9 Mayıs 2017 Salı

Öneri Makinesi'ne Önerdiler #3 (Feud)



Son zamanlarda izlediğim en iyi yapımlardan biri. Gerçekten birçok yönden incenilesi, güldüren, ağlatan ve idol olarak gördüğümüz ya da star yakıştırması yaptığımız insanların Hollywood'daki "şaşalı" yaşamına olan bu yaklaşım ve fikir gerçekten çok güzel. Çok iyi bir iş çıkmış.

Konusu, oyunculuğu şusu busu onlara geleceğim de Hollywood'u bir kez daha neden sevmediğimi görmemi de sağladı. Kullan-at politikası, en güzel, genç dönemlerinde zirveye oynatıp, star muamelesi yapıp işi bitince yüzüne bakmayan, iyi işten çok önce ceplerini doldurma isteği, ne tutarsa ona yapalım, kim oynar nasıl seçilir umurlarında olmayan, tek ama tek derdi para olan ve bu uğurda birçok yönetmeni, oyuncuyu harcayan sektörün ve yapım şirketlerinin ufakta olsa bir yüzünü gösterdiği için;
kadının sinemadaki oyuncu olarak ve yönetmen ol(amay)arak değerini gösterdiği için;
erkek egemen bu sektörde ciddiye alınmak için bir yere sahip olup hayallerini (bunların çoğu içi boş Amerikan Rüyası olsa bile) gerçekleştirmek isteyen kadınların çektiği zorlukları gösterdiği için;
medyanın da bu işlere nasıl da çanak tuttuğunu gösterdiği için;
Bir de bunların hiçbiri yetmez gibi, bu kadar kurum ve insanla cebelleşmek az buz işmiş gibi arkadaş veya birbirine destek olup seni en iyi anlayabilecek zor yollardan senin gibi geçmiş bu ikiyüzlü sektörde bir yere gelebilmiş bir başka hemcinsinle düşman olmak zorunda olmak zorunda bırakıldığını, beraber güçlü olursunuz diye böl ve fethet politikası uyguladığı için;
tüm bunlara rağmen yine de sürekli rakip olarak gösterilip kendinin yetersiz hissedilmesini gösterdiği için bile bu diziyi izlemelisiniz!

Peki o zamanlar öyle şimdi farklı mı? Bence değil, kaç tane gençliğini geride bırakmış başrol görüyoruz belirli isimler dışında ya da kaç tane bildiğiniz Oscar alan hatta aday olan kadın yönetmen var? Hollywood bence hala bu düzende ve belki de bu yüzden bu dizi bu kadar etkili.


Çok güzel bir ilk bölümle giriş yaptı. Ben zaten bu tarz filmleri severim Entourage'yi de çok severdim mesela :). Joan Crawford gerçekten çok benzemiş ama Susan Sarandon Susan Sarandon işte çok şahsına münhasır, ses benzetmesi iyi ama Bette Davis'i göremedim ona bakarken. Gözleri ve küçük nüansları dışında Davis'i görmekte zorlansam da çok iyiydi. Lakin Joan Crawford rolünü oynayan Jessica Lange için aynı şeyi söyleyemeyeceğim Joan'dan daha yapılı ve küçük gözlere sahip olmasına rağmen ilk andan o rolü oynadığı belliydi, çok iyi seçim. Öyle başarılıydı ki bence Sarandon'ın önüne geçti, Whatever happened to baby jane'de oyunculuğu ile öne çıkan Davis olsa da dizide Crawford başroldeydi. Daha çok empati kurabildim ve onu anladım hatta onun için o kadar üzüldüm ki, Sarandon biraz sönük kaldı ama onun karakteri de anlatılıp geçilmemiş, derinine Joan kadar inmesek de güzel anlatılmış. Aralarındaki bu kin veya düşmanlık ne derseniz deyin anlatılırken Joan hep ön plandaydı bana göre. Sanırım Bette yeteneği, Joan ise tırnaklarıyla kazıyarak bu yerlere gelebildi. Bette kadar yetenekli değildi belki ama çok çalışkan bir oyuncu olduğunu bu filmden çıkardım.

Bu iki kadının arasındaki anlaşmazlığı anlatıyor dizi. Ve kariyerlerinin son dönemlerine geldiklerinde nasıl birbirlerine ihtiyaçları olduğunu yine de eskiden gelen rekabet ve çevrenin (medya, yönetmen, yapım şirketleri) de nasıl bu anlaşmazlıktan beslendiğini ama sonunda iki iyi arkadaş olabilecekken nasıl birbirlerinin en büyük düşmanı olduğu işlenmiş. Şunu belki hissetseler de kabul etmiyorlar ama onlar arkadaş olabilirlerdi ve beraber bu sektörde daha güçlü ve başarılı olabilecekken farklı yönlere kayan belki de kaydırılan hayatları görüyoruz.

Source:http://starsandletters.blogspot.com.tr/

Bu iki karakteri, star olarak, kaprisleriyle, en zayıf anlarıyla, profesyonel halleriyle, anne olarak, rakip olarak, kıskançlıklarıyla, zaaflarıyla, yaşlılıklarını, yalnızlıklarını, acılarını, sevinçlerini, hayal kırıklıklarını, zirvedeki hallerinden en dipteki hallerine kısaca her şekilde ele alınan bu karakterleri çok seveceksiniz. Yan rollerde; Mamacita(en çok onu sevdim herhalde), Jackie Hoffman; Warner'ı oynayan Stanley Tucci (en çok güldüklerimden, müthiş bir performans); Robert Aldrich'i oynayan Alfred Molina; keşke daha çok iyi yapımda görseydik, görsek dediğim Catherine Zeta Jones; Judy Davis ve adını yazmadığım birçok isimle harika bir iş çıkmış. Susan Sarandon çok iyi ama Jessica Lange parlamış.

Muzaffer haklıymışsın izle diyerek milleti darlamakta :). Diziyi daha önce izledim ama bir şey eksik kalmasın diye beklettim aklıma gelir sonra diye :). Yine de gelirse güncellerim :).

Söyleyecek çok şey var, söylenecek çok şey yok; Feud izleyin!!!

Dipnot: Görsellerin hepsi Google görsellerden alınmıştır.
Devamını Oku »

30 ŞMO #4

4. Sana unutmak istediğin birini hatırlatan bir şarkı.

Unutmak istediğimden değil de hatırlamasam da olur durumu :), eskiden yakın olduğum ve artık hiç görüşmediğimiz bir arkadaşımın önerdiği bu şarkıyı dinlerken arkadaş olduğumuz eski günler aklıma geliyor :).


Woodkid - I Love You



Diğer Son Meydan Bükücüler <3

Mürekkeple Hayaller 30 ŞMO
Haykırarak Yazıyorum 30 ŞMO
Okuyan Muggle 30 ŞMO
Devamını Oku »

8 Mayıs 2017 Pazartesi

30 ŞMO #3

3. Sana yazı hatırlatan bir şarkı

Grup genel olarak bana yazı hatırlatan bir grup; dinamik, genç, surf rock yapan bir grup olduklarından da zaten bu hissi veriyorlar :). Eğer dinlemediyseniz diğer şarkılarını da dinlemenizi öneririm :).  Bu paylaştığım klibimsi de çok güzel <3. Daha fazlası için tıktık :). Albümleri için tıktık.

