29 Ocak 2017 Pazar

#17 Çelınc 13. Gün

Hepinizin istediği, hayali gerçek olsun, benimki de :).

13. 10 yıl sonra nerede, nasıl yaşamak istiyorsun?

Sevdiğim insanlarla, sevdiğim bir yerde, bir sürü insan dışındaki canlıyla beraber, çeşitliliğin çok olduğu, toprakla iç içe, huzuru bulduğum, mutlu olduğum ve ettiğim evim diyebileceğim bir yerde :).


#17 Çelınc 12. Gün

Ayyyhh, noldu bana nazar mı değdirdim kendime, bir iki gündür üşengeçliğim üstümde hazır yazıları bile yayınlayamadım, çelıncda nerede kaldık noldu kaçırdım ama yetişeceğim. Yeni yazıları hazırlıyorum, görüşmek üzere :).

12. Son 10 yılda hayatında neler değişti?

Her şey.


Mabel Matiz - Yaşım Çocuk

26 Ocak 2017 Perşembe

#17 Çelınc 10 Gün

10. Asla unutmak istemediğin anın.

Hımmm, gün geçmiyor ki bir tane zor olmayan soru gelmesin :). Valla çok geniş bir soru ben daraltıyorum ve blogda unutamadığım bir anımı düşüneyim. Düşünüyorum. Sanırım beni aşırı aşırı mutlu eden yorumları unutmak istemem çünkü beni yazmaya teşvik ediyor, buraya verdiğim emeğin geri dönüşü olduğunu gösteriyor ve beni çok mutlu hissettiriyor. O yüzden blogla alakalı bu anımı unutmak istemem :).


Multitap - Battaniyem




25 Ocak 2017 Çarşamba

#17 Çelınc 9. Gün

9.Göç etmek zorunda kalsan yaşamak için seçeceğin ülke?

Tabi zorunda olmasın isteyerek olsun. Hımm, valla seçmekte zorlanacağım bir soru daha çünkü ben her yerde yaşamak, kültürünü tanımak isterim. Aklıma birçok seçenek geliyor tek bir tane seçemem ama bir baştan başlayayım :). Eskiden beri neden bilmiyorum, İtalya'ya hiç gitmediğim halde içimde bir sıcaklık var oraya karşı ne zaman orası hakkında bir şey okusam görsem mutlu oluyorum, içimi bir sıcaklık kaplıyor. Mutfağını da çok seviyorum. Bir de diline de merakım var ders almışlığım da vardır, oraya gidip devamını getirmek isterdim, konuşmak çok güzel ve kulağıma hoş gelen bir dil. Bu nedenlerden ötürü ve en azından bu hissin kaynağını görmek güzel olurdu ama bunun dışında Avrupa'yı, Asyayı, Afrika'yı, Güney Amerika'yı, Avustralya'yı, Kuzey Amerika'yı kısaca tüm dünyayı merak ediyor, yaşamak, yaşamasam bile görmek bir süre kalmak isterim. Ülkeyi geçtim kıta kıta bahsediyorum farkındaysanız çünkü bir iki ülke yeterli cevap gelmiyor bana :).


Can Kazaz - Kırlangıçlar gibi


24 Ocak 2017 Salı

#17 Çelınc 8.Gün

8. Bir dahaki hayatında kim olmak isterdin?

Şaka maka yapıyorum şu meydan okumayı düzenli olarak hem de neredeyse yarısını katettik yolun :). Bugünkü soruyu da hiç düşünmedim yazarken artık bir şeyler düşüneceğiz :)

Herhalde iyisiyle kötüsüyle sevabıyla günahıyla yine kendim olmak isterdim. Şimdi başkası uzaktan iyi hoş görünür bilmezsin derdini tasasını,davulun sesi uzaktan hoş gelir yani ve yine bilumum atasözleri :). Yine bir soruya atasözlerimizle cevap vermişim :). Neyse ben yine ben olmak isterdim herhalde ama farklı zamanlar ve mekanlar olsa fena olmaz hani :). O da madem bir daha geliyorum dünyaya yeni bir şeyler göreyim diye:). Hep aynı hep aynı :).


Athena - Kendi Yolumda


23 Ocak 2017 Pazartesi

#17 Çelınc 7. Gün

7. Eğer bir hayvan olsaydın hangisi olurdun?


Nilipek - Senden Uzakta



Kesinlikle köpek olurdum. Zaten arada düşünmüyor değilim acaba önceki hayatımda köpek miydim diye, belki de çok sevdiğimden. Sadığım, sevdim mi severim, ilgiyi severim, boğazıma düşkünüm falan filan. Bir de burada da belirteyim yıllardır aşağıda koyacağım videolardan birinde başkarakter olmak istedim, hala arada açıp izliyorum, onlarla duygulanıp sevinip bir gün onlar gibi olmanın hayalini kurup ömrümün o anının gelmesini bekliyorum :) Bence artık olmalı :). Bu video sadece örnektir bu arada, daha çok izliyorum da :)




Köpek olmasaydım da bukalemun falan olurdum kaçmak yerine olduğu yerde kalıp renk değiştirerek hedef falan şaşırtırdım, varmış da yokmuş gibi görünüp canımın istediğiyle istediğim zaman muhattap olurdum. Süper kahraman gibi gücün var daha ne olsun bir de ağırkanlı hayvanlar, bir takım üşengeçlikler, renk değiştirmelerinden belli. Dilleri de çok çok hızlı yemek konuşunda hem olduğu yerde kalıyor hem doyuyor yok böyle bir hayat. Etrafta gördü mü yemek dil hooppp dışarı zaten hızlı. Zaten dedik ya ağırkanlı pek hızlı da değil, yattığı yerden yine bir diğer süper gücü diliyle hominide gırtlak gubidi gandi yan gel yat keyfim. Keskin gözlerinden biri bir yöne bakarken diğeri başka yöne bakabiliyormuş. Bir taşla iki kuş, iki bakışa gerek yok, yine bir rahatlık bir güzellik. Hala sırları tam olarak çözülemeyen karmaşık hayvanlar, zekiler zeki olmasalar bu kadar yan gel yat üniversitesi bitirmezlerdi herhalde, armut piş ağzıma düş kolay değil yani :). Ha bir de ağaçta yaşıyorlar başka bir güzellik. Tam benlik süper hayvanlar :). Bir de böyle gözleri patlak patlak çok tatlılar, ağır ağır pıt pıt yürüyorlar :).




Bu arada benim bukalemun görüp sevmişliğim var artık ne kadar sevilebilirse :). Baya ağaç oldum kolumda, bacağımda gezindi çok tatlı bir şey böyle pıt pıt pıt tırmanıyor. Bir de benim karşılaştığım gözlerini öyle yavaş açıp kapıyordu ki çok tatlıydı aynı ben, bir üşengeçlikler tembellikler falan :). Gerçi zavallıcığı düşürdüm de neyse ki kaçmadı ve NEYSE Kİ bir şey olmadı yine de baya alıştık birbirimize :).

İşte böyle benim cevaplarım, sizinkileri de merakla okuyacağım :).


Dipnot: Fotoğrafı aşağıdaki linkten aldım, bukalemunlar hakkında da bir makale okuyabilirsiniz :). İlginç hayvanlar :).

http://www.nationalgeographic.com.tr/makale/eylul_2015/renklerin-dili/2564

22 Ocak 2017 Pazar

Yarım Bıraktığım 6 Kitap (Pazar 6'lısı)



Ve tam gaz bu seriye devam ediyorum, hani bana alkış :). Üşengeçliğimi koydum bir tarafa yazıyorum da yazıyorum :). Bu pazarın konusu yarım bıraktığımız kitaplar. Ben yarım kitap bırakmayı hiç sevmem, zaten belli bir zamana kadar zorlaya zorlaya da olsa, aylarca elimde de kalsa bir kitabı aldıysam bitirirdim fakat son yıllarda pek de zorlamıyorum kendimi. Diğer seveceğim kitaplara o zamanı ayırmak istiyorum. İçim acıya acıya yarım bırakıyorum. Doğru mu yapıyorum emin değilim çünkü düşük bir ihtimal de olsa o kitabı sevme olanağım var. Yaşlanıyorum herhalde bazen o kadar sıkılıyorum ki kendimi zorlamaktansa bırakmak daha iyi geliyor. Yani böyle pişmanlıklarla bazen kitapları yarım bırakıyorum. Hiç unutmuyorum Susanna Tamaro'nun "Sonsuza Kadar " kitabında baş karakterin ölen eşi yanına bir sürü kitap alıyor beğenmez ya da yararlı olmadığını düşünürse idi sanırım kitabı bırakıyordu. Bunun için açıklaması da o kitaba harcayacağı zaman yerine başka okuyacağı kitapların zamanını çaldığını düşünmesiydi. Bu sözden sonra yarım bıraktığım kitaplara bir nevi bahanem oldu diyebilirim. Ama asıl neden mantıklı olmasıydı. Tabi arada diğer düşünce de bana hakim olmuyor değil :). Yine bir kişilik bölünmesi ile karşınızdayım :). Yine de çok yarım bırakma taraftarı değilim. O yüzden bazı kitapları yarım bıraksam bile sonradan okumak için tutuyorum, bazılarına devam edip bitiriyorum bile :). O yüzden şimdi yarım bıraktıklarımdan altısına gelin bir bakalım, belki iyi bir çocuk olup bitiririm bile bu yazıdan sonra :).




