8 Nisan 2017 Cumartesi

Marka Mimi

Merhabalar :). Bugün bir mim yazacağım. Sevgili deeptone, bizi mim konusunda hiç kırmayan, ne zaman mimlesek koşup gelen bu vefalı arkadaşımız böyle çok tatlı bir mim hazırlamış :). Ben de hemen gönüllü oldum. Kendisinin mimini okumak isterseniz burada. Bu mimde sevdiğimiz üç markayı yazıyoruz. Ben de henüz karar veremesem de yazdıkça karar verip üç markayı sizlerle paylaşacağım ve yapmak isteyen herkesi şimdi, şu an mimliyorum :).

Markalarda indirimi görünce ben :) hahahaha


1. Pull&Bear + Stradivarius

İkisi de aynı şirketin farklı kolları olduğundan (bakınız kapitalizm :)) ikisini yazmakta bir sıkıntı görmedim :). Hatta bu gruba Bershka, Zara'yı da ekleyebiliriz yine aynı yerden gelip aynı yere giden bir alım satım durumu var. Zira dördünü de severim :). Takıları, aksesuarları, ceketleri, tshirtleri, etekleri falan filan genelde benlik, seviyoruz.

2. Puma

Uygun fiyat ve kalite bir arada :). Hhahaha, reklamlara da girdik :). Yok ya güzel spor ayakkabıları var, seviyorum, Adidas gereksiz bu kadar pahalı olmasa onu da yazabilirdim ama puma da güzeldir :).

3. Iphone

Şu anki telefonum apple, memnunum. Bundan önceki kötü bir Samsung deneyiminden sonra iyi gelmişti. Buna bir şey olsa yine devam ederim herhalde.

Kendimi bolca kapitalizmin kölesi olarak hissettikten sonra bu mimi bitiriyorum :). Kendinize iyi bakın :).
Devamını Oku »

7 Nisan 2017 Cuma

Atıştırmalık #13

Berlin Üzerindeki Gökyüzü - Wim Wenders (1987)




Fragmanını izlediğimde tekrardan izleyesimin geldiği bir film :). Müziğiyle, tekniğiyle, anlattığıyla şiirsel bir film sunan Wenders'ın bu filmine göz atmanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Alman dışavurumculuğu ve şairane gerçeklik akımlarından etkilenilmiş bir film. İzlerken aklıma sevdiğim bir film olan "City of Angels" geldi ve nihayetinde bu filmin yeniden yapımı olduğunu öğrendim. Birkaç yeri alması dışında bu filmi izledikten sonra anladım ki Melekler Şehri bu filmin ucuz bir kopyası. O filmin de hakkını yemek istemiyorum ama çok abartılacak bir film değil, sanat eseri de değil. Güzel seyirlik bir film. Hollywood işine gelen temaları alıp başka bir film yapmış her ne kadar fikir aynı olsa da biri sanat diğeri seyirlik olmuş. Demek ki neymiş niyet önemliymiş :). Bu filmde felsefe, şiir, varoluşsal sorunlar ön planda. Savaş sonrası Almanya'sı var. Dışavurumculukta oradan geliyor zaten. Müzikleri harika. Nick Cave ve Zülfü Livaneli'yi beraber dinleyebileceğiniz bir soundtrack'e sahip. Onlar dışında da çok güzel şarkılar, müzikler var. Yine ilk yarıda yavaş yavaş ilerlerken ikinci yarıda iyice açılan bir film var, diğer film "Paris, Texas" de yavaş gelip hızını arttıran bir film vardı. Bu gidişle ben Wenders filmlerine devam edeceğim sanırım :).

Oz: Kansaslı Dorothy - Adam Fawer



Bu kitabı yarım bırakalı baya oldu aslında. Şöyle ki aşırı sıkıldım, öyle böyle değil zor dayandım böyle yarısına kadar. Oz Büyücüsü'nü de şu malum meydan okuma vesilesiyle okumuştum :), bu kitap da onun aynısı sadece yetişkinler için olanı. Hani biraz mizah olsaydı bari okusaydık o da yok. Sıra sıra ilerleyen olaylar aynı sadece yaş ortalaması yükselmiş, başka da kendini okutturacak özelliği olmayan bir kitaptı. Hemen takasla da değiştirdim ama hani şurada bahsettiğim olay vardı ya ilk kez başıma gelen o kitap bu kitaptı. Fawer'ın kitaplarını zamanında okumuş, Olasılıksız'ı çok, Empatiyi'de normal beğenmiştim. Bu kitabı da D&R'da okuyamadığım dönemde hafif bir kitap okumak için alıp tekrar okuma hızıma kavuşmak için aldım ama pek istediğim amaca hizmet edemedi :).