"Aşkından ölüyorum ben,
Uzaydan bakıyorum ben"

Palmiyeler - Palmiyeler




Diğer Son Meydan Bükücüler <3

Haykırarak Yazıyorum 30 ŞMO
Mürekkeple Hayaller 30 ŞMO
Okuyan Muggle 30 ŞMO
Belle'nin Kütüphanesi 30 ŞMO
Devamını Oku »

7 Mayıs 2017 Pazar

30 Şarkı Meydan Okuması #2

Yani övmek gibi olmasın ama bir güzel övücem sizi. Katılanların hepsi mi güzel müzik dinler, hepsi mi zevkli olur. Valla çok güzel şeyler keşfedeceğiz belli. Ben de elimden geldiğince yayınlarıma ekleyeceğim ki herkes dinlesin bu güzel şarkıları <3.

Listenin tamamı için tıktık.
İlk gün için tıktık.

2. Adında sayı geçen sevdiğin bir şarkı

Yine ya şarkı bulabilecek miyimden bundan çok var hangisini koysam acabaya olan yolculuğumdan Melis Danişmend'in sevdiğim bu şarkısında karar kıldım. Melis'i dinler misiniz bilmiyorum ama sözleri etkilidir, sesi de güzeldir, çok da güzel cover yapar. Bu şarkı da bağımlılık yapıcı; aynı zamanda sesli söylemek çok rahatlatıcı :).Siz de dinleyin ve söyleyin; anlayacaksınız :).


"Beni üzenler ölmesin ama sürünsünler karanlık zindanlarda..."

Melis Danişmend - Bin Doz Öfke



Diğer Son Meydan Bükücüler :) <3

Handan'ın 30 Şarkı Meydan Okuması
Belle'nin Kütüphanesi'nin 30 Şarkı Meydan Okuması
Haykırarak Yazıyorum 30 Şarkı Meydan Okuması
Okuyan Muggle'ın 30 Şarkı Meydan Okuması
Mürekkeple Hayaller'in 30 Şarkı Meydan Okuması
Momentos'un 30 Şarkı Meydan Okuması
Kafka'ya Mektuplar 30 Şarkı Meydan Okuması
Devamını Oku »

6 Mayıs 2017 Cumartesi

Draco Malfoy'u Lanetli Çocuktan da Önce Sevmemiz Gerektiğinin 5 Kanıtı (HP Yazı Serisi)

Ben her hafta Harry Potter yazısı yayınlayacağım demiş olabilirim, gün verip o günlerde yazacağım da demiş olabilirim, hatta önce üç sonra iki deyip bir yayınlarken bir anda hiç yayınlamamış da olabilirim ama bu demek değil ki yazılar bitti, hayır bitmedi, daha değil :).

Diğer HP Yazıları için linklere tıklayın.

Harry Potter'da Hiçbir Şeyin Boşuna Söylenmediğinin 5 Kanıtı
Dumby'nin KSKS Hocası Dediğinin 1 Yıl İçinde 1 Gün Bile Görmediği 6 Öğretmen
O An: Snape'in Harry ile İlk Karşılaşması

Goggle görsellerden alıntıdır.

Bu yazıyı Lanetli Çocuk'tan önce yazsam eminim birçok fan karşı çıkacaktı ama eminim artık Draco'ya karşı o sert kalbiniz yumuşadı ve artık o da sevdiğiniz büyücüler sıralamasında birinci olmasa da listede :). Kendisi Harry Potter'ın kötü çocuğu babasının oğlu annesinin göz bebeği Malfoy'ların biricik evladı. Kendisini filmde ilk kez Harry ile tanışmak istemesiyle tanırken; kitapta Harry'nin kıyafet seçiminde karşılaştığı annesiyle beraber cüppe diktiren fazla kibirli çocuktu. Peki Draco onca yaptığı okul kurnazlıkları dışında ve ölüm yiyen olduğunu unutmamak lazım belki de sadece hepimiz kadar acımasız, belki de yardım isteyen bir çocuktu.

İnsanların iyi ve kötü diye ayrılmadığını Draco karakteriyle çok güzel yansıtan Rowling'i bir kez daha kutlamak gerek. Draco'nun "değişken karakter"'i gerçekten çok güzel yazıldı ve oynandı. Draco'nun hiçbir zaman tüm kötülüklerine ve Voldemort'un yanında olmasına rağmen ölüm yiyen olmak istemediğini, aksine zorunda kaldığını görebiliriz. Altıncı filmdeki Draco'nun halleri hepimizi derinden etkilemiştir çünkü acısını somut olarak görebiliriz. Daha çok içine kapanıp eğer üzerine verilen sorumluluğu gerçekleştiremezse nelerle karşılaşacağı onu gerçekten tabiri caizse ruhen ve bedenen bitirmiştir. Harry ile çatışma içine girdiği lavabo sahnesinde yerde kanlar içinde yatarken bir an bile olsa ölmesini istemediğinizden eminim çünkü o sadece bir kurbandı. Yaptıkları asla ondan tamamen nefret etmemize sebep olmadı aksine o aslında Potter'ın okul hayatındaki bir renkti. Yaptıkları Çapulcu tayfasından pek de farklı değildi. Draco'nun her zaman bir limiti vardı kötülükte bile. O yüzden aslında Lanetli Çocuk'ta birden iyi olmadı. Scorpius annesinin olduğu kadar babasının da oğluydu. Draco, Harry'den daha olgun olabilmeyi bildi ve empati kurmamızı onunla kolaylaştırdı ama gelelim bu duyguya tamamen ulaşmadan önce temelleri önceki kaynaklarda nasıl atılmış bir bakalım.

1. Arkadaş Seçimi




İlk filmden hatırlarsınız belki Harry ile ilk sohbetinde Draco şöyle bir laf eder; " Kiminle arkadaş olduğuna dikkat etmelisin" diye. Bu sözün kendi ayağına takılacağını bilemezdi herhalde çünkü Lanetli Çocuk'ta da itiraf ettiği gibi beğenmediği "bulanık" Hermonie ve "fakir ama gururlu" Ron'u dolaylı da olsa tercih ettiğini ve imrendiğini okuruz çünkü kendisi maalesef potansiyele sahip bir çocuk olsa da arkadaşları vücut ölçüleri dışında pek de işlevleri olmayan düz karakterlerdi. O yüzden Crabbe ve Goyle gibi arkadaşlara sahip olması onları ne kadar sevse de hakkında pek de hayırlı olmadı.