1. Goriot Baba - Balzac



Klasik okumaya bayılırım, ortaokul dönemlerimde birçok dünya klasiği okudum fakat bu kitabı bir türlü bitiremedim. O kadar çok sıkıldım, o kadar sevmedim ki sanırım o dönemlerde bıraktığım tek kitap falandı. O kadar çekiniyorum ki bu kitaptan kesinlikle yanından geçmiyorum ama yanlış anlaşılmasın klasik okumayı çok seviyorum. Bundandır ki Balzac okumaya başka bir kitabıyla devam etmek isterim.


2. Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos



Çok şaşırdınız değil mi? Daha çok şaşıracaklarınız da olacak listede :) Bu kitap başlarında o kadar üzdü o kadar üzdü ki daha başından çok içim acıyıp ağladığımdan dayanamayacağım deyip bıraktığımı hatırlıyorum. Belki bir gün yine elime alırım ama çok aşırı duygu yüklü, pek emin değilim.


3.  Fiyasko - Imre Kertesz



Bu kitapta çok ama çok fazla betimleme ve tekrarlar var. Yarısına geldim de sanki, bitirsem bitirirdim lakin çok sıkıldım. Ciddi anlamda ve bıraktım.


4. Sophie'nin Dünyası - Jostein Gaarder



İşte felseye başlayacakken bunu oku diyen insanlar bana da dedi ama ben 20 30 sayfanın ötesine gidemedim :) Tabi o zaman ortaokul ya da lisedeydim şimdi elime alsam okur muyum bilmem ama nasıl bir fikir olmuşsa pek elime alasım gelmedi o zamandan beri :).



5. Kıyamet Gösterisi - Neil Gaiman/ Terry Pratchett



Bu kitabı resmen son 100 sayfası falan kala bıraktım niyeyse :). Neil Gaiman severim de beraber olmamış herhalde. Bir de kendimi okuyacağım diye zorladığım kitaplar çok uzun süre elimde kalıyor bu da hem başka kitap okuyamama hem de kitap okuma isteksizliği yaratıyor ben de o yüzden de kitaplara ara veriyorum veya elimde sürünüyor o kitap bazen bırakmak daha iyi geliyor.


6. Milena'ya Mektuplar - Franz Kafka



İşte asıl bombayı sona sakladım :). Ben bir türlü sevmedim bu kitabı yarısından az kala da bıraktım ama azimliyim bitireceğim :). Kafka'yla barışamadım bir türlü. Lise zamanımdaydı galiba Dönüşüm'ü okuduğumda güzel ama fazla abartılıyor diye düşündüm ama tekrar okumak istiyorum hala aynı mı düşüncem diye :).


Öneri Makinesi'ni sosyal medyada takip edin.

Twitter
Tumblr
Soundcloud

21 Ocak 2017 Cumartesi

Atıştırmalık #3

Merhabalar, yine bir atıştırmalıkla sizlere iki film ve bir kitaptan bahsedeceğim. Bu arada ben de Kara Komedi listesi hazırlamaya devam ediyor bir de hikayeler (küçük bir güncelleme var orada bir bakın:)) serimin yeni listesini yazıyorum. Umarım ikisi de yakın zamanda blogda olacak :) Sizlerden de bazı öğretmen ve öğrenci arkadaşlarımın tatili başladı, umarım güzel planlarınız vardır. Güzelce dinlenin, okuyun, tanıyın, keşfedin, gezin tozun tadını çıkarın :). Ve en az bir yeni şey deneyin, yeni bir şeyler tadın, görün, okuyun, gezin size iyi gelecek :). Büyük bir şey olmasına gerek yok, sizin için yeni ilk olan herhangi bir şey yapın, hatta gelin bana da yorum olarak da yazın :).

La Piscine - Jacques Deray (1969)




Bu filmi de Sade ve Derin blogunda gördüm, merak ettim ve izlemeden önce tesadüf öğrendim ki A Bigger Splash filmi aslında bu filmin yeniden yapımı imiş. Tek bir şey söylemek istiyorum Alain Delon <3 :). Filme gelirsek de ortalama bir suç gerilim filmi, pek objektif olamıyorum dönemin modası beni benden alıyor gerçekten. Renkler, dekor, kıyafetler çok güzel.

A Woman Under Influence - John Cassavettes (1974)




Gena Rowlands'ın muhteşem bir performans sergilediği John Cassavettes filmi. Ben baya sıra sıra izliyorum Cassavettes filmlerini ama hiçbirini sevmiyorum Gloria kadar. Ama izliyorum yine de çünkü güzel filmler. Ama daha rastlamadım Gloria gibisine.

Kabuk Adam - Aslı Erdoğan 




Uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı Aslı Erdoğan, birçok kitap yorumlarında okudum, gördüm ismini ve bu kitapla bir giriş yapmış oldum. Ara ara tekrar edilen yerler olsa da ben çok beğendim, su gibi aktı. Yazarın da ilk kitabı benim de okuduğum ilk kitabı. Sıra sıra tüm eserlerini okumam için sanırım bu kitap vesile olacak :). Bu arada kapağına ve rengine bayıldım. (Ayraç Eskişehir'den, selam olsun :))



Öneri Makinesi'ni sosyal medyada takip edin.

Twitter
Tumblr
Soundcloud

#17 Çelınc 5. Gün

5. Her zaman ve bazen özlediğin iki şey?

Huzurlu bir ortamda yaşamak ve (bu aralar) Ankara'da üniversitemin ilk iki senesi.


Mabel Matiz - Yıllar Saçlarına
Kalben - Haydi Söyle





20 Ocak 2017 Cuma

Türk Filmleri #3

Öneri Makinesi Türk filmleri serisini gururla sunar :). Serimize devam ediyoruz :). Yine beş filmlik listemizi aşağıda bulabilirsiniz. Ben bazen okuyorum güzel Türk filmleri olmuyor son dönemde diye ve çok üzülüyorum çünkü aslında sadece diğer Türk filmleri kadar reklamları olmadığı için, her sinemada oynamadıkları veya festival dışı gösterilmedikleri için belki de çok fazla ön planda değiller ama varlar. Bu listede de seçtiğim filmler Muhsin Bey dışında 2000 sonrası. Beğendiğim son dönem filmlerini yine paylaşmaya devam edeceğim umarım siz de beğeniyorsunuzdur bu bölümü :). Bu filmlerde aşağıda veya diğer listelerde izledikleriniz var mı, nasıl buldunuz merak ediyorum, izledikleriniz varsa yorum yazın :).

1. Zenne - Mehmet Binay/ Caner Alper (2011)


Bu filmi queer sinema yazımda da önerdim, şimdi de öneriyorum. Yönetmenlerin ilk filmi.



2. Üç Maymun - Nuri Bilge Ceylan (2008)


Yönetmenin ilk izlediğim filmi ve yine Ercan Kesal. Çok seviyorum bu oyuncuyu ama tabi filmdeki tek sevdiğim oyuncu o değil Ahmet Rıfat Şungar'ın da oyunculuğu güzel. Hatice Aslan'da güzel oynamış. Oyunculuklar güzel anlayacağınız :). Hikaye de güzel.




3. Yazı Tura - Uğur Yücel (2004)


İki farklı karakter iki farklı hayat bir şekilde ilişkili ve birçok hikaye. İzlemesi kolay değil, ağır bir film ama etkileyici.




4. Sonbahar - Özcan Alper (2008)


Yönetmenin ilk filmi; dokunaklı, acı, görsellik güzel.



5. Muhsin Bey - Yavuz Turgul (1987)


Birazcık Turgul sinemasından şurada bahsetmiştim, Muhsin Bey'den de :).



Öneri Makinesi'ni sosyal medyada takip edin.

Twitter
Tumblr
Soundcloud

#17 Çelınc 4.Gün

4. Etrafındakiler hangi sorunun çözümü için sana gelirler?

Valla öyle bir Güzin ablalık durumum yok, baya yakınlarım dertleşmek için, fikir danışmak için gelir çok çok. Durduk yere hiç öyle aman şu sorunum var dur şunun alnında sorun çözücü, alanında uzman yazıyor bir danışayım diyen yok yani :). Ya da ben hatırlamadım, bilmiyorum. Belki de onlar bana gelmeden seçip anlatıyorlarsa bak onu bilemem :). Ben bu soruyu biraz manasız buldum belki de ben farklı yönden düşünüyorum bilemeyeceğim yani. Arkadaşımın, ailemin derdi var anlatası da varsa gelir anlatır herhalde ayy bu anlamaz bunu geç, bu sorunda uzman bir gidip sorayım demez herhalde :). Sonuçta amaç paylaşmak yani, yükü hafifletmek. Akıl akıldan da üstündür (ve bilimum atasözlerimiz :)) Kendimi düşünüyorum; şuna şunu sorsam, kalanına şunu sorsam, o pek anlamaz onu geç buna danışayım demiyorum herhalde. Diyor muyum acaba bilemedim, blogger kendini sorgulamaya girişti yine, hadi ben kaçar :). Aşağıya da manalı şarkı koydum, halledebilir, üstesinden gelebilirdik falan diyor :). Bu challenge'ın baya kendi içinde bir abur cuburu, müzik arşivi oldu Türkçe alternatif hem de kendiliğinden ama bu ayrıntıyı fark etmek hoşuma gitti bir anda, devam ederim ben böyle sorulara manalı şarkılarla :):):)



Birileri - Halledebilirdik




Öneri Makinesi'ni sosyal medyada takip edin.