Ölüm Pornosu - Chuck Palahniuk




Uzun zaman sonra ilk kez iki film değil iki kitaptan bahsedeceğim :). Bu aralar da okuduğum bir dönem bir de ikinci mini dizimi bitirmek üzereyim hepsinden sırası gelince bahsedeceğim. Bu kitabı ukitapta takasla edindim. Yazarı "Dövüş Kulübü" filminin kendi kitabından uyarladığını öğrendiğimden beri okumak isterim. İlk bu kitabını okudum. Akıcı bir kitap, ünlü aktörler hakkında ilginç bilgileri de bulabileceğiniz 4 farklı karakterin gözünden anlatılan bir dünya rekoru denemesine şahit oluyoruz. Adından anlaşılacağı gibi bu porno ile ilgili bir rekor ve önceki rekorlardan da bahsediliyor. Kitap bence ortalamaydı. Beni şaşırtan yerleri de oldu, üzen yerleri de. Yeraltı edebiyatından bir göndermeyle başlayan bu kitabın karakterlerini de porno dünyasından seçmesi şaşırtıcı değil. Bir de ben adını bu kadar gerçekçi olarak düşünmüyordum aslında, yani metafor ya da ne bileyim bir sanat olayı sandım ama değilmiş :), öyle de bir şaşırdım :). Etkileyici bir kitaptı, ben yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum.

Devamını Oku »

5 Nisan 2017 Çarşamba

Sevgili Güllük #29

Bugün iki sevdiğim yazarın kitabı elime ulaştı. Özellikle Yalçın Tosun'un kitabını çıktığından beri almak istiyordum, bir diğer sevdiğim yazarın kitabı da çıkınca ikisini de almak şart oldu :). O yüzden kargonun diğer kitaplarla beraber gelmesiyle çok sevindim, her ne kadar çoğu kitapta küçük hasarlar olsa da sabırsızlıkla okumak istediğim kitaplar elimde. Bu kitaplar başta olmak üzere sırayla okuyup blogda paylaşmayı planlıyorum :).

Şimdilik önceki Yalçın Tosun Sevmek yazım için buraya, Alper Canıgüz Sevmek yazım için ise buraya tıklayabilirsiniz. Edebiyatla kalın :).



Devamını Oku »

Dumbledore'un KSKS Hocası Dediğinin Bir Yıl İçinde Bir Gün Bile Görmediği 6 Öğretmen (HP Yazı Serisi)

Serinin ilk yazısı için tıktık. 

Geldik benim en eğlendiğim yazıya :). O yüzden hemen sizinle paylaşmak istedim :). Çok sevdiğim bir karakter olan Dumbledore'un ne kadar iyi bir büyücüyse o kadar kötü bir büyücü hoca seçicisi olduğu bu listeyi umarım siz de seversiniz :). Dumbyciler bana kızmayın ben de sizlerdenim, ama doğruya doğru :).

Allah muhafaza yani olur da ruh emici veya ölüm yiyenlerle karşılaşmazsanız başınıza gelebilecek en büyük felaket Dumby'nin size Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin yeni hocası sensin demesi olabilir zira kendisinin maşallah dediği çok yaşamıyor. Tabi yaşayanlar var ama halleri pek de iç açıcı değil. Resmen Harry Potter'da başınıza gelebilecek 7 felaketi sayın derlerse bunu yazarsınız. Zira kendisinin ömrü yettiği sürece seçtiği hocalarla altı kitabın hepsinde de istikrarını bozmamış ve Potter'a sen de mi Dumby dedirtecek kıvama getirmiştir :). Kendisi Azkaban ile yarışır hani. Öldüren öldürmese delirten delirtmese hapsedilen o da olmadı hafıza yitirten bir hocalık benden uzak Merlin'e yakın olsun dedirten seçimler öyle böyle değil :). Yok ben o bir yılı bile doya doya yaşayayım yeter ki o dünya da olayım da diyebilirsiniz ama demeden önce gelin bu başına gelmedik iş kalmayan altı öğretmene bir göz atalım, kararınız değişiyor mu :).

Yalnız Divine Magic yazısının yanında da çok cool değil mi :).


1. Profesör Quarrel




Kendisi Harry Potter'ın ilk profösürü bu alandaki. Potansiyel bir tehdit gibi hiçbir zaman görülmeyen, Snape dışında kendisinden kimsenin şüphelenmediği, kekeleyen, pek göze çarpmayan kendi halinde bir profesör sanıyorduk. Lakin Dumbledore'un bundan sonraki felaket seçimlerinin de resmen habercisi olan bir şekilde Quarrel'ı Hogwarts'a profesör ama dikkat edelim özellikle Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Profesörü yapması başta Potter olmak üzere bütün büyücü dünyasını tehdit eden Voldemort'u dolaylı yoldan Hogwarts'a sokmuş ve küçücük çocuklara profesör yapmıştır. Kendisinin gerçek kimliği ve akıbetini zaten hepimiz biliyoruz. Kendisi gerçekten savunma değil de saldırı kısmındaymış haberimiz yokmuş. Bizzat yaşayarak öğreten bir profesördü, bu profesörü bırakıp boşluğunu dolduran bir diğer isme geçelim. Zira ilk profesörlerinin Voldemort olmasıyla çıtayı arşa çıkararak daha ne kadar kötü seçimler yapılırın sinyallarini güçlü bir şekilde veren Dumby'nin ikinci seçimiyle, devam edelim.

2. Gilderoy Lockhart




Hayır sen koskoca zeki yetenekli büyücü Dumbledore'sun. Nasıl böyle hatalar yaparsın, sen git dersi iş bilmez, üç kağıtçı, gösteriş meraklısı Lockhart'a ver. Hadi alırken anlamadın sonradan da mı fark etmedin, Komik bir hocaydı güldürdü eğlendirdi tamam da Voldemort'un peşinde koşa koşa küçücük çocukların yedin bir yılını daha. Voldemort bangır bangır geliyor çocukların savunmaya ihtiyacı var, çocuklar koruyor profesörü tehlikelerden. Yok Dumbledore, sen iyi bir büyücüsün ama sanırım anlamıyorsun hoca seçmekten. Sıradaki.