2. Sürekli Harry Potter ile Karşılaştırılması




Harry Potter dönemine bomba gibi girdi. Sükseli geçmişi, ilk seneden Quidditch takımına alınması, Voldemort ile savaşması derken sadece Gryfindor takımında olması bile o dönemde Draco için yeterken bu sebeplerle direkt hedef haline geldi. Doğal olarak eğer siz de o okulda olsaydınız karşılaştırılacağınız kişi Harry Potter olurdu. O çalışkan, başarılı, popüler, kural tanımayan okulun popüler çocuğu, mahallemizin kurallara karşı gelen asi delikanlısı ve dünyamızda matematiğe karşılık gelen kara büyü sanatı dersindeki komşunun çalışkan oğluydu. O yüzden bu sebepler yetmez gibi babasının güç ve şöhret düşkünü olması da işleri kolaylaştırmadı onun için.




3. Ailesine Olan Bağlılığı




Draco iyi de kötü de olsa ailesine her zaman bağlıydı. Onları korumak için elinden gelen her şeyi yaptı. Zaten oğluyla olan ilişkisini babalığını tartışmıyorum bile on numara adamdı Lanetli Çocuk'ta fakat onun öncesinde de "babasının oğlu" olmak için başaramasa da çabaladı. Annesine olan sevgisi ve bağlılığı karşılıklıydı zaten. Onları üzmemek için kötü de olsa çok şey yaptı Draco. Şimdi o da sütten çıkmış ak kaşık değil ama Voldemort'un müridi olmakla karşılaştırılamaz.

4. Dumbledore'a saldırmaması, öldürmemesi




Elinde fırsat varken asla ve asla Dumbledore'u savunmasız bırakmak dışında bir şey yapmayarak aksine ağlayarak resmen yardım isteyen Draco'nun o hali her aklıma gelişinde içim bir kötü olur. Belki istese bile yapamazdı fakat o yeltenmedi bile. Kendisi yapmak zorunda olduğu için bu işlere kalkışırken aslında tek istediği bir yardım eliydi. Onca baskılara ve Voldemort'un ailesine yaptıklarından sonra biraz empatiyi hak ediyor. Evet, belki başka yolu seçip karşı çıkabilirdi ama bunca yıldır Potter karşında yeterli görülmemiş kendini kanıtlama isteğiyle dolup taşan çok sevdiği ailesinin ona ihtiyaçları olduğu bir zamanda ki Voldemort ve Bellatrix faktörlerinden bahsetmiyorum bile o kadar da kolay değildi çünkü aileniz tehlikedeyse onları yarı yolda bırakmak kolay olmayacaktır. Tüm bu baskılara rağmen Dumbledore'a o halinde bir de kendisi vurmayarak Dumby'nin de dediği gibi Draco ölüm yiyen de olsa katil değildi.



5. Pansy Parkinson ile Evlenmemesi




Herkes onun Pansy ile evlenmesini bekledi ama o çok daha zarif biriyle evlendi. O değişmek istedi ve kötü niyetli olmayan iyi kalpli Astoria Malfoy ile evlendi. Talihsizlik bu ya o da erken vefat etti ve Draco iyice yalnızlığa gömüldü. Oğlu artık onun tek varlığıydı ve onun için okul yıllarında en sevmediği kişiyle bile iletişim kurdu ki karşı taraf "sözde" iyi olmasına rağmen ön yargılıydı (kendisi Harry Potter olur ki büyük kahramanların büyük kibirleri ve hataları olur ona da çok yüklenmemek lazım :). Yani sonuç olarak o zaten içinde iyiliği de barındıran bir insan evladıydı, hatasını anladı ve içindeki o iyiliğe tutundu ve bugünkü sevgili, sadık bir eş ve baba olarak karşımıza çıktı ve Scorpius gibi çok tatlı bir evlat sahibi oldu.

Bonus: Birçok kez Harry'nin hayatını dolaylı veya dolaysız yoldan kurtarması, ele vermemesi 


Harry'den ne kadar nefret etse de ihtiyaç odasında arkadaşının Harry'i öldürmek istemesine karşı çıkmıştır, bunun dışında Bellatrix'e de Harry'nin yüzü deformeyken bilgi vermemiştir. Tabi Harry'de birçok kez Draco'yu çeşitli şekillerde kurtarmıştır. Sonunda yine bir anne tarafından, Draco'nun annesi tarafından Voldemort'a karşı Harry korunmuştur.


Rowling bir kez daha bize hayatın siyah beyazdan oluşmadığını içimizde barındırdıklarımızla seçimimizin önemini vurguladı çünkü neydi sevgi emekti. Yok yanlış oldu bu o film değildi. Düzeltiyorum çünkü sevgi her şeyin cevabıydı. RIP Dumbledore.

Dipnot: Aksi belirtilmedikçe görsellerin hepsi tarafımdan hazırlanmıştır.
Devamını Oku »

30 Şarkı Meydan Okuması #1

Evvvet, ilk meydan okumam, göz bebeğime bugün başlıyorum :). Ve ne mutlu bana ki aranızda bana eşlik edenler var, hepinize tek tek teşekkür ediyorum. Katılanlardan yayın oldukça aşağıya linkini bırakacağım bakalım kimlerden ne şarkılar çıkacak çok heyecanlıyım :):). Çok güzel keşifler yapacağız, şimdiden belli <3.

Listenin tamamı için tıktık :).

1. Adında renk olan sevdiğin bir şarkı

Nispeten basit bir başlangıç, biraz düşündüm ve en sevdiğim renk olan morlu bir şarkı aradım ama burada paylaşacak kadar sevmediğim bir şarkı seçmek istemedim. Deep Purple'dan bir şarkı seçeyim dedim ama şimdi daha ilk sorudan kaytarmayalım şarkının adında geçsin renk demiş meydan okumada o yüzden ben de kişisel zevklerimi bir kenara bırakıp soruya tekrar odaklandım :). Ve diğer sevdiğim renklerden (ille sevdiğim olacak, haha :)) sevdiğim şarkılara bakarken cevap çok basitti :).

"Blue jeans, white shirt, walked into the room you know you made my eyes burn. It was like, James Dean, for sure"

Lana Del Rey - Blue Jeans




Diğer müzik aşığı meydan okuyanlar <3

Okuyan Muggle 30 Şarkı Meydan Okuması 
Belle'nin Kütüphanesi 30 Şarkı Meydan Okuması
New Day New Sense 30 Şarkı Meydan Okuması
Mürekkeple Hayaller 30 Şarkı Meydan Okuması
Haykırarak Yazıyorum 30 Şarkı Meydan Okuması
Momentos 30 Şarkı Meydan Okuması
Devamını Oku »

5 Mayıs 2017 Cuma

Öneri Makinesi'ne Önerdiler #2 (13 Reasons Why + What Ever Happened to Baby Jane?)

