21 Haziran 2017 Çarşamba

Sevgili Güllük #40 (Doğum Günü)


İyi ki doğdum la la la la, gördün mü 25 oldum, oldum valla :). En önemsediğim gün doğum günü bir şeyleri kutlama babında. Çok mutlu hissettiğimi söyleyemem, biraz kompleks de oluyor sanırım istediklerimi yapamadığımdan ve hayatı yeterince dolu yaşayamadığımdan çokça endişelendiğimden ki öyle aslında. Şanssızım dediğim zamanlardan tek farkım şu an o zamana göre daha da çok şanssız olmam :/.






Bir şeyler öğrendim hayatta ama bazılarını kabullenmeyi öğrenemedim sanırsam. Mutsuzluğumun bir kısmından sorumlu o da olabilir. Kabullenmek istemiyor muyum yoksa zaten kabullenmemem mi gerekiyor emin değilim ama daha çok şey öğreneceğim onu da biliyorum.  Şu aralar ruh halimin en üst düzey olduğu bir dönem olmadığından en güzel geçirdiğim günlerden biri değil ama yine de kötü de değil, yazı karamsar olsa da :). Sadece ben uzun zamandır iyi hissetmiyorum. Yine de yaşıyoruz, bak yaş bile alıyoruz :). Yeni yaşımdan istediklerim var ama ne istersem isteyeyim şu şekilde istiyorum :). Bu sene mutluluğun ve huzurun doruk noktasına ulaşıp hep artarak devam etmesini istiyorum :). Bir de köpek :).




Umarım bu yaş iyi bir şekilde güzel bir dönüm noktası olur ve daha nice güzel yaşlar sevdiklerimle beni bekler :). Fon müziğimiz ne olsun, sahi ne olsun? Hadi siz önerin, bana hediyeniz olsun :). Ben de keyifle dinleyeyim :).



Dipnot: Giflerin hepsi tumblrdan alıntıdır, üzerine tıklayarak kaynağına ulaşabilirsiniz.

20 Haziran 2017 Salı

Sevgili Güllük #39 (25. İstanbul LGBT-İ Onur Haftası 2017)

19-25 Haziran arası gerçekleşecek, 25. İstanbul LGBT-İ Onur Haftası 2017 dün başladı. Aramızda Ne Var? temasıyla bu sene yola çıktılar. Bu hafta boyunca dolu dolu bir etkinlik programı sizleri bekliyor ve hepsi ücretsiz. Akademisyenlerin katıldığı paneller, tiyatro oyunları, sinema gösterimleri, sergiler, atölyeler ve birçok etkinliğin olacağı bu haftada etkinlik programı için buraya tıklayabilirsiniz :). Etkinliklerin de duyurulduğu resmi Facebook hesabı için de buraya :). Son gün ise LGBT-İ Onur Haftası Onur Yürüyüşü ile kapanacak.

Ben de kendi çapımda bir Queer Sinema listesi hazırladım, bakmak isterseniz o da burada.


Bu fotoğraflar da benim katkım olsun, kitaplarla gökkuşağı :). İkisini de Instagram'da paylaştım. Üzerilerine tıklayarak hesabıma ulaşıp, Öneri Makinesi'ni Instagram'dan takip edebilirsiniz :).



Sevgili Güllük #38 (Açık Hava Sinemalar)

Yaz mimimde bahsettiğim açık hava sinemaların 2017 yılı toplu bir listesi yayınlanmış Artful Living'de aşağıdaki ilgili yazıya tıklamanız yeterli, bakabilirsiniz :). İstanbul ve Ankara'dan açık hava sinemaları paylaşılmış.

Off hep zaten böyle güzel şeyler İstanbul'da, Ankara'da olur diyenler; İzmir, Muğla, Adana, Mersin şehirlerinde de geçen sene bu tarz etkinliklerin olduğu bir liste buldum, aşağıdan bakabilirsiniz. Bu sene de devam ediyorlar mı bilmiyorum ama bu şehirlerde yaşıyorsanız, bir kontrol edin derim :). Eğer ben de diğer şehirlerde yapıldığını görürsem hem blogda hem de Twitter'da paylaşırım :).

Yaz önerilerimi okumadıysanız orada da paylaştım bu listeyi, başka öneriler de var :). Ödüllü başka sinema filmleri gösterilecek, fırsatınız varsa koşun gidin. Tadından yenmez yani :).

Mim: Yaz önerileri
Açık Hava Sinemalar
2016 Yazlık Sinemalar

Burada da manzarayı mı izlesek filmleri mi kararsız kalacağınız dünyadan 13 açık hava sineması listelenmiş. Keyifle okuyun, izleyin :).

Dünyadan 13 Açık Hava Sineması

Bu fotoğraf da geçen yaz doğum günümde gitmiştik yani 21 Haziran'da, şu anki tarihe çok yakın tam bir sene olmuş. o zamandan :). Cermodern'de izlediğimiz Son of Saul filminden benim çektiğim fotoğraf :). Çekirdek veriyorlardı ve insanlar köpekleriyle gelmişti. Açık barı vardı, çeşit çeşit içecekli. Fotoğraf karanlık, çok belli olmuyor ama orta derecede bir kalabalık vardı. Öyle güzel oluyor işte, kaçırmayın :).


En Çatlağından 10 Tatlı/Komik Film

Merhabalar, merhabalar :). Sağ üstteki anketten yola çıkarak film listelerine ağırlık vermeye başladım :). Şimdilik açık ara öne geçen o :). İtirazınız var ise ankete bekleriz :). Tabi bu demek değil ki diğer yazılar olmayacak, olacak ama öncelik en çok talepten yana :).

Gelelim bugünün listesine. Komedi olarak sunulan en çok paylaşılan filmlerden sıkıldınız mı? Artık o filmlere gülmüyor ve sıkılıyor musunuz? O zaman doğru yerdesiniz (yine içime overlokçu kaçtı). Benim de izlemekten en zevk aldığım bu tarz komedilerdir not düşeyim :). Bu alışılmışın dışındaki hiçbir kalıba sığmayan karakterlerin olduğu filmler moralinizi düzeltip enerjinizi yükseltme garantili. İşte popüler komedi filmlerine alternatif en absürt en kara en romantik ve en tatlısından 10 çatlak film burada :).


1. Little Miss Sunshine - Valerie Faris/Jonathan Dayton (2006)



Bu film listede olmazsa olmazdı herhalde. Tüm üyelerin hasarlarla dolu olduğu aileyi bir araya getiren ailenin en küçük bireyinin dans yarışmasına gitme isteğidir. Yolda birçok engelle karşılaşan ailemiz bakalım dans yarışmasında başarı elde edecek midir? Biraz ipucu vereyim, başarı sadece bir derece değildir :).

2. Me You and Everyone We Know - Miranda July



Yine absürd, eksantrik bir romantik komedi. Ana karakterimiz Christine para kazanmak için yaptığı iş dışında bir sanatçıdır. Bir adama aşık olur ve bu ikilinin dokunduğu iletişime geçtiği insanların başka hikayelerini de izleriz. Çok katmanlı iç içe geçen bir çok hikayenin olduğu bu film bağımsız severleri oldukça memnun edecek :).

3. Welcome to the Doll House - Todd Solondz (1995)



Evin ortanca çocuğu Dawn birçok açıdan kendini şanssız görmektedir. Üniversiteye hazırlanan abisi ve küçük sevimli annesinin göz bebeği kardeşi arasında pek göze çarpmadan yaşar. Okul hayatında da zorluklarla karşılan Dawn'un işi hiç de kolay değildir. Büyümeyi anlatan bu ödüllü kara komedi film hem güldürüp hem hüzünlendirenlerden :).

4. Toni Erdman - Maren Ade (2016)



Bu üç saate yakın süren komedi dram filmi en olmadık yerlerde kahkaha atmanıza sebep olacak :). Yurt dışında yaşayan kızını tatilde ziyarete giden babanın kızının hayatına nasıl ve ne şekillerde dokunduğunu izliyoruz.

5. Eagle vs Shark - Taika Waititi (1998)



Son dönemlerde filmlerine ağırlık verdiğim yönetmen favorilerime girdi bile :). Bu absürd çatlak filmde bir kartal ile köpek balığının aşkından çok daha fazlası var :). Müzikleri ile de ayrıca sizi mutlu edecektir. Sıradan aşk hikayelerinden sıkılanlara da güzel bir alternatif :).

6. Sideways - Alexander Payne (2004)



En yakın arkadaşının evlenmeden önceki son haftasında onu şarap evlerinde yolculuğa çıkaran kitabı yayınlanmayan İngilizce öğretmeni Miles'ın ve Jack'in bir haftalık bol şaraplı yol hikayesi. Eğer şarap seviyorsanız dikkatle izlemenizde fayda var, bir anda krize girebilirsiniz :), çünkü şarap hakkında bilgilenirken o üzüm bağlarının arasında canınız çokça çekebilir, uyarmadı demeyin :). Posteri de ayrı bir güzeldir.