3. Profesör Lupin




Hıhh, tam iyi bir seçim yaptı, çocuklar çok güzel öğrendi dedik kırk yılda bir sonunda turnayı gözünden vurdun dedik sen git bu gelecek postası okuyan ön yargılı velilere kurtadam hoca bul. Bence süper, bana uyar, hatta çok da güzel olur. Lupin canımız ciğerimiz zaten ama adamı üzdün. bitirdin adamı. Hadi en azından bir sene de olsa çocuklar bir şey öğrendi, Lupin mutlu oldu, en azından bazı ön yargıları kırdı. Çok üstüne gelmeyeceğim, zira Potter bundan sonra hep ekmeğini yedi bu derste öğrendikleri büyülerin muhteşem seçimlerinden koca Harry Potter Expelliarmus, Stupify, Patronus büyülerinin ötesine geçemedi yedi kitap boyunca lakin bu sefer de adamı bitirdin be Dumby :(.

4. Deligöz Moody




Yine güzel seçim yanlış adam. Ya sen dostum, arkadaşım dedin adam uyuttu seni Hogwarts'a girdi, Voldemort'un destekçisi çıktı. Hiç mi anlamadın aynı adam olmadığını. Yani dehanı, büyücülüğünü sorgulamamak elde değil. Onu da geçtim bu konuda geçmişin pek parlak değil sonuçta arkadaşın olmadığını da mı anlamadın? Ya sen yine orada burada koştur küçücük çocuklara gitsin lanetleri öğretsin, psikolojisini bozsun. Arkadaşın yedi kat yerlerde, sandıklarda hapsolsun. Yok Dumbledore senin de suçun yok. Artık mimlendin kimi seçersen seç profesör dışında her şey oluyor.

5. Profesör Dolores Umbridge




Dumbledore dedi ama formaliteden, kendisini büyücü bakanlığı atadığından pek söz hakkın olmadı ama yolu da sen açtın seçimlerinin kötülüğünden açık verdin Dumby yani. Umbridge, benim gibi eminim birçok fanın tek ama tek koşulsuz şartsız nefret ettiği kişidir herhalde. Mıymıntı sesi, kuralları, duruşu, tavrı, kedileri, pembenin 5000 tonu kısacası her şeyiyle antipatik olmayı başaran bir karakterdi. Yapmadığını bırakmadı, neyse ki Fred ile George son yaptıklarıyla içimize az da olsa su serpti tabi Hagrid'in kardeşini de unutmamak lazım :).

6. Profösör Severus Snape




Sen bizim gördüğümüz beş yıl adamı süründür, kesinlikle istediği dersin hocalığını da verme, sonunu hazırlamak için sanki gel bu yıl profesör yap. Tabi bunca yıl sonra bu kötü ünden sonra ne yapsın, mimlenmiş iş bir kere Snape nasıl kurtarsın. Profesör mü olmadı, çocuk bakıcılığı mı yapmadı; Voldemort'a köstebek, bir de kendine katil mi yaptırtmadın; yetiş Severus koş Severus diye diye adama vermediğin iş kalmadı. Kendin gittin adamı da aldın yanına. Valla Dumby Snape'in bir zaafından adama yapmadığın kalmadı. En son istediği dersin hocalığını da verdin, daha da iflah olmadı.

Yedinciye fırsat kalmadan hem canımız Dumby'miz öldü hem de Harry okulu bıraktı. Hayır bazen düşünüyorum acaba dostunu yakın düşmanını daha yakın tut sözünden fazlaca etkilenip bilerek mi yaptın bazılarını, bu zekaya bu hocaların başka açıklaması olamaz :).  Neyse Dumby, seni severim bilirsin, baya severim hatta. Burada biraz yüklendim sana ama kusuruma da bakmıayacaksın, yani az da olsa hak ettin. Küçücük çocuklara savunma diye, karanlık sanatların baş müdavimlerini mi hoca yapmadın, hedef haline mi getirmedin yaptın da yaptın. Yine de her şeye rağmen ilklerimdesin, senin dehan tartışılmaz. Zaten ancak büyük insanların büyük hataları olur. RIP Dumbycim, özledik <3.

Dipnot: Göresellerin hepsi tarafımdan hazırlanmıştır. 
Devamını Oku »

3 Nisan 2017 Pazartesi

Bir Sen Xavi, Bir Ben, Bir de Cannes Jüri Üyeleri - Alt Tarafı Dünyanın Sonu

Xavier Dolan'ın olaylı son filmi "Alt Tarafı Dünyanın Sonu" izleyenleri ve Dolan severleri resmen ikiye ayırdı. Ben de tescilli bir sever olarak bu filmi hemen izledim. Yönetmen güzel, oyuncular güzel, çok şey vadediyordu. Tüm yorumlara da kulaklarımı tıkadım, sevgim öyle büyük (bknz.) :). Şimdi gelelim benim yorumuma. Benim yorumuma bu tarihten bir buçuk ay önce de gelebilirdik lakin masaüstünde gözümün önünde endamı arz eden yazıyı kaybetmeseydim. Bakar kör olduğum doğrudur :). Kambersiz düğün olmadığı gibi makinenin yorumsuz bıraktığı Dolan filmi de olmaz. O yüzden yerden yere vurulmalara inat bir senin, bir benim, bir de Cannes jüri üyelerinin çok sevdiği bu filmi neden sevdiğime gel bakalım beraber Xaviercim.