Merhabalar yine sizin önerilerinizden ikisini izledim, ikisi de şu aralar çok popüler :). Bu arada 30 Şarkı Meydan Okumasına davetlisiniz, yarın başlıyoruz ona da aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz :).

http://onerimakinesi.blogspot.com.tr/2017/05/sevgili-gulluk-32-30-sarki-meydan-okumasi.html

13 REASONS WHY





"Bir kızın aklında ya da kalbinde ne olduğunu bilmiyoruz. Bunu neden yaptığını bilmenin hiçbir yolu yok"

İşte bu cümle dizinin son bölümünde söylenen bir söz ve bence dizinin asıl fikri. Bu sözü duyduğum an ampül yandı ve aklıma "Virgin Suicides" filmi geldi. Ne tesadüftür ki ikisi de kitaptan uyarlama :). İntihar eden beş kız kardeş. Aklından geçenleri asla bilmeyen insanlar, aileler ve ölen beş genç kız. Orada da komşu çocuk bu tarz bir şey söylüyordu, onların aklından geçenleri ve nedeni asla bilinmeyen beş genç kızın intiharı. İşte bu dizi (ve kitap) belki de bilebiliriz ve nedenleri vardır diyor. İşte bu kitap ve dizi iddia ediyorum bu fikirden ve filmden veya kitaptan yola çıktı ve bize en az 13 neden verdi.

Dizinin genel fikrini sevdim, böyle bir yol izlemesini de. Sırf meraktan diziye başladığınız gün benim gibi tek oturuşta 7 - 8 bölüm izleyebilirsiniz. Bir süre sonra artık anlaşılıyor ve siz de Clay Jensen'dan önce dinleyenler gibi bir çırpıda nedenleri ve sorumluları merak edebilirsiniz. Clay Jensen'ın tarzı kasedi dinleyip sorumlusunun hesabını sormak, neden hepsini dinleyip harekete geçmedi? Bu durum benim için inandırıcılığını bir süre sonra yitirdi. Hikayeyi yine aynı şekilde anlatabilirdi, sadece kasetleri her bölüm için bir tane değil sadece bize dinletirken, geriye dönüşlerle ve diğer tekniklerle. En azından bir süre sonra. Diziyi genel olarak sevdim ama daha iyi olabilirdi. Birçok hikaye iç içe ve izlemesi hiç de kolay bir dizi değil söyleyeyim. Sonunu sevdim, birçok noktayı açık bırakmışlar ama Troy'un dediği gibi "We'll see" :). İkinci sezonu yapacaklar gibi de ama bence yapmasınlar, gereksiz uzar eğer öyle bir planları varsa. Yine yaparlarsa meraktan bakarım :).

Kostüm seçimlerine bayıldım; özellikle Jessica, Alex, Skye, Sheri stillerini en sevdiklerim oldu. Her karakterin belli bir tarzı var ve onun dışına çıkmıyor. Biraz tek tip olmuş ama çok riske girilmemiş seçilen kıyafetlerin renk ve desen gibi farklılıklarına gidilmiş ama yine de güzeldi.

Müziklerine gelirsek tek kelimeyle öneren arkadaşımın dediği gibi müthiş. Klasiklerden, modern klasiklere, az bilinen çok sevilenler derken birçok yeni isim de keşfettim. Her bölüm en az bir şarkıyla ayrıldım. Özellikle ilk bölümde Joy Division'ın en sevdiğim efsane şarkısı "Love Will Tear Us Apart" ve finalde çalan Angel Olsen'ın en sevdiğim şarkılarından "Windows"'un çalması beni çok mutlu etti. Yerinde ve güzel kullanılan bir müzik vardı, seçene koyana tebrikler, alkışlar. Zevkine sağlık. Bir de izleyenler anlayacak Monet's der susarım <3.

Başrol oyuncusunu hiç sevmedim, oyunculuğunu yapmacık ve özenti buldum ama 13 bölüm idare ettim :). Hannah'ya gelirsek onu Kat Dennings'e çok benzettim bence bağımsız filmlerin yeni prensesi o olabilir :). Bir de yakışıklı Justin Foley var ona her baktığımda aklıma James Franco geldi :), Franco'nun renkli gözlüsü diyebilirim :). Kendisini başarılı rollerde görmek isteriz, yetenekli, doğal bir oyunculuğu var. Genel olarak oyuncu seçimini de beğendim, 30'lu yaşlarında liseli yapılmaya çalışanlar gibi değiller, yaş ortalamasına da baktım oyuncuların 20'lerin başında gençler ve genel olarak kimse liseli değil gibi değildi. Dizide belki de bundan dolayı çok sevdiğim karakterler oldu, empati kurabildim en azından bir kısmıyla. Eklemeden geçemeyeceğim nedense ben de daha önce izlemişim etkisi bırakan bir dizi oldu en başlarda özellikle, daha önce bir tarz bir şey yapıldı mı, bilen var mı merak ediyorum.

Bir de bir daha dünyaya gelirsem bu hayatlarımdan birini Amerika'da liseli olarak geçirmek istiyorum. Ne bereketli topraklardır ki insanlar yazıyor da yazıyor, oynuyor da oynuyor. Bir tecrübe etmek lazım :):):).

Bu diziyi birçok kez reklamını gördüm ama asıl izlememe sebep olan esseve rin' e çok teşekkür ediyorum, önerilerinin devamını bekliyorum :).

What Ever Happened to Baby Jane? - Robert Aldrich (1962)




Şu aralar en çok denk geldiğim dizilerden biri olan Feud'un kaynağı bu filmi ben de merak ediyordum çünkü Feud'u izleyen herkes övüyor. Bana da bu diziyi ama öncesinde bu filmi izlememi öneren Muzaffer'e teşekkür ediyorum, filmi izledim, sıra dizi de :).

Film çok güzeldi, her ne kadar Blanche karakterinin aşırı gereksiz soğukkanlılığına sinir olsam da sonunda nedeni de çıktı, film güzeldi. Bette Davis'e özellikle ba-yıl-dım. Müthiş bir oyuncu. Yalnız benim kafamı karıştıran tarihler oldu, dün dedi sonra baya gün atladı sanki bir günü anlatıp şimdiye gelecek gibi ama bir değişikti belki benim izlediğim yerden kaynaklı bilmiyorum.

Filmde çocukken tiyatro oyunculuğuyla ünlenen Jane Hudson'ın şöhretini büyüyünce ablasına kaptırmasıyla; iki kız kardeş arasında kıskançlık ve rekabet ön plana çıkar. Çocukluk, gençlik ve yaşlılık hallerinden ilk ikisinden önemli notları aldıktan sonra olgunluk çağındaki bu iki kız kardeşten ünlü ablanın trafik kazası sonucu tekerlekli sandalyede olduğunu ve kardeşinin ona baktığını görüyoruz ama kıskançlık, asla bitmemiştir ve soğuk savaş devam eder. Çocuk oyuncunun şöhreti kaybetmesi sonucu bunu atlatamaması ve kendisi tanınmazken ablasının hala akıllarda kalması da işleri kolaylaştırmaz.