7. Dawn By Law - Jim Jarmusch (1986)



Jim Jarmusch'u seviyorum. Siz de seviyorsanız ve bu filmi izlemediyseniz hemen izleyin :). Eğer Jarmusch hiç izlemediyseniz de bu filme bir şans verin. Siyah beyaz çekilen bu komedinin başrollerinde yönetmenin sevdiği oyunculardan şarkıcı Tom Waits, ünlü İtalyan oyuncu Roberto Benigni ve John Lurie'nin aynı koğuşu paylaştığı bu film güzel bir seyirlik :).

8. Bottle Rocket - Wes Anderson (1996)



Wes Anderson'ın ilk filmlerinden. Diğer filmleri kadar renk skalası göze çarpmasa da (ki çarpıyor:)), sonraki filmlerin nasıl olacağına dair bu konuda güçlü sinyaller veren bir film. Akıl hastanesinden taburcu olan Anthony'i kurtarmaya gelen arkadaşı Dignan'ın küçük bir soygunla başlayıp işleri büyütmesiyle sizi kahkahaya boğacak :). Özellikle son soygunlarında bir ekip var ki evlere şenlik. Bir de yan rol var Kumar, benim favorim onun sahnelerinde kahkahaya hazırlıklı olun :).

9. Beterböcek - Tim Burton (1988)



Tim Burton'ın gotik dünyaları meşhurdur. Onun tatlı dünyası da ancak Beterböcek ile olurdu herhalde :). Evini bırakmak istemeyen sevimli hayalet çiftimizle ona yardım amacıyla kandırıp başlarına türlü işler açan çeşit çeşitli deforme olmuş yaratık insan gördüğümüz bu film çok eğlendirecek. Özellikle sonundaki Vanessa Paradise dansı filmin şekeri :).

10. Scott Pilgrim Dünyaya Karşı - Edgar Wright (2010)



Sevdiğiniz kızın kalbini kazanmak hiç bu kadar zor olmamıştı :). Sevdiği kızla beraber olmak için dünyaya karşı gelen Scott Pilgrim günlük yaşamda olan olaylara fantastik bir açıdan bakarak betimlemeleriyle sizi hem güldürecek hem de olaya farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak.

18 Haziran 2017 Pazar

Mim: Yaz İçin Öneriler

Merhabalar, nasılsınız? Benim ruh halimin en iyi olduğu, dünyanın en mutlu en şanslı insanı olduğumu hissettiğim bir dönem olduğu söylenemez ama idare ediyorum. Okuyorum, izliyorum, notlar alıyorum, listeler hazırlıyorum ama günün sonunda yazıya geçirip yayınlayacak enerjiyi bulamıyorum kendimde. Bu yaz temalı mim iyi geldi, hem yavaş bir giriş olur hem de diğer yazılar için enerji verir diye düşünüyorum :). Beni mimleyen Meczup'a teşekkür ediyorum :). Ben de onu ilk hazırladığım mimimde mimlemiştim o da burada okumak isteyeniniz olursa mimi, hatta mimlediğim arkadaşlarım çok güzel yazılar yazdılar onlara da bakın :). İade-i ziyaret gibi oldu bir nevi yani :).

Blog zaten öneri makinesi hani işim bu, öneriyorum :). Daha önce de belirttiğim gibi yaz mevsimi bizim için güzel bir tema, ben de blogumda yazılarımda ve temada kullandım, kullanmaya da devam ediyorum. Bu mim için ise özel bir şeyler yapmak istedim. Sadece kültür sanat değil (ama olacak kaçış yok :)) genel olarak yaz mevsimi için içimizi serinletecek ferah güzel kısa öneriler yapacağım. Yazın da çok gezme şansım olmadığından; deniz, kum, güneşten uzak olanlar ve özellikle öğrenciler için ekonomik maddeler olacağından yazlarınızı hem faydalı hem de eğlenceli geçirmenize olanak sağlayan öneriler olmasını umuyorum. Umarım sıkılmadan okursunuz :).


Serinletici Kokteyller




Yazın en çok ihtiyaç duyulan şey sıvı içecekler herhalde. Yazın güzel meyveleri de devreye girince tercihinize göre alkollü alkolsüz birçok yeni keşif yapabilirsiniz :). Hazır almak yerine evde yapılan naneli limonatalar, ayranlar, karpuzlu çilekli meyve kokteyleri, meyveli buzlu çaylar, soğuk kahveler ve bilimum yaratıcılığınıza kalmış çeşitli içecekler için yaratıcılığınızın yanına elinizi korkak alıştırmayacağınız sınırsız buz küpleri yeterli olacaktır :).

Meyveler ve Dondurma




Yazın meyve çeşitleri çok hatta benim en sevdiğim meyve çilek ve favorilerimden karpuzun mevsimi :). Bir de bunların yanına üzümler, kayısılar, kirazlar, dutlar, kavunlar, şeftaliler onlar bunlar da gelince yazı özel kılıyorlar :). Hele bir de kaynağından yeme şansınız varsa daha da güzel :).

Dondurma ayrı bir başlığı hak ediyor ama diğer soğuk yenen tatlıları da kırmamak lazım :). Meyveli, fıstıklı, soslu, kurabiyeli, çikolatalı, sütlü yazın vazgeçilmezi ferahlığın adresi dondurma :). Benim gibi yaz kış yiyenleri tenzih ediyorum tabi ki :)

Etekler, Elbiseler, Şortlar




Yazın güzelliklerinden biri de tiril tiril elbiseler, etekler ve şortlardır herhalde. İncecik, bol desenli, renkli kumaşlar veya keten, denim kumaşlar da yine yazın en güzel yanlarından. Yine bunların en güzel arkadaşları tişörtler, bluzlar ve gömlekleri de unutmamak lazım. İçimizi açan güzel ayrıntılar. Siz de spor ayakkabılar, kumaş ayakkabılar, babetler veya sandaletlerle kombininizi tamamlayıp kendinizi güneşli günleri hazır hissedebilirsiniz :).

Aksesuarlar




Kıyafet önerdik, aksesuarlar eksik kalmasın. Ben aksesuarlara bayılırım. Hem de her türlüsüne, yaz kış kullanırım. Gözlük, şapka, yüzükler, bileklikler, bandana, kolyeler, saat, broşlar, halhallar, küpeler; aklınıza gelebilecek her tür aksesuar yazın size ayrı bir hava katacak, en basit kombinizi bile size özel kılacaktır :).

Açık Hava Sinemalar




Yazın en güzel yanlarından biri de bu nostaljik olayın yeniden hayat bulması herhalde :). Elinize buzlu içeceğinizi, çekirdeğinizi alın ve filmin keyfini akşamın tatlı esintisiyle çıkarın. Başka Sinema'nın büyük şehirlerde bu etkinliği yaptığını biliyorum, birkaç özel mekan da yapıyor. Kendim de deneyimleyen biri olarak söylüyorum eğer böyle bir şansınız varsa şehrinizde bu fırsatı kaçırmayın :). Burada da bir liste var nerede diye, bir bakın :).

Mini Diziler




Açık hava sinemamız yoksa biz ne yapalım diyenlere ilk sezonu size unutturacak zamanı tanımayan mini diziler ne güne duruyor. Al bak önerdim burada, aç izle bir tanesini keyfine göre :).

Hikayeler ve Kolay Okunan Kitaplar




Yazın havalardan dikkatimiz azalıyor ve güneşin tadını çıkarmak istiyoruz haliyle. Bol bol hayallere dalıp odak noktamızı sık sık değiştiriyoruz. O yüzden öykü kitapları veya kolay okunan akıcı, mizahi yönü güçlü kitaplar benim de tercihim oluyor. Bu kısa öyküler özellikle aniden gelen dikkat dağınıklığına birebir :). İsterseniz şöyle hikaye önerileri de yaptım, bir fikriniz olsun :).

Şarkılar Seni Söyler




Müziğin yazı kışı yok, her daim dinliyoruz ama kendi müziğinizi yapmak istemez misiniz? Piknik yaparken, arkadaşlarınızla kalabalık bir grupken veya evde kendi kendinize şöyle tıngırdatacak bir müzik aleti edinin. Yeni bir şey öğrenmenin  ve bir aleti çalabilmenin verdiği keyif paha biçilemez olacaktır. Bu ister ukulele, melodika olsun ister bir darbuka veya mızıka sonuç aynı. Bütçenizin el verdiği bir çalgı edinin ve öğrenin. Teşekkür edeceksiniz :).

Retro Fotoğraf Makineleri


Tarkovsky'nin Polaroid Fotoğraflarından


Benim henüz elimde olmayan çok ama çok isteğim makinelerdir. Polaroid olsun, Lomography'nin makineleri olsun bayılıyorum ve hepsini istiyorum :). Yazın bu makinelerle çekilen fotoğraflara da bakmaya bayılıyorum :). Eğer sizin de yoksa telefonunuzu biraz kurcalayın, çok güzel programlar keşfedeceksiniz :). Anılarınızı bir de bu gözle kaydedin :).

Parklar, Çimler ve Piknik




İşte yazın en güzel yanlarından biri çimlere yayılmak :). Elinizde kitap, yanınızda kendi ellerinizle hazırladığınız atıştırmalıklar tek başınıza veya sevdiklerinizle bir ağacın altında güzel temiz bir örtünün üstüne kendinizi bırakın ve mümkün olduğunca kalkmayın :). Yukarıda önerdiğim her şeyi açık havada, piknik yaparken uygulayın :).Güneş kemiklerinize nüfuz etsin ve siz bu anların tadını çıkarın :).