Twitter
Tumblr
Soundcloud

18 Ocak 2017 Çarşamba

#17 Çelınc 2. Gün

Ahh ahha kendi ellerimle kendimi yaktım, ben nasıl oldu da bu challenge'a katıldım bilmiyorum, evet sorular çok güzel, okuması da çok güzel ama gel gör ki yazması çokkkk zorr. Yani önceki yazımda bir de gittim neler yazdım, düşündükçe aklıma geldi yazsana en başa büyük puntolarla üşengeçlik diye. Gerçi siz bilirsiniz benim üşengeçliğimi, merakımı ama birkaç anı anlatırdım bu konularda güzel olurdu ben neler seçtim :). Bir de benim unutkanlık ve sakarlık anılarım var ki sormayın :). Bakın soru yok ya nasıl döküldü maddeler.  Neyse sağlık olsun :). Bir daha böyle bir şey olursa artık yazacağım bunları içimde kalmasın :). Gelelim bugüne ama bugünde çokkk zor şu kaçma hakkımı kullanacaktım da vazgeçtim benim için yine çok kişisel bir soru yani sonuçta binbir türlü yolu vardır kalp kazanmanın beşten fazladır elbet ama beş tane seçmek gerek, oyunu kuralına göre oynayalım :). Zaten kastım da genel olarak tüm insanları kapsıyor özel bir durum değil ama bu sefer kaçamaklı cevaplar vermeyi umuyorum. Umarım yine yazdıktan sonra pişman olup aklıma başka şeyler gelmez :). Hadi başlayalım ama müziksiz asla 😊😊


Athena - Ses Etme



1. İyi bir insan olması

Lami cimisi yok, iyi insan olması, iyi bir kalbi olması işte. İyiliğini görürsem mesela küçük büyük fark etmez ısınırım o insana, saygı duyarım. Tabi ki dünya iyi kötü diye ayrılmıyor ve biz de beyaz siyah değiliz ve herkese göre değişir bu durum tek bir duruma iyi kötü diyemeyiz falan filan da (anladınız işte :)) ama yine de şu ölümlü dünyada iyi bir şeyler için çabalaması, iyi niyeti, iyi kalbi olması insanın beni mutlu eder. Bir de esprili ise ohh ne güzel bir insandır o :).

2. Multi yetenek/ Çok yönlü olması

Sinemayla ilgileniyor, resim yapıyor, enstrüman çalıyor, gönüllük de yapıyor, yazı da yazıyor onunla haşır neşir bununla da ilgiliyse o insanla konuşmak da arkadaş olmak da çok zevkli. Ben böyle insanlara saygı duyuyorum. İlla bir şeyler öğrenirsin bu insanlardan. Zaten genelde bu tür insanlar çok zeki olur ve ben zeki insanları çok severim. Kendi başına madde olsa olur :). Sherlock sevgimden anlamışsınızdır :)

3. Sanatla ve doğayla ilgili olması

Sanatın hiç fark etmez herhangi bir dalıyla ilgiliyse o insan benim canım, çok severim. Sanat güzeldir çünkü :).Yine aynı şekilde doğayı seviyor, ağacı, böceği, bitkileri, hayvanları seviyor değer veriyorsa o insan yine güzel insandır.

4. Pozitif biri olması

Genelde olaylara iyi yönden bakan her kötü şeyde bile iyiliği gören çabuk sinirlenmeyen böyle mutlu insanlar benim de moralimi düzeltiyor. Samimi, dürüst, pozitif insanlar beni de iyi yönde etkiliyor, güzel enerji veriyorlar bana o yüzden böyle pozitif insanlar önemli, onlar bulunması zor, nadir bulunanlardan, sahip çıkalım :).

5. İyi bir dinleyici olması

Böyle lafı ağzına tıkmayan seni dinleyen dediklerine önem veren kendisi konuştuktan sonra sen konuşurken de dinleyen dinlediği gibi değer de veren insan da benim canımdır. Dünyanın en saçma şeyini de söylesem beni canı gönülden dinliyorsa ben o insanı daha da severim :). İyi dinleyen insanın empati kurma becerisi de yüksektir bu da benim için değil hayat için önemli bir şey zaten.


Ayy yine çok zorlandım kesin aklıma başka şeyler gelecek sonradan ama yapacak bir şey yok zaten insanları sevmenin beş değil beş bin yolu vardır siz yeter ki sevmek isteyin :).

Attila Marcel - Sylvain Chomet (2013)

Merhabalar, bugün size çok tatlı bir Fransız filmi önereceğim. Görüntü kalitesi, dekoru ve renkleriyle Wes Anderson'ı anımsatan izlemesi çok zevkli tam bir pazar filmi, Attila Marcel. Ben de pazar izledim, çok güzel oluyor ama çarşamba önermiş oldum ama :) yani her zaman izleyebileceğiniz içinizi ısıtan filmlerden. 



Filmde baş karakterimiz Paul Marcel, ailesinin ölümünden sonra ikiz teyzelerinin yetiştirdiği, onlarla yaşayan onlara dans stüdyolarında piyanosuyla eşlik eden ve bolca hamur işi yiyerek hayatına devam eden bir gençtir. Sosyete teyzelerinin onun için karar verdiği bir yaşamı yaşamakta ve sorgulamamaktadır. Tek şartı da o küçük hamur işleridir. Bir de 15 yıldır yılın genç piyanisti olmak için yarışmaktadır. Bu tek tüze hayatı bir gün piyanist tamircisi görme engelli M. Coelho'nun düşürdüğü plağını ona vermek isterken sıradışı komşusu Madam Proust, onun bahçesi ve bitki çaylarıyla tanışır. Bu bitki çayı ve biraz müzik onu geçmişine, bebekliğine, annesi ve babasına götürür. 



Film Paul'un bebek bakışları ile açılır ve babasının korkutucu bakışıyla son bulur. İşte bu bakış ve rüya yüzünden uyuyamaz ve hiçbir fotoğrafa babasını dahil etmez. Annesinin özlemiyle yaşayan Paul teyzelerinin ona çizdiği yolda sessizce, elindeki çörekleri yiyerek yürür ama bu yol Madam Proust tarafından bilerek ve isteyerek sekteye uğratılır ona geldiği yeri gösterip kendi yolunu çizmesini sağlar. 



Görüntüsü kalitesi, renkleri ve dekoru Wes Anderson filmlerini anımsatıyor dedik (dedik diye anlaşılmasın ki özenti, çünkü değil o tatta :)) aynı zamanda içindeki o olumlu ruh hali de. Müzikleri çok ama çok güzel. Geçmiş müzikal tadında. Her anıya gidişimizde bir şarkı eşlik eder bize. Bunun dışında da yine çok tatlı Fransız şarkıları var, bayıldım. Film benim bayılarak izlediğim, gördüğüm, yaşamak istediğim evlerde geçiyor. Yüksek kapılı tavanlı eski binalar olur ya, orada. Mimariyi pek göremesek de iç dizayn ve yüksek tavanlar beni yeterince mutlu ediyor. Özellikle Madam Proust'un gizli bahçesi beni benden aldı. Nasıl bilmiyorum ama çok güzel olmuş. 


Önemli mekanlarımızdan biri de Paul'ün gitmekten zevk aldığı park. Orada Madam Proust'a da denk gelir ve artık aynı bankı paylaşırlar. Ve orada geçen Madam Proust'un bir diyaloğu var ki müthiş. Sizlerle de paylaşayım:



A: Ağaç hasta onu kesip, yerine yenisini dikeceğiz. Hayatın döngüsü böyledir.
M. P.: Katip kılıklı birinin hayat döngüsünü açıklamasına ihtiyacım yok.
A: Bakın ben burada yalnızca işimi yapıyorum.
M. P.: Bütün piçler böyle söyler.
B.:Bakın! Aynısından dikiyoruz.
M.P.: Çocukları güneşten bu koruyacak! Nesiller boyu cilt kanseri garanti!
M.P.: Ne ahmak bir ineğim! Çocukların geleceği umurlarında bile değil. O zaman cennette boktan bir bulutun üzerinde olacaklar. Ben sizin cennetinize inanmıyorum. Budistim ben! Budistim, siktir olun gidin. Cennet buracıkta ve siz onu mahvediyorsunuz. Lanet olası tuvalet kapılarını okusanız yeter! "Lütfen burayı bulduğunuz gibi bırakın!" Tuvaletinize gezegeninizden daha iyi bakıyorsunuz.