Bu filmde iki kız kardeş arasındaki bu ilişki ve psikolojik gerilim güzel yansıtılmış. Dizi de anladığım kadarıyla bu iki kız kardeşi canlandıran oyuncuların yani Bette Davis ve Joan Crawford arasında anlaşmazlığı anlatan bir dizi. İzleyen övüyor en de yakın zamanda izlemeyi umuyorum :). Yönetmenin de diğer filmlerini izlemek isterim. Teşekkürler sinemarquez yine müthiş bir öneri devamını bekliyorum :).
Devamını Oku »

4 Mayıs 2017 Perşembe

Sevgili Güllük #32 (30 Şarkı Meydan Okuması Başlasın :))

Merhabalar, nasılsınız :)? Ben yine yerimde duramadım ve pinterestte görüp yapmak istediğim bir meydan okumayı alıp çevirip yapmak istedim ama sizlerle beraber. Sonuçta böyle şeyler beraber güzel.

Çok tatlı müzikle alakalı bir meydan okumaya denk geldim, çeşitli başlıklarla 30 gün boyunca şarkı paylaşıyorsun. Bir aylık bir playlist oluşturacağız yani. Her gün yaptığımız şey müzik dinlemek en azından benim :), bu sefer düzenli bloglayıp ayın sonunda bizi bize anlatan, hayatımızın arka fonunu oluşturan şarkılardan, bir liste olacak. Kah üzülüp kah sevinip kah dans etmek istediğimiz şarkılardan bir liste! Ben tek başıma yapmak istemedim ve kimler katılabilir kimler yapmak ister merak ediyorum o yüzden ne kadar paylaşırsak o kadar iyi. Yapmak isteyenler yorum yazarsa çok sevinirim :). Benden başka yapan olmazsa ben bu cumartesi başlayacağım, olur da katılan olursa hep beraber cumartesi başlayalım :):):).

Aşağıya da hazırladığım listeyi bırakıyorum, isteyen kopyala yapıştır yapabilir ya da direkt bu yayını paylaşır. Hadi hayırlısı deyip ilk kez başlatmaya çalıştığım bu meydan okuma hakkında desteğinizi ve görüşlerinizi sabırsızlıkla bekliyorum :).








































Devamını Oku »

Sevgili Güllük #31 (Hatay Kitap Fuarı)

Canım memleketimde ilk defa böyle büyük bir kitap fuarı açılıyor, ben de sonuna kadar destekliyorum ki devamı gelsin. Umarım bu fuara özel katılan yayınevleri güzel indirim yaparlar da günlerimiz şenlenir. Sahafların olması da ayrı bir güzellik :). Yine olmayan sevdiğimiz yayınevleri de katılsaydı keşke ama gelenlerin pişman olmayacağını düşünüyorum :). Aklımda bazı yayınevleri var talan edeceğim belli :), ona göre güzel indirim yapın :). Fuar yazılarımla tekrardan burada olacağım aşağıda da etkinlik listesini koydum :).




 

Devamını Oku »

1 Mayıs 2017 Pazartesi

Bir Yayınevi Beş Yazar/Kitap (Metis Yayınları)

Merhabalar efenim, uzun zaman sonra bu bölüme Metis'le dönüş yapıyorum. Öyle ki devamı için de hazırlıklara başladım fazla ara vermeden devam etmeyi düşünüyorum :). Tabi düşünüyorum bakalım üşengeç hallerim beni nasıl etkileyecek :). Başlıktan da anladığınız üzere bu seferki yayınevimiz, çok güzel ama çok güzel yazarları olan, birçok türde alanda kitabı olan, kapaklarıyla gönlümüzü hoş eden bir yayınevi Metis. Gerçekten en sevdiğim yayınevlerinden, bastığı kitaplar çok güzel.

Kaliteli bir yayınevi lakin gülün dikeni, Potter'ın Dolores'i, Makine'nin üşengeçliği olduğu gibi bu yayınevinin de bizi üzen bir yanı var. Şöyle ki kendileri indirim yapmada biraz da değil baya cimri bir yayınevi. Tabi her halükarda satan yazarları, kitapları var onlarda buna güveniyorlar sanırım %25'ten daha fazla indirim görmek çok nadir, hayal gibi oluyor. Şimdi demeden geçmeyeyim sitelerinde arada indirim yapıyorlar seçili kitaplarda ama sanal kitap fuarları veya normal kitap fuarlarında ekstra indirim görmek isterseniz çok beklersiniz, tecrübeyle sabit. Hele gittiğim fuarlarda standın yanından bile geçmiyorum, zira bazen %25 indirimi bile görmediğimiz oluyor. Almaya teşvik eden bir indirim söz konusu değil maalesef. Bunun tabi ki bir avantajı var yılın her dönemi indirimi beklemeden kitapları alabilirsiniz assdfffghdgdg :):):). Hiçbir yayıneviyle uğraşmadım seninle uğraştığım kadar :), ama itiraf et hakkettin Metis :).

İşte biraz cimri yayınevi olsa da yiğidi öldür hakkını yeme misali şimdi kitapları yazarları çok güzel :). Bilimkurgu serisi, akademik kitapları, kadın araştırmaları vb olsun çok donanımlı, dolu dolu bir yayınevi. Öyle böyle değil, o yüzden şimdilik beş tanesini yazdım ama ikincisini de yapacağım bir yayınevi olacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Gelelim şimdi önereceğim beş kitaba (hele şükür dediğinizi duyar gibiyim :)).

Yazıyı bayadır bekletiyorum, kitapların fotoğraflarını kendim çekeyim diye ama bu seferlik mümkün olmadı :(. Bir dahaki sefere diyorum.

1. Pulbiber Mahallesi - Didem Madak




Didem Madak ile bitiremediğim 2015 meydan okumasından tanışıyoruz. "Grapon Kağıtları" favorim ama bu kitapta da çok güzel şiirler var, o kitaptan da şurada bahsetmiştim. Ben şiirden pek anlamayan biri olarak söylüyorum Madak'ın kitaplarına bakın. Çok önemli bir şair. En önemlisi güzel bir şair ;). Ben de Ah'lar Ağacı ile Didem Madak şiirlerini bitireceğim :).

2. Görme Biçimleri - John Berger




Yine John Berger'i kaybettikten sonra önerdiğim bir kitap ama bu vesileyle neden bir daha önermeyeyim :). Şuradan daha detaylı okuyabilirsiniz önceki yazımı. Yazarın "Bir Fotoğrafı Anlamak" kitabını da okudum o kitap buna göre daha akademik, makaleler var; ben çok sevdim. O kitabında kapağı çok güzeldir. Onu da ilgilenenlere bu konulara  öneririm ama bu kitabı ilgili ilgisiz herkes okumalı bence.

3. Ba - Birhan Keskin




Benim uzun zamandır okumak istediğim bir şairdi, sonunda okudum ve sevdim. Böyle bir yerden sizi yakalıyor. Kesinlikle diğer kitaplarını da okumak isterim. Bu kitap 47 sayfacık. Bir arkadaşınızı beklerken, metroda tek yöne gidişte, kahvenizi içerken bitirebileceğiniz çok güzel bir kitap. Etkileyici, kısa şiirleri ve altını çizeceğiniz çok güzel satırları var.