Valla yazarken içim açıldı, bu yazıyla da blogda başlayan yaz esintileri devam ediyor :). Sizin yaz için önerileriniz neler, bunlardan hangileri sizin de vazgeçilmeziniz? Yorumlarınızı bekliyorum :).


Dipnot: Fotoğrafların hepsi aksi belirtilmediği takdirde tumblrdan alıntıdır. 

12 Haziran 2017 Pazartesi

Sevgili Güllük #37 (Doğu Ekspresinde Cinayet 2017)

Biraz geç oldu ama paylaşmasam olmaz :). Kenneth Branagh hem yönetip hem en sevdiğim dedektiflerden Hercule Poirot'u oynayınca bir de yetmezmiş gibi canımın içi gözümün nuru Johnny Depp olunca bu ikisinin döktürmesini bekliyorum. Gerçi tahminimce Johnny Depp baştan ölecek, belki konuk oyuncu gibi bile olabilir lakin napayım seviyorum oynadığı karakterleri, filmlerini (kendisini:)).

Branagh'ın Hamlet'ini hala izlemediyseniz çok şey kaçırıyorsunuz. Bu film de Agatha Christie uyarlaması bir de en güzel romanlarından. Yine hem yönetip hem başrolü kimselere vermiyor. Sarışın Poirot diğer Poirot tiplemelerine veya benim kafamda oluşturduğum Poirot figürüne uymuyor ama kendisi muhteşem bir oyuncu, tiyatrocu o yüzden güzel şeyler yapacağını biliyorum :). Yani bir de hem de ile oluşan bir yazı oldu ama çok heyecanlandıran bir film :). Kadro süper, merakla bekliyorum. Tesadüfe bakın uzunnn yıllar sonra tekrardan şu an Agatha Christie okuyorum, hem de (<-bknz.) Poirotlu bir roman, o yüzden de baya bir heyecanlıyım :).


10 Haziran 2017 Cumartesi

İtalyan Kızı - Iris Murdoch (Yarıyıl Reading Challenge 2017)

Benim ve katılan arkadaşlarımın listeleri için tıktık. Kitap önermeyi unutmayın :).

8. Birleşik Krallıkta geçen bir kitap

Bugün sizlere yine listede seçmediğim bir kitabı anlatacağım :). Yukarıdaki madde için Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresini seçtim ama gel gör ki bu kitabı okudum maddeye de uyuyordu, makine durur mu yapıştırdı hemen :). Valla azimliyim bitireceğim bu listeyi galiba :).

Eren'in blogunda çokça gördüğüm bir yazardı, fuarda sahafta görünce de alıverdim. Baskısı tükenmiş bir kitap (bknz.sahaf güzelliği). Yazara da başlangıç kitabım oldu. Kitap akıcı, olaylar hemen gelişiyor bu yönünü sevdim :). Beni hazırlıksız yakalayıp şaşırttığı da oldu :). Kitapta öyle olaylar oluyor ki yani bir Beni Affet veya Brezilya günlük dizileri tadında hissetmedim desem yalan olur :). O kadar şey üst üste oldu ki gülmeye başladım artık ve absürd bir yanı var gibi geldi ya da ben öyle sandım emin değilim ama güldüm okurken :). Dram ama anlatış şeklinden midir nedir, böyle güldürdü de yani :). Benim psikolojim mi bozuk okuyan varsa yorum yapsın, ona göre kendimden şüpheleneceğim :). Böyle eski bir dizi vardı Dallas diye ben izlemedim de, büyüklerimiz kimin eli kimin cebinde belli değil derdi biraz öyle bir durum vardı :). Belki de o güldürdü beni bilemeyeceğim, biraz spoilerı da verdik ama baskısı tükenmiş bulana kadar unutursunuz bence :).


Kitap Edmund amcanın annesinin ölümü üzerine eve dönmesiyle başlar, evden gitmesiyle sonlanır ama bu arada neler olur neler. Bu evde ölen annesi 'absent presence' der edebiyatçılar hatta karakter yoktur, ölüdür, uzaktır ama hala varmış gibi karakterleri, olayları etkiler. Yoktur ama vardır yani :). Burada da ölen anne Lydia yokluğuyla bile oğullarını hatta gelinini ve torununu etkiler. Edmund'u evde abisi, yengesi, büyüyen kızları, İtalyan kızı Maggie ve abisinin çırağı ve onun kız kardeşi evde bekler.  Edmund'un eve gelmesiyle "evin düzeni" bozulacak, karakterlere yeni yollar açılacaktır.

Kitabı genel anlamda beğendim. Akıcı, çabuk ilerleyen bir olay örgüsü vardı. Bazı altını çizdiğim yerler de oldu hoşuma giden. Yazarı okumaya devam ederim, önerilere de açığım hatta lütfen listemdeki dördüncü madde için benim listeme öneri yorumu yapın :). Önerilen kitaplardan anket açacağım, kazananı alıp okuyacağım :).

Kendinize iyi bakın, sanatla kalın :).

8 Haziran 2017 Perşembe

Sevgili Güllük #36 (Alvvays - In Undertow)

Daha önce şu yazımda bahsettiğim güzel grup Alvvays yeni bir şarkı yayınlamış bize de hemen dinlemek düşer :). Bu yaz nasıl bir yaz ya hep bir sevdiğim en bir sevdiğim isimler yeni yeni şarkılar albümler çıkarıyorlar. Seviyorum :).





Alvvays - In Undertow


İsahag Uygar Eskiciyan Önerdi: Jose Saramago - Görmek (Konuk Yazar)

Merhabalar, nasılsınız :)? Bugün ilk kez ben değil blogumun ilk konuk yazarı sevgili İsahag Uygar Eskiciyan sizler için önerecek, çok heyecanlıyım :). Kendisiyle Instagram üzerinden iletişim kurdum, beni kırmadı ve bir öneri yazısı yazmayı kabul etti. Bu yazısında sizler için Jose Saramago'nun Görmek romanını önerdi. Umarım bu yazı da güzel bir serinin başlangıcı olur :).

Eskiciyan'ın mayıs ayında Sel Yayıncılık'tan çıkan son kitabı Konteyner Zaafı'nı yazdığımı şuradan hatırlıyorsunuz. Bugüne kadar bir roman, bir şiir ve üç öykü kitabı bulunan yazarın Aşağıdan Seveceğim Ülkeyi adlı şiir kitabıyla 2013'te Arkadaş Z. Özger İlk Kitap Ödülü, Metropol Ninnisi adlı öykü kitabıyla 2015 Selçuk Baran Öykü ödülünü almıştır. Konteyner Zaafı ise şimdiden ikinci baskıya girmiş. Eğer hala okumadıysanız ve öykü severseniz Konteyner Zaafı'nı sizlere öneririm. Lafı da fazla uzatmadan, yazara tekrar teşekkür ediyorum ve sizi onun sözleriyle baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar, edebiyatla kalın :).



Görmek.



Saramago’nun Körlük adlı romanı bu kez Işık Ergüden çevirisiyle bir süre önce Kırmızı Kedi Kitap’tan yayınlandı. Görmek romanının da Ergüden çevirisiyle tekrar yayına hazırlandığının haberini direkt çevirmeninden aldım. Bu haberi sizlerle kitabı hatırlatacak bir kısa metin eşliğinde paylaşmak istedim. Bu şekilde ben de romanı bir kez daha hatırlamış olacağım. Son zamanlarda seçimlerin ne denli saçma bir hâl aldığını malumunuz. Vekillerin, belediye başkanların, siyasetçilerin, gazetecilerin, yazarların tutuklu olduğu bir ülkede seçimlerde hile yapmasını da “en iyi biz biliriz.” Peki ya seçmenin gücü? Onu da Saramago işlemiş.

Nobel ödüllü yazar José Saramago’nun Görmek romanında adı bilinmeyen bir ülkenin adı bilinmeyen başkentinde yapılan seçimlerde halk sözleşmişçesine saat dörtte oy kullanmaya gider. Sandıklar açılıp oylar sayılmaya başlanınca oyların çoğunun “beyaz oy” yani herhangi bir parti ve adaydan yana tercih kullanmadıklarını okuruz kitaptan.

“Şurada burada gezip duran sözcükleri nasıl bir araya getireceğimizi bilebilseydik dünya belki daha yaşanabilir bir yer olurdu. Hor görülen sözcüklerin günün birinde bir araya gelebileceğine dair kuşkularım var, Benim de, ama düş kurmak bedava,[1]” (Son zamanların alıntı çılgınlığından dolayı kitaptan bir alıntı yapma konusunda kararsız kaldığımı itiraf ediyorum. Ama oldu işte.)