Film bir oyundan uyarlama ki bu hal çok önemli çünkü filmin büyük ölçüde beğenilmemesinin sebebi bundan kaynaklı. Film değil de tiyatro oyununun kameraya alınması gibi durması. Filmde veya oyunda sıkışmışlık, kapalı alan önemli. Bunu da filme uyarlayınca kısıtlı olması sahnede avantajken sinemada dezavantaja dönüşebiliyor. Bunun dışında müzik seçimlerinin bazılarının çiğ durduğu yorumuna da katılmak zorundayım. Sözlü müzik en fazla bir tane kullanılması daha uygun olurdu hiç kullanılması belki daha iyi çünkü ne filmin vermek istediği atmosfer ne de mesaj bunu kaldıracak durumda değil özellikle bu şekilde seçilen yol bu olunca. Bana gelirsek müzik (hepsini hesaba katmazsak) kapalı alanlar o sıkışmışlık ve kapana kısılmışlık hissini destekliyor. Dış mekan neredeyse hiç yok ve olanlarda kafe veya arabanın içi. Hüznün rengi mavi film boyunca baskın. Filme uyarlanırken daha farklı yöntemler belki düşünsek buluruz ama çok kötü bir film diyebileceğim kadar rahatsız etmedi. Film değil de dramadan uyarlama olduğu baştan beri belliydi. Sanırım filmin sıkıntısı da bu. Filmden çok tiyatro oyununun kameraya alınması hissi vermesi.


Eğer bunları bir kenara bırakırsak da ben filmi çok sevdim. Hem de baya sevdim. Oyunculuklar çok başarılıydı. Özellikle Lea Seydoux'a bir kez daha hayran kaldım. İzlediğim kötü filmi yok sanırım. Yer aldığı filmler hep başarılı. Bu filmdeki karaktere bürünüp oynaması çok ama çok güzeldi. Bu övgüleri tüm oyuncular içim rahatlıkla söyleyebilirim. Benim canım Marion Cotillard, Vincent Cassel ve Nathalie Baye başta olup Gaspard Ulliel de iyiydi :). Louis iyiydi de diğerleri çok iyiydi :). Kötü olduğundan değil yani :). Özellikle monologlarda ön plana çıkan bu oyunculuklar muazzam.

Filmi izlediğimde çok az yorum okudum etkilenmemek için ama bir oyundan yazıldığı belliydi ve bana direkt drama derslerimi özellikle çok sevdiğim bir hocamdan aldığım dersi anımsattı :). Ben de bu filmi biraz drama inceler gibi inceledim. Notlar falan çıkardım. Çok başarılı bir drama olduğunu düşünüyorum. Yukarıda zaten bunun artı ve eksisini yazdım.




Gelelim filmin konusuna; Louise yıllar sonra ölmek üzere olduğunu söylemek için ailesinin evine gelir. Bunca yıldır özel günlerde yolladığı kartposallar dışında ailesi ile iletişim kurmamıştır. En son küçükken gördüğü kız kardeşinin büyüdüğünü, abisinin ne eşini, ne düğününü ne de çocuklarını görmüştür; çocuklardan biri kendisinin adını taşısa bile. Bunca yıl sonra katedilen mesafeler bu aile ile Louise'in arasını böyle bir neden ötürü bile kapatabilecek midir işte sorularımızdan biri budur. Zaman geçer, insanlar değişir. En çok tanıdığını sandığın insanlar bile. Zaman da ne Louise'i ne de ailesini es geçmiştir. Yıllar içerisinde özlem, merak,sitem, kızgınlık ve kırgınlıkları da bugüne getirmiştir. İşte buluşulan bu sıcak günde, yenilen son yemekte herkes eteğindeki taşları dökmek için hazırdır. Yıllardır yokluğuyla bile var olan, "evin babası" rolünü bunca yıldır yanlarında olmasa bile üstlenen yapılanlar veya yapılmak istenenler için  onay beklenen Louise beklediğinden çok daha fazlasıyla karşılaşacaktır. Louise'in öleceğini bilmeyen ve ziyaretini dört gözle bekleyen ailenin geri kalan üyelerinin Louise'de söyleyecek iki çift lafı olacaktır.



İletişimsizlik, yabancılaşma, soyutlanma, sıkışmışlık, aidiyet ve yüzleşme gibi temaların ön plana çıktığı, çeşitli çatışmalar ve uzun monologlar filmin genelini kapsıyor. Yengesi Catherine ve kız kardeşi Suzanne onu ilk kez görürler ve tanışırlar. Kız kardeşi sadece ona anlatılardan oluşturduğu imajla gerçeğini bağdaştırmaya çalışırken onunla zaman geçirmek en iyi halini göstermek ister. Annesi en güzel kıyafetlerini giyip oğluna sevdikleri şeyleri hazırlar. Abisi her ne kadar uzun zamandır etrafta olmadığı için ona kızgın olsa da ondan gelecek adımları bekler. Catherine ise ona çocuklarını yani Louise'in yeğenlerini ve nasıl oğullarına onun adını verdiklerinden bahseder. Herkesin söyleyecek şeyi vardır. Loise annesinin dediği gibi iki üç cümleden başka bir şey diyemez. Herkes ona kaçırdıklarını anlatmak için can atar. Her ne kadar fazla heyecan onları farklı hallere soksa da iletişim kurmak için çabalarlar ama bir türlü karşılık bulmaz bu çaba. Cümleler ve hikayeler hep yarım kalır. Bazen anne bazen abi hikayeleri yarıda bıraktırırlar. İletişimsizlik ve yabancılaşma had safhadadır. Diyalogdan çok monologların ön plana çıkması da bu sebeptendir, karşılıklı konuşmaların hepsinin de tartışma olması gibi. Loise onlarlayken bile başka yerdedir. Bir türlü sohbetlere dahil olamaz ve kendini yabancı hisseder. Oraya ait değil gibi. 