4. Dünyaya Orman Denir - Ursula K. Le Guin




Guin'in kitaplarını merak ettiğimi ve bu kitabı da daha önce yazıp önerdiğimi şuradan biliyorsunuz fakat yine yayınevinin önemli yazarlarındandır. Bu listede olması gerekiyordu. Yazarın daha bilindik kitapları var ben de merak ediyorum fakat bu kitapla başlangıç yaptım devamı gelsin. Bu kitapta beyaz adamın nasıl bir halkı değiştirdiği, silahla tanıştırdığı, kendini savunması gerektiğini ve cinayet kelimesini hayatlarına soktuğunu okuyoruz, etkileyici bir roman. Sizin için de yazarın kitaplarına bir başlangıç olabilir benim gibi zaten incecik.

5. Ekmek Arası - Charles Bukowski




Bukowski'nin ilk okuduğum kitabı, şöyle ki kitabı bir günde bitirdim ama yani en fazla 7- 8 saattir herhalde. Akıcı bir kitap. Ben severek okudum hala da yazarın diğer kitaplarını okumak istesem de bit türlü okuyamadım daha. Bu kitap otobiyografik ögeler içeren bir kitap. Belki de tamamı öyledir bilemiyoruz ama karakterin kendi ağzından yaşamının gençlik dönemlerini okuyoruz. Hiç sıkıcı değil, hatta çok akıcı. Yeraltı Edebiyatı denilince akla gelen isimlerden Bukowski, bu türe ilginiz varsa zaten seveceksiniz.

Fark ettiniz mi bilmiyorum ama kitaplardan üçü yeşil :), sanırım Metis yeşili seviyor elimde bir kitapları daha var o da yeşil. Kapakları da güzel yapıyorlar. Buradan idefixten sonra Metis'e sesleniyorum, sizi çok seviyorum ama bütçem her zaman yetmiyor ya indirimi arttırın ya da doğum günüm yaklaşıyor :). Siz yeter ki isteyin ben listemi hazırlar yollarım düşünmenize gerek yok :). (Yalnız ola ki bir milyonda bir ihtimal (cimri) Metis bu doğum günü mesajımı alırsa, asla cimri demeyeceğim bir daha buradan da söz veriyorum :'):'))

Sizin en sevdiğiniz Metis kitapları hangisi? Kitaplardan ilginizi çeken oldu mu? Yorumlarınızı merak ediyorum :). Edebiyatla kalın :).
Devamını Oku »

30 Nisan 2017 Pazar

Hakkımdaki 6 Gerçek (Pazar 6'lısı)

Merhabalar :). Bugün pazar altılısında serbest kıyafet var isteyen istediği temayı seçip yazıyor, her bloggerda farklı tema görmek ve yazdıklarını okumak çok hoşuma gitti. Ben ise ilk nisan temalarını gördüğümde herhalde konu bulamayıp yazmam diye düşündüm, daha sonra en sevdiğim ve favorim olan pazar altılısı doğum günü temalı yazıyı tekrarlamayı düşündüm :), ama sonra aklıma geldi benim katılmadığım aylarda hoşuma giden temalar vardı, onları yazayım dedim. İlk olarak biraz sohbet edelim biraz beni tanıyın diye bu temayı seçtim. Kim buldu bilmiyorum ama gerçekten güzel bir tema. Eğer bir daha serbest takılırsak onlar içinde geçmişten gelen yapmak istediğim temalar şimdiden hazır :).

Blogumuzun temasına da çok ters düşmeden kitaplar, filmler, şarkılar ve hayat üzerine biraz sohbet etmek istiyorum :).



1. Sahaflar ve İkinci El Kitaplar




İlk konumuz sahaflar ve ikinci el kitaplar. Benim en büyük zevklerimden biri sahaf gezmek, tozlu rafları karıştırmak ve sevdiğim yazarları, istediğim kitapları bulunca sevinmek :). Özellikle okunmayacak derecede değil ama eski basım, küçük, kısa kitaplara bayılıyorum. Bana müthiş bir nostalji yaşatıyorlar. Şu an yazarken bu kitapları düşünmek bile beni mutlu ediyor :). Sahi neden kitaplarda büyük ölçütlere gittiler hala anlamlandıramıyorum. Özellikle şu gereğinden fazla geniş olanlar, zaten o kadar büyük ki taşırken yanında illa bir şey oluyor, zarar görüyor hiçbir şey olmasa çantalara sığmıyor neyse o başka bir başlık :). İkinci el kitapların sevdiğim bir diğer özelliği, piyasada olmayan kitapları bulma, daha ucuz olmasını saymıyorum bile, içindeki notlar. Şükran teyzenden Gökhan'a... ya da ben severek okudum güle güle oku, yaş günün kutlu olsun, sevgiler ... gibi hediye kitapları bulmak, notları okumak ve zaman gelip de neden hediye edilen hem de güzel bir dilek notla hediye edilen kitapları sahafa verdiklerini düşünerek üzülmek. İşte bu notları okumak ve bir zamanlar birinden sevdiği başka birine hediye edilen kitapları okumak farklı ama güzel bir his. Bazen ayraç olarak kullanılmış küçük, önemsiz kağıt parçaları bulup gülümsemek de buna dahil :). Sahafta mekana ve varsa müziğe de önem veriyorum. Bazı yerlerin büyüsü oluyor, ben de kendimi kaptırmayı seviyorum :). Bazen de fotoğraflarını gördüğümde bazı sahafların, orada olasım geliyor.




2. Şarkı Bulma Takıntısı



Gittiğim her mekanda abartmıyorum her mekanda eğer müzik varsa istemsiz şarkılara odaklanıyorum. İster tuvalette, ister giyim mağazasında, ister yolda, ister kafede hiç fark etmez. Şarkıyı biliyorsam sorun yok, bilmiyorsam ve sevdiysem sıkıntı, biliyorsam ama adını hatırlamıyorsam daha büyük sıkıntı çünkü adını bulana kadar karşımdaki kişinin hiçbir dediğine odaklanamaz ve kendi kendime mırıldanır ya da beynimi o şarkıyı bulmak üzere zorlarım :). Neyse ki artık Shazam var ki benim için bulunmuş bir uygulama sanki beni birçok dertten kurtardı. Yine de arada bilemediği oluyor o anlarda sözlerini aratırım ya da bir yere kaydeder bakar bir şekilde bulur ya da onun beni bulacağına inanırım ki hep öyle olur :). Peki Shazam yokken ne yapıyordum, tek başıma değilsem yanımdakine sorar bilmiyorsa sohbeti yarıda kesip birlikte şarkıyı dinlemeye teşvik eder bulana kadar uğraşırım. Eğer filmde çalıyorsa kısacık bir an olur genelde beğendiklerim ve milyon kere o kısmı dinler, sözlerini yakalamaya çalışır ve bulana kadar rahat etmem. Tabi her filmin soundtrack listesi olmuyor o yüzden böyle heyecanlara girdiğim çok oluyor:).