Yukarıdaki diyalog ise Görmek romanından. Saramago’nun 1994’te kaleme aldığı ve 1998’de yazara verilecek Nobel Edebiyat Ödülü’nün yolunu açan Körlük romanındaki “beyaz körlük” salgınından etkilenmeyen tek kişi olan doktorun karısı bu sefer Görmek romanında karşımıza çıkıyor diyalog ise komiserle aralarında geçiyor. Sandıklar açılıp oyların büyük bir kısmının beyaz oy olduğu ortaya çıkınca seçim bir hafta sonra yinelenir. Ama bu sefer beyaz oy oranı yüzde seksen üçe kadar yükselir. Hükümet yetkilileri, diğer partiler, bunu anarşist bir eylem olarak görür ve başkentin yerini değiştirmek, savunma ve emniyet güçlerini şehirden çekerek olası bir kaosla halkı cezalandırmak isterler ama sonuç tahmin ettikleri gibi olmaz. Devlet tarafından terk edilmiş eski başkent ülkenin en huzurlu ve olaysız yerine dönüşür. Romanın tamamında Saramago’nun büyük bir haz veren diliyle demokrasi, seçim, halk, hükümet eleştirini görürüz.

Portekizce aslından ilk defa çevrileceğini de eklemem gerekir.





[1] Görmek, José Saramago, s. 280, Can Yayınları, 2008, Çeviri: Aykut Derman

5 Haziran 2017 Pazartesi

Tek Kanatlı Bir Kuş - Yaşar Kemal (Yarıyıl Reading Challenge 2017)

Merhabalar :). Yarıyıl Reading Challenge'da sıradaki kitabım Şule'nin çekilişinden gelen seçtiğim bir kitap oldu. aslında kırmızı kapaklı bir kitap için iki farklı kitap söyleyip hangisini okursam dedim ama bu kitabı okuyunca bu da uyar dedim ve hemen listede değişiklik yaptım :). Şuraya tıklayarak meydan okumaya katılanların listesini görebilir, bize önerilerde bulunabilirsiniz (şahsen ben önerilerden anket açacağım) :). Gelelim kitabımıza :).

2. Kapağı kırmızı olan bir kitap


Yaşar Kemal'in bu kısacık romanını okurken tadı damağınızda kalacak, keşke daha uzun olsa diyeceksiniz. Girilemeyen ışığı yanmayan bir kasabaya atanan postane şefi ve karısının yeni gelenlerle beraber bir türlü kasabaya gitmeyen araçların geçip gitmesini izlerken bekledikleri bu kasabanın önünde kimse kasabaya gitmek istemez. Tren yolculuğundan kasabaya gelene kadar anlatılan bu kısacık romanı ben beğendim. Betimlemeler, insan ve doğa tasvirleri çok güzel. İnce Memed de hep okumak istediğim bir seriydi bu kitaptan sonra daha da bir heveslendim, bu sene okurum umarım.

Siz de Yaşar Kemal seviyor veya daha önce hiç okumadıysanız fikir sahibi olmak için bu romanı seçebilirsiniz. Daha önce de bir romanını okuduğum yurt içi ve yurt dışında birçok ödül kazanan usta yazarın ben de İnce Memed başta olmak üzere kitaplarını okumaya devam etmek istiyorum.

Öneri Makinesi'ni sosyal medyada takip edin.

Twitter
Tumblr
Instagram
Goodreads
Soundcloud

30 Şarkı Meydan Okuması Meydan Bükücüler

Herkese merhaba :). Dün meydan okumamızı bitirdik. Bir ay nasıl geçti anlamadım. Bu bir ayda birçok güzel şey oldu, yeni bloggerlar, yeni şarkılar ve isimler keşfettim. Yorum yaptım, dinledim, sevdim, hüzünlendim. Hayatımıza fon müziği olmuş şarkıları paylaştık, beraber dinledik. Ne mutlu ki bir sürü insan katıldı bu etkinliğe ve büyüdü bu alışveriş.

Katılan herkese tek tek teşekkür ediyorum. Başta benimle beraber hatta bazen benden daha da çalışkan, günü gününe yapan sevgili blogger arkadaşım canım Bonheur'a çok teşekkür ediyorum kendisi benimle başlayıp benimle bitirdi <3. Yine çok sevdiğim blogger arkadaşlarım Gözde ve Belle'ye  teşekkür etmek istiyorum müsaadenizle. Kendileri benimle başlayıp benimle devam ettiler, arada geç kalsalar da koşup yetiştiler, hala meydan okumaları devam ediyor aşağıdan bakabilirsiniz :). Beraber 30 günü 30 farklı şarkıyla tamamladık.

Tabi diğer blogger arkadaşlarım haftalık yaptı diye onları es geçtim saymayın, onlarda vakit darlığında bile haftalık veya yarı yarı yapıp beni kırmadılar. Koştular geldiler, hem yorum yaptılar hem dinlediler. Sevgili Momentos, Şebnem ve Mariposa. Onlara da çok teşekkür ediyorum. Bir de bu vesileyle tanıdığım yeni blogger arkadaşlar oldu, şarkılar paylaştılar hem de çok güzel. Hem blog hem de şarkı keşfi yapmış olduk onlara da tek tek teşekkür edeyim, onlar sadece meydan okumayla değil diğer yayınlarımı okuyup yorum yaparak da beni mutlu ettiler; sevgili Handan, Özlem, jihoo, Beyda, Ayşe Şule, Balthus, Ruhuna Renk Kat. Olur da arada kaçırdığım olursa kusura bakmasın ve lütfen yorumlarda belirtsin. Herkese çok teşekkür ediyorum katıldığı için nice meydan bükmelere :). Aşağıdaki bu meydan okumanın son listesidir, meydan okuma için artık yayın yapmayacağım için burada toplu bir şekilde dursun, devam eden arkadaşlarında şarkılarını gidip dinleyelim arada :).

30 Şarkı Meydan Okuması Katılanlar

Okuyan Muggle
Belle'nin Kütüphanesi
Mürekkeple Hayaller
Haykırarak Yazıyorum
Momentos
Handan
Kafka'ya Mektuplar
Beyda'nın Kitaplığı
Oytun'la Hayat
Yinebirgünbizböyle
Hayat Ağacı
Benim Blokum Bu
Ruhuna Renk Kat

Ve gelelim somut bir teşekküre, ben tüm katılan arkadaşlarımın son şarkılarını yani bizi bize anlatan şarkıları toparladım ve bir liste yaptım. Henüz devam edenlerinde ilk şarkılarını koydum. Bakalım biz bloggerları hangi şarkılar anlatıyor :). Bu da bu etkinliğin anısı olsun. Keyifli dinlemeler :).



4 Haziran 2017 Pazar

Renklerin Beyaz Perdeden Silemediği Bir Klasik: Siyah Beyaz Filmler

Fotoğraf makinesi, ilk kamera, tren, film derken sinema hayatımıza girdi :). Giriş o giriş birçoğumuzun gönlüne taht kurdu ve sanat oldu. Birçok film yapıldı, izlendi, oynandı. Siyah beyaz ile başlayan hareketli görüntülerin serüveni, sessiz sesli sinema derken renklerin de girmesiyle, boyutlar da değişti en son sayamadım kaça çıktı :). Lakin ta o zamandan bu zamana değişmeyen bir şey oldu. Şu an hala birçok ünlü yönetmenin türlü imkanlara sahip olup da yine de vazgeçemediği şey siyah beyaz filmler oldu :). Kimisi maddi kimisi estetik kimisi ise işlevsel açıdan siyah beyazı tercih eden yönetmenlere gelin bir göz atalım. Renkler beyaz perdeye geldi ama siyah beyaz filmleri bitiremedi, işte renklerin geldikten sonra bile ekrandan silemediği  12 siyah beyaz film :). Keyifli seyirler :).

Sen Aydınlatırsın Geceyi - Onur Ünlü (2013)




Sondan başa gidersek benim de sevdiğim ödüllü yönetmenlerden Onur Ünlü'nün bol ödüllü filmi "Sen Aydınlatırsın Geceyi" filmi adını Shakepeare'den alır. Euripides'ın "İnsan endişeden yaratılmıştır" sözüyle başlayan film sıradan insanların süper güçleri olduğu bir kasabada geçmektedir. Kara mizah ve dram türlerinde olan bu filmin başrollerinde Demet Evgar, Ali Atay, Ercan Kesal ve Serkan Keskin gibi önemli oyuncular yer alır. Süper güçlerin hayatı kolaylaştırmadığı kimseyi de kahraman yapmadığı bu siyah beyaz film sıradan insanların sıradışı güçleriyle sizi izledikten sonra da fazlasıyla düşündürecek.

İlgili şiir

" Yarayla alay eder yaralanmamış olan,
Bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederlerden,
Sen çok daha parlaksın çünkü,
Sen tüm göklerdeki yıldızın ilki,
Sen aydınlatırsın geceyi"

Frances Ha - Noah Baumbach (2012)




Eğlenceli, komik, bir türlü büyüyememiş bir kadın Frances Ha. Yeteneği olmasa da, fiziği elvermese de dans etmeyi seven Frances'in en yakın aynı zamanda aynı evi paylaştıkları arkadaşı onu bırakıp başka bir eve taşınınca Frances'in kendine yeni bir düzen kurması gerekecektir. Siyah beyaz olup da bu kadar renkli bir film olmayı başaran az film vardır, bu hafta sonu bu filme bir şans verin :).