Marcel ve Proust isimleri tesadüf değil. Marcel Proust'un ismini taşıyan bu iki karakter yazarın hem ismini hem de hayatlarını beraber tamamlıyorlar. Paul geçmişin yükünü Madam Proust sayesinde öğreniyor aslında kabulleniyor. Onun sayesinde Marcel adını sahipleniyor, babasını hatırlıyor. Zaten Proust'a anı, hafıza konusunda göndermeler yapılıyor, birkaç yerde okudum. Şahsen Proust okuma şerefine henüz nail olamadığımdan yorumlarda denk geldim.




Yönetmeni araştırırken Paris, I Love You filminde kısa filmi olduğunu gördüm ve hatırlamadım hangi film olduğunu tekrar izledim o da çok güzel. Zaten bu farklı yönetmenlerden oluşan kısa filmlerin olduğu film benim en sevdiklerimden bu film sayesinde bir kez daha hatırladım. 


Ben böyle tatlı Fransız filmlerini izlemeye bayılıyorum, eğer siz de seviyorsanız bu filme şans verin :).


Dipnot: Fotoğraflar bana aittir :).


Öneri Makinesini Sosyal Medyada Takip Edin:

https://soundcloud.com/ms-m-5
https://www.tumblr.com/blog/mubblr
https://twitter.com/onerimakinesi

17 Ocak 2017 Salı

#17 Challenge 1. Gün (Meydan Okuma Yaptım)


Hemi de ilk kez. Aslında ilk kişisel çelınc diyelim çünkü 2015'ten beri bir okuma çelıncına iki senedir inatla devam ediyorum :). Bu aralar çok istediğim bir olaydı, sevgili Fermina Daza'nın blogunu okurken çelınc var dedi bir bakayım deyip hem yeni bir blog keşfettim hem de çelınç buldum (bakınız):). Kişisel olmasına rağmen yapasım geldi. Zaten dedim ya bu aralar böyle okuma olur soru olur çelıncları yazın bana yapacağım :). Yapasım geldi bir kere hazır yakalamışken de yapayım dedim. Sorular ve renk kandırdı mı beni bilmiyorum ama girdik bir kere bu yola :). Normalde pek atlamam böyle şeylere ama atladım bu sefer şimdi de el mahkum yapacağım :). Lakin ben başladım yazmaya ama daha ikinci soruda bir zorlandım sonra dedim ki ben madem yapacağım dedim yapayım ama her soruyu değil. Hem yapmak isteyip hem zorlanınca böyle bir çare buldum. Kendimi sıkmak istemeyince sonuç böyle oldu, arada kaçıp tekrar geleceğim yani :). Ama bazı kaçamaklar dışında çoğunu yapacağımdan emin olun. Bir meydan okumayı da tam yap dediğinizi duyar gibiyim :). Çok tatlı olan bu çelıncı yapanınız olur da yorum bırakmaz ise aşağıya darılırım. O yüzden siz de katılırsanız ve yazarsanız, yorum bırakın, hepsini okumak istiyorum. Dediğim gibi ben ara ara bu 17 soruyu yapacağım affınıza sığınarak. Şimdi gelelim ilk soruya ama müziksiz asla :)


Yüzyüzeyken Konuşuruz - Ne fark eder?



1. Beş sözcükle kendini anlat.


Şekerim ben beş sözcükle anlatılacak insan mıyım aşk olsun, bana kelimeleri bırak cümleler yetmez ayol desem havalı olurdu ama demeyeceğim :). Şimdi üç olmaması iyi genelde böyle sorular üç olur ya, seçmeyi iyice zorlaştıran ki ben sınırlamayı pek sevmem zaten açıklama falan da yaparım ama beş sözcük en azından biraz daha seçmeyi kolay kılıyor olabilir. Bir düşünelim. Şimdi aslında bunu başkaları söylese daha doğru olur herhalde ama elimden geldiğince objektif olacağım. Sanırım muhalefet, değişken, sıkılgan, güler yüzlü, komik. Muhalefet bana çokça denildiği için yazdım, yoksa hiç değilim :P, ne denirse yaparım. İlk seferde dengesiz yazdım ama öyle değil aslında ruh halimde gelgitlerin çok olmasından kaynaklı bir değişkenlik var; çabuk parlayabilirim ya da mutlu olabilirim ama bir anda melankolik de olabilirim; değişken, kararsız hallerim olmuyor değil. Aşırı derecede herhangi bir şeyden çok çabuk sıkılabilirim aslında sıkılganın anlamı utangaç diye geçiyor benim kastım o değil, her şeyden çok çabuk sıkılma, bırakma ya da vazgeçme durumum var pek sevdiğim bir özellik olduğu söylenemez ama neyse ki her zaman değil :). Genelde güler yüzlüyümdür, sürekli bir sırıtma halim vardır, gülecim yani işte çoğu zaman. Hatta sinirlendiğimde veya ciddi durumlarda da gülebilirim ama o genelde başka duyguların dışa vurumu oluyor :) ve bence komiğim anlamıyorlarsa onların sorunu :)) (belki de kibir yazmalıydım hahaha:). Çok zormuş ya bu soru ilk sorudan bir kaldım. Açıklama yaparım dedim ben bak yetmedi sadece beş kelime.

16 Ocak 2017 Pazartesi

Sevgili Güllük #21 (Sherlock 4. Sezon Finali?)

Bu yazının her kısmı baştan aşağı spoiler içerebilir, bu saatten sonra spoilerınızdan ben sorumlu değilim.



Geldiği gibi gitti gönlümün efendisi. Öyle bir son yapmışlar ki hani dönmezsek üzülmeyin, yaptık finali demişler. Zaten Sn. Cumberbatch'in röportajları pek iç açıcı değil, senaristler desen bir iki yıldan az demiyorlar. Mırın kırın ediyorlar bunu bile zor planladık bilmem ne falan filan. Sn. Cumberbatch'in Dr. Strange olması o bu filme katılma ihtimali derken umudumuzu kırmaktan beter edip yok ettiler. Bu durum beni fazlasıyla sinirlendirdi ve üzdü. Hayır 15 sezon Arka Sokaklar çekiliyor her hafta iki saat size noluyor ben anlamıyorum. İki üç yıla bile razıyız sayenizde yapın işte arada. Moralim çok bozuk arkadaşlarım. Duygu değişimleri yaşıyorum arada kusura bakmayın. Neyse gelin bölüm yorumu yapalım sonra atarıma devam edeceğim.

- Sherlock yaptın yapacağını :).
- Açılış süperdi
- Mycroft zekana olan saygım bölüm boyunca sarsılmadı değil
- Olsun yine de hem komik hem zekisin, seviliyorsun
- Euros sen var ya, nasıl kendinden nefret ettirdin
- Çatladım bölüm boyunca
- Ne gıcıkk ne gıcıkk
- Son sahneye kadar baya sinir oldum
- Sonunda Sherlock'un kafası çalıştı da hem kardeş hem Watson kurtuldu
- Yalnız sözde Sherlock duygusuz, adamı iyice duygu adamı yaptınız
- En son Rosie'yi falan seviyordu
- Hayır hoş falan ama;
- (Bir de ben çok görmek isterdim Rosie'yi büyükken
- Baya bir rol verebilirdi
- Annesinin zekasını alıp Sherlock'la Watson'ı ezebilirlerdi
- Çok komik olurdu :):)
- Watson'cım alınganlık yok, Sherlock'tan bahsediyoruz
- Hem karına yaptığını da unutmadım
- Ama iyi adamsın yine de niyeyse az koymuşlar seni bu sefer)
- Bu kadarı doğasına aykırı
- Gerçi sen daha çocukken oyun diye
- Senle Sherlock oynasın diye
- Git arkadaşını öldür
- Çocukta duygu mu kalır
- Yine piskopat değil sosyopat olmuş
- Mazallah böyle kardeş zeki de olsa evlerden uzak
- Tabiki Euros'tan bahsediyorum
- Ama ona da üzüldüm sonunda yine en çok kendi çekiyor
- Ama Sherlock nasıl korudu kolladı kardeşini
- Sürekli ziyaret etti falan
- Baya son bölüm belleyip duygu adamı yaptılar tekrarlayayım
- Neyse şu beş yıl oyunu çok güzeldi
- I want to break free ile giriş falan efsane
- Bir heyecanlanmadık değil sayende Moriarty
- O bile sempatik kaldı Euros'a göre
- Off o Euros ki ne Euross
- Yine diyorum evlerden ırak
- Hayır o Watson'ın eşi her yerden çıkmak zorunda mı
- Daha da gıcık oldum son gibi özet yapmış bana
- Ya bi git
- Miss me, miss you diye diye gidemedi
- Yine son deyince bir kötü oldum
- Yalnız bu Holmes ailesi de neymiş
- Sözde en az zeki olanı Sherlock
- Düşünün ailenizde en az zeki olan Sherlock
- Holmes'lar İngiltere zeka seviyesini ellerinde tutuyorlar maşallah
- Bir tane normal düzey yok
- Yalnız Molly'ye ne üzüldüm
- Irene Adler'den daha çok yakıştırıyorum Sherlock'a
- Ama işte The Woman olayı var
- Yani o olay çok güzel
- Kadın da az zeki değil
- Falan filan da yine de Molly forever
- Sherrinford'u da kardeş değil yer yapmışlar
- Sir Arthur Conan Doyle'da mı öyle düşündü acaba
- Neyse güzel olmuş yine de
- Son kare de çok güzeldi yaa
- Son gibi olmuş
- Çok üzüldüm ve aşırı duygulandım
- Ama istiyorum ki beş sene on sene sonra bile de olsa
- Devamı gelsin :)

Bonus Şarkı: Moriarty'nin dönüşü şerefine :) Başa hüzünlü bir şarkı koydum, gidişine üzüldüm diye ama hadi öyle bitirmeyelim. Her şey gitsin umut kalsın.