3. Kütüphane oluşturma fikri



Okumaya başladığımdan beri kitaplara düşkünüm ve elimde tutmayı istediğim zaman açıp bakmayı severim. Lakin bir süre sonra şu fikir hoşuma gitmeye başladı, her kitabı elinde tutmama durumu. Bir kitabı okuduktan sonra kendime hep şu soruyu soruyorum; "Bu kitaba bir daha bakacak kadar sevdim mi?". Eğer kitabı bitirdikten sonra bir daha okuma ya da açıp bakma şansım yoksa veriyorum ve onun yerine farklı kitaplar okuma fikrini seviyorum. Hem ev boşuna kalabalıklaşmıyor hem de istediğim kitapların bir kısmını da olsa bu yolla elde ederek daha az maliyetle daha çok okuma şansım oluyor. Büyük ihtimal bu konularda okuduğum birkaç yazı da beni etkiledi. Aldığım ve okuduğum her kitabı elimde tutma düşüncesi de böylece yok oldu. Ben de şimdilik sadece elimde tekrar okumak istediğim ya da hoşuma giden kitapları bulundurmak istiyorum ve bu fikir de fena değil :).




4. Filmler, filmler ve filmler



Filmleri en ama en başından izlemeyi severim. O yüzden genelde başından izlemediğim filmleri hiç izlemem. İmkanım varsa benden önce başlamışsa film başa sardırır bir daha izlerim. Zorunda kalmışsam da mecbur izlerim ama her imkanı kullandıktan sonra :). Film yarım bırakmayı da sevmem ne kadar saçma ve kötü olsa da. Sonuna kadar izlerim. Yarım bıraktığım film sayısı çok azdır, kendi isteğimle. Eğer çok ağır bir filmse ve ruhum bu acıya katlanamıyorsa bırakırım "Çingeneler Zamanı" gibi. Hala sonuna kadar izleyemedim. Bunun dışında teknik sıkıntılarla yarım bıraktığım filmler olmuştur ama her zaman tamamlamaya çalışırım yarım bırakmayı sevmem zaten kalanlar da bir elin parmağını geçmez :).

5. Kitap Fuarları ve bir takım şeyler





Elimde olan her fırsatı değerlendirir, etkinlikleri imkanlar el verdiğince takip etmek isterim. Fuarlar, festivaller, çeşitli etkinlikler her şeyi denemek, yapmak isterim. Kitap fuarları da bunların başında gelir, birçok kitabı bir arada görmek, sahaf varsa onları gezmek, stanttaki satıcılarla kitap yorumları yapmak, önerilerini dinlemek, farklı ayraçlar toplamak, çok kitap alınca pazarlık yapmak ya da bazen sadece yapmaya çalışmak :), bir sürü kitapseverle ortak bir paydada buluşmak ve o stanttan o standa aklımı kaçırmış gibi koşmaya bayılıyorum :). Tabi indirim konusunda beni her yayınevi her zaman tatmin etmiyor fakat yine de her şeye rağmen kitap fuarlarına gitmeyi çok seviyorum.





6. Hayatta en çok istediğim şey



Geçen gün yine "puppy surprise complation" videoları izleyip duygulanırken aklıma geldi. Sanırım şu hayatta en çok istediğim şey köpek sahiplenmek. O videolardakilerden biri olmak benim en çok istediğim şeylerden olabilir. Bu sürprizi hayatım boyunca bekledim, bekliyorum :). Önce tabi uygun bir ev, diğer materyal gereklilikler ve ortam gerekiyor. Beni de durduran ve sabretmemi sağlayan şey bu ama kendi kendime bile köpek sahiplensem en büyük sürprizi kendime yapmış olurum herhalde :). Bu sevginin kaynağı ne, ben de bilmiyorum. Küçükken bana alınan oyuncak beyaz kıvırcık tüylü pille çalışan ama arka ayağı kırılan ve üç ayakla ömrü boyunca yürümeye çalışan oyuncak köpeğim "Bingo" olabilir ya da o dönem popüler olan ve köpeğime adını o tarz filmlerden esinlenerek verdiğim (annemin anlattıkları, zira bazen o kadar benimsemişim ki kendim hatırlıyormuş gibi düşünürüm belki de öyledir, zihin gerçek bir labirent :)) başrolü kapan kahraman köpekler olabilir ama kaynağı ne olursa olsun içimde sahip olmadığım köpeğime karşı bile şu an sevgi var içimde :). Hayır henüz kafayı yemedim ama sevmekten öldürmek diye bir tabir var ya işte öyle bir korkumda var çünkü yolda köpekleri aşırı sevdiğimden ve bir tanesi tarafından beni az sev mesajlı ısırılma anım bile var :).



En uzun pazar altılısı yazım oldu herhalde umarım sıkılmamışsınızdır, ve buralara kadar gelmişsinizdir. Sonuna kadar okuyanlara teşekkür eder, ufak bir gülücük de olsa yorum yapmalarını isterim :).


Dipnot: Resimlerin hepsini Tumblr'dan arakladım, umarım başıma dert almam :/
Devamını Oku »

29 Nisan 2017 Cumartesi

Abur Cubur #38 (Son Çıkanlar 5)

Tam diyorum az çok bitti, bir denk geliyorum yeni yeni albümler, tekliler, ep'ler. Ben de hemen yazıyorum, hiçbir şeyden eksik kalmamamız, hepsini dinlememiz gerek :). Yine de bir şekilde yetişemiyorum gibi hissediyorum :).

Fall Out Boy sanırım baya oldu dinlemeyeli, gençliğimin grubu daha doğrusu ergenliğimin :) yeni albüm çıkarmış, yıldızımın pek barışmadığı Imagine Dragons ve Blink-82  tekli çıkarmışlar meraklısına duyurulur, Lana Del Rey severim ama çıkardığı tekliye pek ısınamadım The Weeknd ile beraber olana buradan dinleyebilirsiniz, One Repeblic "No Vacancy" çıkarmış yaza girmeden hazırlanın baya orada burada dinleyeceğiz belli, Mary J Blige'de "Strenght of a Woman" ile sahalara dönüş yapmış, Ellie Goulding pek de sevmediğim "First Time" adlı ve Kygo birlikteliğiyle yeni bir tekli çıkarmış (belki zamanlar severim belli olmaz); yazmadığım aşağıda olanlar da var. Bu sefer 7 değil 10 şarkı var, strese girdim, birinden bile eksik kalmayayım diye paylaştım çoğunu :). Artık zevkinize göre, yorumlarınızı bekliyorum, seviliyorsunuz <3.