A Coffee in Berlin - Jan Ole Gerster (2012)




Sıradaki filmimiz Almanya'nın bağımsız filmlerinden. Sadece kahve içmek isteyen Nico'nun absürd, komik, rahatsız edici ve her şeyin üst üste geldiği kahvesiz bir günü :). Bunun yanında da siyah beyaz Berlin'e bir bakış. Kahvesiz güne başlayanların sonu işte böyle olur desek mi yoksa kahvenin 40 yıl hatırı var ilkini reddedersen lanetlenirsin mi desek ne desek :).

Angel A - Luc Besson (2005)




Fransa'da bir köprüden atlamayı kafasına koymuş bir adama göklerden 2 metre boyunda bir melek gelirse işler biraz karışacaktır :). Komik, eğlenceli ve fantastik ögelere sahip bu Angel-A size keyifli bir zaman geçirten güzel bir Luc Besson filmi.

Coffee and Cigarettes - Jim Jarmusch (2003)




Jim Jarmusch'un renklerle arası iyi ama siyah beyaz filmler de ondan sorulur. Bu film dışında da birçok siyah beyaz film yapan yönetmenin bu filmi, kısa hikayelerden oluşan bir kitap gibi. Birçok ünlü oyuncunun bu kahve sohbetine katıldığı film size keyifli dakikalar geçirtecek. Güzel haber Jim Jarmusch da kahve insanı :). Hepsi birbirinden eğlenceli karakterleri olan bu film hakkında daha fazla bilgi için tıktık.

The Man Who Wasn't There - Joel Coen/Ethan Coen (2001)




Coen kardeşlerin de bu güzellikten eksik kalmayıp onlar da siyah beyaza yakışan bir kara film, suç filmi çekmişlerdir. Bir berberin trajikomik hikayesi bizi geçmişe götürüp nostalji tadı verirken bir yandan da absürd olayların birbirini izlemesini seyreder, baş karakterimiz "the barber" gibi kaçınılmaz sonu bekleriz.

25 Watts -  Pablo Stoll/Juan Pablo Rebella (2001) 




Rotamızı Uruguay'a çevirelim, ödüllü 25 Watts üç gencin yaşamına siyah beyaz bir pencereden bakmamızı sağlıyor. Yine komik, hatta belki biraz çatlak bir film :). Bağımsız film severler bu filme bir göz atsın :).

Girl on the Bridge - Patrice Leconte (1999)




Ünlü Fransız oyuncular Vanessa Paradise ve Daniel Auteuil başrolde oynadığı bu siyah beyaz aşk hikayesinin replikleri paylaşımlarınızın altına yazacağınız cinsten :). Ayrıca filmin bize çok da uzak olmayan ezgilerle Fransa'da bir köprüde başlayıp İstanbul'da bir köprüde yine tanıdık ezgilerle bittiğini hatırlatalım :).

Kasaba - Nuri Bilge Ceylan (1997)




Nuri Bilge Ceylan'ın Cannes öncesi filmlerinden Kasaba'da akla gelebilecek her türlü çatışmayı; insanın kendisiyle, insanla ve doğayla, izleyebiliriz. Kasaba'da kendini sıkışmış hisseden, ne giden ne de kalan baş karakterimizin ormanın içinde ailesiyle olan sohbeti herhalde filmin doruk noktası. İzlediğim en kısa NBC filmi olabilir şu ana kadar. Yönetmenin filmlerini severlerdenseniz bir de siyah ve beyazla neler yaptığını görün :).

Ed Wood - Tim Burton (1994)




Tim Burton bizi 50'li yılların Hollywood'una, başarısız bir yönetmenin trajikomik hikayesini anlatmak için sanki o dönemde film izliyormuşçasına siyah beyazla o zamana götürüyor. Ed Wood, başarısız bilim kurgu ve korku filmleri çeken, zor şartlar altında filmine bütçe sağlayan ama asla vazgeçmeyen, Orson Welles hayranı yapımcı, senarist ve yönetmendir. Biyografik olan bu film başta Johnny Depp ve Martin Landau olmak üzere müthiş oyunculuklarıyla sizi gülmekten kırıp geçirecektir :). Ed Wood ile beraber film yapmak isteyecek, Bela Lugosi ile yeniden Dracula olacaksınız. Başından sonuna temposu düşmeyen en güzel Depp-Burton işbirliklerinden, Burton'ın bu başarısız yönetmenin hayatını çektiği en başarılı işlerinden biri olan bu filmi izlerken keşke yine bu tatta daha çok film yapsa diyeceksiniz.


Film özellikle şu sözüyle de Feud'u ciddi anlamda anımsattı;

"Bu meslek, bu kasaba seni çiğneyip sonra da tükürür"

Berlin Üzerindeki Gökyüzü - Wim Wenders (1987)




Wim Wenders'ın ustalığını konuşturduğu bir film. Şiirsel Gerçekçilik ve Alman Dışavurumculuk akımlarının etkilediği yarı siyah beyaz bu film ikinci yarısında renklere geçiş yaparak siyah beyazın estetik görünümün yanı sıra işlevselliğini de kullanarak bizi şaşırarak filmden alacağımız keyfi de arttırıyor. Siyah beyazın ve renklerin güzelliklerini ayrı ayrı vuguluyor. Zülfi Livaneli ve Nick Cave'i bir arada dinleyebileceğiniz enfes bir soundtracke sahip bu film özellikle sinema aşıkları için nefis bir seyirlik :).

Psycho - Alfred Hitchcock (1960)



Renkli sinemanın çok da eski olmadığı bir dönemde, yine de bu film öncesi renkli filmler de çeken, "Psycho" ile siyah beyaz bir klasik yapan Hitchcock'un düşük bütçe gibi nedeni olmasına rağmen o ünlü banyo sahnesinin de renklerle fazla kanlı olacağını düşünmesi de filmi siyah beyaz çekmesinde etkili olduğu söyleniyor. Güzel bir film yapmak için ne renklere ne de yüksek bütçelere gerek olmadığını yine de korku/gerilim filmi çekileceğini gösteren Hitchcock; aynı zamanda bugüne kadar güncelliğini korumuş bir klasik bizlere sunmuştur. Film dezavantaj gibi görünen siyah ve beyaz çekimin işlevselliğini ve avantajlarını öyle güzel kullanmıştır ki ortaya zamansız, hala yönetmenlere esin kaynağı olan bir film çıkmıştır. Siyah beyazın kullanımına en güzel örneklerden biri olan "Psycho", siyah beyaz film yapacaklara ders niteliğinde ve bize harika bir seyirlik sunmakta :). Keyifli seyirler, bol sanatlı günler :).


Öneri Makinesi'ni Sosyal Medyada Takip Edin

Twitter
Instagram
Goodreads
Tumblr
Soundcloud

30 Şarkı Meydan Okuması #30

Ve geldik meydan okumamızın sonuna :). Bu yayında yine şarkımı paylaşıp gideceğim ama başka bir yayında bu meydan okumanın genel yorumunu yapacağım :). Dile kolay bir aydır yapıyoruz iki çift lafım olacak tabi :).

30. Sana seni anlatan bir şarkı

Bana beni en iyi Nina Simone anlatıyor. The Animals'dan bilenler de vardır ama Nina başka söyler :). O güzel sesi ve duruşuyla bu şarkıyla içimi dağlarken eşlik etmekten kendimi alamıyorum çünkü "Life has its problems and I get more than my share" :). Keyifli dinlemeler :).

"Baby you understand me now,
If sometimes you see that I'm mad,
Don't you know no one alive can always be an angel,
When everything goes wrong, you see some bad,
But I'm just a soul whose intentions are good,
Oh Lord, please don't let me be misunderstood"


Nina Simone - Don't Let Me Be Misunderstood


Yazın Okumayı Planladığınız 6 Kitap (Pazar 6'lısı)

Ayy yine güzel bir pazar altılısı. En sevdiğim şey okuyacağım kitapları seçmek ve almak :). Şu alışveriş sitelerinde sepete kitap seçmekle uğraşan, o siteden bu siteye koşan nerede kampanya var takip edip sürekli liste yapan kişi benim :). Zamanımın önemli bir kısmını bu uğurda harcayabilirim ki harcıyorum da :). Çok seviyorum kitap seçmeyi, bakmayı. Anlayacağınız gerçekte fuar,kitapçı ve sahaf gezmek kadar internette de bu tutkumu sürdürüyorum :). Okuyacak kitabımın olması bir şeyi değiştirmiyor çünkü ben her zaman daha fazla okuyacak kitap bulabiliyorum :). Ahhh okuyacak çok kitap var :). Yine de şikayetçi değilim :). Kitaplık Kedisi'nin bir sözü vardı çok hoşuma gitmişti; "Okunmayı bekleyen kitaplarımı asla bitiremeyecek olsam da (hesapladım ömrüm yetmiyor) hala kitap alıyorum." İşte kitap sevgimin özeti :). Gerçi çok (abartılacak kadar değil, mütevazı derecede) okunmayan kitabım olmasa da (eğer genç ölürsem durum farklı), ben de iflah olmaz bir kitap alıcısıyım :). Almayı, keşfetmeyi seviyorum; sanırım bütçem elverdikçe de devam edecek bu tutku :). Şimdi de sizlere işte bu okunmayı bekleyen kitaplarımdan bir liste yazacağım.