Ya bir de bölümün adı "Final Problem" inadına yapıyorlar sanki yaaa, neden neden? Biz razıyız küçük oyunlara da, neden bu çözüldü diye bitiriyorlar. Biz o Sherlock'un mizah anlayışına, olayları çözüşünü seviyoruz, beyninin içini de, düşüncelerini ekranda görmeyi de. Gelin bitirmeyin şu diziyi o bu sebeplerle. Hem senin ilk göz ağrın sayılır Cumberbatch'cim, gelir miydi o Dr. Strange karakteri. Yani gelirdi belki yine, müthiş bir oyuncu ve tiyatrocusun ama Sherlock başka yaa. Gel yapma etme bak ben buradan sesleniyorum sana Benedict Cumberbatch kapatma kapıları, bak küçük Cumberbatchler de geliyor, sen bu diziyi bitirme. Şu yoğunluklar elbet biter sen de dönersin 221Baker Street'e. Duygusala bağladım. Yazıyı bile yayınlamak istemiyorum son Sherlock yazısı olmasın diye. Umuyorum bir daha görüşürüz Sherlock yazılarında, hadi ben sherlocked.

Öneri Makinesini Sosyal Medyada Takip Edin:

https://soundcloud.com/ms-m-5
https://www.tumblr.com/blog/mubblr
https://twitter.com/onerimakinesi

14 Ocak 2017 Cumartesi

Bir Yayınevi 6 Kitap (Pazar 6'lısı)



İlk pazar altılısını ben yazıcam, en önce ben, hep ben :):). Merhabalar, saat 00.00 oldu, pazara girdik, yine bu bölümle jet bir şekilde karşınızdayım. Resmen bekliyormuşum, pazar olsa da yayınlasam diye :). Bu haftanın konusu başlıktan anladığınız üzere bir yayınevi altı kitap. Lakin ben zaten kendi blogumda böyle bir bölüm yapıyorum şuradan ve şuradan örneklerine ulaşabilirsiniz. Bu bölümlerde bir yayınevi seçip o yayınevinden size beş yazar ve kitap öneriyorum o yüzden ben bu bölümde okuduklarım değil de okumak istediklerimi seçtim. Yani hiçbirini okumadım ama deli gibi okumak istiyorum. Peki ben hangi yayınevini seçtim? Belki bazılarınızın bildiği,çoktan okuduğu ya da instagram'da sevgili İrem Çağıl'ı takip edenler bilirler ve anladılar bile tabi ki Sinek Sekiz'den bahsediyorum. Bu konulara ilgim olduğundan, özellikle birkaç eğitimden, sunumdan ve bu yaşamı görüp az çok yaşadıktan sonra birkaç izlediğim filmi de sayarsak bu kitapları kesinlikle okumak istiyorum. Sizin de ilginiz varsa bir bakın ben de bu yayınevinin okumak istediğim kitaplarını bir bir sıralayayım :). Ama önce yayınevinden ve amaçlarından biraz bahsetmek istiyorum. Aslında onlar şurada çok güzel anlatmışlar ( http://www.sineksekiz.com/about/ ). Ben de biraz bahsedeyim, sürdürülebilir yaşam, permakültür, ekoloji, ekolojik yerleşkeler onların başlıca konuları olabilir. Bu uğurda kitap basımlarında kapaklarında plastik tabaka olmadan, doğal kağıtlar kullanıyorlar. Sitelerinden alışveriş yaparsanız ise size geri dönüşümlü kağıt ve ip kullanarak tek tek elde paketlenmiş kitaplar gönderiyorlar (başka yerlerden alım seçenekleri de var). Çok tatlılar değil mi? Ama onlar bunları tatlı olmak için değil bir amaç uğruna yapıyorlar ve bu çok güzel bir neden. Bu yüzdendir ki ben de yayınevinin sadece bahsettiğim altı kitabını değil tüm kitaplarını okumak isterim :). Bir de uygularsam ne ala :).

1. Şehirdekiler için Sürdürülebilir Yaşam Rehberi - Scott Kellog & Stanley Pettigrew





Adı bile ilginizi çekti değil mi :)? Ben de çok merak ediyorum, arka kapak yazısı da gerçekten bu ilgiyi daha çok attırıyor.

2. Okulsuz Büyümek - Ben Hewitt




Ben bu konuda daha önce de bazı kitaplar az çok okudum ve medyada da eminim görmüşsünüzdür bu tür haberler. Bizzat bu hayatı yaşayan ve çocuklarını okula göndermeyen bir babanın yaşamını okumak eminim çok yararlı olacaktır. Gerçekten öğrenmenin başka yolları olduğunu da öğrenmek ve okumak çok hoşuma gidiyor, bu kitap da güzel bir örnek olacaktır.

3. Bizim Dünyamız - Thich Nhat Hanh




Yine bu dünyayı yaşayan Nobel barış ödülü adayı bir Zen üstadının yazıları. Tanıtım yazısı benim merakımı daha çok arttıran bir etken oldu.

4. Permakülüre Giriş - Bill Mollison




Permakültür hakkında çok az bir bilgim var ve bunu kesinlikle arttırmak istiyorum. Bu konuda izlediğim videolar ve sunumlar bu konu hakkında fikir sahibi olmama sebep oldu ve bu kitapla daha çok bilgi sahibi olmak amacım :).

5. İnadına Canlı; Kadınlar, Ekoloji ve Hayatta Kalma - Vandana Shiva 




Kitabın başlığı, arka kapak yazısı yine bu kitabı merak ettiklerim listeme eklememi sağladı. Dünyada farklı yaşama şekilleri de var diyen bir kitap daha :).

6.  Ekoköyler; Sürdürülebilirliğin Yeni Ufukları - Jonathan Dawson




Yine başka yaşam şekilleri de var ya da yıkım yapmadan, doğayla savaşmadan onunla beraber yaşayabiliriz diyen bir kitap.

Son olarak; tekrardan belirtmek isterim yayınevinin sadece bu kitaplarını değil tüm kitaplarını okumak isterim. Hatta burada yazmadığım ama çokça okumak istediğim başka kitaplar da var. Bunun dışında kapakları çok ama çok güzel bu kitapların, özenilmiş ve kitapların temalarını da yansıtan kapaklar. Böyle bir yayınevinin Türkçe olarak bu konularda kitap yayınlaması belki de bir eksiği kapatıyor. O yüzden de ayrıca tebrik etmek gerekir. Peki siz bu yayınevini duydunuz mu? Hangi kitaplarını okudunuz, okumak istiyorsunuz lütfen yazın :). Bu haftanın pazar altılısını da zevkle yazdım, devamı da gelir umarım.

Öneri Makinesini Sosyal Medyada Takip Edin:

https://soundcloud.com/ms-m-5
https://www.tumblr.com/blog/mubblr
https://twitter.com/onerimakinesi

Dipnot: Fotoğrafların hepsi http://www.sineksekiz.com/ sitesinden alınmıştır.

12 Ocak 2017 Perşembe

Atıştırmalık #2

Yine izlediklerimden kısa kısa yorumlarla karşınızdayım. Uzunlarda görüşmek üzere.

The  Big Leboowski - Coen Kardeşler (1998)




Yine absürdlüğün, kara komediyle birleştiği bir Coenler filmi. Eğlenceliydi, sevdim fakat aman aman sevmedim. Öneriryor muyum, evet, izleyin.

Captain Fantastic - Matt Ross (2016)




Güzel konulu film. Şule'nin blogunda görünce merak ettim, izledim. Daha iyi olabilecek bir film iken biraz vasat kalmış. Eğlenciliydi, sevdim. öneririm. Moralinizi düzeltecek bir film. Arada kendiyle çeliştiğini hissetsem de film fena değil.Sonunda da nedense pek bir emin olamadım öyle mi olmalıydı diye ama düşüneceğim :).

Delicatessen - Marc Caro, Jean Pierre Jeunet (1991)




Yine kara komedi müthiş bir film. Yakında kara komedi listem de geliyor bekleyin :). İzlemeyenlere kesinlikle öneririm. Amelie'nin yönetmeninden, bu filmi duymasanız bile Amelie'den dolayı bilirsiniz yönetmeni. Türkçe'ye de Şarküteri olarak çevrilmiş. Bir bakın, sonra yorumlarınızı bekliyorum.


Öneri Makinesini Sosyal Medyada Takip Edin:

https://soundcloud.com/ms-m-5
https://www.tumblr.com/blog/mubblr
https://twitter.com/onerimakinesi

11 Ocak 2017 Çarşamba

Sevgili Güllük #20 (SoKo)

Güzel sözler, güzel tarz, güzel söyleyiş, güzel klipler, güzel o güzel bu....