Suzanne ona hayrandır. Hiç tanımadığı ama kan bağı olduğu ünlü bir abi. Makaleleri ve onun hakkında anlatılan hikayeleri olan ünlü bir abi. Kartpostal dışında kimseyle iletişim kurmamış. Mektup bile yazmamış sadece birkaç cümle. İletişim kurmak için daha fazlasına gerek görmemiş, abisinin düğününe gitmemiş, kendini tamamen soyutlamış ama ailenin her üyesinde kartpostal “koleksiyonu” olmuş biri Louise. Kız kardeşinin dediği gibi, insan postacının bile okuduğu bir şeyi yazmak, paylaşmak ister mi? İşte bu kadar uzak Louise ailesine ailesi de ona. İki şehir arasındaki mesafelerin kapanması onların arasındaki mesafeleri kapatmaya yetmez. Mesafeler beraber otururken bile somut ve görülebilirdir. Aynı oturma odasında oturmak bu uzaklığı dindirmez. Louise saatine bakar, uzaklara dalar. Sohbete dahil olmaz, dinlemez. Oraya ait değildir. Suzanne ona dair ortak özel bir anıya sahip olabilmek için adeta yalvarır ama Louise’nin başka dertleri vardır. Pişman olmak fayda etmez, onun pek fazla ömrü kalmamıştır. 




Abisi ona kızgın, onu bırakıp gittiği için, yalnız bıraktığı için. Hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Louise’nin iletişim kurmaya çalıştığı iki kelimeden fazla konuşmak istediği abisi onu reddeder. Her şey değişmiştir. Kimse kimseyi anlamaz. Varoluşsal sorunlar baş gösterir. Catherine, iletişim kurmaya çalışanlardan biri. Hiç görmediği kocasının kardeşi. Yokluğuyla bile yankı yapan bu insanın varlığı tüm aileyi etkiler. O iletişim kurmaya çalışır ama ayrıntıya dikkat edersek iletişim kurmada, konuşmada zorluk çeken birisidir. Cümleleri yanlış kurar ve kelimeleri yanlış seçer. Konuşma teşebbüsü hep birileri tarafından kesilir ama o yine de Louise ile tek konuşabilen kişidir. O da tam olarak ya kendisinden dolayı veya dış etkenlerden dolayı kesilir. Aile öfkelidir. Louise bu sıkışmışlık, yabancılaşma duygularını en derinden hisseder ve bu mekana da havaya da yansımıştır. Hava sıcaktır, adeta nefes alınamayacak kadar. Louis'de öyle bunalmıştır işte bu geçikmiş ziyaretten. Kendini oraya ait hissetmez artık, kaçtığı sıkışmışlık duygusunu yeniden hisseder. Louise kendini bu sorumluluk duygusundan ve sıkışmışlık hissinden kurtarmış başka yere gitmiştir ama aynı şeyi Suzanne yapamamıştır ve mutlu değildir. Abisine gıptayla bakar. Hayranlık besler ona karşı. Louise ise kimliğini rahat yaşayabildiği başka bir yerde yaşamayı tercih etmiş ailesiyle sınırlı sayıda iletişim kurmuştur. Peki aile daha onun varlığına alışamamışken yokluğuna hazır mıdır? Uzakta da olsa 'yaşadığını' düşünmek belki de daha az hasar bırakacaktır.

Dipnot: Görsellerin hepsi tarafımdan hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

2 Nisan 2017 Pazar

Harry Potter'da Hiçbir Şeyin Boşuna Söylenmediğinin 5 Kanıtı (HP Yazı Serisi)

Merhabalar. Ben dikkatli okuyucularımın bildiği üzere Harry Potter hayranıyım. Onunla büyüdüm, hala seriyi elime aldım mı bitirmeden bırakmıyor ve filmlerini tekrar tekrar izliyorum (David Yates'in katlettiklerine rağmen). Böyle bir sevgi olunca dikkatimi çeken şeyler oluyor ve bu kadar sevmeme de etkisi olan şeyler ortaya çıkıyor. Bunların biri de tekrar izledikçe okudukça fark ettiğim foreshadowing'ler. Tam Türkçe karşılığı yok ama önceden ima etme manasına geliyormuş. Zaten internette aratırsanız eminim birçok liste çıkar karşınıza Harry Potter için. Ben de bu yüzden yapmak istemiyordum fakat o kadar güzel ince detaylar var ki hoşuma gidiyor. O yüzden yine de yapmak istedim bunlar zaten benim dikkat ettiklerim, kopyala yapıştır ya da çeviri diye düşünmeyin çünkü değil, belli başlı dikkatimi çekenlere ben de yorum yapmak istedim. Zaten Harry Potter serisini birden çok izlemiş neslin gözüne çarpan şeyler bunlar. İlla ki benzerlikler olacak ama bunların hepsi benim öznel yorumlarım ve gördüklerim.Artık haftanın üç günü; pazar, salı ve cuma günlerinize bol kahkaha ve biraz hüzün getirmek istiyorum bu yazılarla. Şimdiden çoğu hazır. Blogda da Harry Potter' a özel bir bölüm hep olsun ben hep yazayım istiyordum da, bu seri altında yayınlamaya başlayacağım artık yazıları sıra sıra.