1. Faust - Goethe


Çok sevdiğim bir hocamın önerisiyle okumak istediğim bir kitap ama Goethe de zaten okumak istediğim bir yazar. Kitaplığmda bulunan bu güzel eseri hemencecik okumak istiyorum zaten yakın zamanda okumak planlarım arasındaydı :).

2. Richard Brautigan'ın Okumadığım Tüm Kitapları


Ahhh resmen yazarla aşk yaşıyorum, çok sevdim elimde ne varsa hepsini tükettim kalanları da hemen alıp okumak istiyorum. Hatta bir tanesini sipariş ettim bakalım ne zaman gelecek (gelmedi). Bazı kitapları da satış dışı, tükenmiş :(. Onları da sahaflarda arıyorum :). Brautigan kitapları şu an elimde yok, kitaplar gibi elimde değil ama bu yaz okumadığım kitabı kalmasın istiyorum :).

3. Junky - William S. Burroughs


Bir diğer Beat kuşağı yazarlarından Burruoghs. Beat kuşağını sevince ardı arkası kesilmiyor ben de devam ediyorum. Bu kitap da okunacaklar listesinde bekliyor. Umarım diğer okuduğum Beat yazarları kadar severim :). Şöyle bir fikrim var, tüm beat kuşağı yazarlarını okuyup daha sonra bu kuşak hakkında kitaplar okumak gibi. Onları çok merak ediyorum, ne yer, ne içer, ne okurlar neden bu akıma yöneldiler vesaire :).

4. İtalyan Kızı - Iris Murdoch


Ayy seçenekler azalıyor ve benim daha bissürü bisssürü okumak istediklerim var ne olacak şimdi. Neyse sıradaki kitabımızın arada kaynamasına izin vermeyip tekrar kitaba döneyim. Yazarı özellikle Eren'in blogunda çok görüyordum sahafta bulunca da alıverdim :). Arka kapak yazısı fazlasıyla merak uyandırıcı. Umarım bu kitap da su gibi akıp gider, tadı damağımda kalır :). Hatta Yarıyıl Reading Challenge'mda bu kitabı önce okursam listeye bir maddeye ekleyebilirim çünkü uyuyor :).

5. Karakter Taciri - Şebnem Şenyener


Yıllardır kitaplığımda durur ama hiç yeltenemedim okumaya nedense. Bir de hiç yorumunu da görmedim. Okuyanlarınız varsa yorumlarınızı bekliyorum çünkü okumam için bir desteğe ihtiyacım var gibi hissediyorum :). Can Yayınları'nın beş lira kampanyasının ilk dönemlerinde aldım, hala bekliyor :).

6. Sırça Fanus - Sylvia Plath


Çeviri şiirlerini okuduktan sonra biraz uzak durduğum bir yazar. Bu kitabı da çok sevilenlerden, şiir kitabıyla beraber aldım beni bekliyor ama yaz için uygun seçim olmayabilir :). Bir de bu aralar en iyi hallerimde olmadığımdan elime almaya çekinsem de yine de bir okuyasım da var :). Karışık haller yani.

İşte benim okumak istediğim kitaplardan bazıları. Siz neler okuyorsunuz? Bu kitapları okunuz mu? Hangileriyle ilk başlamalıyım? Önerilerinizi ve yorumlarınızı merak ediyorum. Güzel bir yaz geçirelim, mutlu kalın :).

3 Haziran 2017 Cumartesi

Konteyner Zaafı - İsahag Uygar Eskiciyan (Yarıyıl Reading Challenge)

Merhabalar, bugün bu challenge kapsamında okuduğum bir kitabı yazmak için yine buradayım :). Listeden okuduğum ikinci kitap 2017'den bir kitap okumamızı isteyen 6. maddeydi ve ben Mayıs ayında Sel Yayınları'ndan çıkmış Konteyner Zaafı'ını seçtim :). İyi ki seçmişim yeni bir yazar tanıdım. Birazdan ondan bahsedeceğim ama meydan okumadan da kısaca bahsedecek olursak katılımlar artıyor ve ben de mutlu oluyorum, yeni yazarlar kitaplar keşfediyorum listelerinizde :). Şuraya tıklayarak siz de katılan bloggerların listelerine göz atabilir öneri yapabilirsiniz (misal benimkine çünkü listede anket açıp en çok oy alanı alıp okuyacağım 2017 bitmeden umuyorum :). Sağ en üstte de güncel bir anketimiz var katılım çok az, eğer siz de oylarsanız bana yardımcı olabilirsiniz. Şimdiden teşekkür eder kitabıma artık geçmek isterim.



6. 2017'de çıkan bir kitap

İdefix'te kargo bedava varken ben de merak ettiğim bir kitapla bu kitabı hemen sepete attım. Richard Brautigan kitabı da vardı ama sipariş hala hazırlanıyor diyor, kitap ise şu an tükenmiş gözüküyor! Bakalım nasıl bir çözüm ile gelecekler ya da çözüm olacak mı merak ediyorum. Bunun dışında iki kitap elime geldi ve önceki alışverişimde küçük yıpranmalar vardı bu seferkiler tertemiz ve hızlı geldi.

Bu kitabı seçme nedenim de kapağının büyük etkisi vardı bir de arka kapak yazısı :). Kaktüsü figür olarak çok seviyorum, kendim de bir şeyler yapıyorum. Farklı şekilleri ve renkleriyle çok güzel görünüyor. Kitapta da gerçekten kaktüs karakteri hatta karakterleri var, el falan öpüyor :). Yeri geliyor çocuk oluyor :). Bu yüzden arka kapak yazısındaki "kara mizah ve alegorik" tanımlamalarını karşılıyor :).

İncecik bir kitap 74 sayfa. İçerisinde 14 kısa hikaye var. Zaman zaman rahatsız edici zaman zaman ise güldüren hatta çok güldüren bir kitap oldu. Yazarın yazar olarak öykülerde varlığını hissettirdiği hikayeler var hatta bence bazen çokça var. Daha az olmasını tercih ederdim ama bazı hikayelere o kadar yakışmış ki hoşuma da gitti. İçinde çok sevdiğim öyküler oldu. Çok güldüğüm. Siz de eğer öykü seviyorsanız bu kısacık öykü kitabını öneririm, bir saat olmadan bitirebileceğiniz alegorik anlatıma sahip mizah dolu güzel bir kitap.

video

Yazarın daha önce ödül almış ve Alakarga Yayınları'ndan çıkmış kitapları da var, şiirleri de. Alakarga sıkça denk geldiğim bir yayınevi, öykü türünde özellikle. Birkaç yazar daha biliyorum Alakarga'dan başka yayınevlerine geçen. Güzel isimler çıkıyor bir ara yayınevine de eğilmek lazım, güzel keşifler yaparız gibi :). Sel'i zaten sevdiğimi şuradan biliyorsunuz. Ben yazarın diğer kitaplarını alır okurum, bu vesileyle de tanışmış olduk. Siz de eğer kararsızsanız şu linkten kitabın ilk hikayesini okuyabilirsiniz. Kitap şimdiden ikinci baskıya girmiş :), Sel Yayınları Haziran'da yeni çıkanlarda paylaşmış, ne diyelim yolu açık olsun :). Ben de sanırım bu ilk baskıyı alan sayılı kişilerden oldum :). O zaman sağlıcakla,edebiyatla kalın :).


Öneri Makinesi'ni sosyal medyada takip edin.

Twitter
Souncloud
Instagram
Tumblr
Goodreads

30 Şarkı Meydan Okuması #29

Vauvvv sondan bir öncedeyiz :).

29. Çocukluğundan hatırladığın bir şarkı

Aşağıda paylaşacağım şarkı ben iki yaşımdayken (annemin anılarından alıntıdır) baştan sona ezberleyip söylediğim bir şarkıdır. Evet hala hatırlıyorum. Baştan sona ezbere biliyorum. 90'lara selamlar. Teşekkürler. Saygılar :).


Burak Kut - Benimle Oynama


2 Haziran 2017 Cuma

30 Şarkı Meydan Okuması #28

28. Sesini çok sevdiğin şarkıcıdan bir şarkı

Patti Smith bu listede yine olmazsa olmaz, o kendine özgü karakteristik sesiyle zaten ne söylese dinleriz de aşağıdaki bir özel sanki :). O yüzden şimdi hep berarber "succchhh a perfect dayyyy" :):):).

"Just a perfect day,
You made me forget myself
I thought I was someone else
Someone good"

Patti Smith - Perfect Day

1 Haziran 2017 Perşembe

30 Şarkı Meydan Okuması #27

27. Kalbini kıran bir şarkı 

Kalbimde kırılmadık yer mi bıraktılar sanki, beni bu şarkılar mahvetti :). Resmen kalbimi kırmazsa dinlemiyorum gibi bir durum var :). Bu seçtiğim şarkı da her dinlediğimde ağlama isteği uyandıran bir şarkı. Arkasında yatan hikayesi, Hüsnü Arkan'ın buğulu sesi, müziği off offf. Bir de bonus var şurada :).