Zaman zaman SoKo...






Bir bu:



Bir de bu:



Bu da var:


Görme Biçimleri - John Berger

Geçtiğimiz günlerde benim ve çoğu insanın sevdiği yazarlardan John Berger'i kaybettik. Hocamın önerisiyle okumayı öne aldığım "Görme Biçimleri" ile tanıştım Bergerle. Elimden bırakamadığım bu kitabı sizlere hala okumadıysanız önermek isterim çünkü Berger'in en azından bir kitabını okumalısınız. Çok değerli ve alanında uzman bir kişi. Kitapları çok değerli, öğreneceğimiz çok şey var onun kitaplarından. "Ben Görme Biçimleri"'ni okuduğumda etkisinden uzun süre çıkamadım.

Kitap 4 makale ve 3 resimli makaleden oluşmakta. Ve bu üç resimli makale öyle bakıp geçmeniz için değil, incelemeniz için konulan resimler. Onlar da denemeler kadar hatta belki de daha fazla etkili derdini anlatmakta.

Bu kitaptan sonra her şeye öylece bakıp sorgulamadan geçemeyeceksiniz.



Kitaptan size az çok fikir verebilecek altını çizdiklerimden sadece bazıları:

"Her imgede bir görme biçimi yatsa da bir imgeyi algılayışımız ya da değerlendirişimiz aynı zamanda görme biçimimize de bağlıdır."

"Bir erkeğin varlığı o erkeğin yapabileceklerini gösterir. Üretilebilir bir varlıktır onun varlığı; çünkü erkek gerçekte yapamayacağı şeyleri yapabilecek yetkedeymiş gibi davranır. Bu yalancı davranış her zaman onun başkaları üzerinde etkili olmak için kullandığı bir yetkeye yönelmiştir."

"Kadın olarak doğmak, erkeklerin mülkiyetinde olan özel, çerçevelenmiş bir yerde doğmak demektir. Kadınların toplumsal kişilikleri, böylesine sınırlı, böylesine koşullandırılmış bir yerde yaşayabilme ustalıklarından dolayı gelişmiştir."

"Erkekler davrandıkları gibi, kadınlar ise göründükleri gibidirler."

"Reklamlarla her birimize bir nesne daha satın alarak kendimizi ya da yaşamlarımızı değiştirmemiz önerilir.
 Aldığınız bu yeni nesne der reklam, sizi bir bakıma daha zenginleştirecektir - aslında o nesneyi almak için para harcayarak biraz daha yoksullaşacak olsanız bile."

"Reklamın amacıysa,seyircide içinde bulunduğu yaşamdan bir ölçüde memnun olmadığı duygusunu kamçılamaktır."

10 Ocak 2017 Salı

Sevgili Güllük #19 (Sherlock 2)

Sizi uyarırken ben unuttum izlemeyi, şimdi bitirdim :) İzlemeyen sayfayı açtığına pişman olup çıksın lütfen lakin spoilerın tillahı burada olacak.



- Sherlock olaysın, her zaman ki gibi
- Irene Adler hala beni gıcık ediyorsun, yokluğunla bile
- Ama The Woman olayına bayılıyorum
- Watson'ın karısına bir türlü alışamadım, hayaleti de gitti çok şükür
- Sherlock'u canından ediyordu gittikten sonra bile ya neyse
- Çok güldüğüm bir bölümdü
- İyi güldük ama güzel güldük
- Mycroft :)
- Asıl bomba kardeş de neden Euros?
- Yazınca fark ettim para birimi geliyor aklıma
- Ama mitoloji önce gelir tabi
- Sherrinford'da gelecek mi?
- Gelecek ise aileye dört kardeş fazla
- Holmes ele ayağa düştü
- Herkes Holmes, ben de Holmes'um o zaman
- Euros da zeki anladık
- Neden Watson, Euros?
- Sherlock'a gıcığın var anladık
- Kendi kardeşini bilmiyor ama bahsetmiş öyle diyollağ
- Belki de high all the time, keep her off his mind'dı bilemeyiz
- Mycroft'un neden haberi yok?
- Sherrinford demiş okudum da, Euros da Sherlock demiş
- E peki Moriarty?
- İtiraf; Euros çıkardı ya lensi bir Moriarty beklemedim değil :)
- Bendeki dikkate bak, o düşen kağıdı fark ettim
- Yönetmen gördüm bak bu trickini :)
- Kafamda yine deli sorular
- Benedictim Cumberbatchim kariyer off çocuk on demiş zaten
- Umarım bebek yolda fazla para istiyorum manasına geliyordur
- Evde masraf arttı sonuçta
- Tamam ilgilen çocuğunla da sen zaten üç bölüm yapıyorsun yılda
- Ne zamanı istedin anlamadık
- Hayır oyunculuğu bırak o zaman!
- Gitme dur ne olursun gitme kal yalan söyledim
- Doğru değil, hiç hazır değilim
- Neyse konumuz Sherlock
- Mrs Hudson, hem güldürün hem öne çıktın bu bölüm
- Sevdik
- Altı çizilesi çok şey vardı
- Bir ara tekrar izleyip kaydedeceğim bir yerlere
- O zaman haftaya görüşelim
- The Final Problem geliyorrr
- Umarım Final Episode/Season olmaz
- Hadi ben sherlocked
- see yaa

8 Ocak 2017 Pazar

Bu Yıl Okumak İstediğim 6 Kitap (Pazar 6'lısı)


Merhabalar, bugün ilk kez bu bölümle buradayım ve çok heyecanlıyım :). Uzun zamandır yapmak istediğim bir bölümdü çünkü takip ettiğim sevdiğim blolarda okumak çok zevkli oluyordu. Üşengeçlik markam zedelenmesin diye uzak durdum falan ama bu aralar çok yapasım varken sevgili Esseve Rin ocak temalarını açıkladı ve bu ayın konularını yine çok sevdim. Şimdiden iki tanesini kafamda kurdum bile. Birincisi bu tabi ki. Bu arada bu ay sanırım üçünü kesin yazacağım. Ya işte böyle, ilk kez bu bölüme atladım, öyle atlanılıyor mu onu bile bilmiyorum ama yazdım artık attıramazlar beni herhalde :). Sanırım bu yukarıdaki resmi paylaşmak da şart. Bu arada ben morunun olduğunu biliyordum ama blog yazısında pembe vardı o da çok tatlı ama moru istedim diye google da arattım bulmak için rengi :). Severek takip ettiğim Yorum ,Atölyesi blogunda sevgili Esma'nın yazısında buldum ve çaldım :)). Esmacım sevgiler :). Nasıl yazmak istediysem artık şu yaptıklarıma bakın :). Üşengiçlik markamı zedeleme ihtimalime rağmen didindim, uğraştım, çaldım, çırptım; kolay olmadı yani :).

Bölümü başlıktan anlayacağınız gibi okumak istediğim altı kitap lakin ben kaç altı kitap okumak istiyorum ben bile bilmiyorum. İstemek bedava zaten. Ben de çok istiyorum ama altısını yazacağım. Siz benim kaç sitede sepetlerimi, defterimi, ekran görüntülerimi, bir de bilgisayarda imlediklerimi görseniz altı sayfa çıkar herhalde. Dedim ya istemek bedava. Tabi ki ben şimdi altı tanesini seçeceğim. Bu altılı için yıllardan bahsedeceğim haberiniz olsun :). Bu arada bunlar istek listem olabilir, subliminal bir mesaj vereyim okuyucularıma :))) zaten fark ettiğinizi umduğum bir diğer durum da kitaplarımı sevdiğim çikolatalarla fotoğraflıyorum bilmem anlatabildim mi :))

1. 1Q84 - Haruki Murakami




Hazır Murakami ile tanışmış sevmişken (bknz.) uzun zamandır çok ama çok istediğim bir kitap olan bu kitabı artık bu sene okumak istiyorum. Zaten Radiohead'in en sevdiğim şarkılarından olan "Identikit" şarkısındaki "sweet faced ones nothing left inside" sözlerinin bu kitaptan geldiğini duyduktan sonra, Yorke abimiz sevmişse biz b.. yemek düşer demek geliyor içimden de demeyeyim :).

2. Ağır Roman - Metin Kaçan




Yine yıllardır okumak istediğim bir kitap. Filmi de var ama önce kitap felsefemden dolayı hala uzun zamandır sepetimde umarım bu sene okuduklarım da olur.

3. Yolda -Jack Kerouac




Bu kitabı ilk Johnny Depp'in bir röportajında duydum. En sevdiği kitap olduğunu söylemişti. Ben de o zamandan beri okumak isterim. Gel zaman git zaman yıllar oldu hala okuyamadım :). Bu sene olsun.

4. İnce Memed - Yaşar Kemal




Aşırı derecede okumak istediğim bir seri ama biraz da çekiniyorum. Bu sene umarım okurum ve burada da öneririm.