Tabi bunların hepsini bize veren ve bize bu dünyayı sunan saygıdeğer J. K. Rowling. Onun ince espri anlayışı ve zekası kitabın her yerinde var. Kendini hissettiriyor. İlk kitapta hiçbir şeyin boşa söylenmediği her noktasının dikkat edilmesi gerektiğini bize söylüyor. Ben böyle muhteşem bir seri için kendisine teşekkür ediyorum (eminim o da beni okuyordur :/). Temaları o kadar güzel ki herkes her yaş okuyabilir. Bunu başarmak da kolay değil tabi. Kaç sene oldu hala konuşacak konusu var hala inceleyebiliyor ve devamlı okuyup izleyebiliyoruz. Bu döneme yetiştiğim için çok mutluyum. Daha önce de bahsettiğim gibi benim için önemli bir seri, tekrar yazıp iyice kafanızı şişirmeyeyim merak edenler buraya tıklayabilir. Ve bu serinin ilk listesi başlıktan anlaşıldığı üzere önceden ima edilen yedinci kitaba kadar önemi olan şeyler. Bu listede sadece ilk filmde ve kitapta gördüğümüz beş olay var. Birinci filmde bile serinin son kitapları düşünülüp ona göre söylenmiş öyle şeylerle dolu ki bu beş az bile. Böyle bir giriş yapıp yavaş yavaş ilerleyen yazılarda hızımızı arttıracağız :). Çok güzel yazılara hazır olun. Bol bol güleceğiz :). Daha yeni başladık yani :). Uzun zamandır hazırladığım, emek ettiğim bir seriyi sonunda sizlerle paylaşıyorum. Hep birlikte çok eğleneceğiz :).

1. Burun Lekesi Ron




Filmde bahsedilmese de ilk kitapta Ron'a burun lekesini silmesini söyleyen ilk annesidir. Daha sonra filmde de kitapta da o leke temizlenmez ve Hermonie'de belirtir lekeyi. Bu durumun birçok yorumu olsa da bence bu leke belirtme olayı Ron'un hayatındaki önemli kadınların bu lekeyi söyleyenler olduğudur. Ron'un hayatındaki en önemli kadın annesi sesli bir şekilde ona söylerken bunu dile getiren ikinci kişinin Hermonie olması tabi ki tesadüf değil, hayatındaki en önemli ikinci kadının Hermonie olacağının işaretiydi <3.


2. Snape ve Bezoar




Snape ilk dersinde filmde hatırlayacaksınızdır Harry'e birçok soru yöneltir, babasının oğlu olması sebebiyle ve şöhretine duyduğu katıksız nefretle :). Snape'in ilk dersinde Harry'e sorduğu sorulardan biriydi Bezoar ve bu bilgi Harry'nin altıncı kitapta kardeşi gibi gördüğü Ron'u kurtarmasına yardım etti. Tabi bu bezoar sadece ilk filmde değil daha sonraki kitaplarda da adı geçen bir taştı. İşte bu bağlantılar bize Potter dünyasını daha çok sevdirdi. Daha bahsetmediğim bir çokları gibi.

3. Draco'nun Harry'e Arkadaş Mesajı




İlk kitapta arkadaşlarını iyi seçmelisin lafının kendi geleceğini yansıttığını bilmeyen Draco, Lanetli Çocuk'ta Harry'nin zamanında beğenmediği arkadaşlarını övmüştür. Evet, aslında verdiği öğüt kendisine dönmüş ve Harry Hermonie ve Ron gibi arkadaşlar edinirken kendisinin Crabbe ve Goyle gibi insanlarla olan arkadaşlığının Harry'nin seçimlerinin aksine yararından çok zararını gördü desek pek de yanılmayız herhalde :).

4. Altın Snitch




Adı gibi altın değerinde olan özellikle Harry için anlamı büyük olan altın snitchde son kitaba kadar değerini korur. İlk kitapta ve filmde Harry en genç Quidditch oyuncusu olur ve ilk maçında altın snitch'i yakalayarak tarihe bir kez daha adını yazdırır. Sadece almasıyla değil alma şekliyle de. Bu yakalama şekli Dumbledore'un müthiş zekasına yedinci kitapta göndermeyle de hafızalarımızı yokladı. Tabi ki bu Harry'nin ilginç bir şekilde yakaladığı ilk snitchten başkası değildi. Bunun dışında Oliver'ın Harry'e oyunu ilk anlattığında sahnedeki son sözü şu olur tatlı kaçık Oliver'ımızın "Eğer bunu yakalarsan Harry, bir kazanırız." Harry birçok kez snitchi yakaladı ve takımının oyunu kazanmasına vesile oldu; lakin snitch bundan fazlası oldu ve son kitapta ona hayat da verdi :).