"Tek bir haber bile çıkmasa uzaklardan,
Saçma da olsa bekleyişin,
Yalnız sen olsan bile bekleyen beni,
Bekle beni"

Ezginin Günlüğü - Bekle Beni

31 Mayıs 2017 Çarşamba

30 Şarkı Meydan Okuması #26

26. Aşık olmak istemene yol açacak bir şarkı

Daha hareketli bir şarkı seçtim aslında ama bu şarkı daha etkili sanki :). Çok seviyorum ya bu şarkıyı, bunları yaşamak için üst boyuta geçmek gerekiyor herhalde :).

"Bana baktı, içimi gördü,
Ruhumu sardı, ilk kez.
..
..
..
Zaman aktı gitti ben hep izledim,
Seni."


Nekizm - İlk Kez

30 Mayıs 2017 Salı

Sevgili Güllük #35 (Birkaç Duyuru)

Merhabalar, bugün blog ile alakalı küçük hatırlatmalar yapmak istiyorum :). Her zamanki gibi önce müzik;






Şu an bu blogda;

- Yarıyıl Reading Challenge devam ediyor; katılmak için buraya; bana kitap önermek ve ankete önerdiğiniz kitabı ekletmek için de buraya tıklayıp yorum yapabilirsiniz :).

- Sağ tarafta en üstte küçük bir anket açtım, en sevdiğiniz Öneri Makinesi yayınlarını seçerek bana favori yayınlarınızı anlamamda yardımcı olabilirsiniz.

- Sağ alt tarafta Öneri Makinesi'nin diğer sosyal medya hesaplarına, başlıkla alakalı hareketli resimlere tıklatarak ulaşabilir, takip edebilirsiniz; oralarda da buluşalım :).

- 30 Şarkı Meydan Okuma'mız son günlerinde olsa da devam ediyor, hala şuradan soruları cevaplayıp hızlandırılmış şarkı listenizle katılıp, bize yetişebilir, büyük listeye girebilirsiniz :).


Tam blog günlüğü oldu bu yayın, o zaman sanatla kalın efenim. Güzel günlerde görüşmek dileğiyle :).

30 Şarkı Meydan Okuması #25

25 . Artık hayatta olmayan sanatçıdan bir şarkı

Bu listede Elliot Smith olmazsa olmazdı ama keşke bu başlık altında olmasaydı :(. O da zamansız veda edip bizi çok ama çok üzenlerden. Çok seviyorum. Tüm şarkılarını seviyorum. Hepsi de kalbimi kırıyor. Güzel şarkılarından sadece bir tanesini paylaşıyorum, sevgiyle...


"I'll make you okay,
And drive them away
That images stuck in your head"

Elliot Smith - Between the Bars


29 Mayıs 2017 Pazartesi

Sombrero:Bir Japon Romanı - Richard Brautigan (Yarıyıl Reading Challenge 2017)



Merhabalar :). Reading Challenge'mın ilk kitabını, dokuzuncu maddeye karşılık okudum, çok mutluyum :). Listenin tamamı için buraya, benim seçtiklerim için buraya tıklayabilirsiniz :). Ayrıca bana 4. madde için yorumlarınızda kitap önermeyi unutmayın, bakın burada :). Ben de söz verdiğim gibi okudukça tek tek incelemesini yazacağım bu kitapların. Yandaki ankette en yüksek oy alanlardan incelemeler itirazınız varsa anket sağda, sevdiklerinizi seçmekte zorlanmayacaksınız çünkü birden fazla da tıklayabilirsiniz :).

9. Kapağında kadın olan bir kitap

Bu kitaptan önce elime Stephen Hawking'in Zamanın Kısa Tarihi'ni aldım. İki günde ancak iki bölüm okuyup elim gitmeyince okuma hızım düşmeden hemen hızlandırayım diye elime bunu aldım ve Brautigan resmen hızır gibi yetişti, hemen okudum, bitirdim :). Yazarın okuduğum bu dördüncü kitabı. Fuarda aldım kitaplarını ve kitapların her birini bir günde bitirdim ama yine bu en fazla 2-2.5 saattir. Okuduklarımdan biri daha uzun sürdü, uzun sürdü dediysem on - on beş gün değil 2 üç gündür,  ama teknik aksaklılardan yoksa o da diğerleri gibi hemencecik biterdi :). Yani makine anlatıyorsun da amacın ne diyorsanız, akıcı arkadaşlar akıcı. Akıcı, sade bir dili var yazarın. Kısa kısa anlatıyor derdini. Bölümler kısa hemen akıyor, sonra ne oluyor sonra ne oluyor derken bir bakmışsınız kitap bitmiş.

Bu kitaba gelirsek postmodern akımının hissedildiği bir kitap. Şöyle ki; siz yazarsınız bırakırsınız ama hikaye devam eder. İşte postmodern akımının bu anlayışı kitaba yansımış, Brautigan'ın kendi de belirtiyor zaten kitapta. Bahtsız Amerikalı komedi yazarımız Japon sevgilisinden ayrılmıştır ve bunun acısıyla başladığı hikayeyi yazmayı bırakır ama biz hikayenin devamını okumaya devam ederken hem yazarın hem de sevgilisinin hikayelerini de okuruz. Birbirinden bağımsız bu hikayeleri aslında üç ama diğer ikisi birbirine bağlı art arda okuruz. Karışık oldu dimi ama hiç değil :). Bir süre sonra alışıyorsunuz ve kitap akıp gidiyor :). Yazarın bu hikayesinin nedeni de soğuk bir sombrerodur. Sombrero Meksika şapkası olarak bilinir, büyüktür ve sahibini güneşten korur ama bu sombrero öyle masum, yararlı bir sombrero değil Amerika'yı savaş alanına çeviren - 24 derecelik soğuk bir sombrerodur.

Bir yandan sombreronun yaptıklarını bir yandan komedi yazarımızın trajikomik hikayesini diğer yandan Japon eski sevgilinin rüyalarında gezinirken hem gülecek hem de zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız :) Kitaba beş üzerinden yıldızlı beş veriyor diğer kitaplarını da sabırsızlıkla hemen okumak istiyorum :).

Kitaplarının bazılarında bu kitapta da olduğu gibi alt başlıklar var. Ben çok seviyorum onları; etkileyici, albenisi olan alt başlıklar. Kitap hakkında iddialı ama bilgilendirici oluyorlar.

Okuduğum diğer kitaplarını da anlatacağım. "Richard Brautigan Sevmek" yazımı okudukça güncelliyorum, onu da hazır olunca paylaşacağım. Çok sevdiğim için sizin de okumanızı istiyorum bu yazarı. Beat kuşağındandır, sevenler okusun, sevmeyenler de şans verebilirler :). Şu an elimde hiç kitabı kalmadı, bir boşluğa düşeceğim gibi :(. Lakin yakın zamanda diğer kitaplarını da tamamlayıp okumak istiyorum. Edebiyatla kalın :).

30 Şarkı Meydan Okuması #24

Merhabalar :). Listemizde son düzlükteyiz, artık 30 ŞMO geçmişte kalan güzel anılarımıza doğru yol alıyor :). Bize de şu son şarkıların tadını çıkarmak kalıyor :). Şu aralar sizin şarkılarınızı yayınlarıma ekleyemiyorum, umarım darılmıyorsunuzdur :). Ancak kendiminkini yayınlayıp kaçıyorum. Bakıyorum yine güzel seçimler paylaşıyorsunuz, severek dinliyorum. İyi ki katılmışsınız <3. Bu arada reading challenge var devam eden aşağıdaki linkten inceleyebilir, katılabilirsiniz. Listelerinizi ve önerilerinizi bekliyorum. Önerilerinizden anket açıp en çok oy alanı alıp okuyacağım. Öneriniz için tıktık. Reading Challenge'ın tamamı için tıktık.

Gelelim bugünün şarkısına;

24. Dağılmamış olmasını dilediğin gruptan bir şarkı

Böyle gruplar var keşke yine müzik yapsalar dediğim ama aralarında biri var ki hem benim için hem de Türkçe indie için önemli isimlerden Sakin. Grubunun dağılması beni en çok üzen dağılmalardan biridir. Bu konu hakkında bir yazı yazıp kenara koydum bir ara düzenleyip yayınlarım. Seçmesi zor güzel şarkılarından lakin şimdilik Sakin şarkılarından sizler için iki tanesini paylaşayım bir hareketli bir slow, havamızı bulup bir kez daha dertlenelim niye dağıldılar diye :). Hem bu işler belli olmaz dağıldı deriz bir bakarız albüm yapmışlar, umut güzel şey be :)

"Akşam oldu boş bir oda
Ben aynı yerdeyim hala
Durdu diyorlar zamana,
Çünkü sen yoksun

Gün dün oldu,
Gel yarına"

Sakin - Gel Artık



"Aşk bir kaza dedin,
Bizse sağ kurtulduk"

Sakin - Edepsiz Komedya

28 Mayıs 2017 Pazar

Yazınıza Renk Katacak 10 Mini Dizi

Bu yaz tatile gidemiyor musunuz? Arkadaşlarınızın deniz kum güneş fotoğraflarını beğenmekten sıkıldınız mı? Herkes gezerken siz çalışmak zorunda mısınız? Üzülmeyin! Öneri Makinesi ayağınıza geldi, yazın ne yapacağım derdine son. Sıkıntınızı giderecek 10 farklı tarif burada. Tükenmeden alın :).

