ben aynı kişiyim demez. Ufak da olsa başrol de olsa hepsinin altından ustalıkla kalkar. Bu güzel oyuncunun ismi ise Anne Dorval.

İlk filmde isminden de anlaşıldığı üzere, anne oğul ilişkisi ön planda olan bu filmde, Anne Dorval ustalıkla bu rolün hakkını veriyor.


Heartbeats'deki ufacık rolüyle bile ben buradayım diyor.



Ve ve en sevdiğim, müthiş Mommy filmindeki anne karakterini tabi ki bu kadar referanstan sonra başkası oynayamazdı herhalde.



Tom Çiftlikte filminde de yine önemli bir role sahip bir diğer Dolan annesi ise Lise Roy.


Ve son olarak Laurance Anyways filminde anne rolü Nathalie Baye'nin ellerine teslim ediliyor.


3. Eller ve sigaralar


Sanırım her filminde sigaranın göz önünde olmasının açıklaması Heartbeats filmindeki Marie'den dinlediğimiz bu müthiş replik olsa gerek.

I love to smoke. Smoking a cigarette is like... forgetting. When I hit rock bottom, it's all I have. Light up, smoke up, shut the fuck up. It hides the shit. The smoke... hides... the shit. There's menthol and vanilla. Some people like 'em. Menthol cigarette. Vanilla cigarette. Chocolate cigarette. Cigarette cigarette. Cigarettes clearly keep me from going crazy. Keeps me alive. It keeps me alive until I die.

Sigara içmeyi seviyorum. Sigara içmek sanki... unutmak gibi. Dibe vurduğumda sahip olduğum tek şey odur. Yak, içine çek ve sesini kes. Her şeyi saklar. Mentollü ve vanilyalı sigaralar var. Bazı insanlar sever. Mentollü sigaralar. Vanilyalı sigaralar. Çikolatalı sigaralar. Sigaralar sigaralar. Sigara kafayı yememi engeller. Beni hayatta tutar. Beni hayatta tutar, ta ki ölene kadar.












4. Aynalar


Her filminde bir ayna metaforu görürsünüz. Özellikle dikiz aynalarından yakaladığımız bakışlar önemlidir. Laurence Anyways filminde iki kişinin yüzünü kamerada direkt görmek yerine, gerçeği öğrenen Fred karakterinin yüzünü dikiz aynasından görmek etkileyicidir.

I Killed My Mother

Heartbeats
Hearbeats
Mommy

Tom at the Farm


   


                                                     







5. Vazgeçemediği Oyuncular


Dört filminde de boy gösteren Anne Dorval birinciliği kimselere kaptırmıyor, Dolan'ın kendisinden bile daha çok filmlerinde var ama tabi ki tek vazgeçemediği oyuncu o değil :). Hepsi birbirinden başarılı bu oyuncuları en az iki filminde konuk oyuncu olarak olsa bile görmek mümkün.

Niels Schneider



Monia Chokri 


Suzanne Clément



Antoine-Olivier Pilon


6. Resimler, Tablolar


Karakterleri çekerken arkalarında bir resim, tablo görmek mümkün. Özellikle I Killed My Mother filminde bolca tablolar görmek mümkün. Bazen oyunculardan çok o resimlere odaklanırız.

I Killed My Mother

Heartbeats

Resimlere bakınca anlıyoruz ki çığlık da önemli :). Karakterlerin çığlık atmak isteyip bir sigara yaktığı anlar yerine olsa gerek :).




Ve bol resimli ilk filminde en sonunda karakterlerin doğayla beraber bir resim, tablo oluşturması da paha biçilemez :).






7. O Zaman Renk O Zaman Dans

Her filminde bir club havası olmadı bir evde veya işte yapılan bir dans hep mevcuttur.





8.Su Metaforu


Su bildiğiniz gibi arınmayı, temizlenmeyi temsil eder. Her filminde de yine ıslanan karakterler görebiliriz. Kimi zaman yağmurda kimi zaman duşta ıslanan karakterler var.

Heartbeats

Mommy

Tom at the Farm

I Killed My Mother

Laurence Anyways
Mommy

9. Mutfak, Sofralar


Bir nevi ailenin temsilidir. Tüm ailenin yemek için toplandığı, sohbet ettiği (ki genelde tartışıyorlar :)), beraberliği temsil eden sofralar ve mutfak görmek mümkün.











10. Müzikler


Ve işte bir yönetmeni gösteren en güzel şeylerden biri olan müzik seçiminde Dolan her zaman tam puan alır. Aşık olur, film bittikten sonra filmin de etkisiyle tekrar tekrar dinlersiniz. Filmlerindeki dans sahneleri dışında da efsane müzikler yer alır onlardan birkaçı.