5. Büyücü Asası




Asa büyücüyü seçer. Harry'nin asasının Voldemort ile bağlantılı olması tabi ki tesadüf değildi. Yedinci kitaba kadar birçok kere bu kardeş asaların yararını gören Harry, Voldemort'a karşı büyük avantajlar sağladı ve gerçekten Ollivander'ın dediği gibi büyük işler başardı. İlk kitapta ve filmde Harry'i seçen bu asa sadece son kitapta veya filmde değil tüm kitaplarda bu sözü kanıtladı :).

Bonus: -You're a wizard Harry!

- I can't be a wizard, I mean I'm just Harry, just Harry




Tabi bu daha uzun bir diyalog ve böyle art arda şekilde değil ama ben kısalttım. İşin özü şudur, Harry büyücüdür ve "sadece Harry" değildir. Harry'nin Hagrid'den büyücü olduğunu öğrendiği an herhalde her Potterfanın kalbinde özel bir yer edinmiş, mektup beklemiş ve birinin bize de büyücü veya cadı olduğumuzu söylediği anı hayal etmiş en azından düşünmüşüzdür (sadece ben de olabilirim :)). Harry'nin evini bulacağı bu yolculukta birçok macera bizi beklemektedir ve Harry'nin kapıdan çıkıp gittiği andan itibaren hayatında artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır :). O aslında gerçekten de sadece Harry idi ama düşündüğü gibi değil bütün bu zorluklarla  karşı göğüs geren yetenekli, cesur, sevgi dolu bir büyücü olarak <3.

Girişimizi yaptık, ne diyorsunuz; daha çok yazı için meraklandınız mı? :). Sizin nasıl bu olmaz dedikleriniz neler? Yorumlarınızı bekliyorum, güç sizinle olsun (yok bu o değildi), Merlin aşkına???? :) Salı günü bu bölümde görüşmek üzere :).

Dipnot: Görsellerin hepsi tarafımdan hazırlanmıştır :).
Devamını Oku »

1 Nisan 2017 Cumartesi

Sevgili Güllük #28 (Neden Tarkovski Olamıyorum...)

Bugün 01.04.2017. Bugün severek okuduğumuz Masa Online Dergi'si okur masasında Murat Düzgünoğlu filmi "Neden Tarkovski Olamıyorum..." incelemem yayınlandı. Okumak isterseniz aşağıdaki linkin üzerini tıklamanız yeterli :).



http://masadergi.com/neden-tarkovski-olamiyorum-murat-duzgunoglu/



Masa Dergi Sosyal Medya Hesapları

http://masadergi.com/
https://twitter.com/masadergi
https://masadergi.tumblr.com/
Devamını Oku »

31 Mart 2017 Cuma

Sevgili Güllük #27

Alper Canıgüz yeni kitabı için gün saymaya başlayabiliriz. Çok sevindim. Birçok online siteden 3 Nisan'da ön sipariş verebilirsiniz ben de yakın zamanda okumayı planlıyorum çünkü çok özledik <3.

Alper Canıgüz yazım için tıklayınız.



Devamını Oku »

28 Mart 2017 Salı

Kitaplık Kedisi Reading Challenge 2015 3/4

Asdfgghgjghdssshf. Arkadaşlar ciddi kalamıyorum :). Bu başlığı attıkça ciddi olamıyorum. Bu arada başlığı görüp de şaşırmayın 2017'den yazıyorum :):). Efenim, yıl oldu dediğim gibi 2017 insanlar kaç meydan okuma bitirdi yeni yılda yenilerine başladı ben 2015'te kaldım. Resmen kaldım :), ama azimliyim bu yıl bu meydan okuma bitecek ve ben yeni bir meydan okumaya başlayacağım dedim ama sonra vazgeçtim. Bu meydan okumayı uzun zaman sonra bırakıyorum, pes ediyorum. Demek ki bazı şeyler olmayınca olmuyor ama bu demek değil ki bir daha hiç böyle etkinliklere katılmayacağım. Aksine kıyıda köşede duyduklarınız varsa yorumlarda belirtin katılacağım (akıllanmadı) ama kısa bir liste uzun vadede olmak şarkıyla yoksa hangi yıl biter onu bilemem :). Aşağıda öyle kitaplar var ki seneler öncesi okumuşum, şu an verdim mi evde bir yerde ben mi bulamıyorum bilemiyorum. Artık kısaca bahsedeceğim ve kapatacağım bu defteri. Kaç zamandır duruyor yazı bunu da yayınlayıp bitiriyorum. Okuyamadığım 6 kitap oldu sanırım ama canımız sağ olsun yapacak bir şey yok :).