Merhabalar, her yazıya böyle halı, kilim, paspas ayağınıza geldi; yolluklarınıza overlok yapılır tarzında giriş yapsam nasıl olur? Bu kadar goygoy yeter siz de diyorsanız konumuza dönelim :). Biliyorsunuz ki yaz geldi ve bizim için güzel de bir tema izleyip okumak için. Yazı siz de evde veya çalışarak geçireceksiniz ya da tatile daha çok varsa günlerinizi bir nebze olsun güzelleştirecek, size evde olduğunuzu unutturacak 10 mini/midi dizi önermek isterim :). Yine yukarıdaki yazıya benzedi insan moda girdi mi çıkamıyor herhalde :). Mini diziler yaz için ayriyeten biçilmiş kaftan. Hem sizi sıkmadan hem de film tadında az bölümlü sezonlarıyla fazla zamanınızı da almadan güzel vakit geçirmenizi sağlıyor. Hele ki sonunda ne oluyor ya da ben uzun uzun dizi izleyemiyorum diyenlerdenseniz sonu için çok da fazla beklemeniz gerekmeyecek (eğer bir Sherlock değilse:)). Bir başladınız mı diğer bölüme geçmek için çok beklemeyeceğiniz işte güzel mi güzel on dizi.

1. The Night of (2016)



Polisiye türünde güzel sürükleyici bir yeniden yapım. Geceyi birlikte geçirdiği  kızın vahşice öldürülmesinden suçlanan üniversite öğrencisi Nasir'in mahkeme sürecini, ailesini, hapisteki yaşamını ve toplumun ön yargılarını izleriz; ayrıntılı yorumumu şuradan okuyabilirsiniz. Bir başladınız mı bırakamayacağız dokuz bölümden oluşan bu diziyi özellikle türü sevenlere öneririm :).

2. Big Little Lies (2016)



Reese Witherspoon, Nicole Kidman, Alexander Skarsgard, Shailene Woodley gibi film yıldızlarından oluşan kadrosuyla sizi çekecek bu mini dizi bir kitap uyarlaması. 3 farklı kadının yaşam mücadelesini ve her gün nasıl sorunlarla boğuştuklarını anlatan bu dizi sizi etkisi altına alması uzun sürmezken, güzel şarkıları ve manzarasıyla da büyülemeyi ihmal etmeyecek :). Bu açıklama bana yetmez biraz daha bilgi ver diyorsanız burada daha fazlasını bulabilirsiniz :).

3. Feud (2017)



60'lar Hollywood'una gidiyoruz. "What Ever Happened to Baby Jane" filminin yapım sürecine. Dönemin iki rakibi Joan Crawford ve Bette Davis'in entrikalarla dolu film sürecini, geçmişle hesaplaşmalarını, nasıl şirketler ve yönetmenler tarafından kullanıldıklarını anlatan bu dizi sizi sekiz bölümüyle Hollywood'un diğer yüzlerini ve kadının yerini bir kez daha düşündürecek. Siz bu bölümlerle dizinin keyfini sürerken biz de ikinci sezonun başlaması için sabırsızca beklerken sizin için yanımızda yeriniz hazır olacak :). İncelemesi için sizi buraya alalım.

4. And Then There Were None (2015)



Agatha Christie'nin "On Küçük Zenci" romanını bilmeyeniniz yoktur. İşte o filmin BBC tarafından birebir uyarlanmış bu mini dizisi gerilim türünü sevenler için biçilmiş kaftan. Issız bir adada çeşitli yerlerden çeşitli sebeplerle çağrılmış on farklı kişinin tek bir ortak noktası vardır. Bu ortak nokta onları bu ıssız adadaki malikaneye hapseder ve unutmak istedikleri geçmişleri ile yüzleşmek zorunda kalırlar. Özellikle kitabı okumadıysanız soluksuz izleyeceğiniz bu dizi hakkında detaylı yorumum için tıktık.

5. 13 Reasons Why (2017)



Sonunda kız ölüyor. İşte sonu bildiğimiz bir hikayeyi bize ölen kızın gözünden anlatan bu dizi lisede geçse de sadece genç kesime hitap etmiyor. Neler olup bittiğini merak edip başrol Clay'in aksine art arda izleyeceksiniz. Her bölüm en az bir şarkı keşfiyle de sizi mutlu eden dizilerden. Detaylı yorumum şurada ve dizide hikayede eleştirdiğim bir kısım vardı o da Clay'in tek tek kasetleri dinlemesi ve hesap sorması ama kitaptan uyarlama bu dizide kitapta gerçekten bir günde dinliyormuş. O yüzden siz de bu noktaya takılırsanız orijinalinin öyle olduğunu bilip dizinin tadını çıkarın :).

6. Sherlock (2010-)



Bitti mi bitmedi mi derken biz Sherlock severlerin "bitmedi"'ye olan inancımızla sizlere bu diziyi öneriyorum. Psikopat değil sosyopat; aşırı zeki bunun getirdiği ukalıkla sözünü sakınmayan modern zamanın Sherlock'una bir şans verin :). Sizi hem güldürecek hem de cinayet çözecek. Bir de ezeli düşmanı kendisi kadar zeki azılı suçlu Moriarty ile olan kapışması var ki sizi daha da diziye bağlayacak. İzlediyseniz burada, şurada ve orada son sezonu yorumladım. Eğer hala izlemediyseniz şanslısınız çünkü bir sezon için iki yıl beklemediniz, keyfini çıkarın :).

7. Black Mirror (2011-)



2 sezonla bitti derken gelen taleplere kayıtsız kalmayıp 3. sezonu da yayınlayan her bölümü birbirinden bağımsız, farklı yönetmenler tarafından çekilmiş bu bilim kurgu dizisini türü sevmeseniz bile çok seveceğinize eminim. Her bölümüyle ağzınızı açık bırakan yok artık dedirten bir dizi. Size farklı bir bakış açısı kazandırıp distopik bir geleceği önünüze seren bu dizi izlemeye değer.

8. The Night Manager (2016)



İki İngiliz beyinin; Hugh Laurie ve Tom Hiddleston, köstebek tarzı bir filmde izlemeyi istiyor, ajan filmlerine de meraklıysanız bu dizi tam size göre. Altı bölümden oluşan yardım adı altında silah kaçakçılığı yapan bir adamı yakalamak için yakınına atanan bir gece müdürünün nasıl ajana dönüştüğünü izliyoruz. Senaryosu sizi şaşırtmasa da art arda izleyebileceğiniz keyifli bölümleri var ve dizinin küçük bir bölümü de İstanbul'da geçiyor.

9. Dead Set (2008)



BBG evini hatırlamayan yoktur herhalde, Öykü Serter'in sunumuyla hayatımızı bir girdi ve senelerce kaç sezon yapıldı. Yarışmacılar dışarıdan kameraların önünde yaşamaya devam ettiler. Onlar içerideyken dışarıdan nasıl göründüklerini düşünürken hiçbir sezonda dünyamız zombi istilasına maruz kalmamıştı. İngiltere'de yayınlanan BBG evinde (BigBrotherHouse) büyük elemede yapımcısının hiç istemediği bir şey olur ve yayın saatleri yerine ana haber bülteni girme ihtimali haberi gelir. Haberi kaynağı ya da nedeni sorgulanmazken ne olduğunu anlamadan stüdyoda virüsün yayılmasıyla işle evde de biraz değişecektir. Bu tarz programlara hafiften dokundurup eğlendirirken zombi saldırılarıyla ve trajik dönüşümlerle 45 dakikalık üç bölümle yerinizden kalkamayacaksınız.

10. Dekalog (1989-1990)



En güzelini sona sakladım çünkü ünlü yönetmen Krzysztof Kieslowski'nin bu on bölümlük dizisi şahane. Filmlerini de eminim izlemişsinizdir ya da duymuşsunuzdur. Sinemayla ilgili olanlar için filmleri ders niteliğinde. Bu her bölümü 10 emri işleyen serisi zamansız. Sizi etkileyen hikayeler ve düşünmenizi tetikleyen sorularla dolu. Her bölümü ayrı bir sanat filmi olan bu diziyi özellikle sinema severler es geçmesin :).

10 dizilik önerimizin sonuna geldik, diziler süreyi kısaltıp kaliteyi arttırdıkça bu seri de devam edecektir :). Alınan tepkiler güzel olmuş ki mini diziler 2017'de de bu yükselişine devam edecek gibi. Ben bu durumdan gayet memnunum. Bu yükselişten çokça güzel şeyler izleyeceğiz gibi :).

Bu mini dizi önerilerinden izledikleriniz var mı? Hangilerini gözünüze kestirdiniz? Yorumlarınızı bekliyorum :).

Küçük bir hatırlatma; sağ taraftan anketime katılabilirsiniz :).