5.  Ripley Serisi - Patricia Highsmith




Yine izninizle yıllardan bahsedeceğim. Yıllar önce günlerden bir gün bir kitapçıya girer yüzde elli kısmına her zaman olduğu gibi bakar ve oradan bir polisiye sever olarak bu serinin birinci ya da beşincisini evet beşincisini bilerek veya bilmeyerek alırım. Evet, hatırlamıyorum sonuçta yıllardan bahsediyoruz.  Sonunda birincisini veya beşincisini önce veya sonra bir şekilde alırım lakin diğerlerinin baskısının kolay bulunmadığını öğrenmem de geç olmaz. Sonra seri eksik olduğunda bu iki kitap yıllardır bekler kütüphanede ta ki geçen sene Can Öz'ün twitter hesabından yeni kapaklarla bu serinin yeni basımını paylaştığı tweeti görene kadar. O zaman artık başlarım diye düşünüp hala başlayamamakla beraber bu listede olmayı hak eden ve polisiye sever biri olarak bu kitabı okumayı bu sene çok ama çok istiyorum, teşekkürler.

6.  Tutunamayanlar - Oğuz Atay




Gördüğünüz gibi bu listedeki her kitabın hikayesi var çünkü yıllardan bahsediyoruz. Yıllardır isteyip de okuyamadığım kitaplarla bir kez de burada bu bölüm sayesinde yüzleşmek fena olmadı hani :). Yine yıllardır okumak istediğim ne gücümün ne de azmimin yettiği, yani gözümü korkutan kitaplardan bu kitabı da bu sene çok okumak istiyorum.

İşte istediğim dağlardan altısı bunlar. Biraz sohbet biraz gevezelik ve bol kitapla bu pazar altılısının ilkini yapıyorum umarım devamı da gelir ki gelecek. Şimdiden bir tanesini yazdım. Ben yazarken çok eğlendim umarım siz de okurken eğlenirsiniz. Kendinize iyi bakın, bugün pazar çaylı kahveli bol keyifli okumalar yapmanız dileğiyle :).

Dipnot: Fotoğraflarınhepsini İdefix sitesinden aldım.
http://www.idefix.com/

Öneri Makinesini Sosyal Medyada Takip Edin :)

https://soundcloud.com/ms-m-5
https://www.tumblr.com/blog/mubblr
https://twitter.com/onerimakinesi

5 Ocak 2017 Perşembe

Cihan Mürtezaoğlu Sevmek

Biliyorum bu bölümü çok özlediniz, hiç çaktırmasanız da :)) ama ben anlarım. En son Can Güngör yazısını yazarken bahsettim sanırım Cihan abimizden, umarım albüm yapar da bir sevmek yazısı yazarım diye ve albüm geldi sıra yazısını yazmakta yani bende. Cihan Mürtezaoğlu çok yönlü abilerimizden biri. Grubu olsun, aranjörlüğü, yazarlığı derken beş sebebi verdim gibi oldu ama gerçekten müzik anlamında dolu dolu bir insan. Benim albümden önce de takip etttiğim bir isimdi kendisi, o yüzden albümlü olması umarım hak ettiği değeri görüp daha çok kitleye ulaşmasına sebep olur çünkü müziği çok güzel. Bu albümde de önceden takip ettiğiniz bir isimse eğer, tanıdık şarkılar sizi karşılayacak. İlk single'ı Sarı Söz'ün iki versiyonu başta olma üzere, biz zaten kendisini dinleyenlerin sevdiği şarkılar bu albümde toplandı. Ben başlıkları burada verdim bile ama adet yerini bulsun gelin listemizle neden Cihan Mürtezaoğlu'nu seviyoruz, sevmediysek neden hala sevmiyoruz adlı başlıklarımıza :).



1. Sen Yağmur Dök grubunun üyelerinden biri olması


İlk maddem benim "Seni Görmek İmkansız" gibi kalbimde yaşayan gruplardan biri olan "Sen Yağmur Dök" grubunun ikilisinden biri olması. Bu albümde de "Sarı Söz" şarkısında ikilinin diğer ismi Ezgi Altıner ile sözleri beraber yazmışlar. Bu arada sahi Cihan abicim noldu o iş?



2. Söz Yazarlığı ve Besteleri


Hemen hemen tüm sevmek yazılarında bahsettiğim maddelerden biridir bu. Aslında demek istediğim Cihan abimiz (sürekli abimiz diyeceğim, soyadı çok uzun, özürler olsun) müzisyen. Bundan hallice, birçok müzik aleti çalmasının yanında kendisi yazıp söylüyor, yetmezmiş gibi başka sevdiğimiz isimlerinde albümlerinde kendi söz veya bestelerini görmemiz mümkün. Yetenekli bir abimiz anlayacağınız. Bu arada çok güzel söz yazar. Sizi öyle etkiler ki günlerce etkisinden çıkamazsınız.Albümündeki şarkıların hepsi kendisinin, kayıtlarda da gitarı da kimselere bırakmamış. Düzenlemelerin de çoğunun ona ait olduğunu söylesem artık şaşırmazsınız herhalde :).


3. Güzel bestelerine eşlik eden güzel sesi


Sizi yormayan, içinize işleyen bir sesi var Cihan abimizin. Yine birçok sevmek yazısında yazdığım bir madde fakat kaynaklar diyor ki sesi huzur veriyor insana, şimdi ben nasıl yazmayayım :). Zaten dinlemeden anlayamazsınız, yaşamanız lazım.


4. Bitsin Bu Delilik (2016)


İşte bu yazıyı yazma sebebimiz onun bu güzel albümünü sebep olarak yazmazsak ayıp olurdu. Kendisi muhteşem bir albüm yapmış, ben dinlemelere doyamıyorum. Her şarkısı ayrı güzel, birini bile sevmemezlik yapmayacağınız çok güzel bir iş çıkmış.



5.  Yağmur, Delilik, Deli


İşte bunlar şarkılarının vazgeçilmezlerinden birkaçı :). Siz de hafif deli, yağmur şarkıları severlerdenseniz biraz deliliğe hazır olun :). O bitsin delilik dese de, bizce bitmesin çünkü biz bu deliliği çok sevdik :).


Cihan Mürtezaoğlu Sosyal Medya Hesapları

https://twitter.com/chanmurtezaoglu
https://www.facebook.com/chnmurtezaoglu/?fref=ts
https://soundcloud.com/cihanmurtezaoglu

Öneri Makinesi Sosyal Medya Hesapları

https://twitter.com/onerimakinesi
https://soundcloud.com/ms-m-5
https://www.tumblr.com/blog/mubblr

4 Ocak 2017 Çarşamba

Sevgili Güllük #17

Umarım fark edip sevmişsinizdir :). Yeni yıla girmiş ve blogtaki iki buçuk yıl zamandan sonra biraz değişiklik istedim. Yeni renk yeni başlıkla Öneri Makinesi yayında :). Yeni başlıkta girenler çıkanlar oldu :). Biraz büyüdü, renkler yeni temaya uygun olarak değiştirildi. Falanlar filanlar. Size küçük bana büyük değişiklikler :). Hadi hayırlı olsun :).

Öncesi <3 (benim eserim:))



Şimdiki  (Yine benim eserim :))


3 Ocak 2017 Salı

Sevgili Güllük #16 (Sherlock 2017)

Evettt, geldi gönlümün efendisi. Benedict Cumberbacth'li Sherlock aylarr, yılarr sonra başladı ve ben dün şu saate kadar bekleyip (01.00) şu saate kadar izledim (02.45). Bu saatten sonra sorgulamasın kimse Sherlock sevgimi. Haftaya yine aynı plan, bekliyorum <3



Bölümden önemli başlıklar (izlemeyen okumasın);

- John Watson'ın saçı olay
- Sherlock'un high hali güldürdü
- Bu zamanda Sherlock fikri bir kez daha şükrettirdi
- Güldürdü, sevindirildi
- Görüntü kalitesi yine olaydı
- Mary Watson ölmeseydi saçma olurdu
- Ama neden bir anda böyle bir şey oldu anlamadım
- John yakışmadı, sen de böyle yaparsan
- Sherlock her sözün olay
- Sherlock sen bir yolunu bulur, barışırsın John'la
- John, Sherlock bilerek yapmadı şimdi
- Zaten bana dönecek gibi geliyordu Mary cd'ye kadar
- "Miss me" yazınca bir heyecanlanmadık değil
- Bu arada Moriarty nerede
- Ölü mü değil mi emin olamadım
- Ölü olması daha olası geliyor
- Save John derken neyi kastettin Mary
- Kimden neyden yani
- Mycroft zekana hala hayranım
- Mycroft ciddi olarak favorilerimdeki yerini düşünüyorum
- Ve acaba ilk misin ikinci mi emin olamıyorum
- Kesin ilk üçtesin, orası kesin
- Sherlock özlemişim seni
- Kesin tekrar izleyeceğim
- En baştan mı son bölümü mü hala düşünüyorum

Dipnot: BBC ile aynı anda diye reklam verip bana spoiler okutan TLC, gelecek hafta aynısı olmasın ;)

2 Ocak 2017 Pazartesi

Atıştırmalık #1

Merhabalar, kendiliğinden gelişen yeni bir bölüm icat ettim :). Böyle liste yapmadığım veya uzun uzun yazmadığım ya da yazmak istemediğim öneriler ya da yorumlarım oluyor onlar için böyle kısa kısa bahsetmek istersem bundan sonra burada yazıyorum :). Bazılarını daha sonra açıklayabilirim ama taze taze yazmak da istersem bulunsun kenarda :). Şimdi size en son neler izledim, okudum kısa kısa bir iki cümleyle paylaşayım.