(Yazı uzun olduğundan tek şarkı yetmez anca liste paklar dedim :))

Birkaç gündür buralarda yoktum ve şu an size farklı bir evden yazıyorum :). İnternet daha yeni bağlandığı için ve telaşımız biraz da olsa azaldığı için şu an buradayım. Kaldığımız yerden devam edeceğiz eğer bu sefer de bilgisayarım "error" vermezse şu aralar gitti gidecek diye çok korkuyorum. Eğer bir sıkıntı olmazsa çok güzel yayınlar hazırladım yeni yazılar olacak aynı zamanda eskiler de devam edecek onları da fırsat oldukça düzenleyip yayınlamaya çalışacağım. Bana çok çok şans dileyin, bolcasına ihtiyacım var :). Bu arada ukitaptan güzel takaslar yapıyoruz, onları da kısa zamanda okuyup yazmak istiyorum ve kullananlara bir şey danışmak istiyorum. Çekilişlerimde de takaslarda da kitaplar gönderdim ama ilk kez başıma bir iş geldi. Gönderdiğim yeni, hasarı sıfıra yakın kitap iki büklüm üyenin eline ulaşmış ve çok ama çok üzüldüm. Her zaman gönderdiğim gibi gönderdim fakat kargoda sorun oldu ve böyle bir şeyle karşılaştım. Bunun önüne geçmek için önerilerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim. Bu riski de sonraki takaslarımda ortadan kaldırmak istiyorum. Ptt zaten poşetle göndermemize izin vermiyor onu da belirteyim ve yardımcı olursanız çok sevinirim. İlk kez karşılaştığım için de diğerlerinden ne farkı oldu çok merak ediyorum ama ne kadar üzüldüğümü anlatamam kargonun hatası olmasına rağmen ve yorumlarınızı bekliyorum bu konuda.

Bu derdimi de paylaştıktan sonra sabrınız için teşekkür eder ve sizlere çok zaman önce okuyup çok zaman önce yazdığım ve çok zaman önceki bu dört kitabı sizlerle paylaşıp bu güzel meydan okumayı bir şekilde bitirip yenilerinde görüşmek dileklerimi sunarım :).

1. Yavaşlık - Milan Kundera


Bu kitabı sevdiğimi ve diğer kitaplarını okumak istediğimi hatırlıyorum. Azıcık varsayımsal olarak konuşuyorum, çünkü baya zaman oldu tamamen hatırlamakta zorluk çekiyorum :). Postmodern roman özelliklerini görebilirsiniz. Kısacık bir kitap ama birçok zaman, mekan ve karakter çeşitlemesi var.

2. Türkü Söylüyor Otlar - Doris Lessing


Çok güzel "postcolonial" sömürgecilik sonrası bir roman. Irkçılık, sömürgecilik, sömürge, sömürgede oturan beyazlar ve bu bölgelerdeki zencilerin (kitapta böyle bahsedildiği için ben de öyle yazdım) durumu, bu iki farklı ırkın arasındaki ilişki, başlıca temalar olabilir. Bu kitapta okuduğum Albert Memmi'nin okuduğum bir makalesinin örneğini gördüm diyebilirim.

3. Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri - Yekta Kopan


Beğenmedim. Üzülerek söylüyorum fakat bazı öyküler dışında kitabı beğenmedim. Baş karakterlerin hemen hemen her öyküde yazarlıkla ilgilenip başka iş yapması, karakterler arasında hep aynı kişiyi okuyormuşum etkisini vermesini sevmedim. Birkaç şey daha vardı sevmediğim fakat pek hatırlamıyorum malumunuz sebeplerden :)))). Bunun dışında büyük umutlarla aldığım bu öykü kitabını sevemedim ama kesinlikle başka kitaplarını okumak isterim.

4. Rüzgarın Adı - Robert Rothfuss


Sayfası dolayısıyla indirimden aldığımdan beri okumadım sonra bir yaz aldım okudum liste dolayısıyla ama o kadar zaman oldu ki kitabı bile bulamadım :) sonra taşına vesilesiyle buldum :). Kitap güzeldi ama nedense ikincisini almadım, bir yandan da olayları, adları unutmuşumdur diye biraz çekiniyorum devamını okumaya. Çok çok ayılıp bayılmadığımdandır herhalde böyle bir ikincisini almadım ama olsa okurum. Kalınlığı sizi hiç korkutmasın akıp gidiyor. Yalnız yine de okuması rahat, güzel bir kitap.

Adet yerini bulsun istenin tamamı --->>>> burada, bunlar da bir ve iki.
Devamını Oku »

22 Mart 2017 Çarşamba

Abur Cubur #33 (Rock&Roll)

Merhabalar :), bugün eskilere gidiyoruz. Türe hakim olmasam da herkes kadar bildiğim sevdiğim bu türden en bilinenlerden yedi şarkı paylaşacağım sizlere. Özellikle bu aralar çok dinliyordum paylaşacağım ilk şarkıyı sonra dedim ki neden beraber dinlemeyelim :). Geçen hafta canım çektiğinden bir Back to the Future izledim bayadır izlemiyordum. Çok iyi geldi, fanlar bilir Johnny B. Goodie ilk filmin starıdır. Ben de bayılarak dinliyorum. Filmi izlediğimin ertesi günüydü Chuck Berry'nin vefat ettiğini öğrendim ve üzüldüm :(. Eminim aranızda benim gibi bu filmi bu şarkıyla özdeşleştirmiş birçok insan vardır. O yüzden bu liste de Chuck Berry'nin anısına olsun.

1. Chuck Berry - Johnny B. Goodie



2. Chubby Checker - Let's Twist Again



3. Bill Haley & His Comets - Rock Around the Clock



4. Elvis Presley - Jailhouse Rock



5. Roy Orbinson - Oh Pretty Woman



6. Little Richard - Tutti Frutti



7. Ike Turner/Jackie Brenston - Rocket 88



Üşengeçler için :)

Devamını Oku »