Son Çıkan Abur Cuburlarin 1.si için tıktık
Son Çıkan Abur Cuburlarin 2.si için tıktık


1. Jay Jay Johanson - You'll miss me



2. Hurts - Beautiful Ones



3. Alt-J - In Cold Blood



4. Russian Red - I Want to Break Free



5. Gorillaz - Andromeda



6. Foster the People - Pay the Man



7. Fall Out Boy - Young and Menace



8. Tove Lo - Influence



9. Phoenix - J-Boy



10. Feist - Pleasure


Devamını Oku »

25 Nisan 2017 Salı

Abur Cubur #37 (Son Çıkanlar 4)

Merhabalar, abur cubur resmen kabuk değiştirdi o kadar çok yeni şarkı var ki hep eksik kalıyor hep bir yeni çıkan oluyor, tema yapmadan bunu da onu da paylaşayım derken son çıkanlar oluyor hep :). Ben eksik kalmadığım gibi sizlerin de bu şarkılardan eksik kalmanızı istemediğimden borç bilir paylaşırım :). Bu sene de Coachella'ya gidememiş olabiliriz ama yeni çıkan şarkıları da dinlemeyecek değiliz herhalde!!! Yok öyle, Öneri Makinesi de bir gün Coachella bir gün Glastonbury'e gitmek, gönlünü hoş etmek, oralarda Thom Yorke ile Yıldız Tilbe dansı da yapmak ister Lotus Flower eşliğinde ama gidemese de okuyucularıyla yeni şarkıları dinler, dinletir. O kadar da umutsuzluğa kapılmadık. Şanssızlara özel mottomuz neydi ya o uzaya gidilecek ya o uzaya gidilecek :). O kadar. Şimdi o festivaller düşünsün :):).

Aşağıda gördüğünüz birçok ismin yeni albümleri çıktı ya da yaz aylarında çıkmak üzere. Yavaş yavaş çıkan teklilerle albümlerinin nasıl olacağı hakkında sinyaller veriyorlar. Ben de merakla dinliyor ve bekliyorum :).

1. Frank Ocean - Lens



2. Son Feci Bisiklet - Teslim Tesellüm



3. Joy Again - Winter Snakes



4. Tinie Tempah - Holy Moly



5. Kendrick Lamar - DNA



6. Summer Salt - Candy Wrappers



7. Beach Fossils - This Year

Devamını Oku »

24 Nisan 2017 Pazartesi

Atıştırmalık #14

Kendini Tutan Su - Yalçın Tosun




Yazarın öykülerinin hayranıyım. En sevdiğim yazarlardan bknz. Ben şiirden pek anlamam ama bu kitap ortalamaydı bence. Güzel şiirler de var olmayanlar da. Kişisel bir şey bu şiir olayları da zaten. Ben başka diyarlara dalarım o hiçbir şey anlamaz ki genelde şiirde "o" ben oluyorum :).

Paterson - Jim Jarmusch





Jarmusch film yapar da ben sevmez miyim? Bayılırım bayılır. Çok güzel olmuş, zaten Adam Driver genelde sinir bozucu rollerde oynasa da bir severim bu adamı. Bu rolde de çok iyiydi yine sevdim. Cool ve entellektüel bir duruşu var filmlerinde de genelde o tarz rollerde izledim. Bu sefer de otobüs şoförü ama şiir sevdalısı, teknoloji sevmeyen, kendi halinde bir adam. Şiirlerini okuma şansına hatta okuma ve dinleme şansına film boyunca erişiyoruz. Filmde gördüğümde beni mutlu eden şey, Paterson'ın yolcularından ikisinin Wes Anderson'ın sevdiğimiz filmi Moonrise Kingdom'ın iki başrolünin olmasıydı :)  Çok güzel bir sürprizdi, Bir de ben bu çift kadar sakin bir ikili görmedim :). Sade, sizi sıkmayan güzel bir film. Ben çok sevdim filmi, size de tavsiye ediyorum :).

Bildiğin Kızlardan Değil - Lena Dunham




Bu kitabı merak edip aldım ama neden merak ettim bilmiyorum :). Etmesem de olurmuş, adı ilgi çekici, yazar da aynı şekilde, çizimler de çok güzel ama istediğimi alamadım. Daha derinlikli, mizahi bir kitap bekliyordum ama ikisi de yoktu. Bir de bildiğin kızlardan değil diyor ama ne kadar kitapta bunu destekliyor emin değilim :/. Yine de bir şekilde merakım gitmiş oldu, en azından fikrim var kitap hakkında :).
Devamını Oku »

21 Nisan 2017 Cuma

Abur Cubur #36 (Son Çıkanlar 3)

Merhabalar, bu aralar daha önceden de bahsettiğim gibi bir yoğunluğum var hatta yoğunluktan çok yorgunluğum var, genelde boş vakitlerimi uyuyarak geçirmeyi tercih ediyorum :). Hali vaziyet böyle olunca da günlerimin bir kısmı kullanılamaz oluyor, bloga ayırdığım vakit de azalıyor. Öyle ki bilgisayarı bile pek açamıyorum açsam da sorunları var zaten neyse. Hazırladığım yazıların son rötuşları hep eksik kaldığından yazılar gecikiyor :(, ama yakında yayınlamaya çalışacağım yine de.

Bu arada güzel yorumlarınızı okumak beni çok mutlu ediyor, gerçekten ihtiyacım varmış. Beni ne kadar mutlu ettiğinizi bilemezsiniz. Çok şaşıracaksınız (!) ama yine zor ve şanssız günler geçiriyorum bir de yoğunluk ve yorgunluk olunca yorumlar ilaç gibi geliyor belirtmeliyim :). Çok teşekkür ediyorum, lütfen devam edin (Happythankyoumoreplease) :):):). Bana şans dilemeyi lütfen unutmayın, her zamanki gibi çok ihtiyacım var <3.

Sıcakların artmasıyla yeni şarkılar da artıyor ve resmen yetişemiyorum :). Yine de gördüğüm duyduğum şarkıları burada paylaşacağım, eğer sizin şu şarkı da güzel dedikleriniz varsa belki bir sonraki abur cuburda yayınlanır yorumlarınızı eksik etmeyin yani :). Ben şu aralar hip hop dinliyorum sürekli, indie dinlemeyi tabi ki bırakmadım fakat havalardan mıdır nedir elim hep hip hopa kayıyor, Drake'in katkısı da yadsınamaz hani. Drake'in yeni albümünü sürekli dinliyorum, favorilerimden olan bir şarkıyı daha önce paylaşmıştım, şimdi yine onlardan bir tanesini daha paylaşacaktım ama mümkün olmadı :). Baya sevdiğim albümler var belki istek de olursa biraz daha çabalayıp bir yazı yazabilirim, gerçekten bu yaz baya bereketli geldi. Güllük ve Abur Cubur yetmedi yeni çıkanlara, ayrı bir yazı yazabilirim :).

Çenemin düştüğü bir günden herkese mutlu günler diliyorum, sizleri seviyorum <3.

Son Çıkanlar 1 için tıktık.
Son Çıkanlar 2 için tıktık.


1. Incubus - Glitterbomb



2. Father John Misty - Total Entertainment Forever



3. Athena - Geberiyorum


4. Cigarettes After Sex - Apocalypse



5. Slowdive - Sugar for the Pill



6. London Grammar - Oh Woman Oh Man



7. Lola Marsh - Wishing Girl

Devamını Oku »