Obsluhoval Jsem Anglického Krále - Jiří Menzel (2006)



İngilizcesi "I Served the King of England" olan, bol göndermeli Çek yapımı bir film. Ben filmi beğendim, dram komedi türünde. İkinci dünya savaşı zamanında ve öncesinde garsonluk yapan, en büyük hayali otel alıp milyoner olmak olan bir adamın 15 yıllık (indirimle 14 yıl+9 ay) hapis cezası sonrası tekrardan özgürlüğe kavuşmasını izleriz. Geçmiş ile şimdi iç içedir ve film muhteşem bir sözle (neden acaba :)) başlar "Şanssız olmam her zaman şansım olmuştu". Ben beğendim, mesajı güzeldi. Çek filmlerine ağırlık vermek istiyorum aslında çünkü çok güzel işler çıkıyor. Eğer sizin de önerileriniz varsa yorumlarda yazın :).

Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları - Tim Burton (2016)



Tim Burton adı geçmese Burton filmi demeyeceğim film. Galler de bir o havayı hissettim ama onun dışında normal bir filmdi. Ne umutlarım vardı da boşa çıktı. En güzel yanı müziklerdi herhalde. Ki bu pek iyi bir şey değil, müzik çok önemli ama başrol film sonuçta. Başrolün oyunculuğunu da beğenmedim, filmde genel olarak beğenmedim oyunculukları tabi Eva Green'i ayrı bir yerde tutuyorum. Bunun dışında ne diyeyim ki. kitabı da sevmedim zaten,filmde eh işte olmuş.

Yalnız Kadınlar Arasında - Cesare Pavese



Kolay okunuyor, kısa kısa bölümler. Kitap iyiydi ama ben "Senin Köylerin"'i daha çok sevdim sanırım. Şimdi de ukitaptaki ilk takasım olarak "Ay ve Şenlik Ateşleri" geldi, onu da merak ediyorum. Yazarı okumak güzel, umarım gelen kitabı da severim. Altını çizdiğim yerlerin birkaçını paylaşayım da adet yerini bulsun :).

"İnsan, giyinip kuşanmak için para kazanan tek hayvan."

"Kendini kurtarmayı beceremeyeni, kimse kurtaramaz."

"En büyük iyilikler bilinmeden yapılır."

"Kimi şeyler onlarsız yaşamayı becerdiğinizde elde ediliyordu."

"Yaşam uzun. Dünyayı da aşıklar kurmadılar. Her doğan gün, yeni bir gündür."

1 Ocak 2017 Pazar

Türk Filmleri #2

Selamlar, nasılsınız? Geçtiğimiz günlerde bu bölümün ilkini yayınladım ve dediğim gibi devamını yayınlamaya devam edeceğim. Ayrıca önerilerinizi de yazmayı unutmayın. Adını duymadığım filmler varsa çıksın ortaya :). Lakin önce birkaç şey söylemek istiyorum, öncelikle şimdi yeni yıla girdik ya blogumun sağ tarafında 201420152016 yazarken yeni bir yıl eklenecek diye çok sevindim <3 Hemen hemen bütün takip ettiğim blogların yeni yılını kutladım, hala kutlamadıklarım varsa aşağıda yorum olarak yazsın şahsen kutlayacağım :). Bunun dışında herkes yeni yıl yazısı yazdı, kimse beni mimlemedi :((Küçük Emrah boynu bükükler müziği beyninizde yankılanabilir:))  tabi ben de nedense alıp yapmadım, üşengeçlikte 2017 zirvede girmek istedim herhalde :), ama benim yeni yılda her şeyden önce ve en çok istediğim şey barış dolu bir dünyada ve ülkede, kimsenin ölmediği bir yerde huzurlu bir şekilde hep beraber yaşamak. Tek dileğim buydu fakat yeni yılın ilk gününde kötü bir haberle uyandık maalesef. Ne diyeceğimi artık bilemiyorum ama yine de insanlığa olan umudumu kaybetmek istemediğimden bu dileğimin gerçek olmasını diliyorum.
Bu listeye gelirsek bu sefer gerçekten 2000 sonrası filmleri yazdım :). Daha doğrusu önerdim. Ayrıntılı olarak incelemeye açık filmlerdir ama bu sefer kısaca bahsettim. Sizin de aranızda izledikleriniz varsa yorum olarak benimle görüşlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Hadi başlayalım :).

1. Zefir - Belma Baş (2010)




Çok güzel bir film, görsellik süper. Sonu filmin içinde ipuçları vermesine rağmen ağzınızı açık bırakacak cinsten.

2. Çoğunluk - Seren Yüce (2010)




Seren Yüce'nin bol ödüllü filmi. Sonuna kadar bu ödülleri hak eden bir film. Bireyin değil çoğunluğun konuştuğu toplumun küçük prototipi çekirdek bir ailenin hayatını izliyoruz ve bu ailenin babasının gölgesinde yaşayan küçük oğlu odak noktamızdır. Yönetmenin yeni filmi "Rüzgarda Salınan Nilüfer"'i hala izlemedim yakın zamanda izlemek isterim.

3. Sarmaşık - Tolga Karaçelik (2015)




Son dönemin en çok adaylığı bulunan hatta "Abluka" ile başa baş giden yine ödüllü bir film. Nadir Sarıbacak'ın oyunculuğuna bayılan biri olarak bu filmde onu izlemek ayrı zevk. Bir tek ondan bahsedip diğer oyuncuların hakkını yemek istemem tabi hepsi çok iyi.

4. Çekmeceler - Caner Alper/ Mehmet Binay (2014)




"Zenne" filminin yönetmenlerinin elinden çıkma Çekmeceler. Bence "Zenne" daha güzeldi fakat bu da iyi bir film. Yine ve yine oyunculuklar çok güzel. Nilüfer Açıkalın ve Tilbe Saran'ı özellikle söylemek isterim fakat genel olarak başarılı. Çekmeceler adı tabi ki tesadüfi değil, baş karakterin psikolojik tedavisi sırasında yavaş yavaş geçmişinin kilitli çekmeceleri açılır ve onu bu sürece getiren olayları izleriz.

5. Bir Zamanlar Anadolu'da - Nuri Bilge Ceylan (2011)




Artık Nuri Bilge Ceylan'ın zamanı gelmişti. İlk listede yoktu eminim Demirkubuz'dan sonra gözleriniz onu aradı lakin göremediniz :). Bu listede olmazsa olmazdı artık. Ben ikisinin de fanatiği değilim ama ikisini de severim lafı dipnotumuz olsun. Bu filme gelirsek de yine oyunculukların konuştuğu bir film. İçinde barındırdığı absürd yanlarını özellikle sevdim.

Çekiliş Sonucu #3

Merhaba canım blog arkadaşlarım, okuyucularım. Nasılsınız? Nasıl geçti geceniz? Umarım herkes sevdikleriyle mutlu huzurlu bir gün geçirmiştir ve tüm dilekleriniz gerçek olur. Bu yeni yılın ilk gününde sizi bekletmek istemedim ve çekilişimi sonuçlandırarak mutlu etmek istedim :). Bildiğiniz gibi ben hediye almaya da vermeye de bayılıyorum, o yüzden bu yılbaşında birçok çekilişe katıldım, kendim de bir çekiliş yaptım. Tek şart blogu takip edip yorum yapmaktı, ek hak için ise paylaştığınız sosyal medyanın linkini yorumunuza eklemekti. Maalesef yine diğer çekilişlerde olduğu gibi takip etmeyip yorum yazanlar, link paylaşmayanlar oldu. Üzülerek bu hakları dahil edemedim ama bu çekilişle bana daha çok yeni bloggerla tanışma fırsatı buldum gibi geldi ki bu muhteşem bir şey. Birçok blogla tanıştık, kaynaştık benim açımdan çok güzeldi. Tabi deeptone'un katkıları da yadsınamaz. Bu arada ben dayanamadım ve ayraçların fotoğraflarını paylaşıyorum çünkü çok tatlı oldular :). İki çift farklı ayraç değil iki yönlü ayraç arkadaşlar :).


Gelelim kazanana, her zamanki gibi birçok kez kontrol ettikten ve 2016'nın son dakikalarına kadar bekledikten sonra listemi hazırladım ve random.org aracılığıyla kazananı belirledim. Kazanan Ben Bir Deli Çocuk. Kendisini tebrik ediyorum. Yorumlarda mail adresini rica edeceğim. Kendisiyle iletişim kurduğumuz zaman da kendisine bir aksilik olmazsa hemen salı günü kitabını yollayacağım. Lakin olur da iletişim kuramaz isek salı gününe kadar liste aşağıdaki gibidir. Güle güle okusun. Başka çekilişlerde görüşmek üzere diyerek bu çekilişi de kapatıyorum.Hadi görüşürüz :).